savaş baltası. 1607'de bugünkü virginia eyaletine gelen ilk ingilizler, burada yaşayan, sonradan "kızılderililerin prensesi" ilan ettikleri pocahontas'ın kabilesi powhatan'larla karşılaştılar.
bu kabilenin tamahaac adını verdikleri taştan yapılmış baltaları vardı. sonraları beyazlar benzer baltaları demirden yapıp kızılderililere satmışlardır ve adına tomahawk dediler.
devamını gör...

validem..
her daim heves kırar.. ve kendini asla sorgulamaz..
devamını gör...

gün ortası evin belli bölgelerine serpişmiş uyuyan kedi bireylerimi paylaştığım başlık.

cokcok
annesinin haydutu. evin büyümeyen çocuğu. herkesle anlaşan herkesle arası iyi olan fakat tehlike gördüğünde geri durmayan bedeni kocaman ruhu miniminnacık bir adam.
kendisi ona yapılan kötülükleri unutup hayata dört patiyle sarılan bir çocuk.


evet malesef çabuk unutuyor. misal vereyim evi süpüreceğim bilirsiniz can hıraş kaçarlar. cokcok önce dünya yıkılıyor gibi kaçar sonra bir bakarsın elektrik süpürgesinin üstünde.
dün veterinere götüreceğim çantayı gördü bir kaçış kaçtı ama köşeyi dönene kadar. döndüğü an bitti. orada oyalanacak başka bir şey bulur ve neden kaçtığını unutu verir.
bazen evde bir yaramazlık olmuştur. ben tabi sinirlenip söylenmeye başlarım. diğerleri beni görür görmez saklanır uzun bir süre çıkmazken. o sadece kapıdan çıkar ve hemen ardında konuşa konuşa geri içeri gelir.

korunaklı bir kedi değildir. dikkatsizdir. mesela dört ayak üstüne düşmeyi pek beceremez. bir keresinde çıktığı dolabın üstünden düşüp bizi veteriner kapılarında bekletmişti.

onu terk edilmiş ve kapısı kapalı camında bir el girecek kadar kırığı olan bir depoda buldum. bir hafta kadar oraya salam, sosis, kedi maması attım. içeride anne yesinde minnağı güzel doyursun diye. gün geçtikçe minnağın feryadı mahalleyi çınlatmaya başladı. deponun sahibini soruşturdum. kimse bilmiyor. malesef ki camı biraz kırdım içeriye ışık tuttum. içersi toz toprak, alçı çimento nasıl berbat bir yer. yerlerde salam, sosis, kedi mamaları...
nasıl ama buraya anne hiç gelmemiş mi bu bebek bir haftadır yalnız mıymış?
o anki panik ve ben ne yapacağım hissiyatı.
napalım efendim yardım aldım kırdık camı. içeriye hemen bir kaba süt döktük bu arada biz içeriye girene kadar o karnını doyursun diye. süt banyosu yaptı garibim.

onu elime ilk aldığımda tüm kemiklerinin sayıldığını gördüm. nasıl zayıf nasıl minik ama o kadar güçlü ki. beni tehlike sanıp sağlam bir ısırık aldı parmağımdan.

sonrasında öğrendimki mahallenin cadolozunun yavrusymuş. engelli olduğunu anlayınca onu orada ölüme terk etmiş. diğer ikisini büyüttü tabi aslında mükemmel bir anne. hala mahallemizin kraliçesi ama konu yetemeyeceğini düşündüğü engelli bir çocuk olunca telaşa kapılıp onu terk etmiş.

cokcok farklı bir kedi. hayata bazen onun baktığı yerden bakıyorum. umursamıyor, aldırmıyor, seviyorsa istiyorsa itsen bile geri geliyor. annesine aşık, insanlara aşık...

bu arada adı neden cokcok, çünkü bebeklikten 2 yaşına kadar benim ellerimi emdi. emmediği, izin vermediğim zamanlar hep ağlandı. bakmayın çok gururludur da bir keresinde kalbini kırmış olacağım ki 2 gün ne yaptıysam yanıma gelmedi. yahu ne yapayım emmesin unutsun diye kendimden uzak tutmaya çalıştım azcık kızmış olabilirim. o pamuk kalbi pıt oldu.

çok seviyorum onu. canım gibi, canımdan daha çok gibi... ama çok şanslıyım ki o da beni. dinazor çocuğum benim, iyikim...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
casper
evin beyefendisi, kibar oğlu, asalet timsali...
yakışıklı bıdığı... bebekliğinden beri bende. parayla satmaya çalışan bir arkadaşımın elinde patlayan ve bana gelen dünya güzeli. küçükken tüyleri bir garipti. ondan kimse beğenmemiş yahu iyikide beğenmemiş. can o can.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bety
savaşçı, huysuz ama pamuk kalplim.
6 aydır bizle. kanser tedavisi görüyor.
kışın karda buldum o gün bugün benim çiçekli kızım. çiçekleri minikledi tabi. tedavisi güzel gidiyor. sıcaklar biraz azalsın ameliyatını olacak ve o günleri geride bırakacak.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bizden şimdilik bu kadar sahi sizden ne haber?
devamını gör...

aylar içerisinde dalgalanmalar olsa da seneye bu zaman yükseldiğinde editleyeceğim başlık. altın kısa vade yatırım aracı olmaktan çok uzun vadeli yatırımlarda tercih edildiğinde muhakkak kar getirisi yüksek olacaktır. 2017 ekim ayında altının gramı 120 tl civarında iken 2021 günümüz itibariyle 408 tl civarındadır.
devamını gör...

bu kitap gelecek turkiyesini anlatıyor gibi gelmişti bana okuduğumda.
yavaş yavaş oluyor da.
devamını gör...

fi tarihli bir galatasaray maçından kalma; "vurursa gol, vuruyor aut!" şeklinde gayet öngörülü bir söylem sahibi olan süper geyik spiker, sunucu.

rıdvan dilmen için de oynadığı zamanlarda;
"rıdvan o topa taksi tutsa yetişemez!" demişliği vardır.
devamını gör...

bir kesim var 'naber ya' desen cevap olarak çoklu evrenler teorisinden bahsediyor. ya tamam onu da konuşalım da baba hiç mi bulgur yemedin diyesi geliyor insanın. ara sıra boşun da olması iyidir dediğim başlık.
devamını gör...

hani böyle direkt gözünüzle görürsünüz ya da elinizde ispat vardır ama karşı taraf hala sizi aptal yerine koyup yalan söylemeye devam eder ya işte o yalanlar en sinir olduklarım. bari itiraf et daha fazla rezil olma.
devamını gör...

weber’e göre rasyonelleşme aracılığı ile dünya büyülerinden arındırılmıştır. toplumsallaşmanın ürettiği değerler ile bireyin kendisi için belirlediği değerler arasında bir uyuşmazlık söz konusudur. rasyonel karar verme açısından üretilmiş toplumsallaşma, bireyin rasyonel olmayan doğasını, yani arzularını, sevgilerini, tutkularını baskı altına almaktadır.
weber, toplumsallaşmanın ürettiği değerleri geri dönüşü olmayan bir süreç olarak tanımlar ve buna “demir kafes” adını verir.
“şimdiye kadar insanlar tarafından ... ciddiye alınmış dünyanın büyüsünü yitirmiş olması, bu dünyaya yabancılaşmış" bireyin özgür ve özerk olduğu iddiası için handikaptır. nesnelleşmiş bir dünyada birey, her türlü anlamdan soyutlanmış bir değerler alanına, kendi iradesi ve kararı ile bir anlam atfetmek, aklın böldüğünü kendi iradesiyle bütün hâline getirmek durumundadır. birey için önceden belirlenmiş hiçbir anlam yoktur çünkü.
demir kafes 'in içinde bireyin özgürlüğü vardır.

orada duruyor işte, görüyor ve etrafından yürüyüp geçiyorum o ateşten kanatların. ayaklarımı kontrol edebiliyorum ama gözlerimi değil. orada ve ben görüyorum. ona bakmadığım anlarda da orada duruyor. çığ gibi büyüyor bakmadıkça! sessiz, telaşsız bekliyor beni. bir ağacın dallarını güne ve geceye serip meyveye durması gibi beklemesi.
insan aklıyla korkuyor ama kalbiyle değil! olduğum gibi olamamak öldürüyor beni. gerçek ve güzel bir yaşamın içinde değilim, o benim içimde.
farz edin ki yokum ben. rüyanıza geldim ve size oradan, bir rüyanın içinden fısıldıyorum bu satırları. uyandığınızda unutacağınız anlaşılmaz sözler ediyorum
.

gerçek değilim, sizler kadar.

aynı duvarlardan yapılmış odalar. kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölümü kusuyorum!

gülüp geçebilir miyim halimize? çok isterdim bunu. içimdeki şaşkın çocuk görevini başarıyla yerine getiriyor doğrusu.
az zaman önceydi. o karede gülümsemiştim. iri bir yalnızlıkla kuşattım kendimi sonra. bunu başardım.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2007 yılından beri annesizim.
alışılmıyor, kanıksanmıyor, unutulmuyor.

öylece orada duruyor.

canım yansa, başım sıkışsa kullanabileceğim bir kelimem yok, her halimle beni seven tek insan artık yok.
güzel, değişik, hafif deli bir kadındı, çok güçlü, çok inat, çok korumacı.

kardeşler arasından onun o çoğu zaman boğucu korumasından ilk ve tek kurtulan ben oldum, o yüzden bana hem çok kızar hem de alttan alta saygı gibi bişi duyardı, şimdi hayatta olsa "aferin lan hıyar" derdi bak, ondan da eminim..*

özledim kız seni be anne, bu yaşta hem de?

neyse..

sözlükteki tüm annelerin, tüm kadınların anneler gününü kutlarım.

çok yaşayın!
devamını gör...

%99.9 yalan olmadığını tahmin de etsek, yine de aklımıza geldiğinde cevabını veremediğimiz soru.

"1 oyu ikiniz verdiyseniz benim oyum nereye gitti?" sorusuna benzer biraz da. madem herkes "okumak için de olsa buradayım" diyor, bu soru "o halde oylamalarda bile neden hep aynı isimler var?" merakını uyandırır.

yazan da oylayan da 20 kişi falandır sanırım ortalama. hiçbirimiz geri kalan ortalama 280 kişinin ilgi alanına hitap etmiyoruz demek ki... yani tabi ki zorlamakla olacak iş değil ama yine de garip geliyor insana uzun vadede.

ya da 2. ve daha olası senaryo şu: gerçekten ilgi alanında yazan birkaç kişiyi bulan kişi, yeni yazar arayışına girmiyor ve onları takip etmekle yetiniyor. onların yazdıkları da genel olarak kitap, müzik, tematik gibi başlıklara girdiğinden, benim gibi daha çok akışı takip edenler, varlıklarından haberdar olmuyor. galiba bu daha mantıklı.

edit: arkadaşın biri nickaltıma "hem oy önemli değil diyor, hem çetelesini tutuyor, üzerinde düşünüyor. samimiyetsiz" yazmış. bunu bilmek için çetele tutmaya gerek yok; bildirimlerde görüyoruz aynı insanların oyladığını. başka yazarlar da aynı durumdan şikayetçi olmuş, ben de bunu dile getirdim. "niye bana oy vermiyorsunuz?" demedim. üzerinde uzun uzadıya düşünülecek bir şey de değil ayrıca. o an aklıma geleni yazdım. samimiyetimiz bununla ölçülecekse vay halimize!

öldürüyor beni bu tek taraflı düşünce yapınız...
devamını gör...

'toprak fethedenin malıdır' diyerek anadolu'nun türk yurdu olmasını kolaylaştıran komutandır.
devamını gör...

en sevdiğim, edebiyatımızın en nahif yazarının doğum günü 25 şubattı. bugün yeni yaşının ilk günü!

bazı duygu ve düşünceleri anlatmaya kelimeler yetmez çoğu zaman. sadece, çok seviyorum demek istersin. "onu en çok ben seviyorum," gibi belki de bencilce bir cümle çıkar ağzından.

iyi ki doğdun ilkbahar, doğa, hayvan ve insan aşığı sabahattin ali! seni en çok seven ben olmak istiyorum. bugünlük, yeni yaşının ilk günü hatırına olabilir miyim?

"tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim..."
devamını gör...

yakan okurken beyin başlık.
devamını gör...

günümüze ait de çok şey bulacağımız bir eserdir. yazar içimizdeki küçük adamlara seslenirken, kitabı bitirdiğinizde de etrafınızda ne kadar çok küçük adam varmış onu farkediyorsunuz.

kitaptan bir alıntı bırakalım:

"başka bir biçimde yaşayabileceğini düşünmeye cesaret edemiyorsun: koyun gibi güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık açık sevebilmek düşüncelerine yer vermiyorsun kafanda. kendini küçümsüyorsun, küçük adam..."
devamını gör...

münacaat
bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.

hata yapmak
fırsatını adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

çeşme var,kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.

gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da
gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.

gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.

oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış,bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.

bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı,bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.

şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?

ismet özel
devamını gör...

yanlış telaffuz etmekten hoşlandığım kelime olmadığını keşfetmemi sağlayan başlık.

tanımlarda yanlış telaffuz edilen kelimeleri istemsiz bir şekilde kendi içimde dogru telaffuz ettim. ne diyorduk buna, etiketleyelim haydi; entel mi?*
devamını gör...

bir insanın ne kadar şanssız ne kadar talihsiz olduğunu anlatmak için kullanılan ve çölde denk gelinen kutup ayısının bir diğer versiyonu olan sözün ilk kısmıdır.

günlük hayatımda ne çok kullandığım sözlerden biridir. zira ben bu sözü çok sık kullanacak kadar şanssız ya da talihsiz olabiliyorum. daha önce çocukluğumda kendi zeka seviyem yüzünden yaşadığım ve dünyada çok az kişinin başına gelmiş olabilecek saman balyası olayından bahsetmiştim.

bu söze ilk kez 2008 yılında izlediğim ve vasat bulmama rağmen bir yandan da eğlendiğim murat şeker’in yönettiği, başrollerinde sarp apak, gürgen öz ve tuba ünsal’ın oynadığı, daha sonradan ün konusunda alıp yürüyen serenay sarıkaya’nın ise bir görünüp kaybolduğu plajda filminde rast gelmiştim. bu sözü filmde sarp apak’ın canlandırdığı karakter söylemekte idi.

sözün devam kısmında çocukluğumuz kahramanlarından birinin adının geçiyor oluşu çok önemli ve ruha dokunur olsa da bu kahramanın bahsedilen kısmı o kadar da hoş değil.

çölde su ararken ütü bulan talihsiz bir insan voltran’ı oluşturduğunda da kafiye gereği mecburen neresi olacaktır tahmin edebilirsiniz.
devamını gör...

deadpool haruncanın sesinden bir başka film.
devamını gör...

(bkz: siya siyabend)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim