bir şeyin ondan vazgeçince gerçekleşmesi
arzu ettiğin şeyler, beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. bu, hayatın ''sen bakarken soyunamıyorum.'' deme şeklidir.
- shutter ısland.
- shutter ısland.
devamını gör...
korku
her korku kaybetme korkusudur. olmekten korkan insan, hayatini kaybetmekten korkar; fakir kalmaktan korkan insan, sahip oldugu hayat kosullarini kaybetmekten korkar; yalniz kalmaktan korkan insan, etrafindaki insanlari kaybetmekten ve etrafindaki insanlarin ona sagladiklarini kaybetmekten korkar... bu durum insanin devamli korku icinde yasamasina neden olur. ne zaman ki insan, sahip oldugunu zannettigi hicbir seye aslinda sahip olmadigi ve her seyin gelip gecici oldugunu anladigi vakit, bu korkularindan kurtulur.
ancak, gunumuz dunyasinda, bu hic kolay degil cunku kapitalist toplumlarda, insan kim oldugu degil, sahip oldugu seylerle tanimlaniyor. insan, ne kadar cok seye sahipse kendini o kadar gercek hissediyor. bu sahip olma durumu insan iliskilerini bile enfekte etmis durumda. insan, arkadasina, sevgilisine sahibiymis gibi davraniyor. sanki, bir insan alip kaybedilebilecek bir esyaymis gibi. bundan mutevellit, modern insanin hayati korkmak ile geciyor. insan sadece ekonomik anlamda degil sosyal anlamda da kaybetmekten korkuyor. insan, hayatina giren her seyi sahip oldugu bir seymis gibi gormenin yani sira kaybedebilecegi bir sey olarak da goruyor. bu yuzden, insan bir taraftan kaybedebilecegi seyler icin korkarken, bir taraftan da kaybettigi seyler icin ofke duyuyor. bu da insanin, devamli korku ve ofke icinde yasayan bir varliga donusmesine yol aciyor.
ancak, gunumuz dunyasinda, bu hic kolay degil cunku kapitalist toplumlarda, insan kim oldugu degil, sahip oldugu seylerle tanimlaniyor. insan, ne kadar cok seye sahipse kendini o kadar gercek hissediyor. bu sahip olma durumu insan iliskilerini bile enfekte etmis durumda. insan, arkadasina, sevgilisine sahibiymis gibi davraniyor. sanki, bir insan alip kaybedilebilecek bir esyaymis gibi. bundan mutevellit, modern insanin hayati korkmak ile geciyor. insan sadece ekonomik anlamda degil sosyal anlamda da kaybetmekten korkuyor. insan, hayatina giren her seyi sahip oldugu bir seymis gibi gormenin yani sira kaybedebilecegi bir sey olarak da goruyor. bu yuzden, insan bir taraftan kaybedebilecegi seyler icin korkarken, bir taraftan da kaybettigi seyler icin ofke duyuyor. bu da insanin, devamli korku ve ofke icinde yasayan bir varliga donusmesine yol aciyor.
devamını gör...
takipçi
kaymak seni takip ediyor mu? 1500 gaymeye gerek yok! hemen bir turuncu uzağındayım yazın takip edip etmediğimi öğrenin. kısa süreli "etmiyorsam da ederim alüminyum!" kampanyamızı da kaçırmayın. kaymak takip bürosu, giderken sağda gelirken solda.
devamını gör...
boyner’in 8 mart dünya kadınlar günü reklamı
“bu indirimlere kayıtsız kalamayacaksınız; ‘namus indirimi’, ‘kravat takma indirimi’, ‘evden erkek sesi geliyordu indirimi” şeklinde devam ederek kadın cinayeti davalarında uygulanan indirim sebeplerini ele aldı.
2020 yılında türkiye’de 300 kadın öldürüldü.
verilen cezalarda anlaşılması güç indirimler uygulandı.
suçlular bu indirimden yararlanamadığında kadınlar günü kutlu olacak.
istanbul sözleşmesine kulak verin.
#lutfenindirmeyin
altına imzamı atıyorum, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. çok nokta atışı bir farkındalık projesi olmuş.
buradan
2020 yılında türkiye’de 300 kadın öldürüldü.
verilen cezalarda anlaşılması güç indirimler uygulandı.
suçlular bu indirimden yararlanamadığında kadınlar günü kutlu olacak.
istanbul sözleşmesine kulak verin.
#lutfenindirmeyin
altına imzamı atıyorum, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. çok nokta atışı bir farkındalık projesi olmuş.
buradan
devamını gör...
dünyayı kurtaracak formül
okumak & sevgi
devamını gör...
eski sevgilinin yeni sevgilisinin eski sevgilisiyle sevgili olmak
tüm tarafların kafasını karıştıracak bir hamle.
devamını gör...
evrim teorisinin çürümüş olması
evrime bir şekilde mesafeliyseniz sizi modern biyoloji biliminin tuvaletine bile almazlar bırak çökmesini.
devamını gör...
en güzel teoman şarkısı
aşk kırıntıları
"...inan çok çalıştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için. neyim var ki sanki senden başka?"
"...inan çok çalıştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için. neyim var ki sanki senden başka?"
devamını gör...
gereğinden fazla rüya görmek
sigarayı yeni bırakan kişilerde sıklıkla karşılaşılan bir durum. bende şahsen olmuştu her gece üç dört farklı fantastik rüya görüyordum.
devamını gör...
ukdelerini kendi dolduran yazar
bendenizden bir başkası değildir. mücbir sebeplerden dolayı sizlere kalbim kadar tertemiz bir başlık sayfası bırakıyorum. bazen konu hakkında yetkin olmadığımdan, bazen sizin fikrinizi merak ettiğim için, bazense ileride kendim doldurmak üzere bir iz bırakmak için...
sırf siz canım yazarlar güzel tanımlarınızı doldurasınız diye ukde bırakıyorum. ancak siz doldurmayınca benden günah gidiyor.
bu harika ukdeleri benim doldurmamı istemiyorsanız hemen kokpit menüsündeki ukde butonundan sizleri ukdelerin altlarını doldurmaya davet ediyorum.
kıps.
sırf siz canım yazarlar güzel tanımlarınızı doldurasınız diye ukde bırakıyorum. ancak siz doldurmayınca benden günah gidiyor.
bu harika ukdeleri benim doldurmamı istemiyorsanız hemen kokpit menüsündeki ukde butonundan sizleri ukdelerin altlarını doldurmaya davet ediyorum.
kıps.
devamını gör...
insanın içini açan şarkılar
başladığı an ilk tıngırtıda
insanın içini açan,
gribini geçiren,
hüznünü dağıtan,
yüzünü güldüren şarkılardır.
arabada çıstak çıstak dinlemelik,
temizlik yaparken hız yapmalık,
yürüyüşte ağzı kulaklara çıkarmalık,
fingirdek şarkılardır.
mehmet erdem
bir elmanın iki yarısı
bu gün beni açtı mesela.
insanın içini açan,
gribini geçiren,
hüznünü dağıtan,
yüzünü güldüren şarkılardır.
arabada çıstak çıstak dinlemelik,
temizlik yaparken hız yapmalık,
yürüyüşte ağzı kulaklara çıkarmalık,
fingirdek şarkılardır.
mehmet erdem
bir elmanın iki yarısı
bu gün beni açtı mesela.
devamını gör...
doludizgin yıllar
osman sınav'ın yapımcılığını, yiğit güralp'in senaristliğini yaptığı bir televizyon dizisi.
ilk bölümü 6 ağustos 2008 tarihinde atv'de yayımlanan dizi, düşük reyting aldığı gerekçesiyle 8.bölümden sonra yayından kaldırılmıştır. ilk sezon 8 bölüm sürmüştür. daha sonra trt 1'de oyuncu selen seyven'in ayrılıp yerine ipek karapınar'ın girmesiyle 38 bölüm daha sürmüş ve 47. bölümde final yapmıştır. dizinin başrollerinde osman sınav'ın oğlu yusuf ömer sınav, (bkz: selen seyven),(bkz: erdal cindoruk),(bkz: arda kural),(bkz: oğuzhan yıldız),(bkz: hüseyin soyaslan),
(bkz:ipek karapınar) gibi oyuncular yer almıştır.
barış yusuf ömer sınav karakteri; dizinin asi,zengin ve şımarık karakteridir. annesinin ve babasının sözünü dinlemez. hayattaki tek amacı motorlara olan ilgisi ve hız tutkusudur. bu tutkusu yüzünden yaralanmadan kurtulan barış, aile dostu adil babanın at çiftliğinde işe başlar. yeni ortam, yeni insanlar onu değiştirecektir. motorlarda bulamadığı hız tutkusunu at binerek alır ve artık onun her şeyi atlar olmuştur. ilk aşkını da bu çiftlikte tanıyacaktır.
gülşen selen seyven; dizinin ağır ablası, ve küçüklüğünden beri babasıyla büyüyen gülşen, barış'la ilk başlarda hiç anlaşamaz fakat daha sonradan barış'la sevgili olur. selen seyven'in dizi çekimlerinde kavga çıkarması diziden ayrılmasına neden olur. yerine ipek karapınar girer ve dizinin ilerleyen bölümlerinde gülşen karakterini canlandırır.
at çiftliğine alışmaya başlayan barış, orda feraye, bekir, aliço ile arkadaş olur. nefret ederek gittiği çiftlik artık onun evi olur ve bir daha şehirdeki evine dönmez.
ilk bölümü 6 ağustos 2008 tarihinde atv'de yayımlanan dizi, düşük reyting aldığı gerekçesiyle 8.bölümden sonra yayından kaldırılmıştır. ilk sezon 8 bölüm sürmüştür. daha sonra trt 1'de oyuncu selen seyven'in ayrılıp yerine ipek karapınar'ın girmesiyle 38 bölüm daha sürmüş ve 47. bölümde final yapmıştır. dizinin başrollerinde osman sınav'ın oğlu yusuf ömer sınav, (bkz: selen seyven),(bkz: erdal cindoruk),(bkz: arda kural),(bkz: oğuzhan yıldız),(bkz: hüseyin soyaslan),
(bkz:ipek karapınar) gibi oyuncular yer almıştır.
barış yusuf ömer sınav karakteri; dizinin asi,zengin ve şımarık karakteridir. annesinin ve babasının sözünü dinlemez. hayattaki tek amacı motorlara olan ilgisi ve hız tutkusudur. bu tutkusu yüzünden yaralanmadan kurtulan barış, aile dostu adil babanın at çiftliğinde işe başlar. yeni ortam, yeni insanlar onu değiştirecektir. motorlarda bulamadığı hız tutkusunu at binerek alır ve artık onun her şeyi atlar olmuştur. ilk aşkını da bu çiftlikte tanıyacaktır.
gülşen selen seyven; dizinin ağır ablası, ve küçüklüğünden beri babasıyla büyüyen gülşen, barış'la ilk başlarda hiç anlaşamaz fakat daha sonradan barış'la sevgili olur. selen seyven'in dizi çekimlerinde kavga çıkarması diziden ayrılmasına neden olur. yerine ipek karapınar girer ve dizinin ilerleyen bölümlerinde gülşen karakterini canlandırır.
at çiftliğine alışmaya başlayan barış, orda feraye, bekir, aliço ile arkadaş olur. nefret ederek gittiği çiftlik artık onun evi olur ve bir daha şehirdeki evine dönmez.
devamını gör...
mösyö
bir jean-philippe toussaint romanıdır.
bir evde teras varsa o ev daha yaşanmaya değer bir ev olur benim gözümde. teras bütün yüklerden kurtulup yalnız kalabileceği bir yerdir inziva seven insanlar için.
bir anti-kahraman olan mösyö de benimle aynı fikirde. çok dikkatini çekmeyen ama sessiz sakin var olmaya devam eden nişanlısı, aklını meşgul etmeyen ve sadece para kazanamasına vesile olan bir işi ve sadece zorunlu bir arkadaşlık sürdürdüğü komşusu ile mecburi ilişkiler sürdürür ve bunların tamamı onun için ezici birer yüktür.
mösyö kimsenin dikkatini çekmek istemez, insani hırsları yoktur, bir şey için azim sergilemek derdine düşmez, ilerisi için herhangi bir planla zihnini yormaz, gerçeklik ise onun en büyük düşmanıdır. sıradan ve sakin bir yaşam ister mösyö. insani bütün ilişkilerin talepkar olduğu konusunda sarsılmaz bir yargısı vardır.
acını olmadığı yerdeki zevki ve zevkin olmadığı yerdeki acıyı düşünür bolca. ve bunu terasta yapar. yalnız başına. kimseyi istemez, kimseye ihtiyaç duymaz. ta ki bir partide tanıştığı o kadına aşık olana kadar.
şimdi mösyöye sormak isterim:
aşk, deniz gören evdeki teras mı?
bir evde teras varsa o ev daha yaşanmaya değer bir ev olur benim gözümde. teras bütün yüklerden kurtulup yalnız kalabileceği bir yerdir inziva seven insanlar için.
bir anti-kahraman olan mösyö de benimle aynı fikirde. çok dikkatini çekmeyen ama sessiz sakin var olmaya devam eden nişanlısı, aklını meşgul etmeyen ve sadece para kazanamasına vesile olan bir işi ve sadece zorunlu bir arkadaşlık sürdürdüğü komşusu ile mecburi ilişkiler sürdürür ve bunların tamamı onun için ezici birer yüktür.
mösyö kimsenin dikkatini çekmek istemez, insani hırsları yoktur, bir şey için azim sergilemek derdine düşmez, ilerisi için herhangi bir planla zihnini yormaz, gerçeklik ise onun en büyük düşmanıdır. sıradan ve sakin bir yaşam ister mösyö. insani bütün ilişkilerin talepkar olduğu konusunda sarsılmaz bir yargısı vardır.
acını olmadığı yerdeki zevki ve zevkin olmadığı yerdeki acıyı düşünür bolca. ve bunu terasta yapar. yalnız başına. kimseyi istemez, kimseye ihtiyaç duymaz. ta ki bir partide tanıştığı o kadına aşık olana kadar.
şimdi mösyöye sormak isterim:
aşk, deniz gören evdeki teras mı?
devamını gör...
evde beslemek istenilen yabani hayvanlar
yunus. sanırım önce havuzlu villaya taşınmam gerekecek.
devamını gör...
popülaritesini hak eden filmler
imdb ye göre de esaretin bedeli. (the shawshank redemption) .
devamını gör...
şeytan diyor ki
yanaş şuna*
(bkz: serdar ortaç)
şaka bir yana, aslında içimizden geçirdiğimiz ve genel olarak hoş karşılanmayacak şeylerin suçunu şeytana attığımız bahane cümlesidir.
(bkz: serdar ortaç)
şaka bir yana, aslında içimizden geçirdiğimiz ve genel olarak hoş karşılanmayacak şeylerin suçunu şeytana attığımız bahane cümlesidir.
devamını gör...
adalet
çok ikircikli bir kavram. özellikle sosyal açıdan.
hukuki açıdan bir değerlendirme yapmayacağım bu metinde. zaten haddime de değil. insan ilişkilerindeki adalet, ahlak-adalet kavramları arasındaki ilişki belki biraz da sosyal adalete değinmeye çalışacağım. bunun için hukuk bilmeye gerek yok. sanırım. aslında olabilir yaa, bilemedim. yazarak çalışmayı seviyorum.
kişinin kendini "yargılaması" ile ilgili çok düşünüyorum, okuyorum, çalışıyorum bu ara. terapistim düşmüyor yakamdan sağ olsun. vardır bir bildiği. kendime aldığım notlar, bu konudaki bakış açımı büyük ölçüde etkilemiş kimi feylesoflarımın (evet benim, çünkü anladığım kadarlar) metinleri ve yeni okumalar ile baya bildiğin mesai harcıyorum. bilgileri güncellemek iyidir. tgg. ama dikkat etmeli, oturmuş kavramlarınız için tehlike çanlarını çalar. bazen sil baştana bile götürür, yapacak bir şey yok. aslında tabi ki hala yoldayım ancak hala adalet kavramını, kişinin ne kadar aksi için uğraşsa da kendine yorduğu bir noktadan uzakta tutamayacağını bu yüzden de kendi ahlak anlayışıyla bu durum arasında oluşan ve her yeni gündemle açılan makasın açtığı boşlukta duvardan duvara vurmaya devam edeceğini düşünmeye devam ediyorum. doğrularınız, sizi insan yapan bencilliğinizle bitmek bilmeyen bir çelişkiler yumağının merkezi yaparken sizi ne kadar sakin ve vakur olabilirsiniz ki... bir noktada öfkelenmeye başlıyorsunuz. belki de yetmiyor bu kadar mesai, artırmalıyım; kendi sil baştanımın çok uzağındayım. hala bu kadar kızgın olduğuma göre kendime.
evet oturmuş bir ahlaki yapınız varsa adaleti sadece "kendinize kadar" şekilde tanımlamazsınız. bağırır çağırırsınız adalet için, hak için, eşitlik için. samimiyetle, içinizden gelerek, taşarak, en yüksek tonunuzdan! ama adaleti çoğu zaman kendimize kadar yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz sahiden de bizi de kapsayan durumlarda arkadaşlar? içimizden bencil bir canavar taşıp ele geçirmiyor mu adil olmak işimize gelmediğinde benliğimizi? durun kızmayın, anlatıyorum. kendinizi eleştirmekten hatta bunu sizi seven, gözeten insanları kızdıracak kadar kendinize vurarak yapmaktan korkmayan bir insan olmanız adil olmanın yemediği durumlarda kendi ahlak anlayışınızı çöpe atmanıza engel olmuyor, olmayabiliyor. sevdiğiniz insanlar zarar görmesin, üzülmesin diye sokaktan geçen herhangi biri için yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz. herkese eşit davranmıyorsunuz. kendi annenizi dünyadaki diğer annelerden daha çok seviyorsunuz. en çok kendi babanız öldüğünde yanıyorsunuz. tamam bunlar tabi ki çok uç örnekler. sevgi, bağlılık, fedakarlık, acı çekmek... tüm bunlar adaletten, herkese eşit mesafede olmaktan çok daha başka parametreler de içeriyor ama tümevarmak da gerekiyor bir yandan yanılıyor muyum? en temel noktalardan başlamalısınız bir konuda düşün, yaşam stili belirlemek için. en uç gibi görünen en çarpıcı örneklerden. onları da en azından bir ölçüde kapsamazsa bir bütünlükten, bir “her ihtimalde” durumundan söz edemezsiniz.
ben, ben, ben. ama ben'e bile adil olamıyorsunuz. herkese aynı mesafede durmak, herkes için her durumda aynı şeyi yapacak ya da yapmayacak kadar adil olmak mümkün mü sahiden? soru bu. size benzemeyen insanlar için de adalet isteyebiliyor ve bunu gerçekten hissederek savunabiliyorken siz adaletsizliği temsil edebiliyorsunuz özel yaşantınızda. ahlak anlayışınızın sizi emsalsiz şekilde yargılayabileceğini bildiğiniz durumlarda bile insanlara ve ben'e haksızlık yapabiliyorsunuz şartlar sizi buna mecbur hissettirdiğinde. çilem doğan'ın savunma metnini okuyup "o bir katil, çünkü haklılık katli meşru kılmaz" derken kendinizi zorlamanız gerekebiliyor. lgbti+ haklarını savunurken, evinizi 6 ay boyunca gay bir arkadaşınıza açarken gelecekteki çocuğum umarım bir kuir olmaz diyebiliyorsunuz.
iyi bir insan olmak çok zor. ama iyi. öylesine iyi değil.
hukuki açıdan bir değerlendirme yapmayacağım bu metinde. zaten haddime de değil. insan ilişkilerindeki adalet, ahlak-adalet kavramları arasındaki ilişki belki biraz da sosyal adalete değinmeye çalışacağım. bunun için hukuk bilmeye gerek yok. sanırım. aslında olabilir yaa, bilemedim. yazarak çalışmayı seviyorum.
kişinin kendini "yargılaması" ile ilgili çok düşünüyorum, okuyorum, çalışıyorum bu ara. terapistim düşmüyor yakamdan sağ olsun. vardır bir bildiği. kendime aldığım notlar, bu konudaki bakış açımı büyük ölçüde etkilemiş kimi feylesoflarımın (evet benim, çünkü anladığım kadarlar) metinleri ve yeni okumalar ile baya bildiğin mesai harcıyorum. bilgileri güncellemek iyidir. tgg. ama dikkat etmeli, oturmuş kavramlarınız için tehlike çanlarını çalar. bazen sil baştana bile götürür, yapacak bir şey yok. aslında tabi ki hala yoldayım ancak hala adalet kavramını, kişinin ne kadar aksi için uğraşsa da kendine yorduğu bir noktadan uzakta tutamayacağını bu yüzden de kendi ahlak anlayışıyla bu durum arasında oluşan ve her yeni gündemle açılan makasın açtığı boşlukta duvardan duvara vurmaya devam edeceğini düşünmeye devam ediyorum. doğrularınız, sizi insan yapan bencilliğinizle bitmek bilmeyen bir çelişkiler yumağının merkezi yaparken sizi ne kadar sakin ve vakur olabilirsiniz ki... bir noktada öfkelenmeye başlıyorsunuz. belki de yetmiyor bu kadar mesai, artırmalıyım; kendi sil baştanımın çok uzağındayım. hala bu kadar kızgın olduğuma göre kendime.
evet oturmuş bir ahlaki yapınız varsa adaleti sadece "kendinize kadar" şekilde tanımlamazsınız. bağırır çağırırsınız adalet için, hak için, eşitlik için. samimiyetle, içinizden gelerek, taşarak, en yüksek tonunuzdan! ama adaleti çoğu zaman kendimize kadar yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz sahiden de bizi de kapsayan durumlarda arkadaşlar? içimizden bencil bir canavar taşıp ele geçirmiyor mu adil olmak işimize gelmediğinde benliğimizi? durun kızmayın, anlatıyorum. kendinizi eleştirmekten hatta bunu sizi seven, gözeten insanları kızdıracak kadar kendinize vurarak yapmaktan korkmayan bir insan olmanız adil olmanın yemediği durumlarda kendi ahlak anlayışınızı çöpe atmanıza engel olmuyor, olmayabiliyor. sevdiğiniz insanlar zarar görmesin, üzülmesin diye sokaktan geçen herhangi biri için yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz. herkese eşit davranmıyorsunuz. kendi annenizi dünyadaki diğer annelerden daha çok seviyorsunuz. en çok kendi babanız öldüğünde yanıyorsunuz. tamam bunlar tabi ki çok uç örnekler. sevgi, bağlılık, fedakarlık, acı çekmek... tüm bunlar adaletten, herkese eşit mesafede olmaktan çok daha başka parametreler de içeriyor ama tümevarmak da gerekiyor bir yandan yanılıyor muyum? en temel noktalardan başlamalısınız bir konuda düşün, yaşam stili belirlemek için. en uç gibi görünen en çarpıcı örneklerden. onları da en azından bir ölçüde kapsamazsa bir bütünlükten, bir “her ihtimalde” durumundan söz edemezsiniz.
ben, ben, ben. ama ben'e bile adil olamıyorsunuz. herkese aynı mesafede durmak, herkes için her durumda aynı şeyi yapacak ya da yapmayacak kadar adil olmak mümkün mü sahiden? soru bu. size benzemeyen insanlar için de adalet isteyebiliyor ve bunu gerçekten hissederek savunabiliyorken siz adaletsizliği temsil edebiliyorsunuz özel yaşantınızda. ahlak anlayışınızın sizi emsalsiz şekilde yargılayabileceğini bildiğiniz durumlarda bile insanlara ve ben'e haksızlık yapabiliyorsunuz şartlar sizi buna mecbur hissettirdiğinde. çilem doğan'ın savunma metnini okuyup "o bir katil, çünkü haklılık katli meşru kılmaz" derken kendinizi zorlamanız gerekebiliyor. lgbti+ haklarını savunurken, evinizi 6 ay boyunca gay bir arkadaşınıza açarken gelecekteki çocuğum umarım bir kuir olmaz diyebiliyorsunuz.
iyi bir insan olmak çok zor. ama iyi. öylesine iyi değil.
devamını gör...


