arthur miller'in büyücülük üzerine yazdığı ve konusu 17 yy.'da salem'de geçen oyun'udur.
devamını gör...

isim verip övmek istemiyorum.
devamını gör...

evet. bir gözlüklü şirin taraftarı olarak size ateşli bir şekilde savunacağım görüşüm bu.

efendim malumunuz güzel şirin köyümüzü uzunca bir süredir şirin baba yönetmektedir. fakat şirin babanın da vakti geldiğinde koltuğu bırakması gerekecek. bırakmasa bile geçkin yaşından ötürü pek uzak olmayan bir zamanda şirin cennetine şirinlenecek.

peki sonra?

çoğunuzunun gözlüklü şirine karşı pozitif duygular beslemediğinizi biliyorum. ama gelin şirin şapkalarımızı önümüze koyup bir düşünelim. hatta bunun bir provası olarak şirin babanın köyde olmadığı zamanları gözümüzün önüne getirelim..
taşkınlıklar yapan şirin halkını şirin babanın yöntemlerini kullanarak, kibarca, anlatmaya çalışarak, güç sarhoşluğu yaşamadan ve en önemlisi her seferinde arkadaşları tarafından köyden şirinleneceğini bilerek doğruları savunan elinde kitabı ile kendini sürekli geliştirmeye çalışan gözlüklü şirin mi köyün umudu?

yoksa şirin baba ne zaman köyden gitse taşkınlıklar yapan kimi steroid bağımlısı, kimi narsist, kimi sırf şaka olsun diye şirin arkadaşlarını bombalayan bir manyak, kimi gayet sağlıklı şirin çileklerini fırınında şeker hastalığına çeviren ve bunlar gibi saymakla bitmeyecek, şirinliği mavi olmaktan ibaret gören diğer vasıfsızlar mı?

şirinlikler dilerim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

konuşulması, yazılması zevkli olan konular olmasıdır. yüzümüzde müstehzi gülümsemelerle okuyor ve yazıyoruz.
devamını gör...

(bkz: m.kutlukhan perker) tarafından yazılan şiir. normalde şiiri pek sevmeyen bünyemi ilk okuduğum anda etkisine aldı, bu başlığı açıyor olmam anonimliğime zeval getirme ihtimali taşısa da siz de okuyun isterim.


bir mucize olsa da geri dönsen
yine sabah uyanınca ağzıma girse saçların
yan yatarak dönsek birbirimize.
üşümüş ayaklarını, bacaklarımın arasına yerleştirsen.
şaklaban olsa gözlerin.
kapı çalmasın diye dua etsen, ellerini kaldırıp göğe.
bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
bir mucize olsa da geri dönsen.
sen; yatakta şımarırken, deri ceketimi giyip hafız bakkala gitsem
ekmek ve gazete almaya.
merdivenlerden inerken karate yapan çocuklara uydurma hareketler gösterip,
bunu nasıl anlatacağımı tasarlasam sana daha komik.
hava güzel çarşının içinden geçeyim.
bir dilim pasta alıp -kahvaltıda pasta seversin- sürpriz yapsam.
içerisi kalabalık. olsun, beklerim...
senin için bir tek yağ kokan bir pastanede beklerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
ekmekleri, gazeteleri ve bir de kısa kemıl alıp -hatırlatmadığın halde- cebime atsam...
kahvaltıdan sonra donnie brasco'yu 20. kez izlerken
eyvah sigara dediğinde gözlerin çaresiz,
hemen çıkarıp zulamdan uzatsam paketi...
sen boynuma sarıldığında ağır gibi davransam.
senin çakmağınla sigaranı yaksam, salak gibi..
hayıflansam, 'keşke zippoyu doldurtmayı unutmasaydım dün' diye.
çünkü zippoyla sigaranı yaktıktan sonra
kapatınca kapağını çıkan "çlank" sesi nasıl da katlardı karizmamı ikiye..
film başladığında warner biraderlerin amblemi görününce hep yaptığın espriyi beklesem.
sen "ben bu filmi gördüm" diyince önceden biriktirdiğim kahkahayı koyversem...
birtek senin yaptığın kötü espriye gülerim...
bir mucize olsa da geri dönsen...
yine uyanıp birbirimize anlatsak gördüğümüz rüyayı...
büyük, çok büyük bir vadinin ortasında renkli şezlonklarda otursak
anneannelerin, dedelerin kahvaltı yaptığı mutfaklarda otursak
öğle uykusundan yeni uyanmış çocuklar gibi, kemiklerimiz sıcak..
taksiye binecek paraları olduğu halde
bir tane bile geçmediği için minibüse binmek zorunda kalan insanlar gibi
hafif yan otursak.
içimizde hep bir neye niyet neye kısmet.
bir tek senin gördüğün rüyanın tabiri yok kitapta.
bir tek senin gördüğün rüyada varlığım hayra alamet.
bir mucize için boşuna bekliyorum biliyorum,
seni ben terkettim.
"ruh hastasısın sen!" diye bağırman boşuna değil.
ama yine de dua et sen bana
biliyorum benim için dua edenler çoktur.
ama bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.

çünkü hayvanların tanrısı yoktur.
devamını gör...

günümüz türkiye'sine ulaşmak için ortadan kaldırılması gerekenler listesinde ismi en üstlerdeydi. 90'ların başında kaotik olayların yaşanması bir yazarın kitabından çıkabilecek kadar distopik olsa da tamamen gerçek olmasına rağmen yaşananlara zamanla alışmamız daha da distopik bir ruh haline giren bir vatandaş profili çıkardı ortaya. insanlar gerçekleri kurtlar vadisi'nden öğrendiğini sanarak uğur mumcu ve kitapları hiç var olmamış gibi yaşadılar. ve ne gariptir ki vatandaşın bu duruma getirileceği tespitini yıllar öncesinden yapmıştı.
devamını gör...

modern sistemde bu sözün anlamı (bkz: şıpsevdi)dir.
devamını gör...

buyrun anın fotoğrafı: deniz salyası
yüzümde maske
önümde salya
bu hangi distopya?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilk buluşmada hesabı ödeyen erkek kadar normaldir.

her türlü öderim. ilk buluşmada erkek öder diye yazılı ya da sözlü kural mı var? takılı kalmayın artık şu saçma sapan basmakalıp klişelere. kendinize saygınız olsun biraz.

bu başlıklar altında zırlamak yerine, ilk buluşmada bunun lafını edecek potansiyelde olan insanlarla da görüşmeyin bir zahmet.
devamını gör...
(tematik)

(bkz: soğuk yerel rüzgarlar)dan biridir.

türkiye'de karadeniz ve marmara bölgelerinde etkisini gösterir.
devamını gör...

ne yaparsam yapayım anneme yaranamıyordum, her yaptığımı acımasızca eleştiriyordu. bir gün annem beni anlayacak, beni onaylayacak sanıyordum ta ki 2019 yılına kadar.. o yıl aldığım eğitimlerden birinde yaranmaya çalışmanın insanın kendi kimliğini yaraladığını öğrendim. birini mutlu etmek, çok büyük bir işmiş, kendisi mutlu olmak istemeyen birini ne yapsan mutlu edemiyormuşsun meğer.. özellikle bir evladın görevi, asla annesini mutlu etmek olamazmış. meğer ben bir şeyler yaparsam annem mutlu olur hayaliyle yaşıyormuşum ama bu beyhude bir uğraşmış. bunları öğrendikten sonra, annemin bana empoze ettiği duygularla kendi duygularımı ayrıştırmayı öğrendim. bu süreçte şu videolar bana çok yardımcı oldu: transferans 1. video, transferans 2. video.
ben kendim olmaktan dolayı suçluluk duygusu hisseden biri olduğumu fark ettim. hani her şey yolundadır ama bir kötü his gelir ya o his, annen mutsuzken mutlu olmaya hakkın olmadığını düşünmekten kaynaklanıyor çoğu kez.. kendimi bildim bileli bir evladın kaldıramayacağı kadar ağır bir yükü * üstlenmişim. şimdi ne mi yapıyorum, anneme yaranmaya çalışmıyorum, o olumsuz duyguları * kendisine iade ettim, bundan dolayı da artık suçluluk duymuyorum, bu bencillik değil, hayatta kalabilmek için, daha doğrusu kendin olabilmek için benci olmak gerekiyor. bu konuda uyguladığım şu video * bana çok yardımcı oldu:buradan. bunu buraya niye yazdım bilmiyorum, belki de benim yaşadığım bu zorlu deneyim, okuyan birilerine ışık olur..
devamını gör...

iki nehir arasında anlamına gelen, fırat ve dicle nehirlerinin suladığı bereketli topraklar.
devamını gör...

uzakta bulunan bir ışık kaynağından gelen ışığın, gözlemci ile o kaynak arasındaki büyük kütleli bir yapı nedeniyle yolunu değiştirmesi. gravitasyonel mercek adıyla da bilinir.

eğer kaynak, gözlemci ve mercek etkisi yaratan cisim aynı hizada bulunuyorsa, kaynaktan gelen cisim, mercek etrafında halka oluşturur. buna einstein halkası da denir. şöyle görünür:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


eğer cisimler ve gözlemci aynı hizada değilse, bu kez tam bir halka yerine yay şeklinde bir görüntü çıkar ortaya:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

***

kütle çekimsel mercekler 3 başlıkta incelenir:

- güçlü merceklenme

yukarıdaki fotoğraflarda gördüğünüz gibi, ışık dağılmasının net şekilde gözlendiği merceklenme etkisidir.

- zayıf merceklenme

ışığın dağılmasını gözümüzle göremeyiz. bu tür merceklenmeler, istatistiksel hesaplamalar sonucunda tespit edilirler.

- mikro merceklenme

belirli bir ışık dağılımı görülmez. onun yerine arkada kalan kaynağın yaydığı ışık miktarında, zamana bağlı bir değişim görülür.

***

işin geometrisi nasıl derseniz, şekilden açıklayayım kısaca:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

actual star: yıldızın gerçek yeri
observed star: ışık kayması nedeniyle yıldızı gördüğümüz yer
sun: güneş
earth: dünya

normal şartlarda güneş'in arkasında kalması gereken yıldızın ışığı, güneş'in kütlesi nedeniyle yolunu değiştirir ve biz onu görmememiz gerektiği halde görebiliriz. bu olayın varlığı ilk kez 1919'da bir güneş tutulması sırasında kanıtlanmıştır.
devamını gör...

kız kardeşlerim, elhamdülillah.
bu dünyaya bir daha gelsem gene onlarla kız kardeş olurdum.
ne acı kalır onlarla iken, ne dert ne tasa.
her şey kakara kikiri.
adiler itinayla gömülür, şirretler itinayla kalaylanır. eski türk filmlerindeki kızlar gibi çayla kahveyle kafayı bulur, ota böceğe güleriz.
nazar da alırız bazen küseriz, ta ki birinin başına bir iş gelene kadar. birinin canı yanınca yeniden voltranı oluşturur kaldığımız yerden devam ederiz.
devamını gör...

30 metre ilerideki üst geçidi kullanmak yerine trafiğin en işlek olduğu yerde karşıdan karşıya geçmek bunlardan birisi olan şeylerdir.
devamını gör...

küçük prens kitabından aşina olduğumuz resimdir.
fil yutmuş boa yılanından başka bir şey görüyorsanız büyümüşsünüz demektir.*
devamını gör...

adana'nın yüreğir ilçesinde meydana gelen iç burkan olaydır. adamı tanıyan insanlar intihar etmesinin "ekonomik sıkıntılar" nedeniyle olduğunu söylüyor. havuz medyasında yer alır mı ? sanmam. çünkü mamalandıkları kişiler bu olayın bizzat failidir.

buradan

*hassas içerik
devamını gör...

öyle tabi sebat edelim, susalım. köklü devrim kendiliğinden gelir nasıl olsa. dünya tarihi "selamun aleyküm ben geldim." diyen köklü devrimlerle dolu.

mantıklı bulduğum önerme.
devamını gör...

tadeusz borowski'nin, nazi zulmünü ilk ağızdan anlattığı ve anlatımında tabiri caizse dante'yi rehber olarak atadığı kitabının adıdır. öykülerin isimleri ve o isimler üzerinden yapılan anlatımlara ise açıkçası bayıldım. toplama kampları dante'nin tabiri ile ''tüm ışığın sustuğu yer''dir. ve tüm ışığın sustuğu o yerde borowski hayatta kalmıştır. hem bu öyle bir hayatta kalıştır ki, öyküleri okurken yazarın ıstırabını birebir hissedersiniz. auschwitz, natzweiler-struthof, dachau toplama kamplarının hepsini gezmiştir borowski ve bu kutsal (!) üçlemenin içinden çıkıp, tabiri caizse yeniden doğmuştur. adınız yok, kendinize ait özel eşyanız yok, nazilerin bilmem kaç numaralı mülküsünüz. her geçen gün adım adım siliniyorsunuz. silinirken hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. boş bir levha gibisiniz ama tabiri caizse o levhayı acılarınızla dolduruyorsunuz. kimliksiz acılar...

ve siz bu kimliksiz acılarınızı biriktirirken bir yanda da hayatta kalma umudu taşıyorsunuz. öyle bir ikilem ki, garip, bir o kadar da acı. gaz odalarına giden onlarca insan ve siz belki de kampa her yeni gelen insanın gelişine gizliden seviniyorsunuz. çünkü o odalara gitme ihtimaliniz gelen kişi sayısı oranında azalıyor. borowski'nin tabiri ile kandırmacalar kampında tutunduğunuz tek gerçek, o küçücük hayatta kalma ihtimali işte. dante'nin cehennemi ile nazi cehenneminin ayrıldığı nokta işte tam da burasıdır. çünkü dante tüm umutların dışarıda bırakılmasını salık verir. oysa nazi cehenneminde, tüm kandırmacalara rağmen ufak da olsa umut kırıntısı vardır. borowski o umut kırıntısı sayesinde hayatta kaldı. ama o umut kırıntısı onun için hayatı da kırıntı haline getirdi. tüm yaşadıkları sonrasında çok enteresandır ki, gaz soluyarak yaşamına son verdi.

belki tuğla fabrikasında banyo yapamadı ama kendi inşa ettiği duvarlar arasında duşunu alıp bu dünyadan göçüp gitti (!)

neyse efendim gerçekten çarpıcı bir kitaptır ve okunmasında fayda vardır. zira öykülerin akıcılığı, kelime oyunları, nazilerin zihin oyunları ve daha nicesi o kadar derinlemesine işlenmiştir ki bir solukta okunur, biter.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim