şibumi
“bildiğin gibi şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. şöyle düşün: o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. o kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. o kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. ifade dolu bir sessizlik demek. kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. buna sabi denir. felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. bir insanın kişiliğindeyse...nasıl söylemeli... hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? onun gibi bir şey.” (s.84)
“amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. fırsat eşitliğini örgütlenmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. bütün bu karışıklıkların sonucu olarak da tabii adaletin yanlızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayacağı gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayabileceği hayaline kapılıyorlardı.”
japon kültürünü, japon strateji oyunu go'yu, shibumi felsefesini, sakuralar eşliğinde çıplak elle adam öldürme sanatını, nikolai hel'i tanıyoruz bu kitapta . gerilim, aksiyon, felsefe ve hepsinden biraz var.
yıllar önce okumuştum. çok çok sevmiştim. yeniden okuma zamanı gelmiş.
“amerikalılar hayat standardını, yaşamın kalitesiyle karıştırıyorlardı. fırsat eşitliğini örgütlenmiş beceriksizler ordusuyla, ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbestlikle, çok laf etmeyi canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırdıkları gibi. bütün bu karışıklıkların sonucu olarak da tabii adaletin yanlızca eşit olanlar arasında eşitlik sağlayacağı gerçeğini göremiyor, herkes arasında eşitlik sağlayabileceği hayaline kapılıyorlardı.”
japon kültürünü, japon strateji oyunu go'yu, shibumi felsefesini, sakuralar eşliğinde çıplak elle adam öldürme sanatını, nikolai hel'i tanıyoruz bu kitapta . gerilim, aksiyon, felsefe ve hepsinden biraz var.
yıllar önce okumuştum. çok çok sevmiştim. yeniden okuma zamanı gelmiş.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
kendisi kırmızı çizgimizdir! ona göre yani!
devamını gör...
bana öyle bakma
devamını gör...
kendime saygım var davranışları
yediği yiyeceğin ambalajını yere atmamak için cebinde taşımak. ben elma çöplerini dahi taşıyorum cebimde.
devamını gör...
kendime düşünceler
(bkz: stoik) imparator marcus aurelius tarafından neredeyse iki bin yıl önce kaleme alınmış harikulade bir eserdir.
kitabın adından da anlaşılacağı üzere, filozof imparator bu eserinde hiçbir edebi kaygı ve yayınlama amacı gütmeden kendi hayatına dair düşüncelerini kaleme almıştır.
nasıl bir eğitim aldığından yakın çevresi ile ilişkilerine, ahlâk üzerine fikirlerinden hayatında doğru veya yanlış olarak nitelendirdiği seçimlerine kadar pek çok deneyiminden notlar çıkarmıştır. (bkz: stoacılık) ekolüne ilgi duyuyorsanız, kendi yaşamınızı da bu yönde kontrol edebilmek için mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
hatta felsefeyle hiç ilgilenmiyor olsanız bile, sadece bir imparatorun yaşamına ve fikirlerine tanıklık edebilmek için bir göz atabilirsiniz. kaldı ki bu imparator, yaşadığı dönemde dünyanın en varlıklı, en tanınmış, en güçlü, en çok korkulan aynı zamanda sevilen şahsiyeti olarak yaşamını sürdürmekteydi.
kendisine böylesine fantastik bir yaşam bahsedilmiş olmasına rağmen bu imparator, eski bir köle olan (bkz: epiktetos)'a hayranlık duymasıyla ünlüdür. tabiri caizse onca şatafatın içinde köle ruhlu biri gibi yaşamıştır. bu nasıl mümkün olabilir diyorsanız, yanıtı kitabın satırlarında gizli.
kitabın adından da anlaşılacağı üzere, filozof imparator bu eserinde hiçbir edebi kaygı ve yayınlama amacı gütmeden kendi hayatına dair düşüncelerini kaleme almıştır.
nasıl bir eğitim aldığından yakın çevresi ile ilişkilerine, ahlâk üzerine fikirlerinden hayatında doğru veya yanlış olarak nitelendirdiği seçimlerine kadar pek çok deneyiminden notlar çıkarmıştır. (bkz: stoacılık) ekolüne ilgi duyuyorsanız, kendi yaşamınızı da bu yönde kontrol edebilmek için mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
hatta felsefeyle hiç ilgilenmiyor olsanız bile, sadece bir imparatorun yaşamına ve fikirlerine tanıklık edebilmek için bir göz atabilirsiniz. kaldı ki bu imparator, yaşadığı dönemde dünyanın en varlıklı, en tanınmış, en güçlü, en çok korkulan aynı zamanda sevilen şahsiyeti olarak yaşamını sürdürmekteydi.
kendisine böylesine fantastik bir yaşam bahsedilmiş olmasına rağmen bu imparator, eski bir köle olan (bkz: epiktetos)'a hayranlık duymasıyla ünlüdür. tabiri caizse onca şatafatın içinde köle ruhlu biri gibi yaşamıştır. bu nasıl mümkün olabilir diyorsanız, yanıtı kitabın satırlarında gizli.
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
kuş tüyü. şehrin meydanında oturmuş kavga ederken bir güvercin çok yakından geçmiş “gruuu” sesi çıkarmıştı. durup gülmüştük bu olaya. sonra ne zaman kavga etsek bir taraf “gruuu” der kavgayı bitirirdi.
devamını gör...
verilen borcu geri isteyememek
yeterince dilim yandı , bu yüzden geri ödeyeceği tarihi geçiren kimse benden ikinci kez borç isteyemez.
devamını gör...
hayvanların hiç canlarının sıkılmaması
sırf canı sıkılıyor, bir değişiklik olsun diye anne oldu benim kedim...
diyeceklerim bu kadar.
diyeceklerim bu kadar.
devamını gör...
evlerinde dişlerini sıkarak bekleyen yüzde 52
sıkmayın kardeşim implant çok pahalı.sonra takma dişe mahkum olursunuz tak tak tak..gece suya koyması falan ayrı iş..
devamını gör...
1,5 yaşındaki bebeklerini komşuya bırakıp intihar eden çift
ay'a gitmek he mi ?
devamını gör...
50 yaşında emekli olan adama 50 yıl maaş ödemek
süleyman demirel'in ülkeye attığı kazıktır.
süleyman demirel'in 1992'de verdiği seçim vaadinin sonucunda getirdiği erken emeklilik yasası ile o dönemde birçok insan 30'lu ve 40'lı yaşlarında emekli oldular. oy uğruna getirilen bu yasa türkiye ekonomisine çok ciddi zararlar verdi ve hala vermeye devam ediyor.
çok basit bir şekilde düşünürsek emeklilerin maaşları çalışanların maaşlarından kesilen vergi ile ödenir. bu yüzden sosyal güvenlik sistemlerinin mali sürdürülebilirliği için aktif/pasif sigortalı oranının 4 olması hedeflenir. yani her 4 çalışanın 1 emeklinin maaşını ödemesi hedeflenir. fakat bildiğim kadarıyla türkiye'de bu oran 4 değil 1,6. yani her 1,6 çalışan 1 emeklinin maaşını ödüyor.
bunu daha iyi anlatabilmek için bir örnek vermek istiyorum.
65 kişilik bir aktif ve pasif sigortalı (yani çalışan ve emekli) nüfusun olduğu bir ülke düşünelim. normalde istenilen 52 çalışanın 13 emeklinin maaşını ödemesidir*. fakat türkiye'de erken emeklilik sistemi yüzünden 40 çalışan 25 emeklinin maaşını ödüyor*.
her çalışana 5000 tl brüt maaş verildiğini varsayalım. eğer erken emeklilik ile aktif/pasif sigortalı oranı bozulmamış* olsaydı her çalışanın maaşından %15 gelir vergisi kesilerek her çalışan 4250 tl, her emekli 3000 tl maaş alabilirdi.
fakat aktif/pasif sigortalı oranı bozulduğu* için şu an çalışanlardan %15 gelir vergisi kesersek her emekli sadece 1200 tl alır. emeklilerin geçinebilmesi için gelir vergisini %30'a çıkarırsak her çalışan 3500 tl, her emekli 2400 tl maaş alabilir.
yani erken emeklilik yüzünden günümüzde hem çalışanlar hem de emeklilikler daha az maaş alıyor.
ayrıca günümüzdeki geç emeklilik de o dönemdeki erken emekliliğin bir sonucu.
aktif/pasif sigortalı oranını tekrar yükseltmek için işe yeni başlayan insanların 65 yaşına kadar çalışması gerekiyor. oysa süleyman demirel oy almak için erken emeklilik yasasını getirmeseydi çalışmaya hayatına yeni başlayan/başlayacak bizler 58-60 yaşlarında emekli olabilir ve hem çalışırken hem de emekli olunca çok daha yüksek maaşlar alabilirdik.
yani erken emeklilik yüzünden bugünün gençleri hem daha fazla çalışmak zorunda kalıyor hem de daha düşük maaş alıyor.
not: o dönemde erken emekli olan insanları suçlamıyorum. oy için erken emeklilik yasasını çıkararak ülkenin geleceğini satan süleyman demirel'i suçluyorum.
süleyman demirel'in 1992'de verdiği seçim vaadinin sonucunda getirdiği erken emeklilik yasası ile o dönemde birçok insan 30'lu ve 40'lı yaşlarında emekli oldular. oy uğruna getirilen bu yasa türkiye ekonomisine çok ciddi zararlar verdi ve hala vermeye devam ediyor.
çok basit bir şekilde düşünürsek emeklilerin maaşları çalışanların maaşlarından kesilen vergi ile ödenir. bu yüzden sosyal güvenlik sistemlerinin mali sürdürülebilirliği için aktif/pasif sigortalı oranının 4 olması hedeflenir. yani her 4 çalışanın 1 emeklinin maaşını ödemesi hedeflenir. fakat bildiğim kadarıyla türkiye'de bu oran 4 değil 1,6. yani her 1,6 çalışan 1 emeklinin maaşını ödüyor.
bunu daha iyi anlatabilmek için bir örnek vermek istiyorum.
65 kişilik bir aktif ve pasif sigortalı (yani çalışan ve emekli) nüfusun olduğu bir ülke düşünelim. normalde istenilen 52 çalışanın 13 emeklinin maaşını ödemesidir*. fakat türkiye'de erken emeklilik sistemi yüzünden 40 çalışan 25 emeklinin maaşını ödüyor*.
her çalışana 5000 tl brüt maaş verildiğini varsayalım. eğer erken emeklilik ile aktif/pasif sigortalı oranı bozulmamış* olsaydı her çalışanın maaşından %15 gelir vergisi kesilerek her çalışan 4250 tl, her emekli 3000 tl maaş alabilirdi.
fakat aktif/pasif sigortalı oranı bozulduğu* için şu an çalışanlardan %15 gelir vergisi kesersek her emekli sadece 1200 tl alır. emeklilerin geçinebilmesi için gelir vergisini %30'a çıkarırsak her çalışan 3500 tl, her emekli 2400 tl maaş alabilir.
yani erken emeklilik yüzünden günümüzde hem çalışanlar hem de emeklilikler daha az maaş alıyor.
ayrıca günümüzdeki geç emeklilik de o dönemdeki erken emekliliğin bir sonucu.
aktif/pasif sigortalı oranını tekrar yükseltmek için işe yeni başlayan insanların 65 yaşına kadar çalışması gerekiyor. oysa süleyman demirel oy almak için erken emeklilik yasasını getirmeseydi çalışmaya hayatına yeni başlayan/başlayacak bizler 58-60 yaşlarında emekli olabilir ve hem çalışırken hem de emekli olunca çok daha yüksek maaşlar alabilirdik.
yani erken emeklilik yüzünden bugünün gençleri hem daha fazla çalışmak zorunda kalıyor hem de daha düşük maaş alıyor.
not: o dönemde erken emekli olan insanları suçlamıyorum. oy için erken emeklilik yasasını çıkararak ülkenin geleceğini satan süleyman demirel'i suçluyorum.
devamını gör...
can yücel
fakirin gayri meşru çocuğu olursa piç, zenginin olursa yasak aşkın meyvesi olur.
fakir, kız peşinde koşarsa sapık, zengin koşarsa playboy olur.
fakir toplanırsa çete, zengin toplanırsa toplantı olur.
fakir çalarsa hırsızlık, zengin çalarsa yolsuzluk olur.
kavramların bile cepteki paraya göre değiştiği bir dünyada adalet arıyoruz. * *
fakir, kız peşinde koşarsa sapık, zengin koşarsa playboy olur.
fakir toplanırsa çete, zengin toplanırsa toplantı olur.
fakir çalarsa hırsızlık, zengin çalarsa yolsuzluk olur.
kavramların bile cepteki paraya göre değiştiği bir dünyada adalet arıyoruz. * *
devamını gör...
maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim
mayıs ayı itibarıyla, benim yerimde gözü olan, benim de onun yerinde gözüm olan yazarım. onu beğenmeye bayılıyorum.
hiç bu kadar keyifli bir rekabet yaşamamıştım. ben zaten şeker gibiyim kendimi biliyorum* kendisi de öyle biri onu da anladım. yakınlarımda olması hoş.
hiç bu kadar keyifli bir rekabet yaşamamıştım. ben zaten şeker gibiyim kendimi biliyorum* kendisi de öyle biri onu da anladım. yakınlarımda olması hoş.
devamını gör...
şaka maka normal sözlük’ün keyifli olması
sözlük için isabetli ve yakışan bir isim olmuş "kafa".
devamını gör...
nickaltında çirkeflik yapan yazar
bana da yapmıştı bi tanesi*. bi güzel atışmıştık*.
beklerim nickaltıma o yazarları. seviliyorsunuz.
beklerim nickaltıma o yazarları. seviliyorsunuz.
devamını gör...
normal sözlük'te kız tavlamak
ayarlayan arkadaşı tebrik ederim! umarım "ayarladığım" dediği kişiyi celp dönemlerinde havaya atıp "en büyük asker bizim asker" diye bağırmaz.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
yığınla şey yaşarsın da bir damla yaş akmaz gözlerinden; sonra bir bardak düşer elinden kırılır saatlerce ağlarsın ya, öyle birikmişim içimde. bardağın kırılmasını bekliyorum...
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
evde yağmuru izliyorum müzik eşliğinde...
devamını gör...
ispanyolca
çok güzel bir dildir. telaffuz konusunda ben de biraz bilgi vereyim.
- z harfi ispanya'da ingilizcedeki 'th' gibi okunur. türkçe'de olmayan bir ses, ama peltek s şeklinde dersek anlaşılır sanırım. aynı zamanda c harfi eğer arkasından ince sesli bir harf geliyorsa aynı şekilde okunur. latin amerika'da ise bu ses yoktur, tamamen s şeklinde okunur.
- g harfi eğer arkasından ince ünlü bir harf geliyorsa h şeklinde okunur. örneğin 'girar', 'hirar' şeklinde okunur. eğer g'nin ardından sesli harf geldiğinde 'h' şeklinde değil de 'g' şeklinde okunmasını istiyorsanız u eklemeniz gerekiyor. örneğin: guerra. gerra şeklinde okunuyor, eğer u olmasaydı h şeklinde okunacaktı.
-ü harfini görürseniz bilin ki o u'dur. üstte bahsettiğim kuraldan dolayı eğer 'gue' sesi vermek istiyorsanız u'nun üstüne iki nokta eklemeniz gerekiyor. yoksa 'ge' şeklinde okunur, çünkü oradaki u olmasaydı g harfi h olarak telaffuz edilecekti. o yüzden 'gue' sesi için 'güe' yazmamız gerekiyor. örneğin: vergüenza
- daha önce bahsedilmiş ama ben de bahsedeyim, b ve v harfleri arasında bir ayrım yok. ikisi de b olarak okunuyor diyebilirim, ama çoğunlukla yumuşak bir b olarak telaffuz ediliyor, çok sert değil.
- y harfi de y ile c arasında bir ses veriyor, hatta çoğunlukla c olarak telaffuz ediliyor direkt. ll harf ikilisi de aynı şekilde.
- z harfi ispanya'da ingilizcedeki 'th' gibi okunur. türkçe'de olmayan bir ses, ama peltek s şeklinde dersek anlaşılır sanırım. aynı zamanda c harfi eğer arkasından ince sesli bir harf geliyorsa aynı şekilde okunur. latin amerika'da ise bu ses yoktur, tamamen s şeklinde okunur.
- g harfi eğer arkasından ince ünlü bir harf geliyorsa h şeklinde okunur. örneğin 'girar', 'hirar' şeklinde okunur. eğer g'nin ardından sesli harf geldiğinde 'h' şeklinde değil de 'g' şeklinde okunmasını istiyorsanız u eklemeniz gerekiyor. örneğin: guerra. gerra şeklinde okunuyor, eğer u olmasaydı h şeklinde okunacaktı.
-ü harfini görürseniz bilin ki o u'dur. üstte bahsettiğim kuraldan dolayı eğer 'gue' sesi vermek istiyorsanız u'nun üstüne iki nokta eklemeniz gerekiyor. yoksa 'ge' şeklinde okunur, çünkü oradaki u olmasaydı g harfi h olarak telaffuz edilecekti. o yüzden 'gue' sesi için 'güe' yazmamız gerekiyor. örneğin: vergüenza
- daha önce bahsedilmiş ama ben de bahsedeyim, b ve v harfleri arasında bir ayrım yok. ikisi de b olarak okunuyor diyebilirim, ama çoğunlukla yumuşak bir b olarak telaffuz ediliyor, çok sert değil.
- y harfi de y ile c arasında bir ses veriyor, hatta çoğunlukla c olarak telaffuz ediliyor direkt. ll harf ikilisi de aynı şekilde.
devamını gör...