kung fu panda: ustanın sırları
2016 yılında çekilmiş kısa animasyon filmdir. yönetmenliğini rodolphe guoneden senaristliğini paul mcovey yapmıştır.
film yalnızca 23 dakikadan oluşmaktadır. usta ugvey'in bir takım sırlarını ve bu sırlar doğrultusunda efsanevi öfkeli beşlinin ortaya nasıl çıktığını ve hatta panda po'nun kung fu'yu nasıl keşfettiğinin hikayesidir.
bir takım aksilikler ve yanlışlıklar sonucu kaplan verilen görevi yerine getiremez. usta shifu çok hastadır ve bu hastalıkta bile bazı sırlar gizlidir.
huzur vadisine bir düşman yaklaşmaktadır. geçtiği her yeri yakıp yıkan boğar. boğarla savaşması için 4 savaşçı çağırmaya çalışan shifu kaplanın sakarlıkları yüzünden bunu başaramamış ve şans eseri (tabi bu bizim bildiğimiz) bir araya gelen kaplan, engerek, turna, maymun, mantis idare etmek zorunda kalmıştır.
kısa ama eğlenceli bir film olmuştur. aslında yarı çizgi film yarı animasyon şeklindedir. beşlinin nasıl bir araya geldiğini merak edenlere ve daha çok fazlası bu kısa animasyonda sizlerle.
kung fu panda'yı çok seven bir animasyon sever olarak bu kısa filmi kaçıramazdım ve hakkında bir iki cümle kurmadan duramazdım. kurdum gidiyorum. yahu ben bu ekibi bu seriyi pek seviyorum.
iyi seyirler efem...
film yalnızca 23 dakikadan oluşmaktadır. usta ugvey'in bir takım sırlarını ve bu sırlar doğrultusunda efsanevi öfkeli beşlinin ortaya nasıl çıktığını ve hatta panda po'nun kung fu'yu nasıl keşfettiğinin hikayesidir.
bir takım aksilikler ve yanlışlıklar sonucu kaplan verilen görevi yerine getiremez. usta shifu çok hastadır ve bu hastalıkta bile bazı sırlar gizlidir.
huzur vadisine bir düşman yaklaşmaktadır. geçtiği her yeri yakıp yıkan boğar. boğarla savaşması için 4 savaşçı çağırmaya çalışan shifu kaplanın sakarlıkları yüzünden bunu başaramamış ve şans eseri (tabi bu bizim bildiğimiz) bir araya gelen kaplan, engerek, turna, maymun, mantis idare etmek zorunda kalmıştır.
kısa ama eğlenceli bir film olmuştur. aslında yarı çizgi film yarı animasyon şeklindedir. beşlinin nasıl bir araya geldiğini merak edenlere ve daha çok fazlası bu kısa animasyonda sizlerle.
kung fu panda'yı çok seven bir animasyon sever olarak bu kısa filmi kaçıramazdım ve hakkında bir iki cümle kurmadan duramazdım. kurdum gidiyorum. yahu ben bu ekibi bu seriyi pek seviyorum.
iyi seyirler efem...
devamını gör...
atatürk düşmanlarını normal sözlük'te istemiyoruz
düşünce özgürlüğü bir kenara; atatürk'ü sevmeyen türk'ün tarih bilgisinden ve iyi niyetinden şüphe ederim.
devamını gör...
e-kitap vs normal kitap
kendimce e-kitap zorunluluk olan normal kitap haz olandır
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'in beni takip etmeye başlaması
düşmanını yakın tut demişler. sana güvenmiyor, ondan takip ediyor. kıskanılacak bir şey yok yani. sen bizi kıskan.*
devamını gör...
dünyanın en kısa korku hikayesi
telefonu sessizde unutup dışarıda 4-5 saat geçirmişsindir. ekrana baktığında annenden 48 cevapsız arama vardır.
tür:korku-gerilim
ımdb: 9,2
tür:korku-gerilim
ımdb: 9,2
devamını gör...
yalan
söyledikten sonra bi nebze rahatlanmış hissedilir akabindeyse vicdan azabı yaratır. yatağa yatınca zorundaydım diye teselli aranır. beyaz ve pembe diye kategorileri vardır
devamını gör...
düşünmek
yasaklanmamışken çokça yapmamız gereken eylemdir.
devamını gör...
çocuk sahibi olmak
kesinlikle hazır olduğunuzda yaşamanız gereken bir durum. duygusal boyutu bir kenara bir insanı hayata hazırlamak, ona güzel şartlar sunabilecek psikolojik hazır olma düzeyinde ve maddi yeterlilikte olabilmek gerekiyor. ve tabi sağlıklı bir ilişkinin sonucu olması da önemli. sağlıklı ebeveynler sağlıklı bir çocuğun ön koşulu.
devamını gör...
medeni insanın özellikleri
yere çöp atmayan, tükürmeyen, trafik kurallarına uyan, çevresine, doğaya, hayvanlara ve farklı görüşlere saygılı, empati yapabilen, okuyan, araştıran duyarlı insandır.
devamını gör...
didem madak
"çok güzel bir kadın şair" tarzından bir tanımla başlamak, hem çok yapmacık, hem de ona karşı hislerimi tanımlamak için çok ama çok az, yetersiz kalıyor. birkaç şey var hayatımda, çok değer verdiğim ve beni ben yapan. onlarsız eksik olduğum. beni tanıyanlar için şöyle söyleyebilirim scorpions, fyodor mihayloviç dostoyevski ve virginia woolf'a hissettiklerimi hissediyorum ona karşı, belki de daha fazlası. aşk acısı çektim, ona koştum. hissedemedim, ona koştum. buluttan düştüm, ona koştum. canım acıdı, ona koştum. değer verdim, değer görmedim ona koştum. sevildim, ona koştum. çok sevdim yine ona koştum. ona koştum ben. ne yaparsam yapayım, hep yanımda oldu. ağlarken okudum, gülerken okudum. hiç kimsenin olmadığı kadar yakındaydı. ve hiç kimsenin düşünmediği kadar düşündü beni. çiçekli şiirler yazmak istedim, o zaten yazmıştı. ben de yazacağım dedim. yardım etti. onun gibi güçlü kadınlar, iyi ki varlar!
1970 yılında izmir'de doğuyor şairimiz (izmir'i sevmem için bir neden daha). anne ve babası öğretmen, bu yüzden de birkaç şehir gezerek geçiyor çocukluğu. sonra 12 eylül olayları sonrası babası uşak'a gönderiliyor. annesi, kardeşi ve o burdur'da kalıyor. o 13 yaşındayken, annesi beyin kanseri sebebiyle hayatını kaybediyor. babası tekrar evleniyor, bağlantıları yavaş yavaş kopuyor. ilkokulu uşak'ta okuyan güzel kadın, ortaokul ve liseyi izmir'de bitiriyor. üniversiteyi ilk kazanmasında okuyamadı, maddi sıkıntıları vardı ve çalışmak zorunda kaldı. daha sonra dokuz eylül üniversitesi hukuk fakültesini kazanıyor ve gitmeye başlıyor ama ilk yıldan sonra yine bırakıyor. 19 yaşında evleniyor, ve dört sene evli kalıyor. hukuk eğitimini tamamlıyor. stajyer iken ise şiir ile macerası başlıyor. 2002 yılından vefat ettiği 2011 yılına kadar ise istanbul'da yaşıyor. 2006 yılında ikinci defa evleniyor. bu evlilikten annesinin adını verdiği, füsun adında bir kızı oluyor. 2010 yılında ise kolon kanserine yakalanıyor ve 2011 yılında toprağa veriliyor. dilerim en huzurlu uyusun melek.
bence onun şiiri çok durudur. limon bahçeleri gibi. az biraz lavanta. aroma verecek kadar da çilek. herkesdeki kadar tuz ve pul biber. o hissettiklerini yazdı. kelimelerin ona verdiği hisler vardı. o da o kelimeleri kullandı. o yazarken düşünenlerden değil de, hissedenlerden. o yüzden benim gibi hissedenlere dokundu.
grapon kağıtları, ah'lar ağacı ve pulbiber mahallesi adlı üç tane şiir kitabı vardır, aşağıya da başlıca sevdiğim şiirlerini bırakmak istiyorum:
çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım
siz aşktan n'anlarsınız bayım
iris'in ölümü
ah'lar ağacı
annemle ilgili şeyler
bıktığım şeyler ve yeşil fanila
çalıkuşu'nun z raporu
kedilerin alışkanlıkları
pollyanna'ya mektuplar
pollyanna'ya son mektup
paragraf başı
kurbati
1970 yılında izmir'de doğuyor şairimiz (izmir'i sevmem için bir neden daha). anne ve babası öğretmen, bu yüzden de birkaç şehir gezerek geçiyor çocukluğu. sonra 12 eylül olayları sonrası babası uşak'a gönderiliyor. annesi, kardeşi ve o burdur'da kalıyor. o 13 yaşındayken, annesi beyin kanseri sebebiyle hayatını kaybediyor. babası tekrar evleniyor, bağlantıları yavaş yavaş kopuyor. ilkokulu uşak'ta okuyan güzel kadın, ortaokul ve liseyi izmir'de bitiriyor. üniversiteyi ilk kazanmasında okuyamadı, maddi sıkıntıları vardı ve çalışmak zorunda kaldı. daha sonra dokuz eylül üniversitesi hukuk fakültesini kazanıyor ve gitmeye başlıyor ama ilk yıldan sonra yine bırakıyor. 19 yaşında evleniyor, ve dört sene evli kalıyor. hukuk eğitimini tamamlıyor. stajyer iken ise şiir ile macerası başlıyor. 2002 yılından vefat ettiği 2011 yılına kadar ise istanbul'da yaşıyor. 2006 yılında ikinci defa evleniyor. bu evlilikten annesinin adını verdiği, füsun adında bir kızı oluyor. 2010 yılında ise kolon kanserine yakalanıyor ve 2011 yılında toprağa veriliyor. dilerim en huzurlu uyusun melek.
bence onun şiiri çok durudur. limon bahçeleri gibi. az biraz lavanta. aroma verecek kadar da çilek. herkesdeki kadar tuz ve pul biber. o hissettiklerini yazdı. kelimelerin ona verdiği hisler vardı. o da o kelimeleri kullandı. o yazarken düşünenlerden değil de, hissedenlerden. o yüzden benim gibi hissedenlere dokundu.
grapon kağıtları, ah'lar ağacı ve pulbiber mahallesi adlı üç tane şiir kitabı vardır, aşağıya da başlıca sevdiğim şiirlerini bırakmak istiyorum:
çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım
siz aşktan n'anlarsınız bayım
iris'in ölümü
ah'lar ağacı
annemle ilgili şeyler
bıktığım şeyler ve yeşil fanila
çalıkuşu'nun z raporu
kedilerin alışkanlıkları
pollyanna'ya mektuplar
pollyanna'ya son mektup
paragraf başı
kurbati
devamını gör...
normal sözlük’teki oylama alışkanlığı
alışkanlık değil bağımlılıktır. sevdiğim yazarların tanımlarını gördüğümde hunharca beğenmek istiyorum. ama üst üste beğenilemiyor... ben iflah olmaz bir oylama bağımlısıyım...
devamını gör...
gitmek mi zor kalmak mı sorunsalı
gidemeyip kalmak çok zor.
devamını gör...
erhan güleryüz
artık çıkmıyorum istiklale
sabah fatma hanım uyandırıyor.
helva, ekmek, çay bana onlar bakıyor.
odanın hali perişan, ben perişan kimse yok işime karışan.
sabah fatma hanım uyandırıyor.
helva, ekmek, çay bana onlar bakıyor.
odanın hali perişan, ben perişan kimse yok işime karışan.
devamını gör...
aldatmanın normalleştirilmesi
bilhassa sözlükte açılan başlıklarda görülebilecek durum. şaka yollu veya ciddi bunu yazan insanlar var. evet bu bir gerçek maalesef gerçek, çevremizde sık sık gördüğümüz ve belki de içimizde de birilerini aldatan insanlar var. ama bunun olumlu bir yanı olduğu mu düşünülüyor gerçekten? yani bir insanı ne yolla olursa olsun aldatmak insani değerler açısından normal bir durum mu? hayır ben aldatılmadım aklınıza gelecek şekilde. ama insan ilişkilerindeki ufacık samimiyetsizlikler ya da yalan beni ciddi anlamda yaralayan bi durum. o zaman sende problem var kardeş mi diyorsunuz? hayır arkadaşım, neden birbirimize bunu yapmak durumunda olalım? neden kalbimiz olduğunu unutalım? neden sahtekarlığı normalleştirme suretiyle ona hayatımızda bir sandalye verelim? bu sorular öyle bir soru işareti... evet gerçek hayatta var ama bunu ifade edişimiz gösterişimiz bunu normalleştirebiliyor. normal algımızla insan yanımızdaki yaraları büyütüp beslemeyelim.
bu konuda bir yaram da yok. ben sadece empati duygusu gelişmiş biriyim. belirtiyorum çünkü bazı insanlar tamamen bu tarz şeylere yönelip asıl mevzuyu kaçırıyor. uzun yazmayacağım diyecektim başlangıçta bir cümle yazıp bırakacaktım ama uzadı biraz. ne zamandır bu başlığı açmak aklımdaydı.
mesele şu; aldatmanın normalleştirilmesi. var mı yok mu? nasıl var? nasıl yok?
iyi sözlükler.
-aldatmak, normalleştirdiğimiz şeylerden sadece bir tanesi, bir örnek.
bu konuda bir yaram da yok. ben sadece empati duygusu gelişmiş biriyim. belirtiyorum çünkü bazı insanlar tamamen bu tarz şeylere yönelip asıl mevzuyu kaçırıyor. uzun yazmayacağım diyecektim başlangıçta bir cümle yazıp bırakacaktım ama uzadı biraz. ne zamandır bu başlığı açmak aklımdaydı.
mesele şu; aldatmanın normalleştirilmesi. var mı yok mu? nasıl var? nasıl yok?
iyi sözlükler.
-aldatmak, normalleştirdiğimiz şeylerden sadece bir tanesi, bir örnek.
devamını gör...
yazarlığı bıraktığını başlıkla duyurma fantezisi
sanki stephen king hayattan göçmüşçesine yapılan bu tavır bana da anlamsız gelmekte.
devamını gör...
the simpsons
son çıkan sezonuyla birlikte 32 sezon 692 bölümlük dizi. bu gidişle sonsuza kadar sürecek gibi görünüyor.
devamını gör...
hastası olunan sözler
asuman, sen şimdi arabalı vapurun güvertesinden denize bakacaksın ya. ciddiye alma, bizim sevdamız ondan büyük..
-bir demet tiyatro
-bir demet tiyatro
devamını gör...
oktay sinanoğlu
türkiye'nin einstein'i.
devamını gör...
töhmet
bir suçu, eylemi veya sözü o kişinin söylediğini, yaptığını düşünmek ona atfetmek. korktuğum ve rahatsız olduğum yegâne şeylerden biridir, töhmet altında kalmak veya bırakmak. o yüzden emin olmadığım hiçbir konuda kimseye atıfta bulunmam, suçlamam.
devamını gör...
