bir atom altı parçacığın, önünde bir engel olarak duran bir potansiyel bariyerini aşma kabiliyeti.

yani?

mesela karşınızda bir tepe var ve siz bir topu tepeye doğru hızla ittiniz. eğer top, yeterli seviyede kinetik enerjiye sahip olmazsa, tepenin yamacına doğru biraz tırmandıktan sonra geriye doğru yuvarlanacaktır.

senaryoyu biraz değiştirelim. top yerine elektronu, tepe yerine de potansiyel bariyeri dediğimiz engeli koyalım. şimdi yine düşük bir kinetik enerji sahibi olan elektronu bariyere doğru yönlendirelim. elektron bir anda bariyerin arka tarafında belirebilir. işte bu durum, kuantum tünelleme olarak adlandırılır.

burada gerçekleşen olay aslında elektronun doğrudan kendisinin engelin arkasına ışınlanması değil, sahip olduğu olasılık dalgasının bariyerin arkasına bir şekilde "sızabilmesi" ve elektronun bulunma olasılığı olan yerlere, bariyerin arka kısmını da dahil etmiş olması nedeniyle elektronun oraya da geçebilmesi.

tabi bu durumun gerçekleşebilmesi için, elektronların sahip olduğu olasılık dalgalarının potansiyel bariyerini aşıp diğer tarafa geçebilecek kadar bir süre boyunca bozunmadan, yani sıfırlanmadan kalabilmesi gerekir.
devamını gör...

kesinlikle allah’ın indinde isa örneği adem örneği gibidir. onu turab’dan (topraktan) yarattı, sonra ona ol dedi, o hemen oldu. (ali imran 59)
devamını gör...

artık gerçekten canıma tak etmiştir. insanları her durumda kadın erkek diye ayırmak yerine insan demek neden bu kadar zor? elbette biyolojik olarak eşit değiliz ama konu ahlâk,hukuk, iş hayatı olduğunda kadın-erkek-trans değil insan vardır . her insanın toplum tarafından eşit karşılanması lazım , doğru olan bu. ama niye buna rağmen bu ayrımcılık? eminim hayatınızda bu cinsiyetçiliğe rastladınız , yaşadınız. bu yüzden bunun bitmesine ilk sözlükten başlayalım ne dersiniz ?
devamını gör...

bal rengi.
görsel
devamını gör...

elbet bir gün bakırköy'de buluşacağız...
devamını gör...

devamını gör...

osmanlı zamanındaki nahıl ağacı geleneği, noel ağacı çağrışımı uyandırsa da görünüşü ve anlamı ondan farklıdır. osmanlı’da ilk kez 1449’da fatih’in düğün şenliğinde görülmüştür. arapça'da hurma ağacı anlamına gelen nahl kelimesinden gelmektedir. nahıl ağacının üzerine çeşitli renkte kağıtlar, balmumu meyve, çiçek ve hayvan figürleri gibi düğün süsleri konulurdu.
görsel
nahıllar sünnet ve saray düğünlerinde, ekonomik ve toplumsal gücü yansıtırdı. binlerce parçadan oluşabilen bu nahıl ağaçlarının kimisinde altın veya gümüş gibi kıymetli taşlar da bulunurdu. özellikle saraya ait bir düğünde kullanılıyorsa en tepesinde büyük bir mum yandığı da olurdu.
hitit kabartmalarında da bu ağaca benzer tasvirler görülürken, frigler dönemi’nde dini törenlerde de bu ağacın kullanıldığı bilinmektedir. bereket ve bolluğu sembolize ettiğine inanılan nahıl geleneğinin yunan tanrısı dionysos‘a dayanan gelenek olduğu da ileri sürülür.
1612’de sultan ı. ahmed’in (sultanahmet camii’ni yaptıran padişah) kızının düğününü anlatan avusturyalı tarihçi hammer, düğünde taşınan onlarca nahılın güzellik ve ihtişamından söz eder. “bir grup ellerindeki tefleri çalıp türlü taklitler yaparak düğün alayına eşlik ediyorlardı, müslüman halk müthiş eğleniyordu. “
devamını gör...

karmaşık şehir hayatından çıkıp, deniz kenarı kasabası tarzı bir yere gelmiş insanlar gibi hissediyorum bu başlığı okuyunca. sakin, kavga gürültünün olmadığı, korna sesinin, hakaretin uğramadığı bir sözlük burası. elbette evrim geçirecektir. umarım bazı şeyler ilk günkü gibi kalır.
devamını gör...

bisiklet yarışı, su savaşı yapardık.
o benim sokağa inmemi beklerdi, ben de onu futbol oynarken izlerdim.
cezalı olursam camdan aşağı bakar beni gözlediğini görürdüm.
o bana bahçelerden çiçek toplar, ben ona aşk mektupları yazardım el yazısıyla.
sonra taşındılar, bir daha da göremedim...

tanım: yazarların çocukken aşık olduğunda yaptıklarını paylaştığı başlık.
devamını gör...

maddi durumu el veren herkese onerebilecegim ev tipidir. bunu hayati boyunca apartman dairelerinde yasamis, son birkac aydir yeni aldigi mustakil evinde yasayan biri olarak soyluyorum.
ozellikle apartmanda yasadigim son donemde pandeminin bir sonucu olarak herkesin evlerinde daha fazla vakit gecirmesi sonucunda komsularin birbirine fazlasiyla batmaya baslamasi durumunu gozlemledim. farkindaligi yuksek insanlar artik saygisiz komsulardan kurtulmak istiyorlar. bunun da tek yolu mustakil evlerde yasamaktan gecer.
sehirlerarasi yolculuk yaptiginizda farkedersiniz ki guzel ulkemizde arazi acisindan bir kitlik durumu bulunmamaktadir. dolayisiyla insan haklari ihlali ile es tuttugum bu apartmanda yasama konusundaki israr anlamsiz gorunmektedir.
alt, ust komsu gurultusu olmadan, eger varsa bahcenize cikip nefes alabileceginiz bir mustakil ev candir.
devamını gör...

düşünceler içinde boğulmak. sonucunda yalnızca kendimize odaklanacağımızdan karşı tarafı düşünemeyiz, hissedemeyiz, duyumsayamayız. nihayetinde bir türlü konuşulamaz. anlaşmazlık ve üzüntü ortaya çıkar yalnızca.
devamını gör...

alçı içinde kaşınan koldan daha beter olan durumdur.

kesilen bir uzvun yani artık sahip olmadığımız bir uzvun; kaşınarak, ağrıyarak veya basit bir temas hissiyle sanki hala oradaymış gibi hissettirmesidir. ayrıntılı bilgi için buradan
devamını gör...

çok merak ettiğim bir duygu. çok özel bir durum olduğunu düşünüyorum. ikizim olmasını çok isterdim açıkçası.
devamını gör...

karşısındaki insanın düşüncesine saygı duymak yerine onu manipüle edip fikrini değiştirmeye çalışması.
devamını gör...

karnozin, alanin ve histidin amino asitlerinden oluşan bir dipeptid molekülüdür. kas ve beyin dokusunda yoğun olarak bulunur.
devamını gör...

on gün sürmek üzere yirmi bir aralık'ta, kış gündönümünde başlayacak olan, hem yılbaşı hem de noel'in kökeni niteliğindeki pagan bayramı. yılın bu vakti, din farkı gözetmeksizin hemen hemen herkes için sevilenlerle bir araya gelme, kutlama, ziyafet vaktidir. paganlar bunu yule olarak kutlarlar.

yule temelinde bir ışık bayramıdır, güneşin dünyaya geri dönüşünün kutlanması olarak değerlendirilir. bu yönüyle yeniden doğuşu, yenilenmeyi ışığın insanlara geri dönüşünü temsil eder. bunlar da sembolik olarak hep birlikte aydınlanma vaktini selamlarlar. her biri kutlamalarda mum ışığıyla temsil edilir, yılbaşı ve noel süslemelerinin kökeni de buradan gelir.

eski usül kutlamak isteyenler gelen kutuma sulanabilir.
devamını gör...

sürekli kalp kırıklığı yaşamaktan da olabiliyor sanırım: kendi gözlemimle ne kadar kendini tüketirsen beyin de sana etki eden anılara daha çok odaklanıyor. dünyan silikleşiyor. depresyon geçince de beyin kendini rahat bırakmaya başlıyor, içinden çıkamadığınız durum beyninizi kaplamıyor.
eğer depresyon ile alakalı ise ve gezip tozma imkanınız varsa arkadaşlarınızla sosyalleşerek bu durumu aşabilirsiniz. ve ilgi alanları da edinmek güzel bir şey, beyni rahatlatıyor.
devamını gör...

her istediğini verip, sorumluluk bilinci olmayan bir çocuk yetiştirmek.
devamını gör...

söz, fazla uzatmayacağım..*

sigmund freud'un ilk olarak cinsel dürtülerle ilişkilendirdiği ancak sonraki yazılarında insanın tüm içgüdüsel fizyolojik ve ruhsal enerjisini belirtmek için ortaya koyduğu bir kavram olan libido* ile zeka/entelektüellik seviyesinin ilişkisini ortaya koymaya çalıştığım bir tartışma başlığıdır. yeni fikirlere açığım.

yüksek libido ile yüksek zeka arasında pozitif korelasyon bulunduğuna dair veriler mevcutmuş ancak bu durum, bu kişilerin girdikleri ilişki sayıları ile alakalı değil, yanlış anlaşılmasın. bu da aslında zeka seviyesi arttıkça kişinin libidosunu başka işlere kanalize ettiğini düşündürüyor. örneğin; nicola tesla, isaac newton, henry cavendish... bilime yön vermiş bu manyak* insanlar adeta kaçmışlar kadınlardan.. hele leonardo da vinci kaçmış da kaçmış.. şöyle bir sözü var hatta: "üreme eylemi ve onunla alakalı herhangi bir şey çok iğrençtir.."

olay aslında cinsel isteksizlik değil bence. yüksek zeka ve entelektüellik seviyesi* ile meydana gelen kontrol gücündeki artmanın*, libido üzerindeki yönlendirici etkisi. bir de alınan karar sonrası sonunu hesap edebilme yeteneği gibi faktörler de bu karar mekanizmasını etkiliyor. yapılan bir çalışmada üniversite mezunlarının lise mezunlarına göre daha az sayıda partnere sahip oldukları gösterilmiş. çok partnerlilik sağlık ve toplum üzerinde yozlaşma yaratabildiğinden, bu kişiler bunu hesap edebiliyor.. yani; öyle ben çok partnere sahibim, coolum, açık ilişkiye açığım gibi cümleler pek de havalı gibi durmuyor..

neyse bu konu çok uzatılır. ben ana fikri verdiğime göre kaçabilirim.
devamını gör...

herkese adil davranmıyoruz ve evet adalet kendimize kadar. adil olduğunu düşünen çoğu insana göre herkes eşit, lakin her zaman bazıları daha eşit. hiçbirimiz nazilerin sunduğu oğlunun takas teklifine "bir mareşali bir teğmenle takas etmem." diyebilen stalin’ler değiliz. olmalı mıyız? bilemiyorum rayban.

“herkes fail olabilir.” birkaç aydır, birkaç farklı nedenle kulağıma çınlıyor bu cümle. ilk çınlama sebebi, 3-5 ay önce eski bir arkadaşımın intiharını öğrendiğimdeydi. ölümünden 3 yıl sonra öğrendim.

farklı çevrede, farklı okullarda, farklı karakterlerde ancak aynı müzik grubundaydık. grubun çimentosu bir ortak arkadaşımızdı. en güzel, masum ve önemli anılarımın bir kısmını onsuz düşünemiyorum. hiç çok çok yakın olmasak da hayatımın bir kısmına fazla dahil ve müdahil.

27 yaşında kafasına av tüfeğiyle ateş ederek intihar etti. bir tecavüz şüphelisiydi.

bu cümleyi yazmak bile o kadar zor ki benim için. hayatımda tepki veremediğim, ne hissedeceğimi bilemediğim ve tamamen mavi ekran moduna girdiğim çok az an oldu. bu anlar, çok üzgün olmak çok kahrolmak ya da belirli bir duyguyu çok yoğun hissetmek durumlarında gerçekleşmiyor. aynı anda milyonlarca farklı şey hissedebileceğin durumlarda vücut hangi tepkiyi vereceğini bilemiyor, motor ısınıyor ve işlemci yanıyor.

terapistimin yardımıyla o anki sorunları birkaç ana başlıkta topladım.

- arkadaşım öldü.
- oldukça gore bir intihar gerçekleştirdi.
- arkadaşım bir tecavüz şüphelisi.
- anılarım, çocukluğum kirlenmiş hissediyorum.
- olaya adil yaklaşamıyorum.

en önemlisi sonuncusu. gazete haberini ilk okuduğumda 3. maddeden gelerek şöyle dedim: “çimento olan arkadaşım olsaydı, yapmadığından neredeyse emin olabilirdim. ama bu adam konusunda bir şey diyemiyorum.”

sonra şöyle oldu: “ben niye bir şey demek zorunda hissediyorum? ben neden, bu haberi adamın adını kapatıp okuduğumda verdiğim tepkiyi veremiyorum? bu çok korkunç bir şey.” kadın beyanı esastır. istanbul sözleşmesi yaşatır. ee. nerde savunduklarım, kavgasını verdiklerim, mücadelelerim? ben neden bu adamı kendime aklamak için düşünüp de, aklayamadığımı görünce sorun yaşıyorum. ben bu adamı neden aklıyorum? ya da tamam. tamamen aklamaya çalışmıyorum ancak adalet terazisinin onun lehine olan kefesine ufak da olsa taşlar eklemeye çalışıyorum. yanlı yaklaşıyorum.

sonuç olarak bilmiyorum. suç kanıtlanana kadar herkes masumdur elbette ve artık suçun ya da suçsuzluğun kanıtlanma ihtimali yok olmuş durumda. ama yine de, yakınlıktan kaynaklı olarak adalet terazimin bir kefesine hileli ağırlık koymuş olmak beni inanılmaz rahatsız ediyor. sonra failin annesini düşünüyorum. sonra suçluluğu kanıtlanmış faillerin yakınlarını düşünüyorum, onlara ne kadar öfkelendiğimi, öfkelendiğimizi. lanet ettiğimizi. kimse sınanmadığı günahın masumu değildir elbet, onlarla empatiyi kuramıyorum. adalet terazisinin kefelerine ne taşlar konurdu o hallerde, ben ne yapardım? lanet olsun ki emin olamıyorum.

“herkes fail olabilir.” cümlesi fısıldıyor yine bir taraftan. “herkes fail olabilir, yakınları, tanıdıkları, çevresi için bu durumları sindirmek zordur, acele etme.”

etmiyorum.
devamını gör...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim