zaman tüneli
kış sezonu diye sonbahar sezonu ürünleri üreten firmalar
g.tümüzün donduğu şu kış aylarında, çoğu firmanın artık maliyetten midir nedir. kazak diye triko, mont diye neredeyse yağmurluk üreterek, kış sezonu ürünleri diye piyasaya itelediği bir sektör halini aldı.
kazak bakıyorum. mart-nisan başı giyilebilecek türde dandik ipliğimsi trikolar, abidik gubidik triko yelekler. kış kreasyonu diye sallıyorlar fiyatı da 1.000 tl.
olmm şaka mı bu ya.
yünlü yünlü kazaklar nerede? yünlü yünlü kızlar istiyom.
kazak bakıyorum. mart-nisan başı giyilebilecek türde dandik ipliğimsi trikolar, abidik gubidik triko yelekler. kış kreasyonu diye sallıyorlar fiyatı da 1.000 tl.
olmm şaka mı bu ya.
yünlü yünlü kazaklar nerede? yünlü yünlü kızlar istiyom.
devamını gör...
masa
sivridir ayakları
bastıkça katı taşlara
kadınlar memelidir
ya viski içelim ya bira
hayatta olmayan masalar vardır ya
tam işte onlar içinde bir masa
mike ile jim'e söyle bu gece
kadınlara
diye devam eden kavga adlı edip cansever şiirinde masa cümle içinde en güzel şekliyle kullanılmıştır .
bence.
bastıkça katı taşlara
kadınlar memelidir
ya viski içelim ya bira
hayatta olmayan masalar vardır ya
tam işte onlar içinde bir masa
mike ile jim'e söyle bu gece
kadınlara
diye devam eden kavga adlı edip cansever şiirinde masa cümle içinde en güzel şekliyle kullanılmıştır .
bence.
devamını gör...
ekşi sözlük
rezillik. iğrençlik diz boyu.
bizim sitenin delileri en azından zararsız. ekşi'de baya kriminal tipler var.
bizim sitenin delileri en azından zararsız. ekşi'de baya kriminal tipler var.
devamını gör...
ekşi sözlük
hani burada sabahtan aksama kadar yonetimi yeriyorsunuz ya kurban olun sizin buranin moderasyonuna. eksinin oyle igrenc bir yonetim anlayisi var ki anlatacagim…
pedofili skandalinin bir numarali sahidiyim sozlukcum. yeni bir vaka degil bu, iki uc gundur masa altinda fokurdamaktaydi da yonetime ses duyrulmadi orali olmadilar. neyse uyuyup uyanip yazacagim.
pedofili skandalinin bir numarali sahidiyim sozlukcum. yeni bir vaka degil bu, iki uc gundur masa altinda fokurdamaktaydi da yonetime ses duyrulmadi orali olmadilar. neyse uyuyup uyanip yazacagim.
devamını gör...
ekşi sözlük
konuyu biri anlatabilir mi bende o linkler internet nedeniyle açılmıyor.
devamını gör...
koz
üstünlük sağlamaya yarayacak bilgi ya da durum.
devamını gör...
sözlükten şüphe etmek
sözlük yoksa nasıl burada yazı yazabiliyorum?
yazabiliyorum o halde sözlük var.
saman adam safsatası
yazabiliyorum o halde sözlük var.
saman adam safsatası
devamını gör...
çığır
karda açılan patika.
devamını gör...
çığır açmak
belli bir konuda daha önce denememiş ya da başarılmamış yeni yol veya yöntem geliştirmek. (bkz: çığır)
devamını gör...
ekşi sözlük
bu doğruysa gerekli mercilere şikayet edilip, o hesap sahibine kodes izni verilsin. ekşi sözlük deep webe dönmüş , gereği acilen yapılmalı. görmezden gelinecek bir durum değil, ekşi sözlük içinde gereği yapılmalı.
devamını gör...
oscar wilde
1854/1900 yılları arasında yaşamış, bugün ölüm yıldönümü olan irlandalı yazar ve şair.
roman yazamazsın diyenlere dorian gray'in portresi ile cevap vermiştir.

oysa herkes öldürür sevdiğini, bunu böyle bilin, kimi hazin bir bakışla öldürür, kimi latif bir sözle, korkaklar öperek öldürür, yürekliler kılıç darbeleriyle!
kimi gençken öldürür sevdiğini,
kimi ihtiyarken;
kimi şehvetli ellerle boğar, kimi sevdiğini altına boğar:
merhametlisi bıçağını savurur, çünkü böyle ölen çabuk soğur.
kimi az sever, kimi çok, kimi alır, kimi satar;
kimi öldürürken gözyaşı döker de, kimi gözünü bile kırpmaz:
çünkü herkes öldürür sevdiğini, ama herkes öldürdü diye ölmez.
kaynak/ reading zindanı baladı sayfa 23
roman yazamazsın diyenlere dorian gray'in portresi ile cevap vermiştir.

oysa herkes öldürür sevdiğini, bunu böyle bilin, kimi hazin bir bakışla öldürür, kimi latif bir sözle, korkaklar öperek öldürür, yürekliler kılıç darbeleriyle!
kimi gençken öldürür sevdiğini,
kimi ihtiyarken;
kimi şehvetli ellerle boğar, kimi sevdiğini altına boğar:
merhametlisi bıçağını savurur, çünkü böyle ölen çabuk soğur.
kimi az sever, kimi çok, kimi alır, kimi satar;
kimi öldürürken gözyaşı döker de, kimi gözünü bile kırpmaz:
çünkü herkes öldürür sevdiğini, ama herkes öldürdü diye ölmez.
kaynak/ reading zindanı baladı sayfa 23
devamını gör...
sözlükten şüphe etmek
şüphe ettiğinde de şüphe edemiyorsan o halde sözlük vardır diyebilirsin.
o halde sözlük varsa bunun bir hakikati de vardır. hakikat yoksa zaten saplantılı ve faşistik üfürükler vardır demektir.
madem ki hakikat var o halde yobazca ve varoşça bir sözlük olamaz burası. madem ki sözlük varoş bir yer değil o halde burada nahoş bir söz duymak mümkün olamaz. eğer ki burası nahoş olan bir sözün duyalamayacağı bir yer ise burada hayret de vardır.
hayret varsa gayret de vardır. madem ki hem hayret var hem de gayret var o halde burası bir sözlüktür. eğer burası bir sözlükse burada aklın hizmetine sunulmuş bir yapı da var demektir. eğer ki sözlüğün aklı varsa bunu bir zemin üzerine inşa etmesi gerekir.
eğer ki böyle bir zemin varsa bunun inandırıcılığı da olması gerekir. eğer inandırıcı bir söylemi varsa bunun güvenirliliğide var demektir. madem ki sözlük hem inandırıcılığı olan hem güvenirliliği olan bir yer o halde buna tanıklık edecek şahitler de vardır demektir.
madem ki burada buna şahit olan tanıklar var o zaman burada yürünecek bir yol da olması lazım. eğer burada yürünecek bir yol da varsa neden insanların bu yolda yürüdüğünü göremiyoruz?
ha bu yolda yürüyen insanları da gören varsa neden bu bir muamma gibi duruyor ve bilimsel olarak kanıtlanamıyor? eğer buna bir kanıt varsa marx 150 yıl önce dememiş miydi "kapitalizm sanatı da ,hukuku da iktidarı da kendisine köle eder" diye.
madem ki buradaki herkes kapitalizmin işçi kamplarında birer eleman o zaman neden burada yazıyorlar? bu ve bunun gibi bir çok kırılma anlarında görünende görünmeyeni, görünmeyende görüneni bulmaya neden kimse çaba sarf etmiyor? gel de şüphelenme arkadaş!
o halde sözlük varsa bunun bir hakikati de vardır. hakikat yoksa zaten saplantılı ve faşistik üfürükler vardır demektir.
madem ki hakikat var o halde yobazca ve varoşça bir sözlük olamaz burası. madem ki sözlük varoş bir yer değil o halde burada nahoş bir söz duymak mümkün olamaz. eğer ki burası nahoş olan bir sözün duyalamayacağı bir yer ise burada hayret de vardır.
hayret varsa gayret de vardır. madem ki hem hayret var hem de gayret var o halde burası bir sözlüktür. eğer burası bir sözlükse burada aklın hizmetine sunulmuş bir yapı da var demektir. eğer ki sözlüğün aklı varsa bunu bir zemin üzerine inşa etmesi gerekir.
eğer ki böyle bir zemin varsa bunun inandırıcılığı da olması gerekir. eğer inandırıcı bir söylemi varsa bunun güvenirliliğide var demektir. madem ki sözlük hem inandırıcılığı olan hem güvenirliliği olan bir yer o halde buna tanıklık edecek şahitler de vardır demektir.
madem ki burada buna şahit olan tanıklar var o zaman burada yürünecek bir yol da olması lazım. eğer burada yürünecek bir yol da varsa neden insanların bu yolda yürüdüğünü göremiyoruz?
ha bu yolda yürüyen insanları da gören varsa neden bu bir muamma gibi duruyor ve bilimsel olarak kanıtlanamıyor? eğer buna bir kanıt varsa marx 150 yıl önce dememiş miydi "kapitalizm sanatı da ,hukuku da iktidarı da kendisine köle eder" diye.
madem ki buradaki herkes kapitalizmin işçi kamplarında birer eleman o zaman neden burada yazıyorlar? bu ve bunun gibi bir çok kırılma anlarında görünende görünmeyeni, görünmeyende görüneni bulmaya neden kimse çaba sarf etmiyor? gel de şüphelenme arkadaş!
devamını gör...
hayvan çiftliği
"hayvan çiftliği" george orwell'in bir politik alegori eseridir. kitap, sovyetler birliği'nin 1917 devrimi'nden sonraki dönemi ele alarak totaliterizmi ve iktidarın kötüye kullanılmasını eleştirir. hayvanlar, insanlara karşı ayaklanarak kendi çiftliklerini kurarlar, ancak zamanla lider domuzların güç açlığı ve ihanet yoluyla insanlara benzer bir yönetim biçimine dönüşmesini gösterir. orwell, eserinde güç, propaganda ve manipülasyon konularına vurgu yaparak totaliter rejimlere karşı bir uyarıda bulunur.
domuzlar (napoleon, snowball): sovyet liderlerini temsil ederler. başlangıçta devrimi savunurlar, ancak zamanla iktidar açlığına kapılıp kötüleşirler.
boxer: işçi sınıfını simgeler. sadık ve güçlüdür, ancak yöneticilerin onu sömürmesi ve nihayetinde terkedilmesi, emekçi sınıfın sömürülmesini temsil eder.
benjamin: esasen eleştirel bir eşek olan benjamin, olayları görmesine rağmen duyarsız kalmasıyla bilinir. insan doğasındaki umutsuzluğu ve eleştiriyi simgeler.
bay jones: çiftlik sahibi olan bay jones, çar'ı temsil eder. devrimin ardından çiftlikten uzaklaştırılan aristokrattır.
domuzlar (napoleon, snowball): sovyet liderlerini temsil ederler. başlangıçta devrimi savunurlar, ancak zamanla iktidar açlığına kapılıp kötüleşirler.
boxer: işçi sınıfını simgeler. sadık ve güçlüdür, ancak yöneticilerin onu sömürmesi ve nihayetinde terkedilmesi, emekçi sınıfın sömürülmesini temsil eder.
benjamin: esasen eleştirel bir eşek olan benjamin, olayları görmesine rağmen duyarsız kalmasıyla bilinir. insan doğasındaki umutsuzluğu ve eleştiriyi simgeler.
bay jones: çiftlik sahibi olan bay jones, çar'ı temsil eder. devrimin ardından çiftlikten uzaklaştırılan aristokrattır.
devamını gör...
ekşi sözlük
korkunç bir olaya sahne olan platform. ekşi sözlük, gerekli makamlara başvurmak yerine çözümü olayı ortaya çıkaran yazarın açtığı başlığı kaldırmakta ve yazarı bir ay banlamakta bulmuş. allah hepinizi kahretsin.
olayın ne olduğunu yazmaya elim gitmiyor. buradan bakabilirsiniz. burada da bu olayı asıl yaşayan arkadaşın tivitleri var buradan
olayın ne olduğunu yazmaya elim gitmiyor. buradan bakabilirsiniz. burada da bu olayı asıl yaşayan arkadaşın tivitleri var buradan
devamını gör...
lorem ipsum
lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. in nec risus non turpis interm rutrum. vestibulum et metus. nulla id magna sed dolor sollicitudin laoreet. tempus in, lacus. duis tempor posuere diam. suspendisse vel tellus quis nunc malesuada porta.
çiçero tarafından yazılan 1.10.32 ve 1.10.33 bölümleri de 1914 h. rackham çevirisinden alınan ingilizce sürümleri eşliğinde özgün biçiminden yeniden üretilmiştir.
çiçero tarafından yazılan 1.10.32 ve 1.10.33 bölümleri de 1914 h. rackham çevirisinden alınan ingilizce sürümleri eşliğinde özgün biçiminden yeniden üretilmiştir.
devamını gör...
dershaneye gidilmeli mi sorunsalı
gidilmemeli. youtubede her şey var. yaz konunu aç videoyu izle gerekirse not al. en azından beleşe hallolur. zamanı da iyi değerlendirmiş olursunuz.
devamını gör...
muzlu süt içen erkek
kazım büfede içiyorsa zevklidir.
devamını gör...
sabır
önümde düğmesini iliklettiğim çok zaman olmuştur ama onun bile sonu var.
devamını gör...
akademik kariyer yapmak isteyenlere tavsiyeler
bir akademisyen olarak şunları söyleyebilirim;
bu iş " aa hadi akademisyen olayım" demekle yapabileceğiniz bir iş değil. buna gerçekten gönül vermiş olmanız gerekiyor çünkü akademik kariyer çok çaba ve özveri gerektiren bir olay. ben akademisyen olmaya üniversitede okurken karar verdim ve ona göre çalışıp, arş seviyede bir genel ortalama ile mezun oldum. (en son senemde 3.93 olan bir dönem ortalamam vardı. ) lisansımı onur, yüksek lisansımı yüksek onur öğrencisi olarak 4.00 ortalama ile bitirdim. yüksek lisans tezim 640 sayfaydı. danışmanım kısaltmasaydı, 900 sayfa vs olurdu. türkiye'de hiç daha önce yazılmamış bir tez yazdım. tabi bunların hepsinin dili, daha doğrusu tüm eğitimim ingilizceydi.
bir çok insan akademik kariyere hayatının bir noktasında heves edip dönüyor. bu idealist olmakla başarılacak bir şey. "bu meslek olmadı, bari bu olsun, hadi bunu deneyeyim" diye akademiye yönelirseniz, çok yıpranırsınız. akademik kariyer başarılı olabildiğiniz sürece parçası olabildiğiniz bir sektör. hayat boyu okumanız ve üretmeniz gerekiyor. okuduğum metinlerin, yazdığım dokümanların net sayısını bilmiyorum. neyse ki en başında daha üniversite öğrenciyken kendimi psikolojik olarak her şeye hazırladım ve hep en iyisi olmayı hedefledim ki karşıma çıkabilecek her olumsuzlukta tüm başarım kalkanım olsun.
imkansız değil ama zor. ingilizce kesinlikle şart. zaten hem yüksek lisans için hemde doktora için yds'de skor almanız şart. yani dil sınavı yeterliliği vermeniz gerekiyor. minimum skor 55 ama ingilizceniz yeterli değilse, 55 alamazsınız. 55 almak için sınavdaki toplam soru sayısının neredeyse yarısının doğru çözülmüş olması gerekiyor ve derin grammar( dil bilgisi) , paragraf okuma, paragraf tamamlama, paragraflardaki uyumsuz cümleyi bulma soruları çözüyorsunuz. yani ales'teki türkçe sınavının ingilizcesine giriyorsunuz. kandırma, şaşırtma çok fazla var. şıklar birbirine çok yakın. güçlü dil yetiniz varsa, ayırt edebiliyorsunuz. bu seviye için ingilizcenizin baya iyi olması gerekiyor. hem sınavın tekniğine hem de ingilizceye hakim olmanız lazım.
biliyorsunuz akademik kariyer için yüksek lisans ve doktora şart. tezler+ makaleler hatta ünvan için kitap yazmanız gerekiyor. türkiye'yi istemezseniz,
yurt dışı için sürçe daha katı çünkü yurt dışında lisans- yüksek lisans ve doktora başvuları tam bir arena savaşı. milyarlarca rakibiniz var ve hepsinden sıyrılmanız için harika bir geçmişinizin olması lazım. maksimum bir genel not ortalaması, üniversite hayatı boyunca kazanılmış extra başarılar, bunları ilham verici şekilde anlatabildiğiniz harika bir başvuru mektubu ve yüksek dil sınavı skoru.
toefl( amerika) + gre ( amerika) veya ıelts ( genel avrupa başvuruları için) gerekiyor. onlar içinde keza aynı şekilde. toefl ve ıelts 4 saat sürüp, sizi her alanda test ediyor( reading, listening, speaking, writing) bunların toplamının ortalaması alınarak size net skor veriliyor.
iyi skorlar toefl'da 120 üzerinde minimum 90
ıelts'de 9 üzerinden minimum 7
bunların altında dil skorlarıyla kabul alamayabilirsiniz. tabi bunlara ek başvuru mektupları ve özgeçmiş falanda gönderiyorsunuz. sizi toplu paket şeklinde değerlendiriyorlar ama basvuru mektubu, genel not ortalamanız ve sınav skorlarınız kabul için ölümcül üçleme'dir.
ben new york'ta baya iyi bir okula kabul aldığımda, toelf'dan not ortalamam sebebiyle muaf edilmiştim. ( çünkü eğitim dilim hep ingilizceydi ) ayrıca zaten ben hep new york'u yüksek lisans ve doktora için hedefleyerek, tabiri caizse "köpek gibi çalışarak" üniversiteden mezun olmuştum. üniversite 3. ve 4. sınıfta tüm vize / finallerim 100 geliyordu sonra tabi eğitim dili ingilizce bir sistemden onur öğrencisi olarak mezun olunca, dikkatlerini çekiyorsunuz ve dil yetinizi sorgulamıyorlar. - tabi okuldan okula değişebilir. benim muafiyet aldıklarım oldu-
kısaca : idealizm, istikrar ve bu işte gerçekten kalbinizin olması gerekiyor. sırf para kazanmak için girerseniz, yükü sizi yorar.
başarılıysanız ve bunu hayat boyu sürdürebilecekseniz sistem önünüzde eğilir ama aksi durumda, öğütülürsünüz çünkü rakibiniz çok ve herkes pozisyon kavgasında ayak kaydırmak için uğraşıyor. kimseye güvenemezsiniz. dostunuz sandığınız, statünüzü almak için her türlü pisliği döndürür. bu yüzden akademide kimse iş arkadaşıyla mıç mıç olmaz. hep mesafe korunur. bu mesafe = statünüzü her türlü potansiyel tehditten korumak demek.
akademide herkes kötü mü? hiç mi bu tiplerin aksi insanlar yok? - tabi ki var! hatta onlardan biriyim. kimsenin ayağını kaydırmam. başarımla doğru orantıda varım. başarım , bileğimin hakkı bana ne sağlıyorsa, o benimdir amaaa ödül büyük olduğunda( statü kazanmaktan bahsediyorum) milletin yaptıklarına ağzınız şaşkınlıktan ayrılarak bakıyorsunuz çünkü bir çoğu için önemli olan o statüyü kazanmak. nasıl olduğu veya nasıl yaptıkları önemli değil. bu noktada genelde hep arkadan veya bel altı vururlar. bu yüzden yine aynı yere geliyorum; kimse kimse ile mıç mıç olmaz.
son söz: yani akademi köpek balıklarıyla doludur. av olmak istemiyorsanız, en büyüğü ya da en büyüklerinden biri siz olacaksınız. bu ömür boyu başarılı kalmak demek. yes, that's pretty challenge.
bu iş " aa hadi akademisyen olayım" demekle yapabileceğiniz bir iş değil. buna gerçekten gönül vermiş olmanız gerekiyor çünkü akademik kariyer çok çaba ve özveri gerektiren bir olay. ben akademisyen olmaya üniversitede okurken karar verdim ve ona göre çalışıp, arş seviyede bir genel ortalama ile mezun oldum. (en son senemde 3.93 olan bir dönem ortalamam vardı. ) lisansımı onur, yüksek lisansımı yüksek onur öğrencisi olarak 4.00 ortalama ile bitirdim. yüksek lisans tezim 640 sayfaydı. danışmanım kısaltmasaydı, 900 sayfa vs olurdu. türkiye'de hiç daha önce yazılmamış bir tez yazdım. tabi bunların hepsinin dili, daha doğrusu tüm eğitimim ingilizceydi.
bir çok insan akademik kariyere hayatının bir noktasında heves edip dönüyor. bu idealist olmakla başarılacak bir şey. "bu meslek olmadı, bari bu olsun, hadi bunu deneyeyim" diye akademiye yönelirseniz, çok yıpranırsınız. akademik kariyer başarılı olabildiğiniz sürece parçası olabildiğiniz bir sektör. hayat boyu okumanız ve üretmeniz gerekiyor. okuduğum metinlerin, yazdığım dokümanların net sayısını bilmiyorum. neyse ki en başında daha üniversite öğrenciyken kendimi psikolojik olarak her şeye hazırladım ve hep en iyisi olmayı hedefledim ki karşıma çıkabilecek her olumsuzlukta tüm başarım kalkanım olsun.
imkansız değil ama zor. ingilizce kesinlikle şart. zaten hem yüksek lisans için hemde doktora için yds'de skor almanız şart. yani dil sınavı yeterliliği vermeniz gerekiyor. minimum skor 55 ama ingilizceniz yeterli değilse, 55 alamazsınız. 55 almak için sınavdaki toplam soru sayısının neredeyse yarısının doğru çözülmüş olması gerekiyor ve derin grammar( dil bilgisi) , paragraf okuma, paragraf tamamlama, paragraflardaki uyumsuz cümleyi bulma soruları çözüyorsunuz. yani ales'teki türkçe sınavının ingilizcesine giriyorsunuz. kandırma, şaşırtma çok fazla var. şıklar birbirine çok yakın. güçlü dil yetiniz varsa, ayırt edebiliyorsunuz. bu seviye için ingilizcenizin baya iyi olması gerekiyor. hem sınavın tekniğine hem de ingilizceye hakim olmanız lazım.
biliyorsunuz akademik kariyer için yüksek lisans ve doktora şart. tezler+ makaleler hatta ünvan için kitap yazmanız gerekiyor. türkiye'yi istemezseniz,
yurt dışı için sürçe daha katı çünkü yurt dışında lisans- yüksek lisans ve doktora başvuları tam bir arena savaşı. milyarlarca rakibiniz var ve hepsinden sıyrılmanız için harika bir geçmişinizin olması lazım. maksimum bir genel not ortalaması, üniversite hayatı boyunca kazanılmış extra başarılar, bunları ilham verici şekilde anlatabildiğiniz harika bir başvuru mektubu ve yüksek dil sınavı skoru.
toefl( amerika) + gre ( amerika) veya ıelts ( genel avrupa başvuruları için) gerekiyor. onlar içinde keza aynı şekilde. toefl ve ıelts 4 saat sürüp, sizi her alanda test ediyor( reading, listening, speaking, writing) bunların toplamının ortalaması alınarak size net skor veriliyor.
iyi skorlar toefl'da 120 üzerinde minimum 90
ıelts'de 9 üzerinden minimum 7
bunların altında dil skorlarıyla kabul alamayabilirsiniz. tabi bunlara ek başvuru mektupları ve özgeçmiş falanda gönderiyorsunuz. sizi toplu paket şeklinde değerlendiriyorlar ama basvuru mektubu, genel not ortalamanız ve sınav skorlarınız kabul için ölümcül üçleme'dir.
ben new york'ta baya iyi bir okula kabul aldığımda, toelf'dan not ortalamam sebebiyle muaf edilmiştim. ( çünkü eğitim dilim hep ingilizceydi ) ayrıca zaten ben hep new york'u yüksek lisans ve doktora için hedefleyerek, tabiri caizse "köpek gibi çalışarak" üniversiteden mezun olmuştum. üniversite 3. ve 4. sınıfta tüm vize / finallerim 100 geliyordu sonra tabi eğitim dili ingilizce bir sistemden onur öğrencisi olarak mezun olunca, dikkatlerini çekiyorsunuz ve dil yetinizi sorgulamıyorlar. - tabi okuldan okula değişebilir. benim muafiyet aldıklarım oldu-
kısaca : idealizm, istikrar ve bu işte gerçekten kalbinizin olması gerekiyor. sırf para kazanmak için girerseniz, yükü sizi yorar.
başarılıysanız ve bunu hayat boyu sürdürebilecekseniz sistem önünüzde eğilir ama aksi durumda, öğütülürsünüz çünkü rakibiniz çok ve herkes pozisyon kavgasında ayak kaydırmak için uğraşıyor. kimseye güvenemezsiniz. dostunuz sandığınız, statünüzü almak için her türlü pisliği döndürür. bu yüzden akademide kimse iş arkadaşıyla mıç mıç olmaz. hep mesafe korunur. bu mesafe = statünüzü her türlü potansiyel tehditten korumak demek.
akademide herkes kötü mü? hiç mi bu tiplerin aksi insanlar yok? - tabi ki var! hatta onlardan biriyim. kimsenin ayağını kaydırmam. başarımla doğru orantıda varım. başarım , bileğimin hakkı bana ne sağlıyorsa, o benimdir amaaa ödül büyük olduğunda( statü kazanmaktan bahsediyorum) milletin yaptıklarına ağzınız şaşkınlıktan ayrılarak bakıyorsunuz çünkü bir çoğu için önemli olan o statüyü kazanmak. nasıl olduğu veya nasıl yaptıkları önemli değil. bu noktada genelde hep arkadan veya bel altı vururlar. bu yüzden yine aynı yere geliyorum; kimse kimse ile mıç mıç olmaz.
son söz: yani akademi köpek balıklarıyla doludur. av olmak istemiyorsanız, en büyüğü ya da en büyüklerinden biri siz olacaksınız. bu ömür boyu başarılı kalmak demek. yes, that's pretty challenge.
devamını gör...
