zaman tüneli
zengin olsanız yaşayacağınız hayat
muhtemelen ilk 1-2 yıldan sonra acayip sade bir hayat olurdu. zamanını ve özgürlüğünü satın aldıktan sonra varılabilecek en top nokta, eğer mümkünse, kaygıdan azade bir hayat ve huzur hissi olsa gerek.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
kaynak suyu
quellwasser,spring water soğuk oldukça içtikçe içesi gelir insanın heryerde bulunmaz
devamını gör...
yeni yere gidince hissedilen
eşsiz,rüyadaymış gibi tuhaf bir his bu uzun zaman sonra memlekete gitsek de aynıdır ama güzel histir
devamını gör...
zengin olsanız yaşayacağınız hayat
en belirgin olay uyuma saatlerim olurdu sanırım, bana ilham ve yaratıcılık genelde akşam ve gece geliyor bu nedenle gündüzden akşama kadar uyuyup gece yaşayabilirdim,
3-5 saat oynamalar olurdu o kadar. birde neredeyse tüm vaktimi kendi projelerime harcardım rahat rahat. çünkü üretkenlik ve problem çözmenin altında yatan sebep para kazanma değil, zevk almam. para derdi sıfır olunca yaptığım işlerin hepsi ücretsiz olurdu sanırım.
3-5 saat oynamalar olurdu o kadar. birde neredeyse tüm vaktimi kendi projelerime harcardım rahat rahat. çünkü üretkenlik ve problem çözmenin altında yatan sebep para kazanma değil, zevk almam. para derdi sıfır olunca yaptığım işlerin hepsi ücretsiz olurdu sanırım.
devamını gör...
gençlerbirliği
ilhan cavcav zamanında futbol okulu ülkenin en iyisi olan futbol kulübü.
iyi futbolcu yetiştiren ve afrikadan da çok iyi futbolcular bulup getiren cavcav takımın lig şampiyonu olmasını istemezdi. sebep? sebep duygusal. futbolcu satarak ayakta duran bir kulüp gençlerbirliği. taraftarı çok az. verdikleri bilet parası, kulüp aidatı bir çift ayakkabı parası almaya bile yetmiyor. ne yapacak? futbolcu yetiştirip satacak. e şampiyon oldun diyelim nasıl olacaksın? değerli futboşlcuları elde tutarak. para nereden gelecek? bu nedenlerden dolayı gençler şampiyon olabilecek kadroya sahipken bile frene basardı.
ligin olmazsa olmaz takımlarındandır.
iyi futbolcu yetiştiren ve afrikadan da çok iyi futbolcular bulup getiren cavcav takımın lig şampiyonu olmasını istemezdi. sebep? sebep duygusal. futbolcu satarak ayakta duran bir kulüp gençlerbirliği. taraftarı çok az. verdikleri bilet parası, kulüp aidatı bir çift ayakkabı parası almaya bile yetmiyor. ne yapacak? futbolcu yetiştirip satacak. e şampiyon oldun diyelim nasıl olacaksın? değerli futboşlcuları elde tutarak. para nereden gelecek? bu nedenlerden dolayı gençler şampiyon olabilecek kadroya sahipken bile frene basardı.
ligin olmazsa olmaz takımlarındandır.
devamını gör...
ölüm
insana çok şey katan, çok şey öğreten ve çok derinden vurur. doğanın en net ve en gerçek kanunudur.
bazı ölümler çok şey öğretir, ama keşke öğretmese dersin sırf o insanla bir şeyler paylaşmaya doymadığın, doyamadığın gibi. ben de tontişim olan canın anneanneme doyamadım.
sen gittin gideli daha eksiğim. güçlüyüm. sensizliğe de alıştım ama keşke alışmayı dahi öğrenmeseydim de o güzellerini öpüp, o hayır duanı alsaydım her gün olduğu gibi..
bazı ölümler çok şey öğretir, ama keşke öğretmese dersin sırf o insanla bir şeyler paylaşmaya doymadığın, doyamadığın gibi. ben de tontişim olan canın anneanneme doyamadım.
sen gittin gideli daha eksiğim. güçlüyüm. sensizliğe de alıştım ama keşke alışmayı dahi öğrenmeseydim de o güzellerini öpüp, o hayır duanı alsaydım her gün olduğu gibi..
devamını gör...
kış kokusu
kış hissi var bence
devamını gör...
bugün benim doğum günüm
benim de doğum günüm. her yıl olduğum gibi bu yıl da 29 yaşıma gireceğim. sözüm söz 30'a girdiğim yıl bu dünyada son yılım olacak.
devamını gör...
anası bacısı olan erkeğin getir hepinize yeterim demesi
ifade doğruysa, yani “hepinize yeterim” cümlesini içeren bütün konuşma, adamın kadına zerre kadar saygısı yok.
doğum günün kutlu olsun koca g.tlü,
kaç oldun, 48 mi? (37-38 yaşlarındaydı sanırım)..
onları da getir, hepinize yeterim.
yani, kadının bu muameleyi kabul etti-etmedi tartışmasını bir kenara koyuyorum; birlikte olduğu kadınla bu kadar asker arkadaşı muhabbete giren erkeğin bir sıkıntısı vardır. ya aslında kendini o ilişkiye yakıştıramayıp içten içe utanç duyuyordur, ya daha uzun bir ilişki düşünüyordur, ya aşık olabilmek istiyordur ve sürekli yüzeysel ilişki, sürekli günlük birileri diye artık yolunu şaşırdığını biliyordur ama neticede bu davranış “ben seni gönderemiyorum, sen kendin git” davranışıdır, bana göre.. ve genelde 30 yaş civarı da sonlanır, çok uzamaz..
eninde sonunda kadın gider, kendi yoluna bakar/bakmaz vesaire ama erkek bu ilişkiyi veya bu zaman dilimini güzel hatırlamaz.
doğum günün kutlu olsun koca g.tlü,
kaç oldun, 48 mi? (37-38 yaşlarındaydı sanırım)..
onları da getir, hepinize yeterim.
yani, kadının bu muameleyi kabul etti-etmedi tartışmasını bir kenara koyuyorum; birlikte olduğu kadınla bu kadar asker arkadaşı muhabbete giren erkeğin bir sıkıntısı vardır. ya aslında kendini o ilişkiye yakıştıramayıp içten içe utanç duyuyordur, ya daha uzun bir ilişki düşünüyordur, ya aşık olabilmek istiyordur ve sürekli yüzeysel ilişki, sürekli günlük birileri diye artık yolunu şaşırdığını biliyordur ama neticede bu davranış “ben seni gönderemiyorum, sen kendin git” davranışıdır, bana göre.. ve genelde 30 yaş civarı da sonlanır, çok uzamaz..
eninde sonunda kadın gider, kendi yoluna bakar/bakmaz vesaire ama erkek bu ilişkiyi veya bu zaman dilimini güzel hatırlamaz.
devamını gör...
dışardan sevgilisi var gibi görünmek
dışardan nasıl göründüğünü farkedemez kişi, bu bilgi biri tarafından verilir. o birine aynen şöyle diyin; senin gözünün izanını ayarını s.....m a....a k...n danası.
devamını gör...
metal müzik dinleyen insanların içinde bulunduğu psikoloji
ben kuşuma dinletiyom, balık taklidi yapıyor. bence evrimin eski basamaklarına götüren bir etkisi var.
devamını gör...
ölüm
biri ölünce 'bir şeyler eksiliyor evrenimden', hissediyorum, ama nerde ve ne tam bilemiyorum.
devamını gör...
olmayınca olmuyor demek
büyük bir vazgeçiş.
devamını gör...
yağmuru sevenlerden misiniz kaçanlardan mı sorusu
bayılırım, kasıtlı olarak ıslandığımda olur az yağmurda.
devamını gör...
yağmuru sevenlerden misiniz kaçanlardan mı sorusu
ayy bayılırımmmmmm. hele altında dolaşmaya.
o kadar özledim kiiiiii.
sessiz sedasız bir yol ve son ses açılmış bir müzik eşlik ediyorsa ya da sizinle ıslanacak kadar sizi seven bir arkadaşınızla....
o hissi anlatmak çok zor.
şemsiye taşımam
saçımı korumam
ıslanabildiğim kadar ıslanmayı tercih ederim
o kadar özledim kiiiiii.
sessiz sedasız bir yol ve son ses açılmış bir müzik eşlik ediyorsa ya da sizinle ıslanacak kadar sizi seven bir arkadaşınızla....
o hissi anlatmak çok zor.
şemsiye taşımam
saçımı korumam
ıslanabildiğim kadar ıslanmayı tercih ederim
devamını gör...
japonların yaşam tarzları
japonya'nın bir distopya olduğunu, japonların bir distopyada yaşadığını öğrendiğimiz bir başlık olmuş. siyasetçi olsam bu başlıkta yazan yazarlardan eğitim alıp eldeki verileri nasıl bu kadar bağlamından koparmayı becerebilmişler öğrenmek isterdim. ciddi anlamda hiç beceremediğim, büyük bir yetenek bence.
yazı çok uzun oldu kısa kes derseniz. youtube'da gördüğünüz, reddit'te okuduğunuz çoğu şey abartı. doğru yanları var ama ilgi çekmek için konuları bağlamdan koparıp anlatıyorlar.
mesela denmiş ki "japonlar için tabuttan hallice bir eve sahip olmak hayal bile olamıyor.” külliyen yalan. yazar arkadaş bu bilgiyi nerden almış bilmiyorum ama çok büyük yanıltılmış. size burada japonya'daki konut sistemini, kredilerini anlatmak isterdim ancak uzun sürer ama kısaca şunu söyleyeyim. ortalama ücret kazanan herhangi bir japon istediği zaman ortalama bir bölgede ortalama bir ev alır. zaten japonya'da ev sahipliği oranı çok yüksektir. ayrıca bu tabuttan hallice olan evler genellikle şehirlerin merkezinde tek başına yaşayan insanlar içindir. genellikle öğrenciler ve işe yeni başlamış genç insanlar oturur. ortalama 40-60 metrekaredir. aileler merkezde değilde çevresinde yaşar evler ortalama 100-150 metrekaredir. youtube'da izlediğiniz videolar biraz reklam. alın size bir emlak sitesi translate kullana kullana bakın. suumo
sonra japonya'daki çalışma şartlarından bahsetmişler. mobbing, aşırı çalışma falan. evet doğru çalışma şartları sıkıntılıdır. ama işveçten sıkıntılıdır. ne bileyim hollanda'ya göre sıkıntılıdır ama türkiye'ye göre çok daha iyi durumdalar. iş kazalarının ve işçi ölümlerinin nedenleri biraz farklıdır mesela. açmak gerekirse türkiye'de işyerinde kalp krizi geçirirsen kalp krizi geçiriyorsun. japonya'da ise aşırı çalışmaktan kalp krizi geçiriyorsun. sonra türkiye'de bir kamyon şöförü kaza yapınca direksiyon başında uyumuş oluyor. japonya'da aşırı çalışmaktan yorgun düştüğü için o kazayı yapmış oluyor. nüans farklılıklarına dikkat etmek lazım. tabi batı avrupa'dan kuzey ülkelerinden geridedir orasına bir şey diyemem. orası beni aşar. bu konuda bilgi sahibi olan ve bu konuyu araştırmış birileri vardır.
kadın hakları konusunda çok geri oldukları doğru. hatta türkiye bile daha iyi durumda olabilir. ancak burada güvenlikten ya da gece sokağa çıkabilmekten bahsetmiyorum. topluma kendisini kanıtlayabilmesinden bahsediyorum.
alkol bağımlılığı yok. yani aşırı bir alkol tüketimi yok demek daha doğru. alkol japonya'da görünür. bizdeki gibi gizli tüketilmez. bizde bir kadehte içsen bağımlısın bir şise devirsende bağlısın ama orda öyle değil. tabii her alkol tüketen bağımlıdır derseniz haklısınız. ancak uyuşturucu kullanımı çok nadirdirdir. uyuşturucu konusunda türkiye'den daha katıdırlar.
intihar konusu japonya'da şeffaf bir şekilde yönetilir. birisi intihar etmişse intihar etmiştir. kimse bizdeki gibi saklamaya, gizlemeye çalışmaz. o yüzden bizim gibi ülekelere nazaran veri olarak çok görünür. ayrıca estetik konusunda belki türkiye'den fazladır ama batıyla benzerdir. köylülerden farklı olma çabası derken sivas'ta doğup, büyüyüp istanbul'a adım attığı ilk andan itibaren sanki yedi kuşaktır istanbullu'ymuş gibi davranmaksa eğer böyle bir şeyi pek görmedim. ancak kore'de nasıl olduğunu bilmiyorum. hiç yaşamadım. ben sadece japonya hakkında konuşuyorum.
insanlar yalnız falan değil. abartmayalım. evet yalnızlık var bu bir sorun ama bu sorun türkiye'de de var. avrupa'da da var. insanlar bireyselleştikçe yalnızlaşıyor. bu global bir sorun japonya ile alakası yok. ancak orta doğuda yalnızlık yoktur tabi. varsa bile adamların en son sorunu olur heralde.
nezaket ve samimeyetlerinin rol olduğu söylenmiş. kısa cevap değil. aslında nezakete bakış açıları farklı. çatışmadan kaçınma olarak görüyorlar. samimileşmenin bir adımı olarak değil. samimiyetleri de bizdeki gibi değil. aile içi samimiyetleri daha çok kurumsal. * toplumun küçük bir parçası olarak görülüyor. ona göre hareket ediyorlar. bizdeki eski nesillerin aile yapısına benzer bir durum var. ama son dönemde değişiyor.
ancak japonlar kendilerine benzer insanların yanında daha samimiler. bu yüzden japonyada altkültürler çok gelişmiştir. altkültürler konusunda japonya ile yarışabilecek bir ülke ya da topluluk yoktur. altkültürlerin kendi medyaları, toplanma alanları falan var. o soğuk, sürekli telefonuna bakan insanların nasıl biri olduğunu çok rahat görürsünüz. bence uzun süreli giden insanlar ya da kısa süreli gitse bile oradaki insanlarla iletişim kurmak için öncelikle hobileriyle alakalı insanları bulması gerekiyor. japonya'ya en kolay bu şekilde uyum sağlarsınız.
bir de tarikat ve yakuza hakkında yazılmış. tarikatlar amerika ve türkiye'ye oranla japonya'da daha azdır. bundan eminim. yakuza da eskisine oranla çok güçsüz. çok fazla yakuza kalmadı. artık devir kore ve çin mafyasının devri. onlarda çok güçlü değil de neyse. zaten hem tarikatları ve yakuzaları japon polisi çok sıkı takip ediyor. japon polisi adamların ayakkabı numarasını harbiden biliyordur. işin şakası bir yana polis en küçük açıklarında topluyor bunları. devlet bu konularda çok sert. birde bu tarikatlardan özellikle aum şinrikyo ve yaptığı terör olayları hakkında yazacağım ama üşeniyorum.
son olarak dil öğrenme güçlüğü çektikleri doğru. ingilizce bilen sayısı tokyo'da bile çok az ama. öğrenememelerinin nedeni biz türklerle aynı çok uzatmaya gerek yok bence.
yazı çok uzun oldu kısa kes derseniz. youtube'da gördüğünüz, reddit'te okuduğunuz çoğu şey abartı. doğru yanları var ama ilgi çekmek için konuları bağlamdan koparıp anlatıyorlar.
mesela denmiş ki "japonlar için tabuttan hallice bir eve sahip olmak hayal bile olamıyor.” külliyen yalan. yazar arkadaş bu bilgiyi nerden almış bilmiyorum ama çok büyük yanıltılmış. size burada japonya'daki konut sistemini, kredilerini anlatmak isterdim ancak uzun sürer ama kısaca şunu söyleyeyim. ortalama ücret kazanan herhangi bir japon istediği zaman ortalama bir bölgede ortalama bir ev alır. zaten japonya'da ev sahipliği oranı çok yüksektir. ayrıca bu tabuttan hallice olan evler genellikle şehirlerin merkezinde tek başına yaşayan insanlar içindir. genellikle öğrenciler ve işe yeni başlamış genç insanlar oturur. ortalama 40-60 metrekaredir. aileler merkezde değilde çevresinde yaşar evler ortalama 100-150 metrekaredir. youtube'da izlediğiniz videolar biraz reklam. alın size bir emlak sitesi translate kullana kullana bakın. suumo
sonra japonya'daki çalışma şartlarından bahsetmişler. mobbing, aşırı çalışma falan. evet doğru çalışma şartları sıkıntılıdır. ama işveçten sıkıntılıdır. ne bileyim hollanda'ya göre sıkıntılıdır ama türkiye'ye göre çok daha iyi durumdalar. iş kazalarının ve işçi ölümlerinin nedenleri biraz farklıdır mesela. açmak gerekirse türkiye'de işyerinde kalp krizi geçirirsen kalp krizi geçiriyorsun. japonya'da ise aşırı çalışmaktan kalp krizi geçiriyorsun. sonra türkiye'de bir kamyon şöförü kaza yapınca direksiyon başında uyumuş oluyor. japonya'da aşırı çalışmaktan yorgun düştüğü için o kazayı yapmış oluyor. nüans farklılıklarına dikkat etmek lazım. tabi batı avrupa'dan kuzey ülkelerinden geridedir orasına bir şey diyemem. orası beni aşar. bu konuda bilgi sahibi olan ve bu konuyu araştırmış birileri vardır.
kadın hakları konusunda çok geri oldukları doğru. hatta türkiye bile daha iyi durumda olabilir. ancak burada güvenlikten ya da gece sokağa çıkabilmekten bahsetmiyorum. topluma kendisini kanıtlayabilmesinden bahsediyorum.
alkol bağımlılığı yok. yani aşırı bir alkol tüketimi yok demek daha doğru. alkol japonya'da görünür. bizdeki gibi gizli tüketilmez. bizde bir kadehte içsen bağımlısın bir şise devirsende bağlısın ama orda öyle değil. tabii her alkol tüketen bağımlıdır derseniz haklısınız. ancak uyuşturucu kullanımı çok nadirdirdir. uyuşturucu konusunda türkiye'den daha katıdırlar.
intihar konusu japonya'da şeffaf bir şekilde yönetilir. birisi intihar etmişse intihar etmiştir. kimse bizdeki gibi saklamaya, gizlemeye çalışmaz. o yüzden bizim gibi ülekelere nazaran veri olarak çok görünür. ayrıca estetik konusunda belki türkiye'den fazladır ama batıyla benzerdir. köylülerden farklı olma çabası derken sivas'ta doğup, büyüyüp istanbul'a adım attığı ilk andan itibaren sanki yedi kuşaktır istanbullu'ymuş gibi davranmaksa eğer böyle bir şeyi pek görmedim. ancak kore'de nasıl olduğunu bilmiyorum. hiç yaşamadım. ben sadece japonya hakkında konuşuyorum.
insanlar yalnız falan değil. abartmayalım. evet yalnızlık var bu bir sorun ama bu sorun türkiye'de de var. avrupa'da da var. insanlar bireyselleştikçe yalnızlaşıyor. bu global bir sorun japonya ile alakası yok. ancak orta doğuda yalnızlık yoktur tabi. varsa bile adamların en son sorunu olur heralde.
nezaket ve samimeyetlerinin rol olduğu söylenmiş. kısa cevap değil. aslında nezakete bakış açıları farklı. çatışmadan kaçınma olarak görüyorlar. samimileşmenin bir adımı olarak değil. samimiyetleri de bizdeki gibi değil. aile içi samimiyetleri daha çok kurumsal. * toplumun küçük bir parçası olarak görülüyor. ona göre hareket ediyorlar. bizdeki eski nesillerin aile yapısına benzer bir durum var. ama son dönemde değişiyor.
ancak japonlar kendilerine benzer insanların yanında daha samimiler. bu yüzden japonyada altkültürler çok gelişmiştir. altkültürler konusunda japonya ile yarışabilecek bir ülke ya da topluluk yoktur. altkültürlerin kendi medyaları, toplanma alanları falan var. o soğuk, sürekli telefonuna bakan insanların nasıl biri olduğunu çok rahat görürsünüz. bence uzun süreli giden insanlar ya da kısa süreli gitse bile oradaki insanlarla iletişim kurmak için öncelikle hobileriyle alakalı insanları bulması gerekiyor. japonya'ya en kolay bu şekilde uyum sağlarsınız.
bir de tarikat ve yakuza hakkında yazılmış. tarikatlar amerika ve türkiye'ye oranla japonya'da daha azdır. bundan eminim. yakuza da eskisine oranla çok güçsüz. çok fazla yakuza kalmadı. artık devir kore ve çin mafyasının devri. onlarda çok güçlü değil de neyse. zaten hem tarikatları ve yakuzaları japon polisi çok sıkı takip ediyor. japon polisi adamların ayakkabı numarasını harbiden biliyordur. işin şakası bir yana polis en küçük açıklarında topluyor bunları. devlet bu konularda çok sert. birde bu tarikatlardan özellikle aum şinrikyo ve yaptığı terör olayları hakkında yazacağım ama üşeniyorum.
son olarak dil öğrenme güçlüğü çektikleri doğru. ingilizce bilen sayısı tokyo'da bile çok az ama. öğrenememelerinin nedeni biz türklerle aynı çok uzatmaya gerek yok bence.
devamını gör...
ela rümeysa cebeci
fidel castronun ilk ismi iman demek,
cizvit lisesini bitirmiş (kübanın imam hatip yani)
kenan evren kendisinin cami mezunu olduğunu, atatürkunde okumayı calide öğrendiğini hatırlatmıştı.
her neyse eren erdem piyasada belirdiğinde büyük bir yıkama yağlama dalgası ve provakasyon içinyunanista gittiğinde ajan olduğu otaya çıkmıştı. bu kadın ekşideki ve buradaki ilk entrylerde benzer her tarafı silikon olan kadına övgüler bilmem ne cart curt. bir reklam ajansı karanlık bir örgüt vs bişeyin arkasında olduğu kesin. deniz sekinin 4 sene yattığı ülkede ela rümeysa cezaevi görecekmi soru işareti.
bağlantıları koruyacakmı?
cizvit lisesini bitirmiş (kübanın imam hatip yani)
kenan evren kendisinin cami mezunu olduğunu, atatürkunde okumayı calide öğrendiğini hatırlatmıştı.
her neyse eren erdem piyasada belirdiğinde büyük bir yıkama yağlama dalgası ve provakasyon içinyunanista gittiğinde ajan olduğu otaya çıkmıştı. bu kadın ekşideki ve buradaki ilk entrylerde benzer her tarafı silikon olan kadına övgüler bilmem ne cart curt. bir reklam ajansı karanlık bir örgüt vs bişeyin arkasında olduğu kesin. deniz sekinin 4 sene yattığı ülkede ela rümeysa cezaevi görecekmi soru işareti.
bağlantıları koruyacakmı?
devamını gör...

