zaman tüneli
bronz ten beyaz oje vs beyaz ten kırmızı oje
bronz ten-beyaz oje daha hoş duruyor bence.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
feribot
arabalı vapur olarak bilinir
devamını gör...
genç kızların evlilik merakı
bir gelip yoklayan sonra hemen giden merak bendeki. birbirini çok seven arkadaşlarımla otururken veya düğünlerine giderken iki insanın her şeye rağmen birbirini sevmesi evlenmesi büyük ulaşılmaz bir nimetmiş gibi geliyor bana. flört veya ciddi düşünmeden takılmak vs bir yere kadar insan bazen birine sadık kalıp rahat kafayla yaşamak istiyor… ama işte bazen sadece bunu istiyor. bazen de diyor ki hayat vermiş bana dünyanın yükünü senelerdir taşıyorum zaten o yüke bir tekme atmak olmaz, bu kadar yolu beraber yürüdük ayıp olur. kıssadan hisse ben yükümle mutluyum kimseyle bölüşemem.
devamını gör...
emenike
sparta prag fb maçını 2012-13 sezonunu hatırladım
devamını gör...
5 vakit namaz kılmak
mutluluk verir
devamını gör...
feribot
motorlu taşıtları deniz ya da ırmak üzerinde bir kıyıdan diğer kıyıya taşımakta kullanılan arabalı vapur.
devamını gör...
malum şahsın hala ölmemesi
allah sevdiği kullarını yanına erken alırmış diye bir söz var. o yüzden olabilir.
devamını gör...
brand new funk
ingiliz dj ve prodüktör adam f [adam fenton] imzalı, 1998 çıkışlı, hareketli mi hareketli, funky mi funky, jazzy olmayan kısımları ise tuhafça karanlık, elektronik müzik parçası. pek hoş. bu yılki güzel keşiflerim arasında.
devamını gör...
yılbaşı hediye önerileri
terapi hediye etmek. yeni yıl öncesi ince dokunuşlar.. müthiş bir öneri değil mi?
devamını gör...
2250 yılında normal sözlük başlıkları
devamını gör...
koyun parçalayan sokak köpekleri
canları oyun istemiştir çok da şaaaapmayalım.
bugün koyun parçalayan yarın bizi parçalayabilir.
sıradaki talihli neden biz olmayalım.
bugün koyun parçalayan yarın bizi parçalayabilir.
sıradaki talihli neden biz olmayalım.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
kaybolan
kapı çalınıyor. bu münasebetsiz saatte kim acaba diyerek kapıya yöneliyorum. hızlı kalkmış olacağım ki başım dönüyor, sendeliyorum. gelen hüseyin’miş.
- selamün aleyküm alper abi.
- aleykümselam hüseyin.
- bir ihtiyacın var mı marketten?
- yok, abisi, sağol.
hüseyin’i uğurlayınca televizyon koltuğuma geri dönüyorum. birazdan maç başlayacak. maç günü menüm hazır. en sevdiğim ananaslı pizza ve diyet kola. göbeği saldık salalı diyet koladan şaşmıyoruz. maç başlıyor. bu sefer de telefon. arayan annem.
- buyur anacığım.
- alper baban kayıp!
- nasıl ya? koca adam nereye kaybolur?
- bilmiyorum oğlum. adam pazara diye çıktı saatlerdir ortada yok. telefonunu da evde unutmuş.
- tamam, anne, hemen geliyorum.
peder bey kendimi bildim bileli başına buyruktu. danmadan danışmadan işlere kalkışır, batar çıkardı. annemi ve dediklerini hiçbir zaman umursamazdı. garip bir adamdı, bir o kadar da baş edilmesi güç. kadıncağız yıllar içerisinde sabır taşına dönmüştü. bu kayboluş sabır taşını çatlatacak gibi geliyor ama hayırlısı.
koşar adım evden çıktım. şansıma taksi denk geldi. taksici ben hiç muhabbet havamda olmasam da sürekli soru soruyordu. önce meslekle başladık. gazeteci olduğumu öğrenince detay sorulara girdi. yeminli mali müşavir olsa gerek ki maaşın en ince ayrıntısına kadar kurcaladı. sonradan öğrendim ki bizim meraklı taze’nin oğlan radyon-televizyon öğrencisiymiş. gazeteciliğe olan ilgisinden, hangi yayınları takip ettiği bilgisini aldıktan sonra arada fırsat bulup;
- abi, beni sal burada!
- ha, geldik mi?
- geldik, geldik.
şükür kurtulmuştum. hızla apartman kapısından girip, üçüncü kattaki baba ocağına çıktım. annem kapıda bekliyordu.
- alper, nereye gider oğlum bu adam?
- dur anne, sakin. bulacağız.
kahveye gitmez, sevmez. ayda yılda bir meslekten arkadaşlarıyla buluşur lokalde. ilk oraya bakmalı. lokal eve yakındı allahtan. annemi teskin ettikten sonra oraya yollandım. aslında ilkin karakola gidecektim ama tahmin ettiğim yerde çıkarsa boşa ortalığı ayağa kaldırmış olurum diye sonraya bıraktım.
lokale vardığımda bahçede oturan veysi ve taner amcayı gördüm.
- hayırdır oğlum alper? ne bu telaş?
- babam buraya geldi mi veysi amca?
- yok oğlum. enver’i bugün hiç görmedik. değil mi taner?
taner amca da kafasıyla onaylayınca hayal kırıklığına uğradım. hızlı hareket etmekten mi yoksa korkumdan mı bilmiyorum dizlerim titremeye başlamıştı. çözülseler yere yığılacaktım.
- tamam, veysi amca. görürseniz haber edin olur mu?
- olur, oğlum, tabi.
annemi aradım. hayal kırıklığımı paylaşmam gerekiyordu. çocukluktan beri zorluklara onun desteğiyle göğüs germiştim. bilmediğim ya da henüz anlamadığım şey ise şu an desteğe ihtiyacı olanın annem olduğuydu.
- anne babam lokalde yok.
- tamam, oğlum, gel eve.
sesi gömüden geliyor gibiydi. sadece gel eve kısmını duysam da birkaç şey daha söylemişti.
- anne ben karakola gidiyorum.
- dikkatli ol oğlum, haber edersin.
- tamam, anacığım, bulacağız babamı endişe etme.
karakoldaki memurlardan abdullah zamanında babamın kol-kanat gerdiği ve bu sayede mezun ettiği gençten bir delikanlıydı. üzerinde emeği çok olan adamın kayıp olduğunu öğrenince elinden ne geliyorsa yapmıştı. önce amirinin yanına girdik beraber. babacan tavırlı emniyet amiri birkaç soru sordu. soru faslından sonra ekiplere haber salındı ve bana haber beklemem gerektiğini söylediler. abdullah’ın nezaretinde karakoldan ayrıldım. ayrılırken abdullah içten bir şekilde bana sarıldı;
- alper abi merak etme. en kısa zamanda bulacağız enver amcamı.
içimden “enver amcan da kendini bulacak mı?” diye sorasım geldi. sustum. kafamla selam verip ayrıldım.
annemi aramalıydım. ne diyeceğimi bilemediğimden biraz öteledim. sigarayı bırakalı üç yıl olmuştu. şu an çok ihtiyacım vardı. köşedeki büfeden bir paket ve kartonda bir çay aldım. karakolun çaprazındaki parka attım kendimi. oyun alanında koşturan çocukların arasından geçip boş bir bank buldum. koşturup durmaktan yorulmuşum. banka oturmamla annem aradı.
- alper, ne yaptın oğlum? bir haber var mı?
- yok annem. abdullah’ı buldum. epey yardımcı oldu sağ olsun. haber edecekler.
- ne zaman gelirsin?
- birkaç yere daha bakacağım anne. haber ederim.
“ne yapacağım ben şimdi?” “ah baba ah! hayatı kolaylaştırmak varken sen her seferinde neden güçleştirirsin ki?”
ılgın’ı aramak geldi içimden. uzun zamandır sesini duymuyordum. şu an en çok onun sesinden teskin edilmeye ihtiyacım var. ayrılık sonrası bir defa ihsan’ın düğününde karşılaşmıştık. uzaktan selamlaşıp tek bir cümle kurmadan ayrılmıştık mekândan. duramadım, aradım. meşgule attı. eskiden de yapardı bunu. ne zaman ihtiyacım olup da arasam meşgul olurdu. bana ayıracak zamanı mı yoktu, yoksa konuşmak istemediğinden mi böyle yapıyordu öğrenemedim. ılgın ile aramızda hiç kapanmayan bir mesafe vardı. bunun sebebi onun soğukluğu mu benim kaçınganlığım mı onu da bilemedim. bilinmezlikler, acabalar, keşkeler arasında başlayıp biten bir ilişki. bunlara rağmen dara düştüğümüzde onu aramak geliyor içimden. ne büyük zavallılık.
anneme birkaç yere daha bakacağımı söylemiştim ama aklımdan hiçbir yer geçmiyordu. acıkmıştım. simitçiden simitle meyve suyu alıp karnımı doyurdum. midemdeki sesi susturunca zihnimdeki sesler konuşmaya başladı. şimdi nerede olduğunu bilmediğim babam kafamın içinde konuşmaya başladı. yine ezberlediğim serzenişleriyle sesleniyordu davudi sesiyle;
“sen ne laf anlamaz adamsın be! bir gün olsun hayal kırıklığına uğratma da dişimi kırayım.”
öyleydim. koca bir hayal kırıklığıydım. o beni doktor, mühendis olayım diye okutmuştu. ben ise ona göre şarlatanlık olan gazeteciliği seçmiştim. sadece bununla kalsam iyi. kırk iki yaşına gelip ona bir torun verememiştim. elimde avucumda da bir şey yoktu. karın tokluğuna çalışıyordum. anasının yüzlü yetiştirdiği iflah olmaz bir şımarıktım ona göre.
araya ılgın girdi. sonunda geri dönmüştü.
- hayırdır alper?
- pek hayır sayılmaz. babam kayıp.
- ben ne yapabilirim. polisi arasana.
ılgın babamı sevmezdi. unutmuşum. bir cesaret kızı yemeğe davet ettiğimde peder ahret sorgusuna çekmişti. sadece sorgulasa iyiydi. kızı durmadan aşağılamış ve yaptıklarını küçümsemişti.
- ılgın sana ihtiyacım var.
- alper biz ayrıldık. ben yoluma bakıyorum. sen de öyle yap.
kapattı. “allah’ım ne kadar salağım.” telefonu kapattığıma emin olmak için tekrar baktım. bunu neden yaptım ki? telefonu zaten ılgın kapattı. böyle bir adamdan kime ne hayır gelir.
bu sefer arayan abdullah.
- alper abi haberler iyi. enver amcayı bulduk.
- neredeymiş?
- abi şehir hastanesinde şu an.
- nasıl olur yahu?
- abi yatış yapmış onkoloji servisine. aramanın sonunda oradan haber çıktı.
soluğu şehir hastanesinde aldım. babam bize haber vermeden, hastalığı falan olmamasına rağmen nasıl ikna etmeyi başardıysa doktorları bir şekilde yatışını yapmışlar.
- baba ne yaptın sen? neden kayboldun haber vermeden? burada ne işin var?
soluk soluğaydım. kalan son nefesimi de babama sorduğum ardı arkası gelmeyen sorularla tüketmiştim. başım dönüyordu. babam yine o katı tavrıyla;
- alper, sıkboğaz etme adamı. zamanı gelirse anlatırım. uzatma.
- ne zamanı baba? annem meraktan öldü. kadıncağız ne halde senin haberin var mı?
- sen ben ne haldeyim şu an haberin var mı peki?
- neyin var baba? anlat da bileyim.
anlattı. bir saat boyunca o konuştu, ben dinledim. hayatının aşkı nergis’i nasıl iki kere birden kaybettiğini anlattı. neden beraber okudukları lisenin sokağında ev aldığını, son iki yıldır neden her pazar bu hastaneye geldiğini, neden emeklilik ikramiyesinin yarısını kanserle savaşanlar vakfına bağışladığını anladım o anlattıkça. babam bir son vazife olarak nergis’in hayatını kaybettiği bu odada bana onu anlattı.
kapı çalınıyor. bu münasebetsiz saatte kim acaba diyerek kapıya yöneliyorum. hızlı kalkmış olacağım ki başım dönüyor, sendeliyorum. gelen hüseyin’miş.
- selamün aleyküm alper abi.
- aleykümselam hüseyin.
- bir ihtiyacın var mı marketten?
- yok, abisi, sağol.
hüseyin’i uğurlayınca televizyon koltuğuma geri dönüyorum. birazdan maç başlayacak. maç günü menüm hazır. en sevdiğim ananaslı pizza ve diyet kola. göbeği saldık salalı diyet koladan şaşmıyoruz. maç başlıyor. bu sefer de telefon. arayan annem.
- buyur anacığım.
- alper baban kayıp!
- nasıl ya? koca adam nereye kaybolur?
- bilmiyorum oğlum. adam pazara diye çıktı saatlerdir ortada yok. telefonunu da evde unutmuş.
- tamam, anne, hemen geliyorum.
peder bey kendimi bildim bileli başına buyruktu. danmadan danışmadan işlere kalkışır, batar çıkardı. annemi ve dediklerini hiçbir zaman umursamazdı. garip bir adamdı, bir o kadar da baş edilmesi güç. kadıncağız yıllar içerisinde sabır taşına dönmüştü. bu kayboluş sabır taşını çatlatacak gibi geliyor ama hayırlısı.
koşar adım evden çıktım. şansıma taksi denk geldi. taksici ben hiç muhabbet havamda olmasam da sürekli soru soruyordu. önce meslekle başladık. gazeteci olduğumu öğrenince detay sorulara girdi. yeminli mali müşavir olsa gerek ki maaşın en ince ayrıntısına kadar kurcaladı. sonradan öğrendim ki bizim meraklı taze’nin oğlan radyon-televizyon öğrencisiymiş. gazeteciliğe olan ilgisinden, hangi yayınları takip ettiği bilgisini aldıktan sonra arada fırsat bulup;
- abi, beni sal burada!
- ha, geldik mi?
- geldik, geldik.
şükür kurtulmuştum. hızla apartman kapısından girip, üçüncü kattaki baba ocağına çıktım. annem kapıda bekliyordu.
- alper, nereye gider oğlum bu adam?
- dur anne, sakin. bulacağız.
kahveye gitmez, sevmez. ayda yılda bir meslekten arkadaşlarıyla buluşur lokalde. ilk oraya bakmalı. lokal eve yakındı allahtan. annemi teskin ettikten sonra oraya yollandım. aslında ilkin karakola gidecektim ama tahmin ettiğim yerde çıkarsa boşa ortalığı ayağa kaldırmış olurum diye sonraya bıraktım.
lokale vardığımda bahçede oturan veysi ve taner amcayı gördüm.
- hayırdır oğlum alper? ne bu telaş?
- babam buraya geldi mi veysi amca?
- yok oğlum. enver’i bugün hiç görmedik. değil mi taner?
taner amca da kafasıyla onaylayınca hayal kırıklığına uğradım. hızlı hareket etmekten mi yoksa korkumdan mı bilmiyorum dizlerim titremeye başlamıştı. çözülseler yere yığılacaktım.
- tamam, veysi amca. görürseniz haber edin olur mu?
- olur, oğlum, tabi.
annemi aradım. hayal kırıklığımı paylaşmam gerekiyordu. çocukluktan beri zorluklara onun desteğiyle göğüs germiştim. bilmediğim ya da henüz anlamadığım şey ise şu an desteğe ihtiyacı olanın annem olduğuydu.
- anne babam lokalde yok.
- tamam, oğlum, gel eve.
sesi gömüden geliyor gibiydi. sadece gel eve kısmını duysam da birkaç şey daha söylemişti.
- anne ben karakola gidiyorum.
- dikkatli ol oğlum, haber edersin.
- tamam, anacığım, bulacağız babamı endişe etme.
karakoldaki memurlardan abdullah zamanında babamın kol-kanat gerdiği ve bu sayede mezun ettiği gençten bir delikanlıydı. üzerinde emeği çok olan adamın kayıp olduğunu öğrenince elinden ne geliyorsa yapmıştı. önce amirinin yanına girdik beraber. babacan tavırlı emniyet amiri birkaç soru sordu. soru faslından sonra ekiplere haber salındı ve bana haber beklemem gerektiğini söylediler. abdullah’ın nezaretinde karakoldan ayrıldım. ayrılırken abdullah içten bir şekilde bana sarıldı;
- alper abi merak etme. en kısa zamanda bulacağız enver amcamı.
içimden “enver amcan da kendini bulacak mı?” diye sorasım geldi. sustum. kafamla selam verip ayrıldım.
annemi aramalıydım. ne diyeceğimi bilemediğimden biraz öteledim. sigarayı bırakalı üç yıl olmuştu. şu an çok ihtiyacım vardı. köşedeki büfeden bir paket ve kartonda bir çay aldım. karakolun çaprazındaki parka attım kendimi. oyun alanında koşturan çocukların arasından geçip boş bir bank buldum. koşturup durmaktan yorulmuşum. banka oturmamla annem aradı.
- alper, ne yaptın oğlum? bir haber var mı?
- yok annem. abdullah’ı buldum. epey yardımcı oldu sağ olsun. haber edecekler.
- ne zaman gelirsin?
- birkaç yere daha bakacağım anne. haber ederim.
“ne yapacağım ben şimdi?” “ah baba ah! hayatı kolaylaştırmak varken sen her seferinde neden güçleştirirsin ki?”
ılgın’ı aramak geldi içimden. uzun zamandır sesini duymuyordum. şu an en çok onun sesinden teskin edilmeye ihtiyacım var. ayrılık sonrası bir defa ihsan’ın düğününde karşılaşmıştık. uzaktan selamlaşıp tek bir cümle kurmadan ayrılmıştık mekândan. duramadım, aradım. meşgule attı. eskiden de yapardı bunu. ne zaman ihtiyacım olup da arasam meşgul olurdu. bana ayıracak zamanı mı yoktu, yoksa konuşmak istemediğinden mi böyle yapıyordu öğrenemedim. ılgın ile aramızda hiç kapanmayan bir mesafe vardı. bunun sebebi onun soğukluğu mu benim kaçınganlığım mı onu da bilemedim. bilinmezlikler, acabalar, keşkeler arasında başlayıp biten bir ilişki. bunlara rağmen dara düştüğümüzde onu aramak geliyor içimden. ne büyük zavallılık.
anneme birkaç yere daha bakacağımı söylemiştim ama aklımdan hiçbir yer geçmiyordu. acıkmıştım. simitçiden simitle meyve suyu alıp karnımı doyurdum. midemdeki sesi susturunca zihnimdeki sesler konuşmaya başladı. şimdi nerede olduğunu bilmediğim babam kafamın içinde konuşmaya başladı. yine ezberlediğim serzenişleriyle sesleniyordu davudi sesiyle;
“sen ne laf anlamaz adamsın be! bir gün olsun hayal kırıklığına uğratma da dişimi kırayım.”
öyleydim. koca bir hayal kırıklığıydım. o beni doktor, mühendis olayım diye okutmuştu. ben ise ona göre şarlatanlık olan gazeteciliği seçmiştim. sadece bununla kalsam iyi. kırk iki yaşına gelip ona bir torun verememiştim. elimde avucumda da bir şey yoktu. karın tokluğuna çalışıyordum. anasının yüzlü yetiştirdiği iflah olmaz bir şımarıktım ona göre.
araya ılgın girdi. sonunda geri dönmüştü.
- hayırdır alper?
- pek hayır sayılmaz. babam kayıp.
- ben ne yapabilirim. polisi arasana.
ılgın babamı sevmezdi. unutmuşum. bir cesaret kızı yemeğe davet ettiğimde peder ahret sorgusuna çekmişti. sadece sorgulasa iyiydi. kızı durmadan aşağılamış ve yaptıklarını küçümsemişti.
- ılgın sana ihtiyacım var.
- alper biz ayrıldık. ben yoluma bakıyorum. sen de öyle yap.
kapattı. “allah’ım ne kadar salağım.” telefonu kapattığıma emin olmak için tekrar baktım. bunu neden yaptım ki? telefonu zaten ılgın kapattı. böyle bir adamdan kime ne hayır gelir.
bu sefer arayan abdullah.
- alper abi haberler iyi. enver amcayı bulduk.
- neredeymiş?
- abi şehir hastanesinde şu an.
- nasıl olur yahu?
- abi yatış yapmış onkoloji servisine. aramanın sonunda oradan haber çıktı.
soluğu şehir hastanesinde aldım. babam bize haber vermeden, hastalığı falan olmamasına rağmen nasıl ikna etmeyi başardıysa doktorları bir şekilde yatışını yapmışlar.
- baba ne yaptın sen? neden kayboldun haber vermeden? burada ne işin var?
soluk soluğaydım. kalan son nefesimi de babama sorduğum ardı arkası gelmeyen sorularla tüketmiştim. başım dönüyordu. babam yine o katı tavrıyla;
- alper, sıkboğaz etme adamı. zamanı gelirse anlatırım. uzatma.
- ne zamanı baba? annem meraktan öldü. kadıncağız ne halde senin haberin var mı?
- sen ben ne haldeyim şu an haberin var mı peki?
- neyin var baba? anlat da bileyim.
anlattı. bir saat boyunca o konuştu, ben dinledim. hayatının aşkı nergis’i nasıl iki kere birden kaybettiğini anlattı. neden beraber okudukları lisenin sokağında ev aldığını, son iki yıldır neden her pazar bu hastaneye geldiğini, neden emeklilik ikramiyesinin yarısını kanserle savaşanlar vakfına bağışladığını anladım o anlattıkça. babam bir son vazife olarak nergis’in hayatını kaybettiği bu odada bana onu anlattı.
devamını gör...
koyun parçalayan sokak köpekleri
başıboş köpekler zavallı koyunu parçalıyor, izleyenlerin de yüreğini...
konya’nın karapınar ilçesinde başıboş sokak köpekleri çiftliğe girerek koyun sürüsüne saldırarak bir koyun telef ettiler.

x.com/yenisafak/status/2005...
konya’nın karapınar ilçesinde başıboş sokak köpekleri çiftliğe girerek koyun sürüsüne saldırarak bir koyun telef ettiler.

x.com/yenisafak/status/2005...
devamını gör...
malum şahsın hala ölmemesi
devamını gör...
genç kızların evlilik merakı
bu düşüncede olan hemcinslerime önce eğitim, sonra meslek, en son evlilik diyesim gelir
bazı şeylerin sırası zamanı var bilincini önemseyenlerdenim. kendi atınız olsun kızlar. önce kendi ekonomik gücünüz. genelde baba sevgisini doğru oranda alamamış kızlarda gözlemlediğim bir durum bu. yani elbette herkesin seçimleri farklıdır ama seçimlerimizin de bedelleri ağır olabilir. bazı şeyleri iyi ön görebilmek ve fizibilite etmek gerekiyor. kızlar erken olgunlaşır tabirine ben pek katılmayanlardanım. insanın gençlik yıllarında kendini besleyebilmesi ve farkındalığını, bilincini yüksek tutabilmesi esastır.
“mustafa kemal atatürk’ün dediği gibi; kadında süslenme; ışıkla, bilgiyle, kültürle ve faziletle olur.”
umarım bu yazdığım yanlış noktalardan anlaşılmaz sevgiler.
bazı şeylerin sırası zamanı var bilincini önemseyenlerdenim. kendi atınız olsun kızlar. önce kendi ekonomik gücünüz. genelde baba sevgisini doğru oranda alamamış kızlarda gözlemlediğim bir durum bu. yani elbette herkesin seçimleri farklıdır ama seçimlerimizin de bedelleri ağır olabilir. bazı şeyleri iyi ön görebilmek ve fizibilite etmek gerekiyor. kızlar erken olgunlaşır tabirine ben pek katılmayanlardanım. insanın gençlik yıllarında kendini besleyebilmesi ve farkındalığını, bilincini yüksek tutabilmesi esastır.
“mustafa kemal atatürk’ün dediği gibi; kadında süslenme; ışıkla, bilgiyle, kültürle ve faziletle olur.”
umarım bu yazdığım yanlış noktalardan anlaşılmaz sevgiler.
devamını gör...
2250 yılında normal sözlük başlıkları
(bkz: malum şahsın hala ölmemesi)
devamını gör...
yahudilik ve islam
evet, qatar bizim en iyi, en müthiş dostumuz olmalı. peki sebebi nedir?
qatar dünyaya gerçekte ne gibi katkılar sağlamıştır?
- özgün bilimsel araştırmalar yok.
- matematiğe temel katkı yok.
- önemli tıbbi buluşlar yok.
- küresel olarak benimsenen teknolojileri yok.
- kayda değer icatları yok.
- tanınmış filozofları yok.
- etkili akademisyenleri yok.
- nobel ödülleri yok.
- diğer kültürlerden ithal edilenlerin ötesinde akademik veya kültürel miras yok.
- özgür basın geleneği yok, sadece devlet kontrolündeki medya var.
- bağımsız yargı yok.
- inovasyon odaklı girişim ekosistemi yok.
- askeri inovasyonlar ve dünya çapında incelenen veya benimsenen askeri doktrinleri yok.
petrol ve gaz zenginliği ile gelen parayı ve halkla ilişkileri ortadan kaldırıldığında, geriye liyakat, yenilikçilik ve fikirler kalmıyor.
*** *** ***
şimdi bunu israel ile karşılaştırın.
- siber güvenlik liderliği.
- yapay zeka araştırmaları.
- dünya çapında kullanılan tıbbi cihazlar.
- kanser araştırmaları.
- nörobilim alanındaki atılımlar.
- travma ve acil tıp.
- protez ve rehabilitasyon teknolojisi.
- tarımsal yenilikler.
- damla sulama.
- deniz suyu arıtma.
- yenilenebilir enerji teknolojisi.
- yarı iletken tasarımı.
- yazılım mühendisliği.
- şifreleme ve veri güvenliği.
- füze savunma sistemleri.
- istihbarat ve terörle mücadele doktrini.
- uzay teknolojisi.
- uydu geliştirme.
- dünyanın en iyi üniversitelerinde akademik araştırma.
- nobel ödülü kazanan çalışmalar.
- ileri matematik.
- felsefi ve etik bilim.
- kişi başına düşen önde gelen girişim ekosistemi.
- risk sermayesi inovasyonu.
- dünya çapında incelenen ve kullanılan askeri teknoloji ve strateji.
israel, hayat kurtaran ve geleceği şekillendiren fikirleri, yenilikleri ve çözümleri ihraç ediyor.
ama tucker carlson, bizim diğerini tercih etmemizi istiyor, yani para, nüfuz ve el cezire pazarlayan ülkeyi.
bana pek amerikalı gibi gelmiyor...
kaynak
devamını gör...
genç kızların evlilik merakı
hiç üstüme alınacağım bir başlık değil
devamını gör...
