zaman tüneli
ağzında sigara ile fotoğraf çektirmek
kötü örnek olmaktır. red kit bile bıraktı bu işleri, ağzına çöp aldı.
devamını gör...
prev
vegan ve sürdürülebilir olma iddiasıyla ortaya çıkmış bir giyim & aksesuar markası. bu marka deri ceket, deri ayakkabı, deri çanta ve defter & ajanda üretiyor. bunları "elma derisi"nden ürettikleri söyleniyor. elma derisi diye bir şey tabii ki yok. elma, derisi olan bir şey değil :d. burada kastedilen organik ve bitkisel bazlı bir materyalin başka materyallerle birleştirilerek suni deri üretilmesi. bunu zır cahil halkımıza beyan etmek istiyorum çünkü anladığım kadarıyla bazı insanlar "elma derisi" denince sanki elma kabuğundan çanta yapılıyor sandı herhalde. arkadaşlar bu sizce mümkün mü? çürür aminyum.
ben bu markayı tanımıyordum. bu sene bujo olaylarına falan heves ettim yeniden ve de defter arayışına girdim. insanlar ajandaları günlük gibi kullanıyorlarmış, bu bence süper bi fikirdi. böylece her gün duygularımı not düştüğüm bir egzersiz alanı olacaktı. ben duygularımla mesafeli birisi olduğum için zaten bu benim adıma çok faydalı bir şey. ne hissettiğimi bilemiyorum diye terapi alıyom. neyse. işte defter bakınırken tesadüfen gördüm. "güzelmiş aslında" diye tıkladım ve çok pahalı olduğunu görünce "buna bu kadar para vermem" deyip sekmeyi kapattım. ya ben bi defter için bin lirayı gözden çıkardıysam çok daha ünlü ve de kalitesi sonsuzca kabul gören markalara yönelirim. garantici birisiyim ben. her neyse.
bu hadiseden 3 gün sonra falan tiktok birbirine girdi prev ajanda diye. ben böyle bir çılgınlık olduğunu bilmiyordum. meğerse insanlar, marka'nın "şu tarihte satışta" pr & reklam paylaşımını gördükleri anda o tarihe alarmlar kurmuşlar. ablam diyor ki "uykumdan uyanıp sipariş verdim." yani ben defter alacağım diye uykumdan uyanamam o yüzden birazcık garip geldi.
marka öğrendiğim kadarıyla birkaç senedir defter & ajanda üretiyormuş ve ilk kez bu yıl bu kadar yoğun bir taleple karşılaşınca cortlamışlar. insanlar daha sipariş adımında sorun yaşamaya başlamış. ödeme yapamamışlar, yapmışlar sipariş iletilmemiş bilmemne. böyle zattirik zottirik işler. sonra da defterler uzunca bir süre kargolanmamış. ocak ayına yaklaştığımız günlerde ajandalarına kavuşan insanlar, bu defterlerin kimisinde baskı hataları fark etmiş. mesela ağustos ayının ortasına haziran aynın girmesi gibi baskı hataları. ya da bazı sayfalarda hiç gün bölmeleri yok mesela, sayfalar boş falan.
yav olabilir, insanlar buna tepki de gösterebilir. insanları negatif yönde influunzlayadabilir. bunlar hep normal şeyler. ama beni asıl dehşete düşüren, bütün bu olumsuzluklara rağmen 1 ay önce sipariş verdikleri ve henüz kargolanmayan defterleri insanların isyanla beklemeye devam etmesi ve dahi kimilerinin ben de sipariş vericem diye ortalığa fırlaması oldu.
herhangi bir markayı kimlik ve statü inşası olarak kullanmanın müthiş dandik bir versiyonunu bu sayede gözlemleme imkanı buldum. bir de tabii görünür olma açlığı var. ajanda konusu bir anda bir içerik modeline dönüştü. insanlar da ben mağdurum içeriği üretebilmek için kusurlu bir ürünü arzular bir durumda buldular kendilerini. elbette ki bunun da pek çoğu farkında değildir. bilinç dışında süregelen bu manasız çılgınlığın ayırdına varamamış, "influence oldum, çok önüme düştü, almam diyordum ama almak istedim" gibi yaklaşımlarla kendisini meşrulaştırmıştır.
almaya çalıştığınız bir defter değil arkadaşlar. almaya çalıştığınız bir kimlik. kendinizin olmak istediğiniz bir halini satın almaya çalışıyorsunuz. "lüks tüketime hitap ediyorum" gibi bir beyanı bulunan bir markadan defter almak "bunu alabiliyorum, o zaman bir şeyim" gibi bir dürtünüzü tetikliyor. her yıl ajanda almalıyım telaşına düşmek ve "kullanamıyorum ama bu sene de aldım" demek aslında olmak istediğiniz ve olamadığınız şeyi "satın alma" çabası. akabinde elinde ajandalarla "ben buna ne yazacağım" diye ortaya fırlayan insanlar oldu. soruyorlar, "özendim, aldım, siz ceo musunuz ya, bunlara ne yazıyorsunuz?" diyerek ve de isyanla :d. diyor ki "benim hayatım boş."
ablacım evet, bir ajandayı hayatını programlamak amacı ile kullanma niyetinde isen ve aslında programlanacak bir hayatın yok ise, tabii ki yazacak bir şey bulamazsın onun içine. çünkü ihtiyacın yoktu ona zaten. sen defter istemedin ki, sen yoğun bir hayat istedin ve defterinin boş sayfalarına bakınca farkettin ki hayatın boş.
öte yandan benim de hayatım son derece boş. üretkenlik hiçbir zaman "yoğunluk" ile alakalı değil. pinterestte, instagramda, youtube'da gördüğünüz, her sene 5 defter bitiren insanlar da zaten sizin de dediğiniz gibi ceo falan değil. bakıyorsun, üniversite öğrencisi mesela. bir üniversite öğrencisinin 3 ajanda kullanacak kadar ne hayatı olabilir? vizeler, finaller, projeler / ödevler ve eğer aktifse kulüp toplantıları ve etkinlikleri. onun hayatı da bu kadar. niçin 5 defter bitirebiliyor?
bazı insanlar için bu bir hobi. o insanlar defterlerini "yaşamlarını düzenlemek için" değil "yaşamlarını kaydetmek için" kullanıyor. ben de böyle kullanıyorum bu arada. benim kaç defterim var diye baktığım zaman bu seneye 3 ajanda ve de 4 defterle giriş yaptığımı dehşetle farkettim. ve ben çalışmıyorum bile. evde yatıyorum.
ama hayatımı kaydetmekle alakalı belli ki bir saplantım var ve düşüncelerimi. her şeyi bu amaçla kullanıyorum. instagramda da "bu hafta bu oldu" postlarım oluyor mesela. bu benim için bir regülasyon yöntemi. kendi iç dünyama dönersem, muhtemelen yaşadıklarımı kaybetmekle alakalı bir kaygım var benim. bi gün bunarsam veya delirirsem falan gibi bir yerden büyük ihtimalle. bu da benim bilinç dışı sürecim, bilincimde kesin olarak bilemiyorum. tahmin edebiliyorum.
okul işleri için bir ajanda kullanıyorum. gerçek planlama alanım bu.
semptom & ruh hali & rutinler takibi ve her şey takibi için bir ajanda kullanıyorum - ki ajanda kullanmaya da tam olarak bu şekilde başladım zaten. tedavi edilebilmem için ne zaman ne koşullarda ne sorunlar yaşıyorum bilinmesi lazımdı. doktorum dedi yaz bunları her gün ki gelecek ay elimizde veri olsun diye :d.
bir tane de hobi için bu sene aldım işte, onu da duygu kaydı için kullanıyorum.
çizim yaptığım için 2 sene önce aldığım bir sketch defterim var.
nadiren yazdığım için yine 2 senedir kullandığım bir iç dökme defterim var.
kolaj yaptığım bir defterim var ki o da 1 senelik.
tam olarak buradan anlayabilirsiniz işte ben buna ihtiyaç mı duyuyorum yoksa "2026'da biri gibi olmak umuduyla hunharca kırtasiye alış verişi mi yaptım?" diye bilmek isterseniz. gerçekte ben de 7 defteri "bu şu defteri olur, bu bu defteri olur, bunu bu yaparım" diye bir avazda sipariş etmedim. seneler içerisinde, o zamanki ihtiyaçlarım doğrultusunda edindim. yine ihtiyaçlarım doğrultusunda kullandığım için senelerdir bitmediler. 1,5 senedir çizim yapmadığım için sketchbookum duruyor mesela, çizim yapasım geldiğinde alıp çiziyom. o yüzden o kullanılmakta olan defterler kategorisinde. ne bileyim ben iç dökme defterine her allahın günü yazmadığım için, dolup taşma anlarında yazıyor olduğum için 2 senedir bitmedi, o yüzden o da duruyor ve kullanımda.
yani gördüğünüz 9 defter kullanıyorum diye ortaya fırlayan insanlar ne çok "dolu" ne de çok "yoğun" insanlar. kimisi zihinsel karmaşasını düzenlemek için -ki bende bu da var- her iş için ayrı bir defter kullanıyor. kimisinin hobisi. kimisinde hepsi birden var o yüzden 5943853 defterleri var.
sakin olun.
kendinizi tanıyın. ihtiyaçlarınızı ve heveslerinizi, ilgi alanlarınızı bi anlayın. ondan sonra onlara yönelik bir yazı çizi alet edevat topluluğunuz oluşacaktır zaten. hemen delirmeyin. hiç olmayadabilir. olmaması da sorun değil.
ben de müzik yapan insanlara deli gibi özeniyorum, çok da havalı buluyorum ama benim böyle bir kabiliyetim yok. öyle bi azmim ve sabrım da yok. bunu kabul etmek de çok okey. bunun için eksik hissetmek zorunda değilim. bir şeyler yazasınız yok diye sizler de bomboş insanlar değilsiniz :d.
bir "sisiyle kişisel gelişiyorum" tanımının daha sonuna geldik gjhdbfjgf.
öpüyorum herkesi.
ben bu markayı tanımıyordum. bu sene bujo olaylarına falan heves ettim yeniden ve de defter arayışına girdim. insanlar ajandaları günlük gibi kullanıyorlarmış, bu bence süper bi fikirdi. böylece her gün duygularımı not düştüğüm bir egzersiz alanı olacaktı. ben duygularımla mesafeli birisi olduğum için zaten bu benim adıma çok faydalı bir şey. ne hissettiğimi bilemiyorum diye terapi alıyom. neyse. işte defter bakınırken tesadüfen gördüm. "güzelmiş aslında" diye tıkladım ve çok pahalı olduğunu görünce "buna bu kadar para vermem" deyip sekmeyi kapattım. ya ben bi defter için bin lirayı gözden çıkardıysam çok daha ünlü ve de kalitesi sonsuzca kabul gören markalara yönelirim. garantici birisiyim ben. her neyse.
bu hadiseden 3 gün sonra falan tiktok birbirine girdi prev ajanda diye. ben böyle bir çılgınlık olduğunu bilmiyordum. meğerse insanlar, marka'nın "şu tarihte satışta" pr & reklam paylaşımını gördükleri anda o tarihe alarmlar kurmuşlar. ablam diyor ki "uykumdan uyanıp sipariş verdim." yani ben defter alacağım diye uykumdan uyanamam o yüzden birazcık garip geldi.
marka öğrendiğim kadarıyla birkaç senedir defter & ajanda üretiyormuş ve ilk kez bu yıl bu kadar yoğun bir taleple karşılaşınca cortlamışlar. insanlar daha sipariş adımında sorun yaşamaya başlamış. ödeme yapamamışlar, yapmışlar sipariş iletilmemiş bilmemne. böyle zattirik zottirik işler. sonra da defterler uzunca bir süre kargolanmamış. ocak ayına yaklaştığımız günlerde ajandalarına kavuşan insanlar, bu defterlerin kimisinde baskı hataları fark etmiş. mesela ağustos ayının ortasına haziran aynın girmesi gibi baskı hataları. ya da bazı sayfalarda hiç gün bölmeleri yok mesela, sayfalar boş falan.
yav olabilir, insanlar buna tepki de gösterebilir. insanları negatif yönde influunzlayadabilir. bunlar hep normal şeyler. ama beni asıl dehşete düşüren, bütün bu olumsuzluklara rağmen 1 ay önce sipariş verdikleri ve henüz kargolanmayan defterleri insanların isyanla beklemeye devam etmesi ve dahi kimilerinin ben de sipariş vericem diye ortalığa fırlaması oldu.
herhangi bir markayı kimlik ve statü inşası olarak kullanmanın müthiş dandik bir versiyonunu bu sayede gözlemleme imkanı buldum. bir de tabii görünür olma açlığı var. ajanda konusu bir anda bir içerik modeline dönüştü. insanlar da ben mağdurum içeriği üretebilmek için kusurlu bir ürünü arzular bir durumda buldular kendilerini. elbette ki bunun da pek çoğu farkında değildir. bilinç dışında süregelen bu manasız çılgınlığın ayırdına varamamış, "influence oldum, çok önüme düştü, almam diyordum ama almak istedim" gibi yaklaşımlarla kendisini meşrulaştırmıştır.
almaya çalıştığınız bir defter değil arkadaşlar. almaya çalıştığınız bir kimlik. kendinizin olmak istediğiniz bir halini satın almaya çalışıyorsunuz. "lüks tüketime hitap ediyorum" gibi bir beyanı bulunan bir markadan defter almak "bunu alabiliyorum, o zaman bir şeyim" gibi bir dürtünüzü tetikliyor. her yıl ajanda almalıyım telaşına düşmek ve "kullanamıyorum ama bu sene de aldım" demek aslında olmak istediğiniz ve olamadığınız şeyi "satın alma" çabası. akabinde elinde ajandalarla "ben buna ne yazacağım" diye ortaya fırlayan insanlar oldu. soruyorlar, "özendim, aldım, siz ceo musunuz ya, bunlara ne yazıyorsunuz?" diyerek ve de isyanla :d. diyor ki "benim hayatım boş."
ablacım evet, bir ajandayı hayatını programlamak amacı ile kullanma niyetinde isen ve aslında programlanacak bir hayatın yok ise, tabii ki yazacak bir şey bulamazsın onun içine. çünkü ihtiyacın yoktu ona zaten. sen defter istemedin ki, sen yoğun bir hayat istedin ve defterinin boş sayfalarına bakınca farkettin ki hayatın boş.
öte yandan benim de hayatım son derece boş. üretkenlik hiçbir zaman "yoğunluk" ile alakalı değil. pinterestte, instagramda, youtube'da gördüğünüz, her sene 5 defter bitiren insanlar da zaten sizin de dediğiniz gibi ceo falan değil. bakıyorsun, üniversite öğrencisi mesela. bir üniversite öğrencisinin 3 ajanda kullanacak kadar ne hayatı olabilir? vizeler, finaller, projeler / ödevler ve eğer aktifse kulüp toplantıları ve etkinlikleri. onun hayatı da bu kadar. niçin 5 defter bitirebiliyor?
bazı insanlar için bu bir hobi. o insanlar defterlerini "yaşamlarını düzenlemek için" değil "yaşamlarını kaydetmek için" kullanıyor. ben de böyle kullanıyorum bu arada. benim kaç defterim var diye baktığım zaman bu seneye 3 ajanda ve de 4 defterle giriş yaptığımı dehşetle farkettim. ve ben çalışmıyorum bile. evde yatıyorum.
ama hayatımı kaydetmekle alakalı belli ki bir saplantım var ve düşüncelerimi. her şeyi bu amaçla kullanıyorum. instagramda da "bu hafta bu oldu" postlarım oluyor mesela. bu benim için bir regülasyon yöntemi. kendi iç dünyama dönersem, muhtemelen yaşadıklarımı kaybetmekle alakalı bir kaygım var benim. bi gün bunarsam veya delirirsem falan gibi bir yerden büyük ihtimalle. bu da benim bilinç dışı sürecim, bilincimde kesin olarak bilemiyorum. tahmin edebiliyorum.
okul işleri için bir ajanda kullanıyorum. gerçek planlama alanım bu.
semptom & ruh hali & rutinler takibi ve her şey takibi için bir ajanda kullanıyorum - ki ajanda kullanmaya da tam olarak bu şekilde başladım zaten. tedavi edilebilmem için ne zaman ne koşullarda ne sorunlar yaşıyorum bilinmesi lazımdı. doktorum dedi yaz bunları her gün ki gelecek ay elimizde veri olsun diye :d.
bir tane de hobi için bu sene aldım işte, onu da duygu kaydı için kullanıyorum.
çizim yaptığım için 2 sene önce aldığım bir sketch defterim var.
nadiren yazdığım için yine 2 senedir kullandığım bir iç dökme defterim var.
kolaj yaptığım bir defterim var ki o da 1 senelik.
tam olarak buradan anlayabilirsiniz işte ben buna ihtiyaç mı duyuyorum yoksa "2026'da biri gibi olmak umuduyla hunharca kırtasiye alış verişi mi yaptım?" diye bilmek isterseniz. gerçekte ben de 7 defteri "bu şu defteri olur, bu bu defteri olur, bunu bu yaparım" diye bir avazda sipariş etmedim. seneler içerisinde, o zamanki ihtiyaçlarım doğrultusunda edindim. yine ihtiyaçlarım doğrultusunda kullandığım için senelerdir bitmediler. 1,5 senedir çizim yapmadığım için sketchbookum duruyor mesela, çizim yapasım geldiğinde alıp çiziyom. o yüzden o kullanılmakta olan defterler kategorisinde. ne bileyim ben iç dökme defterine her allahın günü yazmadığım için, dolup taşma anlarında yazıyor olduğum için 2 senedir bitmedi, o yüzden o da duruyor ve kullanımda.
yani gördüğünüz 9 defter kullanıyorum diye ortaya fırlayan insanlar ne çok "dolu" ne de çok "yoğun" insanlar. kimisi zihinsel karmaşasını düzenlemek için -ki bende bu da var- her iş için ayrı bir defter kullanıyor. kimisinin hobisi. kimisinde hepsi birden var o yüzden 5943853 defterleri var.
sakin olun.
kendinizi tanıyın. ihtiyaçlarınızı ve heveslerinizi, ilgi alanlarınızı bi anlayın. ondan sonra onlara yönelik bir yazı çizi alet edevat topluluğunuz oluşacaktır zaten. hemen delirmeyin. hiç olmayadabilir. olmaması da sorun değil.
ben de müzik yapan insanlara deli gibi özeniyorum, çok da havalı buluyorum ama benim böyle bir kabiliyetim yok. öyle bi azmim ve sabrım da yok. bunu kabul etmek de çok okey. bunun için eksik hissetmek zorunda değilim. bir şeyler yazasınız yok diye sizler de bomboş insanlar değilsiniz :d.
bir "sisiyle kişisel gelişiyorum" tanımının daha sonuna geldik gjhdbfjgf.
öpüyorum herkesi.
devamını gör...
infertil olduğunuzu öğrenseniz vereceğiniz tepki
yazarların, halk arasında kısırlık olarak bilinen durumu yaşaması halinde vereceği tepkiye konu başlıktır.
yalnız bu durumun da belli kategorileri varmış. mesela infertil umut taşırken, sterilite durumunda çocuk sahibi olmak imkansızmış.
neyse işte ben mesela çok da dert etmezdim. zaten kim uğraşacak çocuk büyütmekle? ben kendimi zor büyütmüşken üstelik.
yalnız bu durumun da belli kategorileri varmış. mesela infertil umut taşırken, sterilite durumunda çocuk sahibi olmak imkansızmış.
neyse işte ben mesela çok da dert etmezdim. zaten kim uğraşacak çocuk büyütmekle? ben kendimi zor büyütmüşken üstelik.
devamını gör...
köfteci yusuf
bugün saat 11:57 de verdiğim siparişi 3 saat olduğu halde bana getiremeyen şubesini google’dan şikayet ettim. az önce de siparişi iptal ettirdim.
devamını gör...
insanı mutlu eden filmler
filmlerin insanın ruh halini düzeltmek gibi bir etkileri vardır bence de. bazı filmleri ne zaman izlesem mutlu olurum. bazı filmlerde kendimi mutsuz hissettiğim zaman bir terapi niyetine açıp izlediğim filmlerdir.
benim için bu filmlerin ilk sırasında her zaman yeşilçam tarihinde çekilmiş en iyi komedi filmlerinden biri olarak gördüğüm tosun paşa vardır. hele lütfü bey'in faytonda giderken şaban'a anlayıp anlamadığını sorduğu, şaban'ın gayet iyi anladığını söylediği ve lütfü bey'in cevaben "sen salaksın anlamazsın" deyip her şeyi tekrar anlattığı sahne her izlediğimde güldüğüm bir sahtedir.
bir diğer film ise bence gelmiş geçmiş en iyi film diyemeyeceğim ama benim izlemekten en çok keyif aldığım forrest gump filmidir. sadece açılış sahnesinde süzülen kuş tüyüne eşlik eden alan silvestri melodisi bile benim için yeterlidir. tabii karides konuşmaları da efsanedir benim için.
beni mutlu eden bir diğer film ya da film serisi ise yüzüklerin efendisi serisidir. bu evrene aşığım. kitaplarına da filmlerine de. amazon prime'da extended edition yayımlandığı zaman sanki filmleri hiç izlememişim gibi açıp tekrar izledim aynı heyecanla. ki bunu zaten her sene en az bir kez yapıyorum.
aklıma gelen son film ise şener şen'in bence harikalar yarattığı filmlerden biri olan milyarder filmidir. mesudiyeli mesut'un küçük dünyasında kalmak için verdiği mücadele beni çok etkiliyor nedense. ve sonundaki tavrı da mutlu olmamı sağlıyor.
benim için bu filmlerin ilk sırasında her zaman yeşilçam tarihinde çekilmiş en iyi komedi filmlerinden biri olarak gördüğüm tosun paşa vardır. hele lütfü bey'in faytonda giderken şaban'a anlayıp anlamadığını sorduğu, şaban'ın gayet iyi anladığını söylediği ve lütfü bey'in cevaben "sen salaksın anlamazsın" deyip her şeyi tekrar anlattığı sahne her izlediğimde güldüğüm bir sahtedir.
bir diğer film ise bence gelmiş geçmiş en iyi film diyemeyeceğim ama benim izlemekten en çok keyif aldığım forrest gump filmidir. sadece açılış sahnesinde süzülen kuş tüyüne eşlik eden alan silvestri melodisi bile benim için yeterlidir. tabii karides konuşmaları da efsanedir benim için.
beni mutlu eden bir diğer film ya da film serisi ise yüzüklerin efendisi serisidir. bu evrene aşığım. kitaplarına da filmlerine de. amazon prime'da extended edition yayımlandığı zaman sanki filmleri hiç izlememişim gibi açıp tekrar izledim aynı heyecanla. ki bunu zaten her sene en az bir kez yapıyorum.
aklıma gelen son film ise şener şen'in bence harikalar yarattığı filmlerden biri olan milyarder filmidir. mesudiyeli mesut'un küçük dünyasında kalmak için verdiği mücadele beni çok etkiliyor nedense. ve sonundaki tavrı da mutlu olmamı sağlıyor.
devamını gör...
virtual artist eren
yapay zekâ yaşamımıza, aklımıza ve dünyanın neresinde? soruları beynimizi ve tüm hislerimize zil çaldırırken öne çıkan youtube ve sosyal mecrada yapay zekâ kullanılarak hazırlanmış, müzikler, single albümler ve özellikle video clipler çıktı karşımıza. pandemi ile gelen yalnızlık, kopukluk ve tek taraflı monolog muhabbetlere tercih edip sığındığımız, adeta hislerimizin yansıması sırdaşımız yapay zekâ uzun süredir müzik ve video üretimleri ile artık yaşamımızda. hızla tüketilen bilgi ve beğenilerimizi karşılar mı bilinmez. gelelim virtual artist örneğine evet yazımın başında bahsettiğim ai destekli müzik, video düzenlemelerini kendine özgün yapısı, mtv ile hazırladığı anadolu rock ve deep purple'i hatırlatan org gitar ve vah-vah pedall ile harmanlayan "anatolian ai records" ekibi yine inanılmaz bir işe imza attı. gülümsemesiyle, bariton ses rengiyle, muhtemelen sarıyer sahilde başlayan balık tutma macerası hüzünlü bir şarkının ağır aksak ritimlerinde, eskiden günümüze köprü kurarcasına seslendiriyor. geçen hafta açılan kurumsal sosyal medyaları @anatolianairecords'dan takip ettiğim kadarıyla. yakında bir adet de röportajları gözüküyor. nasıl olacak, şimdiden merak ediyorum dostlar. sözü şimdilik bitiriyor ve eren'in kilibini yazımın baş tarafına ataçlıyorum. merak edenler buyursun dinlesin ve izlesinler.
devamını gör...
bireysel emeklilik sistemi
mayıs ayında sisteme dahil olduğumda yüzde 30 devlet katkısı var, her 1000 liraya 300 lira dediler. şimdiye kadar her ödediğim prime de bu şekilde devam etti ama 2026 yılı itibariyle ne olacak nasıl olacak belirsiz. eğer sözleşmeme başladığım şartlar değişirse haklı olarak tek taraflı fes edebilir miyim onu düşünüyorum.
bu işlerden anlayan bankacı/sigortacı veya avukat hatunlar eklesin.
bu işlerden anlayan bankacı/sigortacı veya avukat hatunlar eklesin.
devamını gör...
mansur yavaş’ın artık herkesin bir arabası var demesi
artık imar iznine son vermek şehri perifere dağıtmak gerekiyor. trafiği zaten berbat olan ve nufusu kaldıramayan keçiörende halen rezidanslar dikiliyor.
devamını gör...
bireysel emeklilik sistemi
devlet katkısının ocak ayı ile birlikte %20'ye düşürüldüğü sistem. sistemin asıl katkısının yatırılan aidatlar ve getirileri olduğu hesaba katıldığı zaman açıkçası çok da önemsemedim düşüşü. emekli olduğumda bir ev parası birikimim olacağını hayal ediyorum. hadi hayırlısı.
devamını gör...
erteleme bahanelerinizin en ikna edicisi
yarın da yapamam. aslında ilginç bir ifade ama şimdi düşününce. bugün yapamayacağıma yarın yapamayayım daha iyi. bence yani.
devamını gör...
ankara
karın en çok yakıştığı şehir. uzağız ancak belki küçük bir serçeyi yolcu ederim seneye.
devamını gör...
euro'nun 1 aydır 50 tl'yi geçememesi
iyi olmuş. beter ol euro. sen kim bizim paramızdan 50 kat değerli olmak kim? euro bölgesi önce taharet musluğu kullansın. evet, taharet musluğu.
devamını gör...
hz yuşa
the ten commandments ( 10 emir) filminde, ingiliz aktör john derek tarafından canlandırılan, taş ustası joshua'dır. istanbul'daki yer ise tabi ki kabir değil olsa olsa makam olabilir.
www.imdb.com/title/tt004983...
www.imdb.com/title/tt004983...
devamını gör...
size söylenen bir cümleyi yıllarca saklamanız
bu özellik bir lanet. unutmak kadar güzel bir nimet az bulunur.
devamını gör...
euro'nun 1 aydır 50 tl'yi geçememesi
akp hükümetinin attığı istikrarlı ve kararlı mali politik adımlar meyvesini vermiştir. 11 aralık 2025 tarihinde 50 tl yi gören euro, o tarihten beri kafasına yediği darbeler ile 51 tl sınırını aşamamıştır. avrupayı bir korku sarmıştır. türklerin ayak sesleri taaa viyana kapılarından hissedilmektedir.
asgari ücreti bahane edip, domatese zam yapan chp liler utanır mı bilmem..
asgari ücreti bahane edip, domatese zam yapan chp liler utanır mı bilmem..
devamını gör...
mansur yavaş’ın artık herkesin bir arabası var demesi
oyun böyük yiğen deyip, ince belli bardaktaki çayından bir yudum almadıysa eksik kalmış beyandır.
devamını gör...
erteleme bahanelerinizin en ikna edicisi
nasipse, kısmetse..
alnına ne yazılıyorsa o.*
sanki konunun benimle hiç alakası yokmuş gibi..
sanki ertelememe neden olan çok büyük engeller varmış gibi.. müthiş bir abartı.. ikna olmamak elde değil.
alnına ne yazılıyorsa o.*
sanki konunun benimle hiç alakası yokmuş gibi..
sanki ertelememe neden olan çok büyük engeller varmış gibi.. müthiş bir abartı.. ikna olmamak elde değil.
devamını gör...
birine sinirlenip sonra kendinize gülmeniz
genelde çocukların yaramazlıkları bu etkiyi yapar. minik yavrulara sinir biriktirmenin manası yok, dünya hali, onlar büyüyecek biz olgunlaşacağız.
devamını gör...
yetişkin takılıp küçük bir şeye çocuk gibi sevinmek
genelde göstermekten çekindiğim, bol kilitli kale kapılarının arkasındaki kişiliğim. vallahi bi balon, bi çikolataya 0-6 yaşa dönüyorum.
devamını gör...
