zaman tüneli
lisenin en güzel dönemi
bence de olmayan dönemdir.
benim için dersler kolaydı ve şeyimde değildi ancak hem arkadaş çevresi kötüydü hem hocalarımla çok anlaşamazdım. (sorunlu değildim tembeldim)
tembeldim dediğime bakmayın iyi kötü veterinerlik kazandım sonuçta.
benim için dersler kolaydı ve şeyimde değildi ancak hem arkadaş çevresi kötüydü hem hocalarımla çok anlaşamazdım. (sorunlu değildim tembeldim)
tembeldim dediğime bakmayın iyi kötü veterinerlik kazandım sonuçta.
devamını gör...
lisenin en güzel dönemi
hem sarışın basketçi oğlanı hem de esmer futbolcu oğlani kendim icin kavga ettirdiğim o dişil enerjim yüksek, mini etekli prime dönemim... eteğimin belini kiviriyorum zannedip aşağı cekmeye çalışan 12.sinif belalı kizlar vardı ah ulan
devamını gör...
erling haaland
devamını gör...
hoşlanılan kadının ilk buluşmada abd'yi başkanlar değil rockefeller ailesi yönetiyor demesi
söz meclisten dışarı genele şamil bir şeyler söyleyesim var:
bizde her şey komplo teorisi çuvalına doldurulup biraz fazla hafife alınıyor gibime geliyor. ya da en azından kalitesiz içerik üzerinden topyekun goygoya meze ediliyor.
komplo teorisi, zaten doğası gereği mevcut verilerle doğrulanması veya yanlışlanması mümkün olmayan iddia zemininde inşa edilir. en iyi ihtimalle korelasyon tespitine müsaittir ki, onda bile ilerleyen adımlar gerçek-fantezi makasının uçlarını açabilir.
de, zaten çıkarımları doğrulayabiliyor olsak konu o çerçeveden çıkıyor. doktora tezi olarak sunulamayacağı konusunda zaten herkes mutabık olsa gerek.
ancak problem tam da burada başlıyor. komplo teorisine konu olan şeyin icracısının/aktörünün zaten gizliliği esas aldığı varsayımıyla adım atılıyor. yani, biraz nedenselleştirmeyle ayın on dördü gibi ortaya çıkacak doğal bir keşiften bahsedilmediği açık.
kaldı ki, ilerleyen dönemde tarihi belgelerle yahut çeşitli keşiflerle ifşa edilen bazı gerçekler, dönemindeki veri yetersizliği nedeniyle komplo teorisi çerçevesinde olan bazı iddiaları ispatlayabiliyor. yahut, ortaya atıldığı dönem oldukça geniş bir çevrede kabul gören birçok komplo teorisinin de, sonradan yapılan keşifler, araştırmalar ve tarihi kayıtlarla safsata olduğu ortaya çıkabiliyor.
komplo teorisyenlerinin bu belirsizlikten yararlanması mümkün olduğu gibi, o teoriye konu olan gerçeklerin de bu belirsizlikle gizlenmesi mümkün.
haller böyle diye, ortaya atılan her komplo teorisine kati bir inançla sarılmak ne denli sakıncalıysa, hiçbir şeyi ciddiye almamak da o denli sakıncalı.
burada bakmak gereken birkaç şey var:
teorinin temeli olan ve çıkarım için kullanılan verilerin sağlıklı olup olmadığı. hiç değilse ilk adım veriler doğru mu, değil mi?
gerçeklik nerede bitiyor, varsayım nereden başlıyor? o veriler ve iddialarla ilgili varsayımda bulunmak ve sonraki adımı atmak mümkün mü?
takip eden adımlarda metodolojik bir tutarlılık var mı?
başka veriler iddiayı çürütüyor mu?
bunun gibi birkaç testle ilgili teorinin kalitesini az çok anlarsın. üzerine, bunun kati bir gerçeklik olmadığını, her an yanlışlanabileceğini takdir eder, evdeki altınları da satmaya kalkmazsan zarar görmeden bir perspektif elde edersin.
neye yarar bu tür perspektifler? şahıs olarak belki senin doğrudan işine yaramaz ama devletler bunları ciddiye alır. sende de belki bir şeylere dair şüphe uyandırır vs.
neticede devasa istihbarat ağları, global düzeyde gizliliğe dayalı sürüyle ilişkilenme biçimleri, bilimsel veride ve teknolojide tekel olma arzusunun getirdiği mücadeleler, toplum mühendisliği çalışmaları vs spor olsun diye değerlendirilmiyor olsa gerek. bunları da “bilmem ne üniversitesi kütüphanesini dijital ortama yükledik, oradan bakın” diye önünüze koymuyorlar.
en basitinden, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi bilim adamlarından bazılarının alşimizmden tut da sembolizme kadar cilt cilt çalışması var. yüzyıllar sonra kayıtları elde edilerek tespit edilmiş gizli örgütler var. dünyanın en güçlü liderlerinin akla hayale gelmeyecek fantastik tiplerle görüşmeleri falan var. bugün bile nükleer güç sahibi ülkeler rakiplerinin dış politikasını, resmi gerekçeleri reddedip burjuva/aristokrasi/elitler çerçevesinde ele alarak argüman geliştirebiliyor. herhalde reelpolitiğe bizden daha hakimdirler.
haliyle, en azından toplumun selameti için izlemek, varsaymak, kafa yormak ve sürekli teyit aramak zorundasın ki, varsa bir tehlike en azında bir sezgi geliştirebilesin.
zira, stratejik olarak önem arz ettiği sürece en temel akademik bilgi de dahil olmak üzere hiçbir şey avama bedavadan verilmez. dahası, ayık olmadığın sürece kimin değirmenine su taşıdığını da bilemezsin.
ama işte bizde, her alanda olduğu gibi bunda da ifrat ve tefrit söz konusu. komplo teorisi kovalayan da, bunu hafife alan da işin cılkını çıkartıyor. e konforlu çünkü.
hatta bırak komplo teorisini, aşağı yukarı her polemik konusunda (bilimsel olanı da dahil) karşıtlığı temsilen sunulan içeriksiz bir alaycılık var. “ciddiye almaya değer görmedim, sizin kapasiteniz anca buna yeter ama ben bu işlerin aslını çok iyi biliyorum” alt metniyle geliyor. akabinde o şeyin neden saçma/geçersiz/yanlış olduğuna dair en ufak bir açıklama girişimi yok. acayip konforlu bir alan, bedavadan bilirkişi olunuyor.
hadi en popüler spekülasyondan gidelim. bu işlerde rothschild, rockefeller muhabbeti yaygın. dünyadaki total sermaye üzerinde etkinlikten bahsedildiğinde bunların illa bir ismi geçer. bu aileler üzerine baya anlı şanlı unvanlı insanların yaptığı gayet ciddi araştırmalar var. ki, konuya ilişkin bazı yayınlarda atıf alacak kadar önemli araştırmalardır. ancak bunlardan hareketle günceldeki finansal ve siyasal etkilerini ispatlamak mümkün değil.
ama say ki, biz dünyayı bunların yönettiğine inanıyoruz ve sayalım ki; x, y, z finans kuruluşları üzerinde etkilerine dair elimizde veri var; bunun cevabı goygoy mudur mesela?
çıkar dersin ki, geçmişten gelen bir networkleri vardır ama sayılan kuruluşların yönetiminde kriter o değil, şudur, ortaklık oranları şudur; örneğin kıymetli mineral ve madenlerin işlenmesinde şunlar yatırım ortağıdır, şunlar aracıdır, şu şu anlaşma gereği şu devletin şu şirketi hak sahibidir. çıkarsın meydana; uluslararası finansman, diplomatik çerçeve, devletlerin dahli, bm bilmem kaç sayılı kararı, bilmem ne antlaşması anlatırsın; biz de deriz ki; tamam yahu gayet makul, bu işler bizim zannettiğimiz gibi değilmiş.
var mı böyle bir anlatı? yok. e seni niye ciddiye alalım ki biz? sen masaya sadece bilme iddiası koyuyorsun ama iddianın gerçekliğine dair en ufak emare yok. şu haline bakınca reptiliana inanan adam bile bana senden daha ciddi gözüküyor.
kaldı ki, hayatını buna vakfetmiyorsan, komplo teorisyenliğinde yanılmanın çok ciddi bir götürüsü yok ama bihaber olmanın veya umursamamanın en azından o teori çerçevesinde olası bir zararı var.
ayrıca, bu işi düzgün yapan aytunç altındal (ki komplo teorisyenliğini kabul etmezdi) gibi insanlar var. kitapları ingiltere’de basılan, isviçre üniversitelerinde aksiyoloji dersi vermiş birisini (inanmak/katılmak/doğrulamak ayrı konu olmakla birlikte) şahsen ben dikkate alırım. en azından ortaya biliyor olmak imasından başka bir şey koymayan birilerinden daha dikkate değer olduğu kesin. keza, vardığı sonuçların isabetinden bağımsız olarak verdiği temel kavramsal bilgiler bile gayet kıymetlidir.
ne bileyim; birisi cia özelinde dulles kardeşleri anlatmışsa; birçok bilim adamı blavatsky’i merak etmişse, bir diğeri batı spiritüelizminde cabirilik damarını tespit etmişse yanılma veya vaktini boşa harcama riski göze alınabilir gözüküyor bana. hele de alternatife bakınca çok daha mantıklı duruyor.
bu işlerin modern dönem için atası sayılabilecek apokalips’in atlıları kitabında (ki acayip uçuk gelebilecek komplo teorileri barındırır) william cooper’ın dikkat çektiği çok makul bir bakış açısı var.
elitler vs diye anlattığı çevrelerin satanist inanç sistematiğinden bahsederken, mealen; bunlar size gülünç/uçuk gelebilir, belki de tanrıya veya şeytana da inanmıyorsunuzdur ama bunun bir önemi yok, çünkü düşmanlarınız bunlara inanıyor ve onların neye inandığı sizi etkiler, diyordu.
hatta bazen gerçekliğe dair algı bile, gerçeğin kendisinden çok daha etkilidir ve sırf bu bile kulak kabartmak için kafidir.
başlık konusuna dönersek; severim komplo teorisi anlatılarını, yeter ki belli bir kalitesi ve içerik çeşitliliği olsun. en kötü, yanlış çıkar.
bizde her şey komplo teorisi çuvalına doldurulup biraz fazla hafife alınıyor gibime geliyor. ya da en azından kalitesiz içerik üzerinden topyekun goygoya meze ediliyor.
komplo teorisi, zaten doğası gereği mevcut verilerle doğrulanması veya yanlışlanması mümkün olmayan iddia zemininde inşa edilir. en iyi ihtimalle korelasyon tespitine müsaittir ki, onda bile ilerleyen adımlar gerçek-fantezi makasının uçlarını açabilir.
de, zaten çıkarımları doğrulayabiliyor olsak konu o çerçeveden çıkıyor. doktora tezi olarak sunulamayacağı konusunda zaten herkes mutabık olsa gerek.
ancak problem tam da burada başlıyor. komplo teorisine konu olan şeyin icracısının/aktörünün zaten gizliliği esas aldığı varsayımıyla adım atılıyor. yani, biraz nedenselleştirmeyle ayın on dördü gibi ortaya çıkacak doğal bir keşiften bahsedilmediği açık.
kaldı ki, ilerleyen dönemde tarihi belgelerle yahut çeşitli keşiflerle ifşa edilen bazı gerçekler, dönemindeki veri yetersizliği nedeniyle komplo teorisi çerçevesinde olan bazı iddiaları ispatlayabiliyor. yahut, ortaya atıldığı dönem oldukça geniş bir çevrede kabul gören birçok komplo teorisinin de, sonradan yapılan keşifler, araştırmalar ve tarihi kayıtlarla safsata olduğu ortaya çıkabiliyor.
komplo teorisyenlerinin bu belirsizlikten yararlanması mümkün olduğu gibi, o teoriye konu olan gerçeklerin de bu belirsizlikle gizlenmesi mümkün.
haller böyle diye, ortaya atılan her komplo teorisine kati bir inançla sarılmak ne denli sakıncalıysa, hiçbir şeyi ciddiye almamak da o denli sakıncalı.
burada bakmak gereken birkaç şey var:
teorinin temeli olan ve çıkarım için kullanılan verilerin sağlıklı olup olmadığı. hiç değilse ilk adım veriler doğru mu, değil mi?
gerçeklik nerede bitiyor, varsayım nereden başlıyor? o veriler ve iddialarla ilgili varsayımda bulunmak ve sonraki adımı atmak mümkün mü?
takip eden adımlarda metodolojik bir tutarlılık var mı?
başka veriler iddiayı çürütüyor mu?
bunun gibi birkaç testle ilgili teorinin kalitesini az çok anlarsın. üzerine, bunun kati bir gerçeklik olmadığını, her an yanlışlanabileceğini takdir eder, evdeki altınları da satmaya kalkmazsan zarar görmeden bir perspektif elde edersin.
neye yarar bu tür perspektifler? şahıs olarak belki senin doğrudan işine yaramaz ama devletler bunları ciddiye alır. sende de belki bir şeylere dair şüphe uyandırır vs.
neticede devasa istihbarat ağları, global düzeyde gizliliğe dayalı sürüyle ilişkilenme biçimleri, bilimsel veride ve teknolojide tekel olma arzusunun getirdiği mücadeleler, toplum mühendisliği çalışmaları vs spor olsun diye değerlendirilmiyor olsa gerek. bunları da “bilmem ne üniversitesi kütüphanesini dijital ortama yükledik, oradan bakın” diye önünüze koymuyorlar.
en basitinden, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi bilim adamlarından bazılarının alşimizmden tut da sembolizme kadar cilt cilt çalışması var. yüzyıllar sonra kayıtları elde edilerek tespit edilmiş gizli örgütler var. dünyanın en güçlü liderlerinin akla hayale gelmeyecek fantastik tiplerle görüşmeleri falan var. bugün bile nükleer güç sahibi ülkeler rakiplerinin dış politikasını, resmi gerekçeleri reddedip burjuva/aristokrasi/elitler çerçevesinde ele alarak argüman geliştirebiliyor. herhalde reelpolitiğe bizden daha hakimdirler.
haliyle, en azından toplumun selameti için izlemek, varsaymak, kafa yormak ve sürekli teyit aramak zorundasın ki, varsa bir tehlike en azında bir sezgi geliştirebilesin.
zira, stratejik olarak önem arz ettiği sürece en temel akademik bilgi de dahil olmak üzere hiçbir şey avama bedavadan verilmez. dahası, ayık olmadığın sürece kimin değirmenine su taşıdığını da bilemezsin.
ama işte bizde, her alanda olduğu gibi bunda da ifrat ve tefrit söz konusu. komplo teorisi kovalayan da, bunu hafife alan da işin cılkını çıkartıyor. e konforlu çünkü.
hatta bırak komplo teorisini, aşağı yukarı her polemik konusunda (bilimsel olanı da dahil) karşıtlığı temsilen sunulan içeriksiz bir alaycılık var. “ciddiye almaya değer görmedim, sizin kapasiteniz anca buna yeter ama ben bu işlerin aslını çok iyi biliyorum” alt metniyle geliyor. akabinde o şeyin neden saçma/geçersiz/yanlış olduğuna dair en ufak bir açıklama girişimi yok. acayip konforlu bir alan, bedavadan bilirkişi olunuyor.
hadi en popüler spekülasyondan gidelim. bu işlerde rothschild, rockefeller muhabbeti yaygın. dünyadaki total sermaye üzerinde etkinlikten bahsedildiğinde bunların illa bir ismi geçer. bu aileler üzerine baya anlı şanlı unvanlı insanların yaptığı gayet ciddi araştırmalar var. ki, konuya ilişkin bazı yayınlarda atıf alacak kadar önemli araştırmalardır. ancak bunlardan hareketle günceldeki finansal ve siyasal etkilerini ispatlamak mümkün değil.
ama say ki, biz dünyayı bunların yönettiğine inanıyoruz ve sayalım ki; x, y, z finans kuruluşları üzerinde etkilerine dair elimizde veri var; bunun cevabı goygoy mudur mesela?
çıkar dersin ki, geçmişten gelen bir networkleri vardır ama sayılan kuruluşların yönetiminde kriter o değil, şudur, ortaklık oranları şudur; örneğin kıymetli mineral ve madenlerin işlenmesinde şunlar yatırım ortağıdır, şunlar aracıdır, şu şu anlaşma gereği şu devletin şu şirketi hak sahibidir. çıkarsın meydana; uluslararası finansman, diplomatik çerçeve, devletlerin dahli, bm bilmem kaç sayılı kararı, bilmem ne antlaşması anlatırsın; biz de deriz ki; tamam yahu gayet makul, bu işler bizim zannettiğimiz gibi değilmiş.
var mı böyle bir anlatı? yok. e seni niye ciddiye alalım ki biz? sen masaya sadece bilme iddiası koyuyorsun ama iddianın gerçekliğine dair en ufak emare yok. şu haline bakınca reptiliana inanan adam bile bana senden daha ciddi gözüküyor.
kaldı ki, hayatını buna vakfetmiyorsan, komplo teorisyenliğinde yanılmanın çok ciddi bir götürüsü yok ama bihaber olmanın veya umursamamanın en azından o teori çerçevesinde olası bir zararı var.
ayrıca, bu işi düzgün yapan aytunç altındal (ki komplo teorisyenliğini kabul etmezdi) gibi insanlar var. kitapları ingiltere’de basılan, isviçre üniversitelerinde aksiyoloji dersi vermiş birisini (inanmak/katılmak/doğrulamak ayrı konu olmakla birlikte) şahsen ben dikkate alırım. en azından ortaya biliyor olmak imasından başka bir şey koymayan birilerinden daha dikkate değer olduğu kesin. keza, vardığı sonuçların isabetinden bağımsız olarak verdiği temel kavramsal bilgiler bile gayet kıymetlidir.
ne bileyim; birisi cia özelinde dulles kardeşleri anlatmışsa; birçok bilim adamı blavatsky’i merak etmişse, bir diğeri batı spiritüelizminde cabirilik damarını tespit etmişse yanılma veya vaktini boşa harcama riski göze alınabilir gözüküyor bana. hele de alternatife bakınca çok daha mantıklı duruyor.
bu işlerin modern dönem için atası sayılabilecek apokalips’in atlıları kitabında (ki acayip uçuk gelebilecek komplo teorileri barındırır) william cooper’ın dikkat çektiği çok makul bir bakış açısı var.
elitler vs diye anlattığı çevrelerin satanist inanç sistematiğinden bahsederken, mealen; bunlar size gülünç/uçuk gelebilir, belki de tanrıya veya şeytana da inanmıyorsunuzdur ama bunun bir önemi yok, çünkü düşmanlarınız bunlara inanıyor ve onların neye inandığı sizi etkiler, diyordu.
hatta bazen gerçekliğe dair algı bile, gerçeğin kendisinden çok daha etkilidir ve sırf bu bile kulak kabartmak için kafidir.
başlık konusuna dönersek; severim komplo teorisi anlatılarını, yeter ki belli bir kalitesi ve içerik çeşitliliği olsun. en kötü, yanlış çıkar.
devamını gör...
erling haaland
galatasaray’a 3 gol atmasını bekliyorum eğer gs transfer yapmazsa
devamını gör...
marie antoinette
"ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" sözüyle akıllarda yer eden fransız ihtilali zamanındaki fransa kraliçesi. kraliçenin söylediği iddia edilen sözün tam olarak "pasta yesinler" olmadığı yazıyor. buradan sözün aslı "brioche yesinler" şeklindeymiş. brioche(bıriyoş) pasta değil elbette, bir tür ekmek. ama yumurtalı tereyağlı lüks bir zengin ekmeği. o yüzden kraliçe gerçekten bu sözü kullandıysa halkın tepkisi gayet anlaşılır. sonra giyotinle idam edilmiş zaten. brioche değil de, ondan da lüks olan pasta yesinler deseymiş, kim bilir vikingler gibi kan kartalı yaparlarmış belki de.*
ayrıca bir pastaneye verilebilecek ironik ama pazarlama açısından mantıklı bir isim. ingiltere'de marie antoinette's patisserie adıyla şirin bir dükkan varmış. sloganları "ekmek bulamıyorlarsa scone yesinler" olabilir.*
ayrıca bir pastaneye verilebilecek ironik ama pazarlama açısından mantıklı bir isim. ingiltere'de marie antoinette's patisserie adıyla şirin bir dükkan varmış. sloganları "ekmek bulamıyorlarsa scone yesinler" olabilir.*
devamını gör...
ihlara vadisinde kelebek kovalayan gocuk (yazar)
devamını gör...
en lezzetli çikolata
bence mutlaka bir vakko çikolatası denemelisiniz.
devamını gör...
28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı
gs kazanmasını bekliyorum kuşlar ve ingilizler bu duruma fena üzülür çünkü.
devamını gör...
28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı
buraya koymak istediğim çok gif var koyamam gs li arkadaşlar alınır.
devamını gör...
kanal d logosu
yuvarlak mavi şey dünya olsa gerek ve yıllardır değişmeyen logodur d- smart’ta bazı kanallar da aynısını kullanıyordu ama onlarda yuvarlak şey yeşil ve mordu ama hangi kanallardı hatırlayamadım isimlerini
devamını gör...
ayı (yazar)
ya ben bunu atmayı nasıl unutmuşum arkadaş
devamını gör...
28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı
geliyor gelmekte olan bence şöyle olur dikkat edelim dikkat edelim dakika 14,30,43 ilk yarı 3-0 ikinci yarı dikkat edelim dikkat 56.dk 4-0 74 fk 5-0 yener manchester alır ama hacıosmanoğlu derse manchester eski mancester değil ve biz de yenersek gülmekten ağlarım
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu
ya ben mod-1 e kibar girişle farklı zamanlarda 3 defa mesaj yazdım. adam/kadın takmadı. bir daha da yazmam. mod-3'e yazarım. o da takmazsa mod-5'e. o da takmazsa kime gideyım bilemiyorum.
bir mod bana sahip çıkabilir mi acaba? çok yalnız hissediyorum. başımda mod yokmuş gibi bir hissiyatım var. her an anarşizme kayabilirim.
bir mod bana sahip çıkabilir mi acaba? çok yalnız hissediyorum. başımda mod yokmuş gibi bir hissiyatım var. her an anarşizme kayabilirim.
devamını gör...
soru cevap oyunu
çokzel bir soru yazdım.(uzmanlık gerektiriyor.)*
devamını gör...
futbolu takip etmeyi bırakmak
güzel şey kafan rahat stres sinir olmuyon başka ilgi alanı daha iyi
devamını gör...
editör ekibinin kendilerini yeşile boyayamaması şoku
"benim nickim benim kararım!" diye ayaklanmaya sebep olabilirdi, şayet karar onlara ait olsaydı.
kimse kararında hür değil görüyorsunuz. önce belli başlı dayatmalara göz yumup o dayatmalar çerçevesinde özgürleşme mümkün oluyor minik minik. belli belirsiz.
çarkın önünde izdiham yaşarken, "yav hocam kendini yeşile bile boyayamiyorsun, ne yapacaksın 270k karma puanı?" diye rencide etmemek gerekir. o da çevirsin çarkını. yarın ne gösterir bilinmez, akarken doldurmak lazım; o da haklı.
kimse kararında hür değil görüyorsunuz. önce belli başlı dayatmalara göz yumup o dayatmalar çerçevesinde özgürleşme mümkün oluyor minik minik. belli belirsiz.
çarkın önünde izdiham yaşarken, "yav hocam kendini yeşile bile boyayamiyorsun, ne yapacaksın 270k karma puanı?" diye rencide etmemek gerekir. o da çevirsin çarkını. yarın ne gösterir bilinmez, akarken doldurmak lazım; o da haklı.
devamını gör...
okan buruk
tarihin en pahali galatasaray kadrosunu kurmus fakat yedek kulubesini bos birakmistir. devre arasinda tutsu mu yakiyor ilahi mi soyluyor ne yapiyorsa takim geriye bile dusse hicbir reaksiyon vermiyor. acilen galatasaraydan ayrilmali ve fatih terim son bir tango yapmalidir
devamını gör...

