zaman tüneli
opencourseware
mit yani bildiğimiz amerika'daki massachusetts teknoloji enstitüsü olan ha işte onun açık kaynak projesi, her türlü ders materyali açık ve ücretsiz bana niye bunu söylemedi lan kimseden duymadım. yarın ilk dersten başlıyorum hocam.
bilgisayar bilimleri için olan repoları
https://github.com/ossu/computer-science
bilgisayar bilimleri için olan repoları
https://github.com/ossu/computer-science
devamını gör...
eylülduru (yazar)
bir takım asabi ablalar bu kızı kafaya takmışsa ve kötülemek için çıldırıyorsa bence ortada bir haksızlık vardır kesin... varsa kafanıza yatmayan görüşü eleştir geç. sizin bu duyarlarınız sarmıyor artık..
kendilerine saldıracak yeni bir hedef bulmuşlar..
ama biz bu oyunu bozarız allah'ın izniylen.
teker teker gelin karşiiiim.
kendilerine saldıracak yeni bir hedef bulmuşlar..
ama biz bu oyunu bozarız allah'ın izniylen.
teker teker gelin karşiiiim.
devamını gör...
aşkı anlatan en güzel şarkı
melike şahin - öpmem lazım
devamını gör...
aşkı anlatan en güzel şarkı
(bkz: her şeyi yak) sezen aksu.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
yeni doğacak güneşin güzellikler getirmesi dileğiyle..
devamını gör...
ruha iyi gelen filmler
bu benim için wim wenders ve jim jarmusch filmleri oluyor genelde, izlerken dinleniyorum, iyi hissediyorum, rahatlıyorum...
devamını gör...
ahmed eş-şara ve mustafa kemal atatürk
birkaç yıl öncesine kadar abd'nin terörist listesinde olup, konjonktür değişince yine onların ricasıyla başa getirilen ışid artığını ömrünü cephelerde geçirmiş, bir ulusun kaderini değiştiren bağımsızlığı için tüm emperyalist güçleri alt eden atamızla kıyaslamak veya aynı kefede değerlendirmek cidden hangi aklın ürünü sorguluyorum.
başlığa tepkim ektedir;
başlığa tepkim ektedir;
devamını gör...
ölü ozanlar derneği
ne filmde ne de kitapta
- kitap okuyor musunuz bay anderson?
- hayır okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum.
- ama biz hissediyoruz.
diyaloğunun olmadığı film/eser.
- kitap okuyor musunuz bay anderson?
- hayır okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum.
- ama biz hissediyoruz.
diyaloğunun olmadığı film/eser.
devamını gör...
sen
kimin rüyasında hangi rolde
ben kendi rüyamda aynı filmde
ben kendi rüyamda aynı filmde
devamını gör...
hayvanlara uygulanan şiddete tepki gösteren etçiller
ben de onlardan biriyim,
şu anki zekamızı (sende yok bellide.) hayvansal protein e borçluyuz. ama bu demek değil ki birisi sokakta kendi halinde bir hayvana işkence ederse de gereğini yaparım en fazla alacağım hagb.
haliyle kardeş sen metafor yapma patır patır bırakıyorsun.
şu anki zekamızı (sende yok bellide.) hayvansal protein e borçluyuz. ama bu demek değil ki birisi sokakta kendi halinde bir hayvana işkence ederse de gereğini yaparım en fazla alacağım hagb.
haliyle kardeş sen metafor yapma patır patır bırakıyorsun.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
yüksek puanını hak eden bir 12 kızgın adam herhalde.
ben isayım aslında diyen adamı diyorsan izledim. güzeldi ilki.
ben isayım aslında diyen adamı diyorsan izledim. güzeldi ilki.
devamını gör...
mesem çocuk katilidir
çocuğun zarar gördüğü her yere en ağır yaptırımlar uygulansın ister ssç olsun,ister mesem, ister x, ister y bana fark etmez.
cecot tipi insan haklarının askıya alındığı bir hapishane yapalım ssç ayağına cinayet işleyeni de işçisini gerekli çalışma koşullarında çalıştırmayan patronu da, alayını oraya yollayayım bana uyar.
biz suçlu ayırmıyoruz suçluların en ağır şekilde ceza çekmesini istiyoruz.
cecot tipi insan haklarının askıya alındığı bir hapishane yapalım ssç ayağına cinayet işleyeni de işçisini gerekli çalışma koşullarında çalıştırmayan patronu da, alayını oraya yollayayım bana uyar.
biz suçlu ayırmıyoruz suçluların en ağır şekilde ceza çekmesini istiyoruz.
devamını gör...
bozulmuş et kokusu
ömrü hayatımda unutmak istediğim ama unutamadığım tek koku olabilir.
bundan 7-8 sene evvel avusturya'nın getto mahallelerinden birinde 5 katlı bir apartmanın 4. katında 1 + 1 evde otururduk. buzdolabı ufak olduğu için balkona büyük bir buzdolabı atmıştık.
yazın tatile giderken ne olur ne olmaz diye şalterleri indirdik. meğer balkonun elektriği de oturma odasına bağlıymış. neyse efenim gittik 3 hafta tatil yaptık. baldıza da anahtar bırakmıştık evi kontrol etsin diye. her aradığımızda "iyi iyi her şey yolunda" diyordu.
3 hafta sonra bir öğleden sonra eve geldik. balkon güneş gördüğü için baya ısınırdı. eve girdim, havalandırmak için balkon kapısını açtım. o anda beynime bıçak saplandı sanki kokuyu almamla birlikte. kusmamak için kendimi zor tutarak buzdolabına yanaştım. buzdolabı adeta çürümüştü.
hemen ağzıma yüzüme bir şal atıp içindekileri temizlemeye çalıştım. buzdolabının içindeki erimiş yiyecekler damlayarak en alt kattaki fabrika işçisi yozgatlı abinin üzüm yapraklarına damladı. ben de nereye akıyor bu su diye aşağı baktım ve o anda yozgatlı abiyle göz göze geldik. abi aşağıdan "lan gohuyo gohuyo" diye çemkirdi. hemen kafamı içeri sokup devam ettim temizlemeye.
her türlü temizlik malzemesini kullandık ama koku yine de gitmedi. asit gibi balkonun zeminine bile kazınmıştı. en sonunda sinirlenip buzdolabını sırtladım ve çöpe attım.
meğer biz tatile gidince ilk bir kaç saat buzdolabındaki dondurmalar erimiş ve suyu yozgarlı abinin üzümlerine akmış. ardından da etler falan bozulmaya başlamış tabi. yandaki komşu az daha polisi çağıracaklarını ama beklediklerini söyledi sonradan. bizim baldız da evi ziyarete bir kere gitmiş o da bizim geri dönmemize 1 gün kala. balkona çıkmamış bile. yandaki komşu arkasından bağırmış ama duymadan gitmiş.
velhasıl siz siz olun içi et dolu elektriksiz buzdolabınızı sakın ola güneşin altında 3 hafta bırakmayın.
bundan 7-8 sene evvel avusturya'nın getto mahallelerinden birinde 5 katlı bir apartmanın 4. katında 1 + 1 evde otururduk. buzdolabı ufak olduğu için balkona büyük bir buzdolabı atmıştık.
yazın tatile giderken ne olur ne olmaz diye şalterleri indirdik. meğer balkonun elektriği de oturma odasına bağlıymış. neyse efenim gittik 3 hafta tatil yaptık. baldıza da anahtar bırakmıştık evi kontrol etsin diye. her aradığımızda "iyi iyi her şey yolunda" diyordu.
3 hafta sonra bir öğleden sonra eve geldik. balkon güneş gördüğü için baya ısınırdı. eve girdim, havalandırmak için balkon kapısını açtım. o anda beynime bıçak saplandı sanki kokuyu almamla birlikte. kusmamak için kendimi zor tutarak buzdolabına yanaştım. buzdolabı adeta çürümüştü.
hemen ağzıma yüzüme bir şal atıp içindekileri temizlemeye çalıştım. buzdolabının içindeki erimiş yiyecekler damlayarak en alt kattaki fabrika işçisi yozgatlı abinin üzüm yapraklarına damladı. ben de nereye akıyor bu su diye aşağı baktım ve o anda yozgatlı abiyle göz göze geldik. abi aşağıdan "lan gohuyo gohuyo" diye çemkirdi. hemen kafamı içeri sokup devam ettim temizlemeye.
her türlü temizlik malzemesini kullandık ama koku yine de gitmedi. asit gibi balkonun zeminine bile kazınmıştı. en sonunda sinirlenip buzdolabını sırtladım ve çöpe attım.
meğer biz tatile gidince ilk bir kaç saat buzdolabındaki dondurmalar erimiş ve suyu yozgarlı abinin üzümlerine akmış. ardından da etler falan bozulmaya başlamış tabi. yandaki komşu az daha polisi çağıracaklarını ama beklediklerini söyledi sonradan. bizim baldız da evi ziyarete bir kere gitmiş o da bizim geri dönmemize 1 gün kala. balkona çıkmamış bile. yandaki komşu arkasından bağırmış ama duymadan gitmiş.
velhasıl siz siz olun içi et dolu elektriksiz buzdolabınızı sakın ola güneşin altında 3 hafta bırakmayın.
devamını gör...
sen
sen, kimine göre küçük görünürken; kimine de büyük görünür. kim olduğuna ve kime ne ifade ettiğin önemli. yaza yaza bitiremeyiz " sen"i
devamını gör...
içmedeyiz normal sözlük
bir arada olabilmek ne mümkün
bir arada kalabilmek imkansız
seneler alıp gitmiş ne var ne yoksa her şeyi
inanılmaz değişen ben miyim
inanılmaz bu yabancı da kim
sen misin böyle uzak veda sözleri söyleyen
geri dönmek inan işten değil hani var ya
tutamazsın kendini bir ümitle
ya olursa dersin hep bile bile her şeyin bittiğini
geri dönmek inan içten değil hani var ya
tutamazsın kendini bir ümitle
ya olursa dersin hep bile bile her şeyin bittiğini
sonradan kor sonradan kor ayrılıklar
an be an akıp gider
akıp gider zaman sana aldırmadan
bir arada kalabilmek imkansız
seneler alıp gitmiş ne var ne yoksa her şeyi
inanılmaz değişen ben miyim
inanılmaz bu yabancı da kim
sen misin böyle uzak veda sözleri söyleyen
geri dönmek inan işten değil hani var ya
tutamazsın kendini bir ümitle
ya olursa dersin hep bile bile her şeyin bittiğini
geri dönmek inan içten değil hani var ya
tutamazsın kendini bir ümitle
ya olursa dersin hep bile bile her şeyin bittiğini
sonradan kor sonradan kor ayrılıklar
an be an akıp gider
akıp gider zaman sana aldırmadan
devamını gör...
sen
ve ben işte bütün mesele bu.
devamını gör...
sen
devamını gör...
bir idam mahkumunun son günü
o kadar mükemmel bir kitap ki normalde tekrardan nefret etmeme rağmen art arda iki kez okudum.
victor hugo'nun 1829 yılında paris greve meydanı'nda gördüğü idamdan çok etkilenmesi üzerine yazdığı eseri.
baskılar sebebiyle eseri takma bir isimle yazar.
kitabın konusu: kasten işlemediği bir suçtan yargılanan suçlunun giyotinli idama mahkum edilmesi, idama kadar geçen sürede neler yaşadığı.
bu arada giyotinin fransız devrimiyle birlikte ortaya çıktığı biliniyor. doktor joseph-ıgnace guillotin tarafından icat edildiği bilgisi yaygın olsa da farklı birkaç bilgi daha mevcut.
giyotinin tasarlanma amacı idamı daha acısız hale getirmek(!) fakat aynı mahkum için birden fazla kez kullanıldığı birçok idam sırasında görülüyor. idam çocuklar için dahi o kadar sıradan hale geliyor ki alkışlarla karşılanıyor.
hugo, idama karşıydı. kitabı yazma amacı da buydu. karşı olduğunu da şu şekilde ifade etmişti:
"yargılayanlar ve mahkûm edenler ölüm cezasının toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini uzaklaştırmanın önemi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyorlar. sadece bu söz konusu olsaydı, müebbet hapis cezası yetecekti. öldürmek neye yarar? hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
zindancının yeterli olduğu yerde cellata gerek yoktur. infazların gösteri haline dönüşmesinin beklenen etkiyi yaratmadığını, halkı eğitmediğini, içindeki bütün duyarlılığı ve erdemi yok ettiğini ileri sürüyoruz. bu infaz kime örnek olur?
bu adamın boynunu kestiğiniz darbenin sadece onu öldürdüğünü, babasının, annesinin, çocuklarının bu durumdan hiç etkilenmeyeceğini mi sanıyorsunuz? hayır, onun kellesini uçururken bütün ailesini de öldürüyorsunuz. ve yine masumları yok ediyorsunuz. size bütün bu adamların yaşamasının bize ne zararının dokunacağını soruyorum. fransa'da herkesin solumasına yetecek kadar hava yok mu?"
kitap halk tarafından çok eleştirildi korkunç bulundu. yaşanması, tiyatro izler gibi izlenmesi hatta alkışlanması çok doğal, olağan ama yapılanın ne olduğunu anlatan kitap korkunç bulundu(!)
idam mahkumlarının çektiği fiziki acının halka anlatılması acımasızlık olarak yorumlandı.
ama sonuç olarak eser çok ses getirdi.
bir dipnot daha geçelim: giyotine adını veren doktor bu şekilde anılmaktan rahatsız olduğu için sonradan soyadını değiştirdi.
victor hugo'nun 1829 yılında paris greve meydanı'nda gördüğü idamdan çok etkilenmesi üzerine yazdığı eseri.
baskılar sebebiyle eseri takma bir isimle yazar.
kitabın konusu: kasten işlemediği bir suçtan yargılanan suçlunun giyotinli idama mahkum edilmesi, idama kadar geçen sürede neler yaşadığı.
bu arada giyotinin fransız devrimiyle birlikte ortaya çıktığı biliniyor. doktor joseph-ıgnace guillotin tarafından icat edildiği bilgisi yaygın olsa da farklı birkaç bilgi daha mevcut.
giyotinin tasarlanma amacı idamı daha acısız hale getirmek(!) fakat aynı mahkum için birden fazla kez kullanıldığı birçok idam sırasında görülüyor. idam çocuklar için dahi o kadar sıradan hale geliyor ki alkışlarla karşılanıyor.
hugo, idama karşıydı. kitabı yazma amacı da buydu. karşı olduğunu da şu şekilde ifade etmişti:
"yargılayanlar ve mahkûm edenler ölüm cezasının toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini uzaklaştırmanın önemi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyorlar. sadece bu söz konusu olsaydı, müebbet hapis cezası yetecekti. öldürmek neye yarar? hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
zindancının yeterli olduğu yerde cellata gerek yoktur. infazların gösteri haline dönüşmesinin beklenen etkiyi yaratmadığını, halkı eğitmediğini, içindeki bütün duyarlılığı ve erdemi yok ettiğini ileri sürüyoruz. bu infaz kime örnek olur?
bu adamın boynunu kestiğiniz darbenin sadece onu öldürdüğünü, babasının, annesinin, çocuklarının bu durumdan hiç etkilenmeyeceğini mi sanıyorsunuz? hayır, onun kellesini uçururken bütün ailesini de öldürüyorsunuz. ve yine masumları yok ediyorsunuz. size bütün bu adamların yaşamasının bize ne zararının dokunacağını soruyorum. fransa'da herkesin solumasına yetecek kadar hava yok mu?"
kitap halk tarafından çok eleştirildi korkunç bulundu. yaşanması, tiyatro izler gibi izlenmesi hatta alkışlanması çok doğal, olağan ama yapılanın ne olduğunu anlatan kitap korkunç bulundu(!)
idam mahkumlarının çektiği fiziki acının halka anlatılması acımasızlık olarak yorumlandı.
ama sonuç olarak eser çok ses getirdi.
bir dipnot daha geçelim: giyotine adını veren doktor bu şekilde anılmaktan rahatsız olduğu için sonradan soyadını değiştirdi.
devamını gör...
kişisel gelişim kitapları
klasiklerden, joseph murphy’nin bilinçaltının gücü dikkate değer bir kitaptır. (ne kadar kişisel gelişim sayılır bilemem ama okumakta fayda var, diyebilirim.)
bir dönem çok meşhur olan tony robbins’in kitaplarında vurguladığı, düşünsellik-duygu durum-aktivasyon korelasyonu (bunu keşfeden kendisi olmasa da daha çok onun yazdıklarıyla gündeme geldi) ile davranış adaptasyonu pratikte ciddi fayda sağlayan yöntemler. özellikle dikkat, sakinlik, soğukkanlılık gerektiren eylemlerin alışma aşamasında faydasını gördüm, hala zaman zaman kullanırım.
robert cialdi’nin iknanın psikolojisi eseri doğrudan kişisel gelişim kategorisine girmese de, farkındalık anlamında harika bir kitaptır.
son dönemde ise james clear’ın atomik alışkanlıklar kitabı yine emsallerinden ayrılan bir örnek gibi gözüküyor. (bunu henüz bitirmediğim için çok net bir şey söyleyemiyorum.)
bu tür kitapları seçerken klasik lansman önsözlerden ziyade, yazar ve eserlerine dair akademik çevreden gelen eleştirileri/değerlendirmeleri okumak ve yazarın metinde referans verdiği kaynakların ciddiyetine göz atmak faydalıdır.
kaliteli örnekler var ama bu tür örnekler genellikle roman gibi okuyup sindirmeye çok müsait olmuyor. biraz cedelleşmek gerekiyor.
bir dönem çok meşhur olan tony robbins’in kitaplarında vurguladığı, düşünsellik-duygu durum-aktivasyon korelasyonu (bunu keşfeden kendisi olmasa da daha çok onun yazdıklarıyla gündeme geldi) ile davranış adaptasyonu pratikte ciddi fayda sağlayan yöntemler. özellikle dikkat, sakinlik, soğukkanlılık gerektiren eylemlerin alışma aşamasında faydasını gördüm, hala zaman zaman kullanırım.
robert cialdi’nin iknanın psikolojisi eseri doğrudan kişisel gelişim kategorisine girmese de, farkındalık anlamında harika bir kitaptır.
son dönemde ise james clear’ın atomik alışkanlıklar kitabı yine emsallerinden ayrılan bir örnek gibi gözüküyor. (bunu henüz bitirmediğim için çok net bir şey söyleyemiyorum.)
bu tür kitapları seçerken klasik lansman önsözlerden ziyade, yazar ve eserlerine dair akademik çevreden gelen eleştirileri/değerlendirmeleri okumak ve yazarın metinde referans verdiği kaynakların ciddiyetine göz atmak faydalıdır.
kaliteli örnekler var ama bu tür örnekler genellikle roman gibi okuyup sindirmeye çok müsait olmuyor. biraz cedelleşmek gerekiyor.
devamını gör...