zaman tüneli
bir delinin sayıklamaları
kızıl defter-sayfa 1
yine beni susturmaya çalışıyorlar.
sesleri duvarlardan geliyor. duvarlar da zaten onların: metrekareyle ölçülmüş, kredilendirilmiş, ipotekli.
“denge” diyorlar.
“gerçekçilik” diyorlar.
“piyasa kendi kendini düzeltir” diyorlar.
gülüyorum.
dişlerimle..
çünkü dudaklarım çoktan işten çıkarıldı.
dün gece metroda bir adam “her şeyin bir fiyatı vardır” dedi.
bunu söylerken cebinden telefonunu çıkardı, ekranda grafikler dans ediyordu.
yeşil oklar yukarı, kırmızı oklar aşağı.
sanki hayat bir asansör, ama hep başkaları biniyor.
ona “peki” dedim “senin annen de grafik mi?”
sistem hata verdi.
dondu kaldı.
sonra güvenlik görevlileri geldi. onların gözleri de grafik gibiydi:
yeşil – kırmızı – yeşil – kırmızı.
insan değil, tabloyduk hepimiz. excel sayfasında can çekişen hücreler..
kapitalizm bir makinedir, evet.
ama kimse makinenin içine ne atıldığını konuşmak istemez.
çocukların kemikleri öğütülür.
gülüşlerin tuzu çekilir.
umut, incecik bir toz haline getirilir.
sonra paketlenir.
üzerine kocaman harflerle “özgürlük” yazılır.
toz özgürdür evet.
ama bir solursun, boğazın yanar.
beni deli sanıyorlar çünkü hesap yapmıyorum.
onlar her şeyi sayıyor:
kar, zarar, reyting, beğeni, takipçi, adım sayısı, uyku dakikası,
orgazm sayısı, ömür yılı...
ben saymıyorum.
çünkü saymak, onların dilini konuşmaktır.
onların dilini konuşursan, onların kafesine girersin.
ben kafesten konuşuyorum artık.
demirden bir kafes bu.
ama cam kafeslerden daha dürüst.
cam şeffaftır derler.
parmağını uzatırsın, kanar.
sonra sana “neden kanıyorsun?” diye sorarlar.
dün rüyamda marx’ı gördüm.
sakalı kanıyordu.
“kağıt üstünde çok şey yazdık” dedi,
“ama kanı muhasebeye eklemediler”
ardından lenin geldi.
kafası yoktu.
yine de konuşuyordu.
“devrim başsız da olur” dedi,
“yeter ki yürek hâlâ yerinde dursun”.
güldüm.
çünkü bizim yüreklerimiz hala atıyor.
onlarınki çoktan satıldı.
üstelik taksitle.
faiziyle...
beni ilaçla susturmaya çalışıyorlar.
beyaz haplar.
mavi haplar.
pembe kapsüller.
bir tanesini kırıp baktım.
içinden küçük bir fabrika çıktı.
minicik işçiler, durmadan çalışıyor.
hepsi aynı anda ölüyor.
sonra yeniden doğuyorlar.
sonra yine ölüyorlar.
sonsuz vardiya...
asgari bilinç..
bu yüzden gülümsüyorum hap yutarken.
çünkü onların ilacı bile onların düzenini taklit ediyor.
biliyor musun neyi özlüyorum en çok..?
hiçbir şeyin meta olmadığı bir anı.
bir sarılmanın fiyat etiketinin olmadığı bir saniyeyi.
göz göze gelince “yatırım getirisi” hesaplanmayan bir bakışı..
bir ağacın sadece ağaç olduğu,
bir nehrin sadece aktığı,
bir çocuğun sadece çocuk olduğu bir dünyayı.
“böyle bir dünya yok” diyorlar.
yanılıyorlar.
var.
ama onu ancak deliler görüyor.
çünkü aklı başında olanlar
çoktan kör oldu.
şimdi sıra bende.
defteri kapatıyorum.
kalemi kırıyorum.
ama kelimeler kırılmıyor.
kelimeler kanıyor.
ve kan kırmızı.
öyle kırmızı ki,
beyaz haplar bile temizleyemiyor.
yarın yine gelecekler.
“iyileşeceksin” diyecekler.
gülümseyeceğim.
dişlerimle...
çünkü biliyorum:
iyileşmek, onların dünyasına uyum sağlamaktır.
ben uyum sağlamıyorum.
ben sayıklamaya devam ediyorum.
çünkü bu düzende
sayıklamak
hala direnmektir.
sayfa burada bitiyor.
ama kan bitmiyor...
(sayfa sonu, kan lekesiyle değil,
kırmızı mürekkeple kapatılmıştır.
tasarruf tedbiri...)
yine beni susturmaya çalışıyorlar.
sesleri duvarlardan geliyor. duvarlar da zaten onların: metrekareyle ölçülmüş, kredilendirilmiş, ipotekli.
“denge” diyorlar.
“gerçekçilik” diyorlar.
“piyasa kendi kendini düzeltir” diyorlar.
gülüyorum.
dişlerimle..
çünkü dudaklarım çoktan işten çıkarıldı.
dün gece metroda bir adam “her şeyin bir fiyatı vardır” dedi.
bunu söylerken cebinden telefonunu çıkardı, ekranda grafikler dans ediyordu.
yeşil oklar yukarı, kırmızı oklar aşağı.
sanki hayat bir asansör, ama hep başkaları biniyor.
ona “peki” dedim “senin annen de grafik mi?”
sistem hata verdi.
dondu kaldı.
sonra güvenlik görevlileri geldi. onların gözleri de grafik gibiydi:
yeşil – kırmızı – yeşil – kırmızı.
insan değil, tabloyduk hepimiz. excel sayfasında can çekişen hücreler..
kapitalizm bir makinedir, evet.
ama kimse makinenin içine ne atıldığını konuşmak istemez.
çocukların kemikleri öğütülür.
gülüşlerin tuzu çekilir.
umut, incecik bir toz haline getirilir.
sonra paketlenir.
üzerine kocaman harflerle “özgürlük” yazılır.
toz özgürdür evet.
ama bir solursun, boğazın yanar.
beni deli sanıyorlar çünkü hesap yapmıyorum.
onlar her şeyi sayıyor:
kar, zarar, reyting, beğeni, takipçi, adım sayısı, uyku dakikası,
orgazm sayısı, ömür yılı...
ben saymıyorum.
çünkü saymak, onların dilini konuşmaktır.
onların dilini konuşursan, onların kafesine girersin.
ben kafesten konuşuyorum artık.
demirden bir kafes bu.
ama cam kafeslerden daha dürüst.
cam şeffaftır derler.
parmağını uzatırsın, kanar.
sonra sana “neden kanıyorsun?” diye sorarlar.
dün rüyamda marx’ı gördüm.
sakalı kanıyordu.
“kağıt üstünde çok şey yazdık” dedi,
“ama kanı muhasebeye eklemediler”
ardından lenin geldi.
kafası yoktu.
yine de konuşuyordu.
“devrim başsız da olur” dedi,
“yeter ki yürek hâlâ yerinde dursun”.
güldüm.
çünkü bizim yüreklerimiz hala atıyor.
onlarınki çoktan satıldı.
üstelik taksitle.
faiziyle...
beni ilaçla susturmaya çalışıyorlar.
beyaz haplar.
mavi haplar.
pembe kapsüller.
bir tanesini kırıp baktım.
içinden küçük bir fabrika çıktı.
minicik işçiler, durmadan çalışıyor.
hepsi aynı anda ölüyor.
sonra yeniden doğuyorlar.
sonra yine ölüyorlar.
sonsuz vardiya...
asgari bilinç..
bu yüzden gülümsüyorum hap yutarken.
çünkü onların ilacı bile onların düzenini taklit ediyor.
biliyor musun neyi özlüyorum en çok..?
hiçbir şeyin meta olmadığı bir anı.
bir sarılmanın fiyat etiketinin olmadığı bir saniyeyi.
göz göze gelince “yatırım getirisi” hesaplanmayan bir bakışı..
bir ağacın sadece ağaç olduğu,
bir nehrin sadece aktığı,
bir çocuğun sadece çocuk olduğu bir dünyayı.
“böyle bir dünya yok” diyorlar.
yanılıyorlar.
var.
ama onu ancak deliler görüyor.
çünkü aklı başında olanlar
çoktan kör oldu.
şimdi sıra bende.
defteri kapatıyorum.
kalemi kırıyorum.
ama kelimeler kırılmıyor.
kelimeler kanıyor.
ve kan kırmızı.
öyle kırmızı ki,
beyaz haplar bile temizleyemiyor.
yarın yine gelecekler.
“iyileşeceksin” diyecekler.
gülümseyeceğim.
dişlerimle...
çünkü biliyorum:
iyileşmek, onların dünyasına uyum sağlamaktır.
ben uyum sağlamıyorum.
ben sayıklamaya devam ediyorum.
çünkü bu düzende
sayıklamak
hala direnmektir.
sayfa burada bitiyor.
ama kan bitmiyor...
(sayfa sonu, kan lekesiyle değil,
kırmızı mürekkeple kapatılmıştır.
tasarruf tedbiri...)
devamını gör...
güldük her şeye rağmen
geçtiğimiz günlerde yaşadığım farkındalık naralarında
ara tatilimin başlamasıyla aydın’a sevdiğim bir hocamın davetiyle çocuk cerrahisi ameliyatını izlemeye girdim. asistanlarla ve hocalarla keyifli bir yemek ve çay kahve sohbetleriyle günüm verimleşti
oradan istanbul’a geçtim uzun zamandır görmediğim arkadaşlıklarımı gördüm. geçtiğimiz zaman diliminde bir kapıyı net kapanmamla yaşamımda yeni bir kapı açılımı oldu biriyle tanıştım 3 buçuk hafta telefon numaramı vermedim ve sosyal medya üzerinden düzenli yazıştık ve görüntülü saygılı şekilde konuştuk. istanbul da yüzyüze güzel bir manzarada 5 saate yakın kahvaltı eşliğiyle çay kahve sohbeti yapıp birbirimizi tanıdık. hayatımda çok konuşan bir pozisyonda olmamla bilinirim masaya oturduğumda ilk defa bu kadar uzunca birini bölmeden dinledim ve tanımak istedim. güzel ve keyifli bir buluşmanın ardından o gece ben arkadaşımla tiflis uçağına bindim kendime verdiğim sözü ertelediğim her şeyi gerçekleştirmeye başladığımı söyleyebilirim. önce vizesiz ülkeleri gezmek istiyorum diyordum hep ve bunu bir süredir yapıyorum eylül ayında 4 vizesiz balkan ülkesi gezmiştim bu da 5. oldu.. tiflis seyahati çok anlık ama iyi planlanmış bir plandı. üniversite arkadaşımla çok keyifli bir 2 gece 3 gün geçirdik.. yeni bir ülke, yemekler, sokaklar, insanlar, tarihi ve kültürleriyle yaşamlanıp anlamlandık. şimdiyse oturuyorum ve bu yazıyı yazmak istedim, paylaşmak istedim kaç kişi okur veya kim beğenir hesabı yapmadan.. uzun zaman sonra keyifli olduğumu hissediyorum. bana her gün ben yazmadan yazan biri var, beni merak eden biri ve sonucu nereye varır şimdilik pek önemli değil. akşam annemle ve babamla gürcistan’dan getirdiğim şarabı deneyeceğiz ve peynir tabağı makarna eşlikçimiz olacak. aile çok kıymetli, yaşamda ânlar çok değerli. bize kendimizi iyi hissettirecek insanlarla ve ortamlarda olmakta esas olan.
teoman 17 benim ilk plağım ve 16 yaşımda almıştık uzun bir aradan sonra o plağımı koyup köpeğimle dans ettim. çektiğimiz acıların üstüne umarsızca o acıların üstüne yeni güzelliklere dans edebilme şerefine…
hoş ben bu yazıyı yazarken birde neler oldu orayı açalım ailemle şarap akşamında annemin benim üzerimde duyduğu kaygılar ve devir kötü algısıyla güzel giden bir flörtü etkisi altında kaldığım paronayalar yüzünden berbat ettim ama çabalayacağım olmazsa da önüme bakacağım çünkü bir kapıyı sert kapattığınızda öne çıkan fırsatlar olabiliyormuş artık bunu gördüm. bu az uyku uyuduğum gecenin sabahında şehirler arası otobüs yolculuğu yaptım. aydın’a hocamın yanında ameliyata katıldım sedyede yatan 3 yaşındaki elif’in elini tuttum o da sımsıkı tuttu güzel kirpikleriyle ve mimikleriyle bana güvendi ve öyle ameliyata bir nebze tebessüm ederek girdi. ben elifi unutmayacağım ama elif muhtemelen beni unutacaktır ama benim için nasıl bir kıymettir tarif edemem.. ben yaşamda her şeye rağmen hep devam edenlerdenim, imkan veya imkansızlıklara rağmen. omurgalı, dürüst ve kararlı yürüyerek… bugün bi hocam ameliyat sonrası nasıl döneceksin şimdi dedi. otogara geçicem dolmuşla ordan otobüs hocam dedim. vay be olacak olan insan belli oluyor imkansızlığa rağmen dedi. yani öyle galiba bir arabam yoktu ama henüz yoktu. istediklerimi hemen elde edemeyebiliyordum ama elbet bir gün elde edecektim. çünkü istediklerim arasında elde ettiğimi gördüğüm için yapacaklarımı da elde edeceğim gerçekleri de farkındaydım. bu satırlarımı kahvemi yudumlayıp kek yerken rüzgarlı hafif yağan yalpalayan günde yazıyorum. şahsen ben yalpalandım öyle çokta kolay değil. dışarıdan çok şaşalı bazı şeyler her şeye rağmen değil en çokta kendime rağmen. bu da beni inşaa eden gerçeklik olacaktı biliyorum.
okuduğum kitaptan bir alıntıyla bu yazıyı sonlandırıyorum;
bu kentte doğmuşluğum okumayı söktüğümde kırmızı kurdele takmışlığım bol yalpalı ilk sarhoşluğum var. gel de unut yığınla baharı, kışları, yazı ve saatli camide kıldığım ilk bayram namazı
ara tatilimin başlamasıyla aydın’a sevdiğim bir hocamın davetiyle çocuk cerrahisi ameliyatını izlemeye girdim. asistanlarla ve hocalarla keyifli bir yemek ve çay kahve sohbetleriyle günüm verimleşti
oradan istanbul’a geçtim uzun zamandır görmediğim arkadaşlıklarımı gördüm. geçtiğimiz zaman diliminde bir kapıyı net kapanmamla yaşamımda yeni bir kapı açılımı oldu biriyle tanıştım 3 buçuk hafta telefon numaramı vermedim ve sosyal medya üzerinden düzenli yazıştık ve görüntülü saygılı şekilde konuştuk. istanbul da yüzyüze güzel bir manzarada 5 saate yakın kahvaltı eşliğiyle çay kahve sohbeti yapıp birbirimizi tanıdık. hayatımda çok konuşan bir pozisyonda olmamla bilinirim masaya oturduğumda ilk defa bu kadar uzunca birini bölmeden dinledim ve tanımak istedim. güzel ve keyifli bir buluşmanın ardından o gece ben arkadaşımla tiflis uçağına bindim kendime verdiğim sözü ertelediğim her şeyi gerçekleştirmeye başladığımı söyleyebilirim. önce vizesiz ülkeleri gezmek istiyorum diyordum hep ve bunu bir süredir yapıyorum eylül ayında 4 vizesiz balkan ülkesi gezmiştim bu da 5. oldu.. tiflis seyahati çok anlık ama iyi planlanmış bir plandı. üniversite arkadaşımla çok keyifli bir 2 gece 3 gün geçirdik.. yeni bir ülke, yemekler, sokaklar, insanlar, tarihi ve kültürleriyle yaşamlanıp anlamlandık. şimdiyse oturuyorum ve bu yazıyı yazmak istedim, paylaşmak istedim kaç kişi okur veya kim beğenir hesabı yapmadan.. uzun zaman sonra keyifli olduğumu hissediyorum. bana her gün ben yazmadan yazan biri var, beni merak eden biri ve sonucu nereye varır şimdilik pek önemli değil. akşam annemle ve babamla gürcistan’dan getirdiğim şarabı deneyeceğiz ve peynir tabağı makarna eşlikçimiz olacak. aile çok kıymetli, yaşamda ânlar çok değerli. bize kendimizi iyi hissettirecek insanlarla ve ortamlarda olmakta esas olan.
teoman 17 benim ilk plağım ve 16 yaşımda almıştık uzun bir aradan sonra o plağımı koyup köpeğimle dans ettim. çektiğimiz acıların üstüne umarsızca o acıların üstüne yeni güzelliklere dans edebilme şerefine…
hoş ben bu yazıyı yazarken birde neler oldu orayı açalım ailemle şarap akşamında annemin benim üzerimde duyduğu kaygılar ve devir kötü algısıyla güzel giden bir flörtü etkisi altında kaldığım paronayalar yüzünden berbat ettim ama çabalayacağım olmazsa da önüme bakacağım çünkü bir kapıyı sert kapattığınızda öne çıkan fırsatlar olabiliyormuş artık bunu gördüm. bu az uyku uyuduğum gecenin sabahında şehirler arası otobüs yolculuğu yaptım. aydın’a hocamın yanında ameliyata katıldım sedyede yatan 3 yaşındaki elif’in elini tuttum o da sımsıkı tuttu güzel kirpikleriyle ve mimikleriyle bana güvendi ve öyle ameliyata bir nebze tebessüm ederek girdi. ben elifi unutmayacağım ama elif muhtemelen beni unutacaktır ama benim için nasıl bir kıymettir tarif edemem.. ben yaşamda her şeye rağmen hep devam edenlerdenim, imkan veya imkansızlıklara rağmen. omurgalı, dürüst ve kararlı yürüyerek… bugün bi hocam ameliyat sonrası nasıl döneceksin şimdi dedi. otogara geçicem dolmuşla ordan otobüs hocam dedim. vay be olacak olan insan belli oluyor imkansızlığa rağmen dedi. yani öyle galiba bir arabam yoktu ama henüz yoktu. istediklerimi hemen elde edemeyebiliyordum ama elbet bir gün elde edecektim. çünkü istediklerim arasında elde ettiğimi gördüğüm için yapacaklarımı da elde edeceğim gerçekleri de farkındaydım. bu satırlarımı kahvemi yudumlayıp kek yerken rüzgarlı hafif yağan yalpalayan günde yazıyorum. şahsen ben yalpalandım öyle çokta kolay değil. dışarıdan çok şaşalı bazı şeyler her şeye rağmen değil en çokta kendime rağmen. bu da beni inşaa eden gerçeklik olacaktı biliyorum.
okuduğum kitaptan bir alıntıyla bu yazıyı sonlandırıyorum;
bu kentte doğmuşluğum okumayı söktüğümde kırmızı kurdele takmışlığım bol yalpalı ilk sarhoşluğum var. gel de unut yığınla baharı, kışları, yazı ve saatli camide kıldığım ilk bayram namazı
devamını gör...
ihtimaller perisi (yazar)
botoks feda olsun kıymetli yazar arkadaşım.
herhangi bir yazarım işte ben… sevgilerle.
iyi sözlükler dilerim.
herhangi bir yazarım işte ben… sevgilerle.
iyi sözlükler dilerim.
devamını gör...
tez yazarken yapılmaması gerekenler
gelişme kısmında cılkını çıkartacak derecede ayrıntıya girmek yahut o ayrıntıyı zorunlu kılacak şekilde genel kapsamlı konu seçmek.
zira finalde onları toplamak zul haline gelir.
zira finalde onları toplamak zul haline gelir.
devamını gör...
ekşi sözlük
yazar olan biri bana ulaşabilir mi? sadece yazarlardan mesaj alan bir profile ulaşmaya çalışıyorum ama mesaj atamıyorum. sevap işi
devamını gör...
şaka maka 37 yaşında olmak
(bkz: şaka maka muka)
devamını gör...
tez yazarken yapılmaması gerekenler
chatgpt,ertelemek,kaynaklardaki cümlelerin tıpatıp benzerini yazmak
devamını gör...
80 kilo kızın kilosu kadar altın istemesi
büyük başa girerim daha iyi ,yerim en azından .
devamını gör...
çıplak vatandaş filminin yıllar sonra gerçek olması
başından beri gerçekti zaten.
(bkz: orta doğu'da sıradan bir gün)
(bkz: orta doğu'da sıradan bir gün)
devamını gör...
80 kilo kızın kilosu kadar altın istemesi
abartmıştır, evet.
devamını gör...
sevgilisi veya eşi olan sözlük yazarları
biz sevdamızı sizin insafınıza bırakmadık, sildirdik nickini. hayaletler favlanamaz.
devamını gör...
iç burkan gerçekler
türkiye'deki 30 yaş altı gençlerin büyük bir çoğunun ekonomik bağımsızlığını ilan edememiş olması. en dinamik nüfusun istihdam edilememesi büyük bir problem. bununla ilgili ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor. gençleri en verimli olmaları gereken zamanlarda eve hapsediyoruz.
bireysel çöküntüler, toplumsal sorunlar yaratacak. önüne geçilmezse eğer her şey daha daha kötüye gidecek..
dedemin 80 yaşında dediğini ben de bu yaşta söylemeye başladım. durum bu kadar vahim..
bireysel çöküntüler, toplumsal sorunlar yaratacak. önüne geçilmezse eğer her şey daha daha kötüye gidecek..
dedemin 80 yaşında dediğini ben de bu yaşta söylemeye başladım. durum bu kadar vahim..
devamını gör...
rasat (yazar)
bu kullanıcının olayı nedir ?
her tanımda ismini görmeye başladım. yetkili bir ağabeye benziyor herhalde, adı yoldaş ile çok sık anılmaya başlandı. bir kaşlarım çatıldı. botoksumu da sen yaptıracaksın, bu kırışıklıklar senden ötürü.
yargılanacaksın yoldaş. *
t: gözüme çok görünmeye başlayan , etkisi ve yetkisi kaşlarımı kaldırmama sebep olan yazar.
ihtimaller perisi olarak huzurunun, sağlığının daim olmasını istediğim yazar. *
her tanımda ismini görmeye başladım. yetkili bir ağabeye benziyor herhalde, adı yoldaş ile çok sık anılmaya başlandı. bir kaşlarım çatıldı. botoksumu da sen yaptıracaksın, bu kırışıklıklar senden ötürü.
yargılanacaksın yoldaş. *
t: gözüme çok görünmeye başlayan , etkisi ve yetkisi kaşlarımı kaldırmama sebep olan yazar.
ihtimaller perisi olarak huzurunun, sağlığının daim olmasını istediğim yazar. *
devamını gör...
sevgilisi veya eşi olan sözlük yazarları
e-devletten bakıp en kısa sürede dönüş sağlayacağım başlık.
devamını gör...
sevgilisi veya eşi olan sözlük yazarları
gizli gey başlığı bu kaçın
devamını gör...
fiat egea
türkiye nın bitki örtüsü niteliğindeki bir otomobil modelidir.
kullanıcılarının tabiri caiz ise "ahraz" olduğu sinyal vermeden atladıkları yönünde bir duyum dahi aldım.
kullanıcılarının tabiri caiz ise "ahraz" olduğu sinyal vermeden atladıkları yönünde bir duyum dahi aldım.
devamını gör...
sevgilisi veya eşi olan sözlük yazarları
yeni bir hizmet türü mü bu?
devamını gör...

