zaman tüneli

sezonun kaderini belirleyecek maç. bu akşam burdan alınacak 3 puan, şampiyonluk yolunda kapıyı ardına kadar aralar.

haydi aslanlarım.
devamını gör...

12. bölüm

depoda hava daha ağır hale gelmişti. floresan lambanın titrek ışığı tavandan aşağı dökülüyor ama karanlığı gerçekten aydınlatamıyordu; yalnızca onu görünür kılıyordu. kapıların içindeki siluetler artık daha net seçiliyordu. her biri kapının eşiğinde durmuş, başını hafifçe eğmiş, aynı gözlerle bakıyordu. aynı yüz, aynı çene hattı, aynı kaş çizgisi… onun yüzü. ama her birinin duruşu farklıydı. birinin omuzları daha düşüktü, birinin bakışı daha sertti, birinin gözlerinde yorgunluk vardı, diğerinde ise tuhaf bir kararlılık. kalbi yavaş ama ağır atıyordu; her nabız vuruşu sanki depo duvarlarında yankılanıyordu. bir an için kapıların gerçekten hareket ettiğini düşündü ama sonra bunun kendi nefesi olduğunu fark etti. "kaç taneyiz?" diye sordu. yanındaki adam kapılara bakmaya devam ediyordu. "bunu sen söyleyeceksin." "ben mi?" "evet." adam yavaşça yürümeye başladı. beton zeminde ayak sesleri donuk bir şekilde yankılandı. kapılardan birinin önünde durdu. kapının üstünde soluk bir numara vardı: 3. "her kapı bir ihtimal." dedi. sonra başka bir kapıyı işaret etti. "her ihtimal bir hayat." bir an sessizlik oldu. "ve her hayat bir seçim." siluetlerden biri o anda kapıdan bir adım daha çıktı. artık kapının eşiğinde değildi; deponun içindeydi. ayakkabısının tabanı betona değdiğinde çıkan ses netti. tak. bu ses depoda tuhaf bir şekilde büyüdü. siluet başını kaldırdı ve gözleri doğrudan ona kilitlendi. "ben o yolu seçtim." dedi. sesi onun sesiyle aynıydı ama daha sertti, daha keskin. bir adım daha attı. "sen seçmedin." boğazı kurudu. "bu... ne demek?" yanındaki adam konuşmadı. başka bir kapı daha gıcırdadı. ikinci bir siluet dışarı çıktı. bu olanı ilkine hiç benzemiyordu; omuzları daha çökmüştü, yüzünde yorgun bir ifade vardı. o da konuştu. "ben de seçmedim." sesinde yorgunluk vardı. "ve şimdi burada kaldım." depoda artık iki taneydiler. sonra üçüncü kapı açıldı. bir başka siluet daha çıktı. bu olanın gözleri daha karanlıktı. hiç konuşmadı, sadece baktı. adam derin bir nefes aldı. "şimdi anlıyor musun?" dedi. "hayır." "şehir seçimleri saklar." kapıları işaret etti. "ve bazen onları geri getirir." bu cümle zihninde ağır bir şekilde yerleşti. siluetlerden biri yaklaşmaya başladı. adımları ağırdı ama kararlıydı. tak. tak. tak. her adımda depo biraz daha daralıyormuş gibi hissediyordu. "hangisi gerçek?" diye sordu. adam cevap vermedi. siluetler durdu. hepsi aynı anda ona bakıyordu. sonra ilk konuşan siluet tekrar konuştu. "gerçek olan yok." depoda floresan lamba bir kez daha titredi. ışık zayıfladı. gölgeler büyüdü. ve o anda fark etti. kapıların sayısı artmıştı. duvar daha uzundu. daha fazla kapı vardı. ve her kapının içinde başka bir kendisi duruyordu. onlarca. belki yüzlerce. hepsi aynı anda nefes alıyordu. sonra hepsi aynı anda bir adım attı.

13. bölüm

depodaki hava artık yalnızca ağır değildi; nefes almak sanki suyun altında kalmak gibi bir his bırakıyordu. nem kokusu daha keskin hale gelmişti, pas ve betonun karıştığı o eski depo kokusu boğazına yapışıyordu. floresan lamba tavanda ince bir titreme ile yanıp sönüyor ve her titrediğinde depo birkaç saniyeliğine daha karanlık hale geliyor, gölgeler daha uzun ve daha bozuk şekillere dönüşüyordu. duvar boyunca uzanan kapılar artık ilk gördüğü kapılar değildi; sanki depo genişlemiş, duvar uzamış, kapıların sayısı çoğalmıştı. her kapının içinde duran o yüzler, o tanıdık yüzler, hareketsiz durmalarına rağmen varlıklarını ağır bir şekilde hissettiriyordu. onların nefes alışlarını gerçekten duyabiliyordu; yüzlerce farklı boğazdan çıkan çok hafif nefes sesleri depoda rüzgâr gibi dolaşıyordu. siluetler bir adım daha attı ve hepsi aynı anda beton zemine bastı. tak. ses depoda büyüdü, duvarlara çarptı, kapıların içinden geri döndü ve sonunda bütün mekânı dolduran donuk bir yankıya dönüştü. bir adım geri çekildi ama nereye çekildiğini anlamakta zorlandı çünkü depo artık eskisi gibi görünmüyordu. kapılar daha yakındı, karanlık daha derindi, duvarlar sanki içeri doğru eğiliyordu. floresan lambanın titrek ışığı siluetlerin yüzlerini kısa anlar için aydınlatıyor sonra tekrar karanlığa bırakıyordu. "durun." dedi ama sesi depoda zayıf kaldı. siluetler durmadı. bir adım daha attılar. tak. bu sefer ses daha yakındı. onların yüzlerini daha net görebiliyordu artık. her biri kendisiydi ama aynı zamanda değildi; birinin gözleri daha sertti, birinin yüzünde ince bir yara izi vardı, birinin saçları biraz daha uzundu ama hepsinin bakışında ortak bir şey vardı: tanıma. hepsi onu tanıyordu. yanındaki adama baktı. "onlar yaklaşıyor." adam hala sakindi, neredeyse ürkütücü bir sakinlikti bu. "biliyorum." dedi. "bir şey yapmayacak mısın?" adam başını hafifçe eğdi. "bu kısmı senin." bu cevap içini daha da soğuttu. siluetlerden biri birkaç adım öne çıktı. bu olan diğerlerinden biraz daha dik duruyordu. gözlerinde keskin bir ışık vardı. "hatırlıyor musun?" dedi. ses yine onun sesiydi ama daha ağırdı. bir an cevap veremedi. "ne hatırlamam gerekiyor?" siluet başını hafifçe yana eğdi. "kapıyı." bu kelime depodaki bütün kapıları bir anda daha karanlık hale getirmiş gibiydi. yanındaki adama döndü. "ne kapısı?" adam bu sefer ilk defa kapılardan birine doğru işaret etti. duvarın ortasında duran eski bir kapı. diğerlerinden farklıydı. kapı siyaha yakın koyu bir renkteydi ve üzerinde hiçbir numara yoktu. "ilk kapı." dedi adam. "ilk mi?" adam başını salladı. "evet." "ne demek bu?" adam yavaşça cevap verdi. "şehirde herkesin bir ilk kapısı vardır." siluetler bir adım daha attı. tak. artık çok yakındılar. yüzlerini net görebiliyordu. birinin dudakları hafifçe kıvrıldı. "hatırlamıyor." dedi. başka bir siluet konuştu. "o yüzden buradayız." göğsü sıkıştı. "buraya neden geldim?" adam birkaç saniye sustu, sonra çok sakin bir şekilde konuştu. "çünkü o kapıyı sen açtın." bu cümle zihninde yankılandı. "ben açmadım." adam ona baktı. "hatırlamıyorsun." depoda o anda başka bir ses duyuldu, çok derinden gelen bir ses, sanki depo duvarlarının arkasından geliyordu; bir sürtünme, sonra ağır bir gıcırtı. siluetler durdu. hepsi aynı anda başını çevirdi. duvarın ortasındaki siyah kapı yavaşça hareket ediyordu. menteşelerden çıkan ses diğer kapıların sesine benzemiyordu; daha derindi, daha yaşlıydı. kapı birkaç santim aralandı. içeriden ışık gelmedi, karanlık gelmedi; başka bir şey geldi: soğuk. bir mezarın kapağı açıldığında çıkan o eski, ağır soğuk. depodaki bütün siluetler bir adım geri çekildi, hepsi aynı anda. ve ilk defa korku onların yüzünde belirdi. yanındaki adam kapıya baktı, sonra çok yavaş konuştu. "işte." boğazı kurudu. "bu ne?" adamın sesi bu sefer neredeyse fısıltıydı. "şehrin seni ilk gördüğü yer."

14. bölüm

siyah kapı birkaç santim aralandığında depo gerçekten değişti. bu değişim yalnızca gözle görülen bir şey değildi; havanın dokusu değişmişti. soğuk artık sadece soğuk değildi, ağırdı, sanki kapının içinden gelen şey yalnızca hava değil de çok eski bir boşluktu ve o boşluk depoya doğru yavaşça akıyordu. floresan lamba bir kez daha titredi ve ışık birkaç saniye boyunca zayıfladı; o kısa an içinde kapıların içindeki bütün siluetlerin yüzünde aynı ifadeyi gördü: korku. bu ilk defa oluyordu. az önce ona doğru yürüyen yüzler şimdi birkaç adım geri çekilmişti ve hepsi aynı anda siyah kapıya bakıyordu. gözlerindeki o kararlılık kaybolmuştu; yerini bekleyen, geri çekilen bir tedirginlik almıştı. yanındaki adam kapıya doğru bakıyordu ama bu sefer yüzündeki sakinlik hafifçe kırılmıştı, çok az ama fark ediliyordu. "hatırlamaya başlıyorsun." dedi. sesi eskisinden daha düşüktü. "ben hiçbir şey hatırlamıyorum." dedi. adam başını hafifçe salladı. "hatıralar bazen kapı açılınca gelir." bu cümle daha bitmeden kapı biraz daha aralandı. menteşelerden çıkan ses metalin sesi gibi değildi; daha çok kemiklerin birbirine sürtünmesi gibi derin, eski ve rahatsız edici bir gıcırtıydı. kapı biraz daha açıldığında içerideki karanlık görünür hale geldi ama bu karanlık diğer kapıların içindeki karanlığa benzemiyordu. bu karanlık boşluk gibi değildi; yoğundu, neredeyse bir şeydi, bir varlık gibi ağır ve canlı duruyordu. bir an için gözlerini kısmak zorunda kaldı çünkü karanlığın içinde bir hareket gördüğünü sandı ama emin olamadı. "orada bir şey var." dedi. adam cevap vermedi. depoda başka bir ses duyuldu. nefes. ama bu siluetlerin nefesi değildi; daha derinden geliyordu, kapının içinden. sanki çok büyük bir göğüs yavaşça hava alıp veriyordu. siluetlerden biri fısıldadı: "geliyor." bu kelime depoda yankılandı. başka bir siluet konuştu: "her seferinde böyle olur." kalbi hızlandı. "ne geliyor?" diye sordu. bu sefer yanındaki adam cevap verdi: "hatıra." bu cevap hiçbir şeyi açıklamıyordu ama havadaki ağırlığı artırıyordu. kapı biraz daha açıldı. artık aralık o kadar genişti ki içerideki karanlığın içinde bir şekil seçilebiliyordu. önce yalnızca bir gölge gibi görünüyordu, sonra biraz daha belirginleşti; bir omuz, sonra bir baş. ama başın şekli tuhaftı. insan başına benziyordu ama oranları yanlış gibiydi, sanki biri insan yüzünü hatırlamaya çalışmış ama doğru şekilde çizememişti. siluetler geri çekildi, bir adım, sonra bir adım daha, hepsi aynı anda. depodaki floresan lamba bir kez daha titredi ve ışık kısa bir an için tamamen söndü. karanlık depo boyunca yayıldı. o birkaç saniyede başka bir şey duydu: bir sürtünme, beton üzerinde ağır bir şeyin sürünmesi gibi. sonra ışık tekrar geldi. kapı biraz daha açıktı ve bu sefer içerideki şey daha net görünüyordu. bir yüz. ama bu yüz diğerleri gibi değildi. bu onun yüzü değildi. bu yüz çok eski görünüyordu. derisi griydi, gözleri boştu ama o boş gözler doğrudan ona bakıyordu. boğazı kurudu. "bu ne?" diye fısıldadı. yanındaki adam çok yavaş cevap verdi: "ilk sen." bu iki kelime depoda ağır bir şekilde asılı kaldı. "ne demek o?" adam gözlerini kapıdan ayırmadı. "şehrin seni ilk gördüğü an." kapının içindeki varlık bir adım attı. ayak sesi duyulmadı ama beton zeminde ince bir çatlak oluştu. siluetlerden biri korkuyla fısıldadı: "bu iyi değil." başka bir siluet cevap verdi: "hiçbir zaman iyi olmadı." kalbi hızla atıyordu. kapının içindeki o şey bir adım daha attı ve o anda anladı: siluetlerin hepsi onun ihtimalleriydi ama bu şey onların hiçbiri değildi. bu daha eskiydi, daha derindi. yanındaki adam nihayet başını ona çevirdi ve ilk defa yüzünde gerçek bir ciddiyet vardı. "şimdi dikkatli ol." dedi. "çünkü eğer bu kapı tamamen açılırsa…" bir an durdu, sonra çok yavaş konuştu. "şehir seni geri alır."
devamını gör...

olsa da yesek.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kutlansın mı?
kutlandı babacım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"ıttadakimasu" yemeğin ismi sandık.
meğerse yapana teşekkür demekmiş. iki el birleştirilerek, yemeğe başlamadan.
devamını gör...

bence söylenecek her şey zaten yazılmış olduğu için eski başlıklara bakmak daha verimli.
devamını gör...

aykut kocaman hocamızın yıllar önce söylediği bir sözdü. hazır yeni bir kaos içine girmişken teknik ekipte bir değişiklik kararı çıkacaksa gel hocam takımın başına. bunca yıldır herkesi denedik. bazılarını iki kere getirip sonra gönderdik. gel de bu döngüyü kır aykut hocam.
devamını gör...

her agac da kendi topraginda kok salar.

topragindan koparilip hicbir aidiyeti olmadigi yerlere cekilenlerin sonu, dustukleri topraga gubre olmaktir.
devamını gör...

bunlar ak sırtlanlar işte. bu ülkenin geleceğini talan edenler. eğitimsizliğin, cehaletin ve açgözlülüğün pençesine düşmüş zavallı bir kalabalık.
devamını gör...

böyle videolar benim geleceğe dair umutlarımı törpülüyor ama neyse ki gördüğüm kadarıyla hepsi ihtiyar tayfası bizden sonra gelecek yeni nesiller böyle aç gözlü olmamalı.

eminim ki o kalabalığın yarısı gerçekten bu derecede muhtaç insanlar değil, ama malesef insanımız beleşi seviyor.
devamını gör...

dağ çiçeğini ,çöl misali kurak topraklara ekmek gibi. düz bakarsan toprak aynı toprak çiçek aynı çiçek fakat dikkatli bakanlar için sayfalar dolusu ibretler var.
devamını gör...

sayılır mı bilmiyorum ama ben air friyerda tavuk döner ısıttım.
devamını gör...

demin annemin komşusu, bir hanımefendiden bahsedip ismini unutunca " fındığım" diyom, dedi.

aldı beni bir gülme, nasııııl? diye sordum. annem de köyü fındık ya teyzen ondan öyle diyor dedi. evet fesat akıllı ben, bazen bunu saklamayı başaramıyorum mlsf.
devamını gör...

sevgimizi ektiğimiz toprak kökümüzü çürütüyorsa orada bir durmak gerek. bu cümleyi o zaman anlayıp, sessizce veda ediyor insan.
son ilişkilerimden aldığım en büyük ders bu oldu.
beni yeşertecek sevgiyi hak ediyorum.
devamını gör...

ıttadakimasu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hangisinin.
devamını gör...

inanırsak olur bence.

777
devamını gör...

(bkz: ülkenin genel durumu)
devamını gör...

mehmet toksoy iyi bir rap sanatçısıdır.
ben "kült" albümü için birkaç bir şey söylemek isterim.

çok sert, hedefe sapmadan, doğrudan giden bir yapıya sahip. toksoy'un politik duruşu ve toplumsal eleştirisi net bir şekilde hissediliyor.

her şarkıya bir kitap ismi verilmiş olması, sanatçının edebî ve entelektüel birikimini gösteren özgün bir yaklaşım. bu durum, dinleyiciye sadece müzik değil, aynı zamanda düşünsel bir referans çerçevesi de sunuyor.

"öfke, başkaldırı, ayağa kalkma hissiyatı" güçlü bir şekilde aktarılıyor. dinleyicide derin bir etki bırakan, kapalı ve koyu bir atmosfer hakim.

sonuç olarak, kült albümü, türk alternatif rap sahnesinde politik duruşu, edebî derinliği ve toplumsal eleştirisiyle öne çıkan, nispeten yeraltı/underground bir kült eser olarak değerlendirilebilir. albüm, kolay dinlenir pop yapımlarının aksine, ciddi bir dinleyici kitlesi ve düşünsel bir yaklaşım talep ediyor.

youtube.com/playlist?list=P...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim