zaman tüneli
kedi beslenen ev
devamını gör...
bunalımdan bunu da alayıma geçiş
çarşı alınsa faydası olmaz.
devamını gör...
maaşım asgari ücretin 5 katı iken 2 katı oldu diyen öğretmen
alım gücünün nasıl düştüğünü anlatmış. sorun ne?
devamını gör...
güne bir söz bırak
motor geliyor motor hani bunun bacası.
devamını gör...
november rain
uzunca bir süre piyano versiyonunu telefon melodisi olarak kullandım. telefonu açmak istemiyordum çalarken. ama yine de kullandım,
çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
soğuk kasım yağmuru bile
çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
soğuk kasım yağmuru bile
devamını gör...
sevgili arayışına girmeyip dümdüz yaşayan insan
taşıma suyla değirmen dönmüyor. birileri size sırf çift olarak gezebiliriz diye arkadaşını yapmaya çalışıyor ama spontane gelişmeyen her şey eğreti oluyor.
devamını gör...
güne bir söz bırak
ara ara bunu anmam şarttır.
yeminim var yeminim var
senden başka sevemem yâr…*
youtube.com/shorts/d7-D_5Mg...
yeminim var yeminim var
senden başka sevemem yâr…*
youtube.com/shorts/d7-D_5Mg...
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
keşke ilk taşı günahsız olan atsaydı.*
devamını gör...
özgür demirtaş
devamını gör...
linux
dandik işletim sistemi kurmayın kurdurmayın.
pazarlamacı sürülerine inanmayın.
uzak durun virüs var hepsinde.
pazarlamacı sürülerine inanmayın.
uzak durun virüs var hepsinde.
devamını gör...
mahir çayan
deniz gezmiş gibi o da teoride zayıf bir aksiyon adamıdır. bununla beraber çiziktirdiği teorilerinde ve eylemlerinde şiddeti savunmuştur. onun devrimci şiddeti, halkı egemen unsurlar etrafında toplamıştır. yani, devrimci düşünceye faydası tartışılır.
ama tabii devrimci abiler, ablalara göre hiçbirimiz onun tırnağı olamayız neticede. ben, ideolojim uğruna adam kaçırıp, öldüremem mesela.
ama tabii devrimci abiler, ablalara göre hiçbirimiz onun tırnağı olamayız neticede. ben, ideolojim uğruna adam kaçırıp, öldüremem mesela.
devamını gör...
bunalımdan bunu da alayıma geçiş
biz kızlar malum duygusal canlılarız. ayrılığın ilk zamanları tam bir felaket. saç baş yolmalar, “ben onsuz yapamam” diye bağırmalar, kendini yerlere atmalar… gözyaşları artık ağlamaktan kuruyana kadar dökülür.
ikinci gun zaten agayacak yaş pek kalmaz ama bu sefer başka bir hal başlar: yemeden içmeden kesilme. bildiğin canlı cenaze gibi dolaşma. annen “bir şey ye” der, sen “istemiyorum” dersin. dram seviyesi zirvede.
üçüncü gün bunalım hala devam eder. el surekli telefonda. “acaba arar mı, sorar mı?” diye bakarsın. telefon sessizdir. arayan soran yoktur.işte o noktadan sonra sahne değişir.
bir anda içini nefret kaplamaya başlar:
“ulan ben mi sevdim bu şerefsizi?”
ve hafıza bir açılır…
doğum gününü unuttuğu gelir aklına.seni yarım saat yağmurda beklettiği gelir aklına.arabasıyla bırakması gerekirken “annem gün yaptı onu almaya gidiyorum” dediği gelir aklına.bir bakmışsın karakter değişmiş.ayağa kalkarsın, eski haline son bir selam çakarsın. fonda hafif bir sila müziği çalar gibi olur:
“özüme sözüme döndüm, doğruyu yanlışı gördüm, can çıkmamış yerinden aslan gibi geri döndüm.”sonra işine gücüne koyulursun.
ilk iş arkadaşları aramak ama öyle böyle değil amaç adamı yerin dibine sokmak, onu adeta bir ucube gibi gostermektir.
öyle bir anlatırsın ki arkadaşlarının gözünde üç başlı bir yaratığa dönüşür o koca yürekli adam.
arkadaşların da görevini yapar gereken gazı itinayla verir.
“ay be kızım iyi ki ayrılmışsın.zaten hödüğün tekiydi."
“zaten sana hiç layık değildi. ben ilk gördüğümde daha anlamıştım.sen üzülme diye soylememistim."
“biz başından beri sevmiyorduk. ama sen sevince bir sey diyemedik."
telefonda içini döküp biraz rahatladıktan sonra sıradaki aşama gelir: arkadaşlarla dışarı çıkma.
alışveriş başlar.vitrine bakarsın:
bunalım olur bunu alayım.
iki adım sonra:
bunalım olur bunu da alayım. “zaten moralim bozuk” diye bir çanta daha alırsın.
“hayat çok kısa” diye ayakkabı da alırsın.
işte o noktada üzerindeki seni üzen, yoran ne varsa yavaş yavaş gider.
erkekler buna “alışveriş” diyor ama biz kızlar biliriz…
adı bunalım tedavisidir.
edit: bu entrynin ilham kaynağı solo il gala mahlaslı yazar arkadaşımdır. sohbet esnasında gecen bunalım ve sıla diyaloğundan sonra bu entryi yazmaya karar verdim. teşekkür ederim (bkz: solo il gala)
ikinci gun zaten agayacak yaş pek kalmaz ama bu sefer başka bir hal başlar: yemeden içmeden kesilme. bildiğin canlı cenaze gibi dolaşma. annen “bir şey ye” der, sen “istemiyorum” dersin. dram seviyesi zirvede.
üçüncü gün bunalım hala devam eder. el surekli telefonda. “acaba arar mı, sorar mı?” diye bakarsın. telefon sessizdir. arayan soran yoktur.işte o noktadan sonra sahne değişir.
bir anda içini nefret kaplamaya başlar:
“ulan ben mi sevdim bu şerefsizi?”
ve hafıza bir açılır…
doğum gününü unuttuğu gelir aklına.seni yarım saat yağmurda beklettiği gelir aklına.arabasıyla bırakması gerekirken “annem gün yaptı onu almaya gidiyorum” dediği gelir aklına.bir bakmışsın karakter değişmiş.ayağa kalkarsın, eski haline son bir selam çakarsın. fonda hafif bir sila müziği çalar gibi olur:
“özüme sözüme döndüm, doğruyu yanlışı gördüm, can çıkmamış yerinden aslan gibi geri döndüm.”sonra işine gücüne koyulursun.
ilk iş arkadaşları aramak ama öyle böyle değil amaç adamı yerin dibine sokmak, onu adeta bir ucube gibi gostermektir.
öyle bir anlatırsın ki arkadaşlarının gözünde üç başlı bir yaratığa dönüşür o koca yürekli adam.
arkadaşların da görevini yapar gereken gazı itinayla verir.
“ay be kızım iyi ki ayrılmışsın.zaten hödüğün tekiydi."
“zaten sana hiç layık değildi. ben ilk gördüğümde daha anlamıştım.sen üzülme diye soylememistim."
“biz başından beri sevmiyorduk. ama sen sevince bir sey diyemedik."
telefonda içini döküp biraz rahatladıktan sonra sıradaki aşama gelir: arkadaşlarla dışarı çıkma.
alışveriş başlar.vitrine bakarsın:
bunalım olur bunu alayım.
iki adım sonra:
bunalım olur bunu da alayım. “zaten moralim bozuk” diye bir çanta daha alırsın.
“hayat çok kısa” diye ayakkabı da alırsın.
işte o noktada üzerindeki seni üzen, yoran ne varsa yavaş yavaş gider.
erkekler buna “alışveriş” diyor ama biz kızlar biliriz…
adı bunalım tedavisidir.
edit: bu entrynin ilham kaynağı solo il gala mahlaslı yazar arkadaşımdır. sohbet esnasında gecen bunalım ve sıla diyaloğundan sonra bu entryi yazmaya karar verdim. teşekkür ederim (bkz: solo il gala)
devamını gör...
yeşil göz ve beyaz tene en yakışan saç rengi
her saç rengi yakışıyor bu kombine.. saç rengi konusunda skalası geniş oluyor.
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
rica ederiz, ilk defa sözlükten radyo dinliyorum.
devamını gör...
makarna yiyen kurt mu olur
eşeğe ya da kuzenine hallenen insan mı olur?
devamını gör...
eski bir majeste ile pazar akşamı monarşisi
majeste konukların heyecanını alsaydın önden bir tur.*
devamını gör...
sekste her atmak
"she" ve "ıt" attığında üçlüyü tamamlamış olacaksın güzel karşiim
devamını gör...
kedi beslenen ev
nasıldı o söz..? önyargıları kırmak atomu parçalamaktan daha zordu sanırım… bunu söyleyen albert einstein boşuna söylememiş olmalı.
kedi beslenen evlerin hijyeni konusunda hala aynı kalıp yargılar dönüp dolaşıp ortaya çıkıyor. sanki bir evde kedi varsa otomatik olarak kirli, düzensiz ya da yaşanmaz bir yer haline geliyormuş gibi düşünülüyor. oysa gerçek, bu basit genellemelerden çok daha farklı.
ama doğrusu, bu önyargıları tek tek çürütmek için uzun uzun açıklamalar yapma isteği duymuyorum. çünkü mesele çoğu zaman bilgi eksikliğinden çok, zihinde çoktan kurulmuş bir yargıyı savunma isteği oluyor.
benim için ev, sadece dört duvardan ibaret değil paylaşılan bir yaşam alanı.. bir kedinin patileriyle dolaştığı, koltuğun köşesinde uyuduğu, pencere kenarında güneşi izlediği bir ev bana göre daha az değil, daha çok ev..
o yüzden kedi beslenen evin hijyeni hakkında kesin hükümler vermeyi sevenlere uzun açıklamalar borçlu değilim. bu düşüncede olanlar zaten evime gelmek zorunda değil. hatta belki de en pratik çözüm bu, önyargılarınızla birlikte kapının dışında kalmanız.
kedi beslenen evlerin hijyeni konusunda hala aynı kalıp yargılar dönüp dolaşıp ortaya çıkıyor. sanki bir evde kedi varsa otomatik olarak kirli, düzensiz ya da yaşanmaz bir yer haline geliyormuş gibi düşünülüyor. oysa gerçek, bu basit genellemelerden çok daha farklı.
ama doğrusu, bu önyargıları tek tek çürütmek için uzun uzun açıklamalar yapma isteği duymuyorum. çünkü mesele çoğu zaman bilgi eksikliğinden çok, zihinde çoktan kurulmuş bir yargıyı savunma isteği oluyor.
benim için ev, sadece dört duvardan ibaret değil paylaşılan bir yaşam alanı.. bir kedinin patileriyle dolaştığı, koltuğun köşesinde uyuduğu, pencere kenarında güneşi izlediği bir ev bana göre daha az değil, daha çok ev..
o yüzden kedi beslenen evin hijyeni hakkında kesin hükümler vermeyi sevenlere uzun açıklamalar borçlu değilim. bu düşüncede olanlar zaten evime gelmek zorunda değil. hatta belki de en pratik çözüm bu, önyargılarınızla birlikte kapının dışında kalmanız.
devamını gör...
makarna yiyen kurt mu olur
olur arkadaşlar hele kıymalıysa bayılırım.
devamını gör...
israil
bağzı kansızların atası olan seyyar terörist yapı.
devamını gör...