zaman tüneli
türkiye ekonomisi
nüfusun yarısı, üretmeyen diğer yarısını besliyor
devlet;
-uçan kuştan, yakalayabildiği en ufak ticari faaliyetten ve mali kaynaktan vergi topluyor.
-para sahiplerinden faizle borç alıyor,
-yetmediği yerde para basıyor.
topladığı kaynağı,
-5.5 milyon kamu personeline (aileleriyle kabaca 20 milyona) maaş olarak,
-20 milyona yakın yaşlı, yoksul, dul, bakıma muhtaç, öğrenci vb insana “sosyal yardım” olarak dağıtıyor.
-bu kaynağın kendilerinden sağlandığı, nüfusun yarısını oluşturan üretici kesim, toplanan vergilerin ağırlığından, işlerini sürdüremeyecek duruma geldiklerinden şikayet ediyor.
-toplanan kaynağın kendilerine dağıtıldığı nüfusun diğer yarısı ise; aldıkları maaşın azlığından, yetersizliğinden şikayet ediyor ve zam talep ediyor.
bu sürdürülebilir mi?
ulvi saran
devamını gör...
halychtidae
bana ayrılan sürenin, sonunda, sonuna geldik sözlük. artık hayatımdaki stresi ve neşeyi, buraya aktararak bloke edemiyorum. beş yıl önceki ben, değilim. iyi ki değilim. artık buradayken sanki artık burada değilim. sanki artık burası, burada değil. sanki artık... bir şeyler bir şeyler...
5 yıldır bulunduğum sözlüğe, ilk kez veda mesajı girmek de ... nereden baksan...
kendinize iyi bakın. belki geri gelirim.
belkilerin, belki olarak kaldığı bir dünyadan:

5 yıldır bulunduğum sözlüğe, ilk kez veda mesajı girmek de ... nereden baksan...
kendinize iyi bakın. belki geri gelirim.
belkilerin, belki olarak kaldığı bir dünyadan:

devamını gör...
jürgen habermas
son yüz yılın en önemli insanlarından biriydi. 14 mart 2026 tarihinde 96 yaşında bavyera'da hayatını kaybetmiş.
iletişim, rasyonalite ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan habermas, theodor adorno ve max horkheimer gibi marksist düşünürlerin yanı sıra frankfurt okulu'nun en önde gelen figürlerinden biriydi. toplumu, siyaseti ve kültürü analiz eden, mevcut güç yapılarını, ideolojileri ve tahakküm ilişkilerini sorgulayan 'eleştirel teori'yi yeniden yorumlayarak uluslararası alanda büyük bir şöhret kazandı.
habermas, frankfurt okulu'nun hayatta kalan son temsilcisiydi ve ömrünün sonuna kadar güncel siyasi meseleler hakkında fikirlerini beyan etmeye devam etti. 1981 yılında yayımlanan iki ciltlik "iletişimsel eylem kuramı," onun en bilinen eserleri arasında yer alıyordu.
euronews
marksizmden etkilenen entelektüellerden kafayı sıyırmamış bir tek byung-chul han kaldı herhalde.
iletişim, rasyonalite ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan habermas, theodor adorno ve max horkheimer gibi marksist düşünürlerin yanı sıra frankfurt okulu'nun en önde gelen figürlerinden biriydi. toplumu, siyaseti ve kültürü analiz eden, mevcut güç yapılarını, ideolojileri ve tahakküm ilişkilerini sorgulayan 'eleştirel teori'yi yeniden yorumlayarak uluslararası alanda büyük bir şöhret kazandı.
habermas, frankfurt okulu'nun hayatta kalan son temsilcisiydi ve ömrünün sonuna kadar güncel siyasi meseleler hakkında fikirlerini beyan etmeye devam etti. 1981 yılında yayımlanan iki ciltlik "iletişimsel eylem kuramı," onun en bilinen eserleri arasında yer alıyordu.
euronews
marksizmden etkilenen entelektüellerden kafayı sıyırmamış bir tek byung-chul han kaldı herhalde.
devamını gör...
okkb
bir üst tanımda belirtildiği gibi (bkz: obsesif kompulsif bozukluk) başlığı altında tanımlanmaması gereken bir kişilik bozukluğudur.
halk arasında çoğunlukla “mükemmeliyetçilik” olarak adlandırılır ve bu okkb ile kıyaslandığında oldukça nahif ve sevimli bir adlandırmadır.
bir yandan bir an evvel okkb’ye sert bir giriş yapıp, halkın dilindeki “mükemmeliyetçilik” sözünden keskin bir çizgiyle ayırmak istiyorum ama öte yandan önce okb ile okkb arasında farkı anlatmanın doğru olacağını düşünüyorum.
okb, yani obsesif kompulsif bozukluğa sahip birisi elllerini 10 kere yıkamak ister. bunun için birden fazla sebebi olabilir, fakat kendine engel olamaz. ya da evden çıkarken ocağı kapattığını bilir, fakat “ya açık kaldıysa” endişesiyle eve geri döner ve ocağı kontrol eder. çok daha derin özellikleri vardır, ancak okb’nin ne olduğuna dair genel bilgi vermek açısından bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. zira konumuz okkb.
obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (okkb), bir kişinin dünyayı algılama, olayları yorumlama ve diğer insanlarla ilişki kurma biçimine tamamen sinmiş, katı bir mükemmeliyetçilik ve kontrol durumudur. yani hayatını mükemmel olmak uğruna feda etme durumudur. okkb’si olan bir insan, hayatı üzerinde yürünmesi gereken ince bir ip olarak görür. haliyle bu yolda onun için hataya yer yoktur.
en belirgin özellikleri aşırı detaycı olmalarıdır. örneğin bir işi sonuca ulaştırırken o işi mükemmelleştirmek için uğraştıkları çaba, ulaşmak istedikleri asıl hedefin önüne geçebilir. küçük ayrıntıları bile düzeltip netleştirmek isterlerken, hedeften sapabilir ve asıl ifade etmek istedikleri şeyi net bir şekilde ifade edemeyebilirler. bu ayrıntılara takılıp kalmaları nedeniyle kendileri için çözümü çok basit problemler bile uzun zaman alan kontrol döngüsüne dönüşebilir.
takım çalışmasında zorlanırlar ve hatta bu neredeyse imkansızdır. zihinlerinde bir işin yapılabileceği tek bir doğru yol vardır ve o yolu sadece kendileri bilirler. bir işi başkasına yaptırmaları gerektiğinde öylesine sıkı bir denetim ve kurallarla sınırlar koyarlar ki, işi yapacak kişi kendisi için hareket alanı bulamaz. nefes alamaz hale gelir. başkasının yaptığı bir iş onların kurallarına uymuyorsa, çok fazla efor sarf etmek uğruna o işi kendileri yapmayı da göze alırlar. bu durum iş hayatında onları mikro yönetici pozisyonuna sokar ve ekip içi huzursuzluğun temel kaynağı haline gelirler. (bkz: kraldan çok kralcı)
aynı sert kurallar kendileri için de geçerlidir. kişinin kendi zihninde kurduğu hapishanenin ham gardiyanı hem de mahkumudurlar. bu kişiler için hata yapmak, sadece bir işeyi yanlış yapmak değil, kendi öz saygılarının temelinden sarsılmasıdır. bu durum, bir süre sonra devamlı bir iç gerginliğe ve mutsuzluğa dönüşür. çünkü hayat dediğimiz şey, neresinden tutsak kusurludur ve birçoğumuzun eline hep mahrem yerleri gelir. bu kişiler ise kusurluluğu bir tehdit olarak görür ve yaşadıkları sürece asla tam anlamıyla rahatlayamazlar.
okkb, kişinin çevresi tarafından “gıcık bir insan” olarak algılanması dışında, kişinin kendi potansiyelini, huzurunu ve hayatın renklerini mükemmeliyetçilik uğruna feda ettiği bir illettir. kişiye verdiği en büyük hediye yalnızlıktır. zira okkb mağduru kişi, herkesin kendi yüksek standartlarına ve katı kurallarına uymasını bekler. haliyle birçok kişi de bu kurallara uymak istemez.
okkb beraberinde erteleme hastalığı denen illeti de getirir. kısaca özetlem gerekirse, bir işe başlarken boğuşacağınız detayların ve harcayacağınız zihinsel enerjinin ağırlığını önceden kestirdiğiniz için, o işe hiç başlamamak adına zihninizin ürettiği savunma mekanizmalarıdır erteleme hastalığı denen şey. mesela yazmanız gereken bir hikaye vardır ve siz öncelikle kedinizin tırnaklarını kesmeniz gerektiğini düşünüyorsunuzdur. sonra da kesilen tırnaklar nedeniyle evin temizlenmesi gerektiğini...
halk arasında çoğunlukla “mükemmeliyetçilik” olarak adlandırılır ve bu okkb ile kıyaslandığında oldukça nahif ve sevimli bir adlandırmadır.
bir yandan bir an evvel okkb’ye sert bir giriş yapıp, halkın dilindeki “mükemmeliyetçilik” sözünden keskin bir çizgiyle ayırmak istiyorum ama öte yandan önce okb ile okkb arasında farkı anlatmanın doğru olacağını düşünüyorum.
okb, yani obsesif kompulsif bozukluğa sahip birisi elllerini 10 kere yıkamak ister. bunun için birden fazla sebebi olabilir, fakat kendine engel olamaz. ya da evden çıkarken ocağı kapattığını bilir, fakat “ya açık kaldıysa” endişesiyle eve geri döner ve ocağı kontrol eder. çok daha derin özellikleri vardır, ancak okb’nin ne olduğuna dair genel bilgi vermek açısından bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. zira konumuz okkb.
obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (okkb), bir kişinin dünyayı algılama, olayları yorumlama ve diğer insanlarla ilişki kurma biçimine tamamen sinmiş, katı bir mükemmeliyetçilik ve kontrol durumudur. yani hayatını mükemmel olmak uğruna feda etme durumudur. okkb’si olan bir insan, hayatı üzerinde yürünmesi gereken ince bir ip olarak görür. haliyle bu yolda onun için hataya yer yoktur.
en belirgin özellikleri aşırı detaycı olmalarıdır. örneğin bir işi sonuca ulaştırırken o işi mükemmelleştirmek için uğraştıkları çaba, ulaşmak istedikleri asıl hedefin önüne geçebilir. küçük ayrıntıları bile düzeltip netleştirmek isterlerken, hedeften sapabilir ve asıl ifade etmek istedikleri şeyi net bir şekilde ifade edemeyebilirler. bu ayrıntılara takılıp kalmaları nedeniyle kendileri için çözümü çok basit problemler bile uzun zaman alan kontrol döngüsüne dönüşebilir.
takım çalışmasında zorlanırlar ve hatta bu neredeyse imkansızdır. zihinlerinde bir işin yapılabileceği tek bir doğru yol vardır ve o yolu sadece kendileri bilirler. bir işi başkasına yaptırmaları gerektiğinde öylesine sıkı bir denetim ve kurallarla sınırlar koyarlar ki, işi yapacak kişi kendisi için hareket alanı bulamaz. nefes alamaz hale gelir. başkasının yaptığı bir iş onların kurallarına uymuyorsa, çok fazla efor sarf etmek uğruna o işi kendileri yapmayı da göze alırlar. bu durum iş hayatında onları mikro yönetici pozisyonuna sokar ve ekip içi huzursuzluğun temel kaynağı haline gelirler. (bkz: kraldan çok kralcı)
aynı sert kurallar kendileri için de geçerlidir. kişinin kendi zihninde kurduğu hapishanenin ham gardiyanı hem de mahkumudurlar. bu kişiler için hata yapmak, sadece bir işeyi yanlış yapmak değil, kendi öz saygılarının temelinden sarsılmasıdır. bu durum, bir süre sonra devamlı bir iç gerginliğe ve mutsuzluğa dönüşür. çünkü hayat dediğimiz şey, neresinden tutsak kusurludur ve birçoğumuzun eline hep mahrem yerleri gelir. bu kişiler ise kusurluluğu bir tehdit olarak görür ve yaşadıkları sürece asla tam anlamıyla rahatlayamazlar.
okkb, kişinin çevresi tarafından “gıcık bir insan” olarak algılanması dışında, kişinin kendi potansiyelini, huzurunu ve hayatın renklerini mükemmeliyetçilik uğruna feda ettiği bir illettir. kişiye verdiği en büyük hediye yalnızlıktır. zira okkb mağduru kişi, herkesin kendi yüksek standartlarına ve katı kurallarına uymasını bekler. haliyle birçok kişi de bu kurallara uymak istemez.
okkb beraberinde erteleme hastalığı denen illeti de getirir. kısaca özetlem gerekirse, bir işe başlarken boğuşacağınız detayların ve harcayacağınız zihinsel enerjinin ağırlığını önceden kestirdiğiniz için, o işe hiç başlamamak adına zihninizin ürettiği savunma mekanizmalarıdır erteleme hastalığı denen şey. mesela yazmanız gereken bir hikaye vardır ve siz öncelikle kedinizin tırnaklarını kesmeniz gerektiğini düşünüyorsunuzdur. sonra da kesilen tırnaklar nedeniyle evin temizlenmesi gerektiğini...
devamını gör...
leap motion
2013'te birinin aklına uyarak aldığım herhalde en gereksiz para tuzağı icatlardan biriydi bu. mouse killer diye tanıtılmıştı sadece el kullanarak bilgisayarı yönetmek üzere. hiçbir şekilde pratik değildi yani tamam havada yok bişeye tıklıyosun falan ama gene klavye kullandırtıyodu ve klavyeyi kullanırken iyicene saçmalıyodu hani böyle bişeyi düşünmeden nasıl bunu piyasaya sunmuşlar gerçekten hayret etmiştim herhalde yeteri kadar kullanıcı yorumu gelmeden bir şey almamayı da ilk bununla öğrenmiş olmuştum. ambalajı da apple ürünlerinin kutuları gibiydi.
xbox için kinect'de tanıtıldığı gibi bir ürün olmadı ancak bunun gibi saçma değildi.
xbox için kinect'de tanıtıldığı gibi bir ürün olmadı ancak bunun gibi saçma değildi.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
pek kıymetli bir yazar.
devamını gör...
sözlük yazarları hangi the matrix karakteri sorusu
ben o et yiyen adamım.
ben de eti az pişmiş ve öyle sulandıra sulandıra yiyorum. ve evet ben de akşama kadar yağ içinde lapa yiyeceğime rock yıldızı olmak isterdim.
ama gıcık da olsam iş arkadaşıma ceyran vermem yani orası olmuyor.
ben de eti az pişmiş ve öyle sulandıra sulandıra yiyorum. ve evet ben de akşama kadar yağ içinde lapa yiyeceğime rock yıldızı olmak isterdim.
ama gıcık da olsam iş arkadaşıma ceyran vermem yani orası olmuyor.
devamını gör...
ölüm (yazar)
valla ben de ölüm ile tanıştım dans edesim bile geldi ölüm ile..
devamını gör...
ölüm (yazar)
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bir kere iyi bir şey söyle be adam.
anında amel oluna. ferman buyruldu.
anında amel oluna. ferman buyruldu.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
işimi iyi yapıyor kanımca. dikkatli biri.
devamını gör...
nujabes
taze çıktı:
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
uyumak için erken daha.*
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
bu gece, bu konuda, ikinci başlığım. o derece yoğun stres altındayım yani... bir yandan saçlarımla uğraşıyorum, bir yandan oyun oynuyorum bir yandan müzik dinlerken öte yandan sözlükte saçmalıyorum. gecem, gece oldu.
devamını gör...




