zaman tüneli
geceye bir söz bırak
bana sonradan pişman olacağınız şeyler yapmayın. çünkü ben artık kimseyi affedecek kadar iyi biri değilim.
devamını gör...
yazarlar hakkında gereksiz bilgiler
ezilenin yanında olma huyuna sahibim. bundan bi bende bi de işsiz güçsüz mavi saçlı kadıköy solcularında var artık sanırım.
devamını gör...
işini düzgün yaparsan mobbing görmezsin
mobbing görmemek için uğraşılmamalı.
kişi işini elinden geldiği kadar iyi yapmalı ama yapamazsa da karşılığı mobbing olmamalı. hoşgörülü bir konuşmayla halledilmeli.
kişi işini elinden geldiği kadar iyi yapmalı ama yapamazsa da karşılığı mobbing olmamalı. hoşgörülü bir konuşmayla halledilmeli.
devamını gör...
gülüyorsan boşsun düzeni
sesi var diye değeri yok sanılan yaz emekçisi aklıma geldi yaşadığım bir olay uzerine. ben iş yaparken şarkı soylemeyi cok severim. bu sayede işlerim cabuk biter gibi gelir. benim gibi düşünen de eminim coktur.
hepimiz hayatımızın bir yerinde ağustos böceği olduk, yalan yok. bir ortamda şarkıyı açan, muhabbeti döndüren, milleti güldüren kişi oldu ama iş ciddiye binince bir anda “sen ne yapıyorsun yani?” sorusu geldi.çünkü bizde ölçü belli: yoruluyorsan çalışıyorsun, eğlendiriyorsan boşsun.
adam sabahtan akşama kadar didiniyor "helal olsun” öbürü iki lafıyla ortamı şenlendiriyor “iyi hoş da"
ama insan sadece karnını doyurarak yaşamıyor ki. bazen bir şarkıyla toparlanıyor, bazen bir resme bakıp dalıyor, sözlükteki kedi paylaşımlarına bakmaya doyamıyorum mesela. bazen de saçma bir muhabbetle gününü kurtarıyor.işte o anlarda kimse ağustos böceğini hatırlamıyor. ama o yokken de ortamın tadı çıkmıyor.
ağustos böceği yaz boyu takılıyor gibi görünüyor ya, aslında herkesin içini hafifleten işi yapıyor.
ama gel gör ki kış gelince herkes aynı soruyu soruyor: “sen ne yaptın?” ulan sizi güldürdüm ya, dertlerinizin arasına biraz nefes koydum. daha ne yapayım? ama işte…
biz yine karıncayı baş tacı edip
ağustos böceğini “boş gezen” ilan ediyoruz.
halbuki gerçek şu:
herkes karınca olsa hayat yürür…
ama kimse yaşadığını hissetmez.“ruhu doyuranı küçümseyen toplum, aslında açtır. güldüreni hafife alan, hayatı ağır yaşar.”umarim bir gün güldürenin de emeği alkışlanır.
hepimiz hayatımızın bir yerinde ağustos böceği olduk, yalan yok. bir ortamda şarkıyı açan, muhabbeti döndüren, milleti güldüren kişi oldu ama iş ciddiye binince bir anda “sen ne yapıyorsun yani?” sorusu geldi.çünkü bizde ölçü belli: yoruluyorsan çalışıyorsun, eğlendiriyorsan boşsun.
adam sabahtan akşama kadar didiniyor "helal olsun” öbürü iki lafıyla ortamı şenlendiriyor “iyi hoş da"
ama insan sadece karnını doyurarak yaşamıyor ki. bazen bir şarkıyla toparlanıyor, bazen bir resme bakıp dalıyor, sözlükteki kedi paylaşımlarına bakmaya doyamıyorum mesela. bazen de saçma bir muhabbetle gününü kurtarıyor.işte o anlarda kimse ağustos böceğini hatırlamıyor. ama o yokken de ortamın tadı çıkmıyor.
ağustos böceği yaz boyu takılıyor gibi görünüyor ya, aslında herkesin içini hafifleten işi yapıyor.
ama gel gör ki kış gelince herkes aynı soruyu soruyor: “sen ne yaptın?” ulan sizi güldürdüm ya, dertlerinizin arasına biraz nefes koydum. daha ne yapayım? ama işte…
biz yine karıncayı baş tacı edip
ağustos böceğini “boş gezen” ilan ediyoruz.
halbuki gerçek şu:
herkes karınca olsa hayat yürür…
ama kimse yaşadığını hissetmez.“ruhu doyuranı küçümseyen toplum, aslında açtır. güldüreni hafife alan, hayatı ağır yaşar.”umarim bir gün güldürenin de emeği alkışlanır.
devamını gör...
aşk her şeyi affeder mi
özlem tekin'den gelen bu hit, gecenin kapanış parçası olsun.
devamını gör...
ismail arı
devamını gör...
bir sarhoşu ayıltmak için soğansız menemenle işkence yapmak
sübliminal bu. uzun yazarak işkence yapılmak istenmiş okumadım tabiki.
devamını gör...
30 yaş
kaybetmek için çok erken. sevmek için de çok geç.
devamını gör...
gerçekte en çok görülmek istenen sözlük yazarları
geçen birini gördüm ok atıyordu ya sen sözlükte yazar değil miydin dedim yo ben mete gazoz dedi. o zaman ben karıştırıyom dedim.
devamını gör...
30 yaş
hoşgeldi 30’s
ben bu sabah hiç 30 yaşında gibi uyanmadım ama girmiş bulunduk. çok büyüdüm galiba ya. birkaç güne yirmilerin bitişine yas tutup otuzlara girişimi güzellemeye başlarım.
kendime not: her şeye yeni baştan başlıyoruz. geçmişin tozlu defterlerini yaktık. yeni keşiflere hazırız. keşke diyecek hiçbir şeyin yok, istedin, yaptın, oldu ya da olmadı. her şeyi göze alabilecek kadar cesurdun, sevdin, üzüldün, ağladın, heyecanlandın.. her şeyi sahici yaşadın. seninle gurur duyuyorum go girl
ben bu sabah hiç 30 yaşında gibi uyanmadım ama girmiş bulunduk. çok büyüdüm galiba ya. birkaç güne yirmilerin bitişine yas tutup otuzlara girişimi güzellemeye başlarım.
kendime not: her şeye yeni baştan başlıyoruz. geçmişin tozlu defterlerini yaktık. yeni keşiflere hazırız. keşke diyecek hiçbir şeyin yok, istedin, yaptın, oldu ya da olmadı. her şeyi göze alabilecek kadar cesurdun, sevdin, üzüldün, ağladın, heyecanlandın.. her şeyi sahici yaşadın. seninle gurur duyuyorum go girl
devamını gör...
bir sarhoşu ayıltmak için soğansız menemenle işkence yapmak
sarhoşun çukurovalı, işkence yapanın egeli olması ilk akla gelendir.
bundan yıllar önce, göcek'te 2+1, bahçeli ve mütevazı evimde yaşıyorum. hayat inanılmaz keyifli ilerliyor o zaman için. iki kedim ile, göcek ormanlarında aylak aylak gezmemle olsun mikemmel bir dönem.
sezon sonu, artık teknelerin tamamen limana çekildiği zaman, bandırmalı ve en yakın arkadaşım olan sevgi, bandırma'ya dönmeden önce bana geldi. geziyoruz, tozuyoruz... her akşam sahildeki bar restoranta gidip, deniz kenarinda ateş başı keyfi yapıyoruz. kâh sıcak çikolata kah rakıyı şaraba katıyoruz ayağımız suya değdi değecek ama değdirmeyerek.
yine bir gün, rakıyı şaraba katıp bira ile cilaladiktan sonra eve döndük. ben miss gibiyim ama kafam aşırı güzel. o düpedüz sarhoş bence. o kadar güzelim ki o sıra, kedim fiko'nun sevgi'nin kucağına gitmesinde bir beis görmüyor, asla kıskanmıyorum.
derken sevgi, "kanka ben acıktım" dedi. gece saat üç mü, dört mü?... kim bilir kaç, kimin umurunda zaten. dışarıdan söyleyemeyiz o net ama. "evde ne var?" diye sordu. ben de dedim ki "bana misafir pozu kesme, mutfak orada,ne istersen yap". bu gitti mutfağa, dolabı açtı. ablamın getirdiği domates konservelerinden birini göstererek "menemen yapsam sen de yer misin?" dedi. "yerim" dedim. hiç uyarmak aklıma gelmiyor tabii, soğan da var, sarımsak da var ekle deyu. zira benim kitabımda sogansiz menemen diye bir şey olmadığı için, zannediyorum ki herkesin normali bu. aksi akla bile gelmemeli zira.
bu sağa saalndi sola bayıldı derken elinde tava ve ekmekle geldi. sehpanın üzerinde hazırladı her şeyi. ben de acıkmışım bu arada tabii, sırf yemeği ben yapmamak için poz kestim en başta.
çatalı daldırıp ekmegimin üzerine bir parça koydum ve zihnimde yalnızca bildiğim ve hayal edebildiğim menemenin tadını bekleyerek ağzıma götürdüm. götürmemle birlikte yüzüm bir ekşidi benim. direkt sordum "sen soğan kullanmadım mi ya?" diye; "kanka menemene soğan koyulmaz" diyo sarhoş köpek. minimini sığın kıyılmız... (allah'ım ne olursun egelileri kapat ya)*... birden ne çakırlık kaldı ne kanda dolaşan alkol... alkol o an ısıyla uçucu bir madde olduğunu kanıtladı, zira ensemden ateş çıkıyordu rafine damagima yapılan bu hakaret karşısında.
ne demek soğan koyulmaz dan girip, domateslerin tadı niye böyle ile söylenmeye başladım ben tabii... allah'ın delisi konserve zaten pişmiş ürün diye ısıtıp içine yumurta kırmış sadece. utanmadan bunları anlatıyor bana...
ertesi gün buna "adana'da sogansiz menemen yapayan kafeye atılan molotof kokteyli" haberlerini falan okuttum. sonra buna bol soğanlı bir menemen yapıp, önce zorla sonra zevkle yemesine sebep oldum.
bana diyor ki, "kanka sana vampir saldirmaz her şeye sarımsak koyuyorsun"... hahaha ne espri,çok komik. yallah bandırma'ya!
bundan yıllar önce, göcek'te 2+1, bahçeli ve mütevazı evimde yaşıyorum. hayat inanılmaz keyifli ilerliyor o zaman için. iki kedim ile, göcek ormanlarında aylak aylak gezmemle olsun mikemmel bir dönem.
sezon sonu, artık teknelerin tamamen limana çekildiği zaman, bandırmalı ve en yakın arkadaşım olan sevgi, bandırma'ya dönmeden önce bana geldi. geziyoruz, tozuyoruz... her akşam sahildeki bar restoranta gidip, deniz kenarinda ateş başı keyfi yapıyoruz. kâh sıcak çikolata kah rakıyı şaraba katıyoruz ayağımız suya değdi değecek ama değdirmeyerek.
yine bir gün, rakıyı şaraba katıp bira ile cilaladiktan sonra eve döndük. ben miss gibiyim ama kafam aşırı güzel. o düpedüz sarhoş bence. o kadar güzelim ki o sıra, kedim fiko'nun sevgi'nin kucağına gitmesinde bir beis görmüyor, asla kıskanmıyorum.
derken sevgi, "kanka ben acıktım" dedi. gece saat üç mü, dört mü?... kim bilir kaç, kimin umurunda zaten. dışarıdan söyleyemeyiz o net ama. "evde ne var?" diye sordu. ben de dedim ki "bana misafir pozu kesme, mutfak orada,ne istersen yap". bu gitti mutfağa, dolabı açtı. ablamın getirdiği domates konservelerinden birini göstererek "menemen yapsam sen de yer misin?" dedi. "yerim" dedim. hiç uyarmak aklıma gelmiyor tabii, soğan da var, sarımsak da var ekle deyu. zira benim kitabımda sogansiz menemen diye bir şey olmadığı için, zannediyorum ki herkesin normali bu. aksi akla bile gelmemeli zira.
bu sağa saalndi sola bayıldı derken elinde tava ve ekmekle geldi. sehpanın üzerinde hazırladı her şeyi. ben de acıkmışım bu arada tabii, sırf yemeği ben yapmamak için poz kestim en başta.
çatalı daldırıp ekmegimin üzerine bir parça koydum ve zihnimde yalnızca bildiğim ve hayal edebildiğim menemenin tadını bekleyerek ağzıma götürdüm. götürmemle birlikte yüzüm bir ekşidi benim. direkt sordum "sen soğan kullanmadım mi ya?" diye; "kanka menemene soğan koyulmaz" diyo sarhoş köpek. minimini sığın kıyılmız... (allah'ım ne olursun egelileri kapat ya)*... birden ne çakırlık kaldı ne kanda dolaşan alkol... alkol o an ısıyla uçucu bir madde olduğunu kanıtladı, zira ensemden ateş çıkıyordu rafine damagima yapılan bu hakaret karşısında.
ne demek soğan koyulmaz dan girip, domateslerin tadı niye böyle ile söylenmeye başladım ben tabii... allah'ın delisi konserve zaten pişmiş ürün diye ısıtıp içine yumurta kırmış sadece. utanmadan bunları anlatıyor bana...
ertesi gün buna "adana'da sogansiz menemen yapayan kafeye atılan molotof kokteyli" haberlerini falan okuttum. sonra buna bol soğanlı bir menemen yapıp, önce zorla sonra zevkle yemesine sebep oldum.
bana diyor ki, "kanka sana vampir saldirmaz her şeye sarımsak koyuyorsun"... hahaha ne espri,çok komik. yallah bandırma'ya!
devamını gör...
işini düzgün yaparsan mobbing görmezsin
burada işini düzgün yapmaktan kasıt dilini iyi kullanmaktan bahsediyor. yalaka olmayan sevilmez bu da çoğu zaman sırf ego tatmini için bile mobbinge evrilebilir.
bazen çalışma ortamında bazı dengeler vardır yönetici seni sevmez sen de ondan memnun değilsindir ama yine de sen çalışmaya patronda çalıştırmaya devam eder.
bazen çalışma ortamında bazı dengeler vardır yönetici seni sevmez sen de ondan memnun değilsindir ama yine de sen çalışmaya patronda çalıştırmaya devam eder.
devamını gör...
bir çiftin ayrılacağını gösteren şeyler
ilişkinin haddinden fazla toksikleşmeye başlaması ve birbirlerine saygısızlık etmeleri, bence bunlar görülüyorsa o ilişki uzatmaları oynuyordur
devamını gör...
putperest mitler
çocuğuma anlatırdım küçükken. hiçbirini hatırlamıyor.
devamını gör...
bir çiftin ayrılacağını gösteren şeyler
bizi kimse ayıramaz demeye başladılarsa..
devamını gör...
erdoğan özmen
1959 doğumlu türk yazar ve psikiyatrist olarak bilinir; hacettepe üniversitesi - tıp fakültesi mezunu olduğu bilinmekte iken psikanaliz alanındaki çalışmaları, eserleri ile de etkin olarak rol almış ve 67 yaşında hayatını kaybetmiştir.

bazı kitapları
rüyada uyanmak
freud ve lacan
vazgeçemediklerinin toplamıdır insan
filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa aslolan onu değiştirmektir.

bazı kitapları
rüyada uyanmak
freud ve lacan
vazgeçemediklerinin toplamıdır insan
filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa aslolan onu değiştirmektir.
devamını gör...
ot şapka
yaşlı adam giysilerinden korkuluğun kocaman ot şapkasını alıp giydim ve denize doğru indim. son yapılan aktivite sorunsalıdır akşam üstü.
devamını gör...


