zaman tüneli
yazarların takılmayı en sevdiği yerler
açıkcası ben içine doğduğum şehir olan istanbul'dan tiksindim. burayı hep çok sever ve ülkenin " kalbi" olarak görürdüm fakat kontrolsüzce içeri alınan göçmenler, önüne geçilemeyen aşırı nüfus büyümesi şehiri yaşanılmaz bir hale getirdi. her yer insan dolu ve şehir artık kimseyi taşıyamıyor. ne toplu taşımaları kullanabiliyorsunuz ne bir yerde oturup bir şeyler içip- hafta sonu aktivitesi yapabiliyorsunuz...
en basit eyleminiz bile saatlerinizi alıyor çünkü şehir çok kalabalık.. bir yerden bir yere ulaşmak zaten ciddi bir zaman kaybı. gittiğiniz yerde boş masa beklemeleriniz, saatlerce masaya gelmesini beklediğiniz siparişleriniz, bir ürün almak için girdiğiniz uzun sıralar derken.. bir bakmışsınız tam bir tatil gününüz heba olmuş. geriye dönüp bir bakıyorsunuz, 1 tatil günü boyunca ne yapabildiniz? - sadece 1 kahve içmek ya da avm'ye gidip 2 t-shirt , 1 jean almak.. bu istanbul'da 1 gün alıyor. ıstanbul'da hayat şu an bu
bu rezil durumdan fazlasıyla usandığım için kendime yeni bir yaşam biçimi geliştirdim. genellikle belli başlı semtlerde, düzenli gittiğim mekanlar var. ne olursa olsun müşteri kalitesiyle ve ortamıyla yıllardır kendilerini bozmadılar. bozsalardı, listemden çıkarlardı. dışarı çıkmak istediğimde, genellikle içlerinden birine gidiyorum. bu hem nezaketsiz kalabalığa karışmamı hem de vakit kaybetmemi engelliyor. aktivite yapacaksam, genellikle istanbul dışına doğru yayılıyorum. - istanbul içi hele yaz gelirken inanılmaz patlıyor. gece 12'de bile ana semtlerde ( mecidiyeköy- bebek- etiler- nişantası- bağdat cad. - suadiye- moda vb.) bulunan starbuckslar ve diğer kurumsal ölçekli kahve mekanlarında ( espresso lab, nero, gloria jeans, tchibo vb.) yer bulamazsınız.
ayrıca, sağlık hizmeti açısından da berbat durumdayız. devlet hastanelerinden randevu bulamıyorsunuz.. randevu bulabilmek için sistemde boşluk kovalıyoruz.. alt tarafı bir hastane.. düşünün, sağlık probleminiz olduğunda, anında hizmet dahi alamıyorsunuz. öyle bir kalabalık.. mecburen özel hastanelere gidip, bir asgari ücreti bırakıyorsunuz. bu noktada özel hastane bir zorunluluk haline geliyor çünkü sağlık probleminizin ne olduğunu öğrenme ihtiyacınız bir korku- anksiyete dalgası haline geliyor. devlet hastanesinde randevu bulmayı beklemektense, özel hastanede tüm testlerinizi yaptırıyorsunuz. düşünün devletin sağlık hizmeti bile şehirin nüfusuna yetemiyor. derdimize çare olması adına, bu işi de parayla çözmek zorunda kalıyoruz( özel hastanelere giderek ve muayene, doktor, test başı ücret ödeyerek)
üniversite eğitimi için gelmeyi düşünenlere sesleniyorum : gelmeyin.
hayat burada durdu ve her şey çok pahalı ( toplu taşıma dahil). ailenizin veya sizin belirli bir seviyenin üstünde maddi geliriniz yoksa, 4-5 yıl burada yalnız yaşamak sizi ekonomik olarak çok yorar. istanbul diğer şehirler gibi değildir. her semtinde kalamaz, her evi tutamazsınız. hayatınızı asgari düzeyde de olsa, yürütebilmek için ciddi bir bütçe gerekiyor. kısıtlı bir bütçe ile buranın yaşam şartlarıyla başa çıkamazsınız. kiralar, temel ihtiyaçlar( market alışverişleri) , kişisel ihtiyaçlarınız( kozmetik- üst baş) ciddi bütçe gerektiriyor. annenin ve babanın yolladığı standart harçlıkla burada yaşama şansınız çok zor. size kötü bir portre çizmek istediğim için değil, gerçekten doğru bilgileri aktarabilmek için yazıyorum bunları. hele ki kız cocukları.. bu konuda en fazla korunması gereken topluluk onlar. lütfen dikkatli olun. istanbul kısıtlı bütçeyle, öğrenci olarak , tek başınıza yaşayabileceğiniz kadar uygun ve güvenli bir şehir artık değil. buranın toplum dinamiği de oldukça kaygan( her tür insan var). üniversite için burayı seçecekseniz de dikkatli olun. her şeyini bilin öyle gelin. o zaman potansiyel tehdit riski bir derece olsa da, düşer ama yine sonuç değişmez. başka bir şehirde, buraya harcayacagınız paranın yarısına krallar / kraliçeler gibi yaşarsınız.
istanbul artık akıl kârı değil. burada doğup büyüyenler burayı terk etmeye, farklı şehirlere veya direkt yurt dışına taşınmaya başladılar. siz düşünün portreyi.
en basit eyleminiz bile saatlerinizi alıyor çünkü şehir çok kalabalık.. bir yerden bir yere ulaşmak zaten ciddi bir zaman kaybı. gittiğiniz yerde boş masa beklemeleriniz, saatlerce masaya gelmesini beklediğiniz siparişleriniz, bir ürün almak için girdiğiniz uzun sıralar derken.. bir bakmışsınız tam bir tatil gününüz heba olmuş. geriye dönüp bir bakıyorsunuz, 1 tatil günü boyunca ne yapabildiniz? - sadece 1 kahve içmek ya da avm'ye gidip 2 t-shirt , 1 jean almak.. bu istanbul'da 1 gün alıyor. ıstanbul'da hayat şu an bu
bu rezil durumdan fazlasıyla usandığım için kendime yeni bir yaşam biçimi geliştirdim. genellikle belli başlı semtlerde, düzenli gittiğim mekanlar var. ne olursa olsun müşteri kalitesiyle ve ortamıyla yıllardır kendilerini bozmadılar. bozsalardı, listemden çıkarlardı. dışarı çıkmak istediğimde, genellikle içlerinden birine gidiyorum. bu hem nezaketsiz kalabalığa karışmamı hem de vakit kaybetmemi engelliyor. aktivite yapacaksam, genellikle istanbul dışına doğru yayılıyorum. - istanbul içi hele yaz gelirken inanılmaz patlıyor. gece 12'de bile ana semtlerde ( mecidiyeköy- bebek- etiler- nişantası- bağdat cad. - suadiye- moda vb.) bulunan starbuckslar ve diğer kurumsal ölçekli kahve mekanlarında ( espresso lab, nero, gloria jeans, tchibo vb.) yer bulamazsınız.
ayrıca, sağlık hizmeti açısından da berbat durumdayız. devlet hastanelerinden randevu bulamıyorsunuz.. randevu bulabilmek için sistemde boşluk kovalıyoruz.. alt tarafı bir hastane.. düşünün, sağlık probleminiz olduğunda, anında hizmet dahi alamıyorsunuz. öyle bir kalabalık.. mecburen özel hastanelere gidip, bir asgari ücreti bırakıyorsunuz. bu noktada özel hastane bir zorunluluk haline geliyor çünkü sağlık probleminizin ne olduğunu öğrenme ihtiyacınız bir korku- anksiyete dalgası haline geliyor. devlet hastanesinde randevu bulmayı beklemektense, özel hastanede tüm testlerinizi yaptırıyorsunuz. düşünün devletin sağlık hizmeti bile şehirin nüfusuna yetemiyor. derdimize çare olması adına, bu işi de parayla çözmek zorunda kalıyoruz( özel hastanelere giderek ve muayene, doktor, test başı ücret ödeyerek)
üniversite eğitimi için gelmeyi düşünenlere sesleniyorum : gelmeyin.
hayat burada durdu ve her şey çok pahalı ( toplu taşıma dahil). ailenizin veya sizin belirli bir seviyenin üstünde maddi geliriniz yoksa, 4-5 yıl burada yalnız yaşamak sizi ekonomik olarak çok yorar. istanbul diğer şehirler gibi değildir. her semtinde kalamaz, her evi tutamazsınız. hayatınızı asgari düzeyde de olsa, yürütebilmek için ciddi bir bütçe gerekiyor. kısıtlı bir bütçe ile buranın yaşam şartlarıyla başa çıkamazsınız. kiralar, temel ihtiyaçlar( market alışverişleri) , kişisel ihtiyaçlarınız( kozmetik- üst baş) ciddi bütçe gerektiriyor. annenin ve babanın yolladığı standart harçlıkla burada yaşama şansınız çok zor. size kötü bir portre çizmek istediğim için değil, gerçekten doğru bilgileri aktarabilmek için yazıyorum bunları. hele ki kız cocukları.. bu konuda en fazla korunması gereken topluluk onlar. lütfen dikkatli olun. istanbul kısıtlı bütçeyle, öğrenci olarak , tek başınıza yaşayabileceğiniz kadar uygun ve güvenli bir şehir artık değil. buranın toplum dinamiği de oldukça kaygan( her tür insan var). üniversite için burayı seçecekseniz de dikkatli olun. her şeyini bilin öyle gelin. o zaman potansiyel tehdit riski bir derece olsa da, düşer ama yine sonuç değişmez. başka bir şehirde, buraya harcayacagınız paranın yarısına krallar / kraliçeler gibi yaşarsınız.
istanbul artık akıl kârı değil. burada doğup büyüyenler burayı terk etmeye, farklı şehirlere veya direkt yurt dışına taşınmaya başladılar. siz düşünün portreyi.
devamını gör...
yazarların takılmayı en sevdiği yerler
ankarada ardic kafeyi seviyordum
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
iki entry girmisim 4 yil once ikisi kesin farkli insanlara ve ikisini de hatirlamiyorum
devamını gör...
post hoc safsatası
post hoc ergo propter hoc, bir safsata çeşididir. bu ifade türkçeye "bundan sonra, demek ki bundan dolayı" şeklinde çevrilebilir. post hoc safsatası "peşpeşe gerçekleşen iki olaydan daha önce gelen daha sonrakinin sebebi olmalıdır" şeklinde geçersiz bir akıl yürütmeye dayanır. (vikipedi)
aslında allah'ı aradan çıkararak kurulan her sebep-sonuç ilişkisi bu mantıksal safsatanın bir türüdür. çünkü sebeplerin bir sonraki an'a geçecek kişisel bir güçleri yoktur. ve fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirleyen bir rabbe muhtaçtırlar. ama allahın koyduğu kanunlarla aynı sebeplere hep aynı sonuçları yaratması, bazı insanları sebeplerin etki sahibi olduğu safsatasına itmiştir.
devamını gör...
independence
zibidi sözlük, nedir.net, private sözlük'te admin yapılıp sonra insanları dolandırdığından atılan bu abi bilgi sözlük'ün kurucusu olup bu sözlükte de herkese aynı şeyi yaptığından tek başına kalmıştır ve hala sözlükte tek tabanca sürekli yazmaktadır bu nasıl bir azimdir.. sözlüğe üye olup dolandırılacak kurbanı dört gözle bekliyor gibi bir vibe veriyor. 2004'te zibidi sözlük'ün iftar zirvesinde bir abimiz bu elemanın ne olduğunu bayağı detaylı anlatmıştı ilerleyen senelerde de hakkında forum bile açmışlardı bilgizedeler diye.. tek diyeceğim şey mağdurlar salaklıklarına doymasınlar.
devamını gör...
cowabunga
genelde ninja kaplumbağalar'ın 80'li çizgifilminde michelangelo başta olmak üzere kaplumbağaların habire söylediği kelime.. "oley" veya "yaşasın" anlamına gelirmiş. amerika'da sörfçülerin çok kullandığı kelimeymiş ama tabii tmnt ile popülerleşmiştir. oyunlarında da böyle bir bölümü geçince yani level bossu yenince çaklaşarak kaplumbağalar bunu söyler ya da bölüme başlarken bu kelimeyi duyarız. oyunların reklamlarında da parodi olarak cow'a yani ineğe gönderme yapılır.
devamını gör...
bay panda
#3940387
kardeşim acilen sevişmen şart. böyle sadece kariyerle olmaz. biraz sosyalleş, hayata karış.yiyiş. yoksa para peşinde koşarken ömür geçecek.
kardeşim acilen sevişmen şart. böyle sadece kariyerle olmaz. biraz sosyalleş, hayata karış.yiyiş. yoksa para peşinde koşarken ömür geçecek.
devamını gör...
antiemperyalizm safsatası
“emperyalizm” ve “yeni sömürgecilik” etrafında dönen söylemler, çoğu zaman beceriksiz liderler ve popülistler için sadece elverişli bir bahane niteliğindedir.
kendi ülkelerinin sorunları için yabancı güçleri suçlayan gösterişli nutuklar atarlar; oysa yoksulluğun asıl sebebi kendileridir.
ve elbette bunu yaparken inanılmaz derecede zengin olurlar.
örneğin mugabe, zimbabve’nin çöküşünü “batı’nın sabotajına” bağladı.
ancak asıl zarar, mugabe’nin kendi kaotik arazi el koyma uygulamaları ve para basma politikalarından kaynaklanıyordu.
2008 yılına gelindiğinde enflasyon yüzde 79 milyara ulaşmış, tarımsal üretim ise yüzde 50’den fazla düşmüştü.
yıllar sonra mugabe, arazi dağıtımının yanlış yönetildiğini kendisi de itiraf etti.
ancak o, on yıllardır suçu batı’ya atmakla meşguldü.
klasik taktiktir (dikkat edin!)
magatte wade
devamını gör...
yazarların pahalı hayalleri
new york'ta kanalizasyonlarda maceraya atılmak *
devamını gör...
yazarların hayattaki mottosu
bir ai'a twitter profilimi analiz ettirdim.
kaynak: x.fazlioglu.tr
hayat mottom buymuş:
" gerçek dünya bazen çok sıkıcı. o yüzden oyunlar ve bilim var. "
evet sanırım bunu mottom kabul edebilirim.
kaynak: x.fazlioglu.tr
hayat mottom buymuş:
" gerçek dünya bazen çok sıkıcı. o yüzden oyunlar ve bilim var. "
evet sanırım bunu mottom kabul edebilirim.
devamını gör...
crimson desert

15 saati geride bıraktım ve son zamanlarda oynadığım en tatmin edici oyunlardan biri diyebilirim. grafikleri mükemmel, açık dünyası korkutucu derecede büyük. boss fightları da gerçekten hosuma gitti. çok uzun saatler gömülecek bir oyun kısacası. tek eleştireceğim nokta ana karakterin ve genel hikayenin biraz sığ kalması. bunun haricinde paranızın her kuruşuna değiyor
devamını gör...
çeke çeke
hasret gültekin'den dinlemeye alışkın olduğumuz pir sultan abdal deyişidir.
mert batal da fena söylememiş.
mert batal da fena söylememiş.
devamını gör...
silent team
ilk 4 silent hill oyununu yapan konami ekibi.. silent hill 4 the room son oyunlarıdır.
devamını gör...
yazarların pahalı hayalleri
isviçrede horoloji (özellikle mekanik saatler uzerine) kaliteli bir eğitim almak. maalesef yaşam maliyetleri ile birlikte 2 ile 4 milyon arası bir para gerek. düz 5 milyon diyelim ona. kim bilir belki gerçek olur, hayat bu, sürprizlere açık olmak lazım. 100.000 dolar yapıyor kabaca. umarım hayat bana cömert olur.
devamını gör...
serap ekinci
devamını gör...
sasa serap
devamını gör...
michael oliver
20 şubat 1985 doğumlu ingiliz hakem.
31 mart 2026 kosova türkiye maçına atanmıştır.
kaynak: sozcu.com.tr
31 mart 2026 kosova türkiye maçına atanmıştır.
kaynak: sozcu.com.tr
devamını gör...
hamburger üniversitesi
mcdonald's tarafından kendi çalışanlarını ve yöneticilerini eğitmek amacıyla kurulmuş bir eğitim merkezidir.
sadece "hamburger yapımı" öğretilmez; müfredat esas olarak restoran operasyonları, liderlik, kalite kontrol ve hizmet standartları üzerine yoğunlaşır. zaten esas olarak restoran yöneticileri, orta düzey yöneticiler ve işletmeciler (franchise sahipleri) için tasarlanmıştır.
şaşırtıcı olmayacak bir şekilde kabul oranı oldukça düşüktür. örneğin, şanghay kampüsüne kabul edilme oranının yaklaşık %1 falanmış, bu yönüyle harvard üniversitesi'ne girmekten bile daha zormuş.
yani belki zengin olsam giderim desemde herkesi almıyorlarmış maalesef .
merkezi şu anda chicago'da bulunmaktadır. ayrıca londra, tokyo, sidney, münih, sao paulo ve şanghay gibi dünya genelinde birçok farklı kampüsü varmış .
sadece "hamburger yapımı" öğretilmez; müfredat esas olarak restoran operasyonları, liderlik, kalite kontrol ve hizmet standartları üzerine yoğunlaşır. zaten esas olarak restoran yöneticileri, orta düzey yöneticiler ve işletmeciler (franchise sahipleri) için tasarlanmıştır.
şaşırtıcı olmayacak bir şekilde kabul oranı oldukça düşüktür. örneğin, şanghay kampüsüne kabul edilme oranının yaklaşık %1 falanmış, bu yönüyle harvard üniversitesi'ne girmekten bile daha zormuş.
yani belki zengin olsam giderim desemde herkesi almıyorlarmış maalesef .
merkezi şu anda chicago'da bulunmaktadır. ayrıca londra, tokyo, sidney, münih, sao paulo ve şanghay gibi dünya genelinde birçok farklı kampüsü varmış .
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
gothic metal pek tarzım olmasa da bu albüm gerçekten iyi. ve de bu parça nefis!
devamını gör...

