zaman tüneli
sözlük yazarlarının her telden futbol paylaşımları
fıfa, dünya kupası'ndan itibaren uygulanacak yeni futbol kurallarını açıkladı;
— çıkan oyuncu 10 saniye içinde sahadan ayrılmak zorunda. ayrılmazsa takımı 1 dakika eksik oynayacak.
— taçlar ve kale vuruşları 5 saniyede kullanılmazsa top rakibe geçecek.
— kart çıkmayan bir faulde sakatlanıp tedavi isteyen oyuncu 1 dakika kenarda bekleyecek.
— var, ikinci sarı kart ve hatalı kornerlere karışabilecek.
— kaptan olmayan oyuncuların hakeme itirazlarda sarı kart görme sıklığı artacak.
x.com/siyahsancakx/status/2...
devamını gör...
boşanmaların en büyük nedeni
kadının parası olup da kocası iyi davranmıyorsa tabii g.tüne tekmeyi vuracak. insan olmayı beceremiyorlar mı anaların paşaları?
onun dışında en büyük nedenlerden biri ev içinde olanın ev içinde kalmayıp, kaynanalara, görümcelere, eltilere gitmesi. herkes birbirini dolduruşa getiriyor sonucunda kavgalar kaçınılmaz oluyor.
onun dışında en büyük nedenlerden biri ev içinde olanın ev içinde kalmayıp, kaynanalara, görümcelere, eltilere gitmesi. herkes birbirini dolduruşa getiriyor sonucunda kavgalar kaçınılmaz oluyor.
devamını gör...
öfke
kendine öfke var. niye öyle yapmadım da niye böyle davranmadım da nasıl olur da demedim de...
oysa belki de o an yapılabilecek en iyi şey susmaktır. başka yerde başka şekilde konuşulmayanlar konuşulabilir ya da yazılabilir.
oysa belki de o an yapılabilecek en iyi şey susmaktır. başka yerde başka şekilde konuşulmayanlar konuşulabilir ya da yazılabilir.
devamını gör...
emmim dayım hepsinden aldım payım
"kimseden kimseye fayda yok, ben hepsinden dersimi aldım" sitemini anlatmak için kullanılan türk atasözü.
devamını gör...
sözlüğe bir hayat tecrübesi bırak
herkese anlayacağı dilden konuşun. özellikle nezaket göstereceğiniz insanlar konusunda seçici olun. çünkü bazı insanlara nazik davranmanız, onların sizi kullanmaya hazır biri olarak görmesine neden olur.
devamını gör...
madonna
die another day şarkısının kendisi de klibi de ayrı güzeldir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yine kendime dair birçok şeyden nefret ediyorum, bu duruma alışamadım bir türlü.
herkeste olumlayacak bir şeyler bulabilirken kendine karşı neden bu kadar acımasızsın onu da çözemiyorum be kızım.
neyse.
bugünkü nefret konum daha çok başarısızlıklar üzerine.
başarısızlıktan da ziyade öz güvensizliğin getirdiği hiçbir boka yaramıyor olma hissiyatı üzerine.
birisi bana bu cümleyle gelse herkesin bir işe yaramak zorunda olmadığından ve kendisinin farkında olmadığından falan bahsederdim.
ama olay kendime dönünce direkt sövmeye başlıyorum.
ulan diyorum senin gibi insan olmaz olsun.
oluyor ama işte, ahanda örneği.
üstelik kaçmaya çalışsan kaçamıyorsun, dövsen dövemiyorsun, anca sövebiliyorsun öyle.
konu sadece öz güven de değil aslında ama anlatabileceğim tek konu o sanırım.
diğerleri hem çok uzun, hem de benim hakkımda da bir şeyleri bilmeyiverin be.
ama yine de bütün sorunların farklı bir sorunu doğurması kısmı çok yoruyor.
şu 24 yılda öz güvensizliği hissetmediğim anları falan hatırlamaya çalışıyorum.
umarım b12 eksikliğimden dolayı hatırlayamıyorumdur.
umarım yani.
ve bu konuyu insanlara, doktorlara açmaktan da çok bıktım. çünkü aynı cümleler artık hiçbir şey ifade etmiyor.
ve konunun sadece öz güvensizlikten ibaret olmadığını asla anlatamıyorum.
herkes öz güveni duyunca sıralı bir şekilde aynı şeyleri tekrarlamaya başlıyor.
haksızlar da demiyorum, sadece verilen tavsiyeler sanki birkaç yıldır bu öz güvensizlikle savaşmaya çalışıyormuşumcasına verilen tavsiyeler oluyor.
kendimi bildim bileli bu durumdan kurtulamadığımı , ilaçlarla da, deneyimle de bir türlü yenemediğim bir şey olduğu kısmını herkes es geçiyormuş gibi hissediyorum.
iki gün sonra yine aynı doktora gideceğim, yine benzer şeylerden bahsedeceğim ve yine aynı cümleler eşliğinde bir tık farklı ilaçlar vererek haftaya tekrardan gelmemi söyleyecek.
sonra yine kendime dair bir şeyleri değiştirmeyi deneyeceğim ve tam değiştirdiğimi düşündüğüm noktada aslında öz güvensizliğe dair her şeyi içime gömdüğümü fark edeceğim.
sonra yine şu an yazdığım şeyleri düşüneceğim.
sonra yine deneyeceğim, bu sefer daha farklı şeyler.
belki rol yapmayı deneyeceğim daha önce milyon kez yaptığım gibi.
belki de bu sefer yine milyon kez yaptığım gibi beklentiyi küçük tutacağım.
sonra her daim hissettiğim bu hislerime geri döneceğim.
öyle bir döngü işte.
bu döngüde geçirdiğim ufak ya da büyük çaplı öfke, nefret , değersizlik krizleri de cabası.
neyse ne diyorduk.
sadece kendini sev ağbi yaa.
just do it dostum kamonnnnn
bir de yalandan bir seni seviyorum canım kendim atalım ortaya.
kapansın gitsin konu.
şu devirde şu yaşında öz güven eksikliği yaşayan da kendisine insan demesin yani.
nedir ya bu yıkıklık..
herkeste olumlayacak bir şeyler bulabilirken kendine karşı neden bu kadar acımasızsın onu da çözemiyorum be kızım.
neyse.
bugünkü nefret konum daha çok başarısızlıklar üzerine.
başarısızlıktan da ziyade öz güvensizliğin getirdiği hiçbir boka yaramıyor olma hissiyatı üzerine.
birisi bana bu cümleyle gelse herkesin bir işe yaramak zorunda olmadığından ve kendisinin farkında olmadığından falan bahsederdim.
ama olay kendime dönünce direkt sövmeye başlıyorum.
ulan diyorum senin gibi insan olmaz olsun.
oluyor ama işte, ahanda örneği.
üstelik kaçmaya çalışsan kaçamıyorsun, dövsen dövemiyorsun, anca sövebiliyorsun öyle.
konu sadece öz güven de değil aslında ama anlatabileceğim tek konu o sanırım.
diğerleri hem çok uzun, hem de benim hakkımda da bir şeyleri bilmeyiverin be.
ama yine de bütün sorunların farklı bir sorunu doğurması kısmı çok yoruyor.
şu 24 yılda öz güvensizliği hissetmediğim anları falan hatırlamaya çalışıyorum.
umarım b12 eksikliğimden dolayı hatırlayamıyorumdur.
umarım yani.
ve bu konuyu insanlara, doktorlara açmaktan da çok bıktım. çünkü aynı cümleler artık hiçbir şey ifade etmiyor.
ve konunun sadece öz güvensizlikten ibaret olmadığını asla anlatamıyorum.
herkes öz güveni duyunca sıralı bir şekilde aynı şeyleri tekrarlamaya başlıyor.
haksızlar da demiyorum, sadece verilen tavsiyeler sanki birkaç yıldır bu öz güvensizlikle savaşmaya çalışıyormuşumcasına verilen tavsiyeler oluyor.
kendimi bildim bileli bu durumdan kurtulamadığımı , ilaçlarla da, deneyimle de bir türlü yenemediğim bir şey olduğu kısmını herkes es geçiyormuş gibi hissediyorum.
iki gün sonra yine aynı doktora gideceğim, yine benzer şeylerden bahsedeceğim ve yine aynı cümleler eşliğinde bir tık farklı ilaçlar vererek haftaya tekrardan gelmemi söyleyecek.
sonra yine kendime dair bir şeyleri değiştirmeyi deneyeceğim ve tam değiştirdiğimi düşündüğüm noktada aslında öz güvensizliğe dair her şeyi içime gömdüğümü fark edeceğim.
sonra yine şu an yazdığım şeyleri düşüneceğim.
sonra yine deneyeceğim, bu sefer daha farklı şeyler.
belki rol yapmayı deneyeceğim daha önce milyon kez yaptığım gibi.
belki de bu sefer yine milyon kez yaptığım gibi beklentiyi küçük tutacağım.
sonra her daim hissettiğim bu hislerime geri döneceğim.
öyle bir döngü işte.
bu döngüde geçirdiğim ufak ya da büyük çaplı öfke, nefret , değersizlik krizleri de cabası.
neyse ne diyorduk.
sadece kendini sev ağbi yaa.
just do it dostum kamonnnnn
bir de yalandan bir seni seviyorum canım kendim atalım ortaya.
kapansın gitsin konu.
şu devirde şu yaşında öz güven eksikliği yaşayan da kendisine insan demesin yani.
nedir ya bu yıkıklık..
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
hala öfkeliyim. geçmiyor.
devamını gör...
the odyssey
ulan tam yeni truva filminin başlığı sanıp geldik, çok da güzel laf yapıcaktık helen in tipiyle ilgili ama patladı. alacağınız olsun.
devamını gör...
kürtlerin her fırsatta kürt olduğunu belirtmesi
cok tuhafima gider. mesela video izlersin, arda guler skills. yorumlara bakiyorum, roja biraye firaye rojda rojda ezbircime falan yazmis bi seyler. ne alaka yani, ben arda guler skills izleyemicek miyim. ya da cem yilmaz izliyorum, yorumlara bakiyorum, kocaman bi kurdistan gif'i. ne alaka yani. alakasi da yok bu arada, bi alaka olsa yine eyvallah da, sacma yani. adam gelmis komedi videosunun altina ezbircime piraye firaye rojda rojda yazmis, bayraklar, sloganlar atmis. imam bayildi tarifinin altina baskan apo yazmis, bi bag da yok aralarinda. apo imam bayildi mi seviyodu napiyodu yani. kurtculugun de boylesi. evet.
devamını gör...
a milli takıma verilmesi muhtemel primler
on iki dev adam'ın ilk zamanlarında hidayet'in "maddi manevi" tezahuratı vardı. benzer şeyler olacaktır. ben karşı değilim. başarılının ödüllendirilmesine karşı olacağınıza, başarısızın paranızı çalmasına karşı çıkın.
devamını gör...
derdini seveyim butonu
küfürsüz sözlükte çok basit, saçma ya da önemsiz dertlerden yakınan yazarlara tepki olarak bakınız verilebilecek başlık. *
devamını gör...
episteme (yazar)
hoş gelmiş eski dost, can dost, hep dost.
devamını gör...
boşanmaların en büyük nedeni
bunu bizim bakanlıkta bir toplum sorunu olarak görüyor ama bence herkes yanlış düşünüyor, boşanmak ne üzülüp kahrolacağımız ne de sevinçten havalara uçacağımız bir durum değil, herkes yetişkin herkes kendi kararını veriyor, iki insan birlikte olmak istiyor ve evleniyorlar, sonra bakıyolar ki yanlış karar vermişler ve boşanıyolar. ortada toplumsal bir problem de yok, toplumu ilgilendiren bir durum da yok. mevcut ekonomik ve sosyal şartlar boşanmaları artırmış olabilir ama bu kimsenin burnunu sokması gereken bir durum değildir. hadi şimdi evli evine köylü köyüne.
devamını gör...
yazarların sevdiği maden suyu markaları
devamını gör...
the odyssey

favori müzik grubum olan amerikan progressive metal topluluğu symphony x'in 2002 çıkışlı, 6. stüdyo albümü. albüme ismini veren son parçası tahmin edilebileceği gibi homeros imzalı odysseia (kitap) temalıdır ve en az o eser kadar epik ve destansı bir çalışmadır. albümün geri kalan şarkılarında bu tema yoktur; yani konsept yapıda bir albümle karşı karşıya değiliz. grupla bundan bir önceki albümleri v: the new mythology suite ile, çıktığı sene yani 2000 yılında tanışmıştım. bittabi the odyssey albümlerini de çıkar çıkmaz dinleyebildim. v albümleri hala favorimdir. bunda ilk göz ağrısı faktörü de rol oynuyor olabilir ama aslında v albümlerinin objektif olarak da en iyi albümleri olduğunu düşünüyorum şahsen. yani benimle bu hususta hemfikir sayısız symphony x hayranı da mevcut.
öncelikle the odyssey'in grubun kariyerinde/diskografisinde şöyle bir ehemmiyeti var: grup bundan önce, daha doğrusu v albümünü çıkartana kadar pek yoğun turlamıyormuş diye konuşulur. haliyle de grubun ana kompozitörü michael romeo da buna göre stüdyo albümleri yapıyordur. symphony x, hala dream theater'ın yarısı kadar bile ünlü değildir sanırım ama işte v albümleriyle büyük sükse yaptılar ve deli gibi turlamaya başlamışlar sonrasında. bence bunun kompozisyonal etkileri, the odyssey ile birlikte çizdikleri yolda epey belirleyici oldu. yani artık daha "gaz" bir grupla karşı karşıyayız. daha coşturucu, ama daha az safistike... konser sevmeyen biri olarak bu durumdan pek de memnun olduğumu söyleyemem ama hala tabii ki çok kaliteliler.

2027'de gelmesi beklenen yeni albümleri de bence çok klas olacak. bu bir de 10. (roma rakamıyla x) albümleri olacak ve symphony x ve xth album... yani bayağı süper bir şeyler bekliyorum şahsen.
the odyssey'i işte çıkar çıkmaz alıp dinlemeye başlamıştım ve ilk izlenimim biraz karmaşıktı diyebilirim. bilhassa davul sound'unu hiç mi hiç sevemedim ama bazı şarkılarını da aşırı iyi buldum. genel sound karakterine alışabilmem de çok uzun sürümüştü hatta bu albümün. yani dinleye dinleye alıştım ama hala çok da sevdiğimi söyleyemem bu albümün sound'unu. aradan da neredeyse çeyrek asır geçmiş ve bundan sonra bir mucize falan olmazsa hiçbir zaman da pek sevemem bence. haha. russell allen'ın vokalleri ise hayran bırakmıştı beni kendilerine. zaten giriş parçası inferno (unleash the fire)'da bile kendisinin nasıl hayvansı vokaller yaptığını anında görüyorsunuz. mısra kısımlarındaki ters köşe key'den vokallerin girmesi de ayrı bir canavarlık ama bence bu romeo'nun armoni bilgisi ve yetkinliğinin bir ürünü olmalı. ilk izlenimlerimden devam ediyorum; v albümü konsept yapıdayken bu değil ve işte ben de keşke bu da öyle konsept yapıda olsaydı demiştim, hala da biraz öyle demiyor değilim.
sözlükte başlığını açtığım the odyssey parçalarından bir diğeri incantations of the apprentice... bu da beni mest etmişti ve bu şarkıdan pek de kimsenin bahsetmemesini hala biraz yadırgarım. yani çok ayrıksı bir çalışma ve russell burada da harika vokaller yapıyor. vokal partisyonları da nefis, ki gene romeo'nun müzik bilgisinin bir tezahürü bence bu da. awakenings parçasının da başlığını açmıştım ve bu da albümdeki en sevdiğim parçalar arasında. sözlerinden de çok şey bulmuştum kendimden o aralar. soft bir girişi ve bir süre öyle meltem misali ilerleyişi var şarkının ama sonra jazzy piyano takılmaları da dahil bayağı sert rüzgarlar içeriyor bu şarkı. bir de işte albüme ismini veren şarkı var ki ondan da bilahare bahsedeceğim bu yazımın ilerilerinde...
başlığını açmadıklarımdan accolade ii var mesela ki bu, the divine wings of tragedy albümlerinde yer alan the accolade adlı şahane parçalarının devamı; the unforgiven ve the unforgiven ii misali işte... accolade ii'yi az çok beğensem de pek o kadar da tutmuyorum açıkçası. zaten üstte saydığım 4 parça haricindeki parçaları benim açımdan pek özel sayılmaz. wicked, king of terrors ve the turning de elendi yani. haha. 8 şarkılık albümün 4'üne bayılsam da the odyssey parçası 24 dakika üzeri ve awakenings 8 dakika üzerinde olduğundan albümün 40 dakika üzerini otomatik olarak çok beğenmiş oluyorum. yani diğerlerini de beğenmiyor değilim de hani o kadar da bayılmıyorum diyebiliriz.
bu albüm aslında symphony x için büyük bir fırsattı ve cidden büyük ses getirmişti metal dünyasında. bu denli ses getirmesini de temellendirebilirim sanırım. öncelikle albüm, prog metal alt türünde olsa da önceki albümleri kadar sofistike bir prog'luğu yok, ki bu da prog metal sevmeyenlerden de kendinize hayranlar çekebilirsiniz demek. bir de dediğim gibi çok "gaz" bir albüm bu, ve işte böyle şarkılardan oluşan bir albüm de turnelerde net bir avantaj sunar ve seyircileri sağlam coşturabilirsiniz. russell'ın da böyle kendisinden alıştığımızdan çok daha sert vokal yapması da genel metalci kitlesini tavlayabilmek için iyi bir silah.

fakat grup bence bu fırsatı iyi değerlendiremedi, zira bundan bir sonraki albümleri bundan tam 5 sene sonra çıktı. yani hazır böyle bir rüzgarı arkalarına almışlarken 2, en geç 3 sene sonra bir albüm daha patlatsalardı popülariteleri katlanabilirdi bence.
her neyse, albüm hakkında konuşmaya döneyim ve hatta şimdi the odyssey isimli, o 24 dakikadan uzun son parçaya geleyim... symphony x zaten albüm kapanışlarında harika olabilmekle takdirimi toplayan bir gruptur. ilk albümlerini hariç tutarsak—zaten oradaki bir tek masquerade parçasını çok çok severim—bence her zaman albüm kapanışlarındaki parçalar fevkalade veya en kötü çok iyiydi. bunların arasında "en en iyi" olarak gördüklerim, bir önceki albümlerinin kapanış şarkısı rediscovery (part ii) - the new mythology ile birlikte, işte bu tanıttığım, albüme ismini veren parçadır. bunlardan bir tane seçmek zorunda olsam rediscovery pt. 2'yi seçerdim ama bu the odyssey adlı epiklerinin de manyak ötesi süper bir parça olmadığı anlamına gelmiyor.
24 dakikadan bahsediyoruz arkadaşlar ve dolu dolu, tek saniyesi sıkmayan bir 24 dakikadan... başlarında senfonik bir eser dinleyecek gibiyiz ama sonra tabii ki metal sound ve dinamikleri de bu epikte yerlerini alıyorlar. bu mevzuda biri "girişi çok umut vermişti ama sonra metal olduuu..." diye bir eleştiri görmüştüm. bu eleştiriyi yapan da azılı bir dream theater fanıydı ve symphony x'e laf sokup dururdu. hemen aşağıladık kendisini elbette, symphony x neferleri olarak: "aynen kanka, zaten symphony x metal grubu olmadığından metal olarak devam etmeleri çok saçma olmuş..." falan diyerek. bu muhabbetler hep ingilizce idi tabii.
neyse, bu parçada cidden ne ararsanız var. parçanın girişindeki ve sonrasında da uygun yerlerde gelen senfonik ögeler de, balladik kısımlar da, manyak gaz metalik part'lar da... ve müthiş ve armonik geçişler elbette. yani kompozisyonal bağlamda burada michael romeo'yu kutlamamız, hatta kendisinin önünce ceketimizi iliklememiz falan lazım. şapkamızı bile atabiliriz. hakikaten de epik oğlu epik bir çalışmaya imza atmış, üstün bir kompozitör de olan gitar virtüözü. ama elbette diğer elemanları da boş geçmeyelim. zaten romeo da öyle malmsteen gibi "ben, ben, bennnn..." diyen biri değildir, yani sx'teki diğer müzisyenleri coşkuyla alkışlarsak kendisinin hoşuna gider bu, hatta gözleri bile dolabilir.

işte o epikler epiği parça: - bu arada aşağıdaki videoda 15:01 gibi başlayan riff'ler ve o partisyon mesela... en çok air guitar yaptığım part'lardan biridir. romeo, sen aşmışsın ya. shakespeare bence senin geleceğini düşünerek, kahinsel yetileriyle o karakteri yaratmış zaten. ama senden romantik müzikler üretmeni bekliyormuş, böyle sert metalci çocuk olmak başlarda kendisine kabuslar gördürse de o da senin sanatçılık becerilerin karşısında etkilenmemezlik edememiş...
bir de parçanın sonundaki "parça içinde parça"dan ayrıca bahsetmek isterim. the odyssey aslında 7 bölümden oluşuyor, tek parça halinde olsa da. işte bu bölümlerin sonuncusu olan "part vii - the fate of the suitors / champion of ithaca"nın ikinci kısmı, yani champion of ithaca'da coşmamak çok zor ya. albüm orkestral/senfonik bir yaklaşımla kompoze edilse de bu son bölümün ikinci ve son kısmında standart bir power metal parçası yazımı ve performansı gibi bir şey düşünülmüş ve bu nefis de olmuş.
ve işte champion of ithaca!
bir odyssey'im de burada sona ermekte. çoooooook sene önce bu albümün kritiğini şu webzine'de yapmıştım: www.pasifagresif.com/2010/1...
sözlükte de böylesi kapsamlı ama o diğer yazdığımdan farklı bir kritik yazısı yazma niyetim senelerdir vardı. bir şekilde üşeniyordum falan, ya da başka bir şeyler yazasım geliyordu. sonunda yazabildim. umarım albümün hakkını az çok verebilmişimdir. fakat daha da önemlisi, umarım bu yazımın bazılarına "bir dinleyelim bakalım" dedirtebilecek bir etkisi olur da aramıza yeni symphony x manyakları katılır. grubun yeni albümünü 12 senedir bekliyoruz falan, yani underworld 2015'te çıkmıştı ve bir sonraki albümleri en erken 2027'de gelecek gibi görünüyor. bu kadar süre tek başıma kös kös beklemek istemiyorum, anlıyor musunuz? siz de symphony x hayranı olun, bu çileyi birlikte çekelim. ha-ha-ha!
devamını gör...




