zaman tüneli
en sevdiğiniz şarkı en sevdiğiniz şarkı olmak için ne yaptı sorunsalı
zamanlaması çok iyiydi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından ingilizce mizah paylaşımları
an american on a walk through the supposed fırtistan countryside bumps into a fırt farmer and they start chatting;
american: "that your dog?"
fırt-man: "hee"
american: "mind if ı speak to him?'
fırt-man: "ıt a dog?... ıt talk doesn't .”
american: "hey dog, how's it going?"
dog: "ı'm doing all right thanks"
fırt-man: ….
american: ıs this your owner?" (pointing at the fırt-man)
dog: "yep."
american: how's he treating you?"
dog: "real good. he walks me twice a day, feeds me great food and takes me to the park once a week to play."
fırt-man: wishh!
american: "mind if ı talk to your chicken?"
fırt-man: "ıt one chicken?...it talk doesn't .”
american: "hey chicken how's it going?"
chicken: "not too bad, no complaints"
fırt-man: wishhh…
american: "ıs this your owner?" (pointing to the fırt-man)
chicken: "yep."
american: "how's he treating you?"
chicken: "he feeds me and protects me from foxes, and in return ı give him eggs.”
fırt-man: wish wish wish
american: "mind if ı talk to your donkey?"
fırt-man: "that donkey? it a f*ckin liarrrr!!!”
american: "that your dog?"
fırt-man: "hee"
american: "mind if ı speak to him?'
fırt-man: "ıt a dog?... ıt talk doesn't .”
american: "hey dog, how's it going?"
dog: "ı'm doing all right thanks"
fırt-man: ….
american: ıs this your owner?" (pointing at the fırt-man)
dog: "yep."
american: how's he treating you?"
dog: "real good. he walks me twice a day, feeds me great food and takes me to the park once a week to play."
fırt-man: wishh!
american: "mind if ı talk to your chicken?"
fırt-man: "ıt one chicken?...it talk doesn't .”
american: "hey chicken how's it going?"
chicken: "not too bad, no complaints"
fırt-man: wishhh…
american: "ıs this your owner?" (pointing to the fırt-man)
chicken: "yep."
american: "how's he treating you?"
chicken: "he feeds me and protects me from foxes, and in return ı give him eggs.”
fırt-man: wish wish wish
american: "mind if ı talk to your donkey?"
fırt-man: "that donkey? it a f*ckin liarrrr!!!”
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
yarın öğleden sonra plajda toplanıyoruz, geliyorsun değil mi?
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
yaşından başından da utanmamıș, gitmiş bıyığını kesmiş, saçını boyamıș.*
devamını gör...
başka bir yazar gibi entry gir
muşlettin amcam ve vıttırı vızzııkk adamları.
devamını gör...
yazarların benzediği araçlar
köşede unutulmuş lada samara'yım.
dijital ve aşırı hızlı ilerleyen bu dünyaya adapte olabilmem için dışarıdan birilerinin beni ittirmesi lazım. sabahları hayata karışmadan evvel uzun uzun rölantide bekliyorum. soğuk bir insanım, ısınmam lazım aynı lada gibi. o ısınma raddesine gelene kadar gürültülüyümdür, sarsıntılıyımdır, biraz da huysuz... ama bir kere o motorun sıcaklığını buldum mu, bir daha kimseyi yarı yolda bırakmam. *
dijital ve aşırı hızlı ilerleyen bu dünyaya adapte olabilmem için dışarıdan birilerinin beni ittirmesi lazım. sabahları hayata karışmadan evvel uzun uzun rölantide bekliyorum. soğuk bir insanım, ısınmam lazım aynı lada gibi. o ısınma raddesine gelene kadar gürültülüyümdür, sarsıntılıyımdır, biraz da huysuz... ama bir kere o motorun sıcaklığını buldum mu, bir daha kimseyi yarı yolda bırakmam. *
devamını gör...
kocamseksüel
hayatı boyunca sadece sevdiği adama duygusal ve fiziksel bağlılık hisseden kadını* tanımlayan kelime.
(bkz: emine pir zola)
(bkz: emine pir zola)
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
hür ve kabul edilmiş masonlar derneği'ne kayyum atanması
artık halka açılsın çaycı alsınlar kayyum da dışarıdan lahmacun falan söylesin. düşünsene masonlar toplanıyor kurye elinde lahmacunlarla içeri dalıyor falan. her yer niye karanlık ya asdfghjk.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
bayılıyorum bu çifte çok şirinler.allah mutluluklarını daim etsin inşallah.
devamını gör...
janis joplin
bir barda ışıklar hafifçe kısılmışken sahneye çıkan biri, daha ilk cümlede sesi çatlar. normal şartlarda bu bir kusur sayılır “falsolu söyledi” der geçeriz. ama burada kimse öyle bir şey demez. çünkü o çatlak, şarkının ta kendisi gibi durur. işte bu güzel varlık hayata tam da böyle bir yerden girdi.
port arthur, texas gibi muhafazakâr ve dar bir kasabada büyüdü. lise yıllarında dışlanan, “tuhaf kız” muamelesi görenlerden biriydi. fazla farklı, fazla açık sözlü, fazla yerinde duramayan biri olmak, o dönemde insanı doğrudan hedef hâline getiriyordu. sonra yönünü san francisco’ya çevirdi. 60’ların o dağınık, herkesin bir anlam aradığı karşı-kültür sahnesine adım attı.
her şeyin değiştiği o kritik an, monterey pop festivali’nde yaşandı. (bkz: big brother and the holding company) ile sahnedeyken “ball and chain”i seslendirdi. bu, sıradan bir performans değildi. adeta bir parçalanma, bir iç dökümüydü. izleyenler ilk kez tanık oluyordu ve aynı cümleyi kuruyorlardı: “bu kız başka.”
janis’in blues tutkusu yüzeysel bir hayranlıktan ibaret değildi. (bkz: bessie smith) onun için neredeyse kutsal bir figürdü. öyle ki, bessie smith’in ölümünden yıllar sonra mezarının bakımsız ve işaretsiz olduğunu öğrenince, juanita green ile birlikte mezar taşını kendi cebinden yaptırdı. üstüne de şu yazıyı seçti: “the greatest blues singer in the world will never stop singing.” sadece dinleyici değil, bir borç duygusu taşıyan biriydi.
elbette işin karanlık yüzü de vardı. alkol, eroin, sürekli iniş çıkışlar.. sahnede yükseldikçe kendi içinde çözülüyordu. “piece of my heart” gibi parçalarda duyduğunuz, sadece güçlü bir vokal değil, bir insanın içinden koparıp çıkardığı parçalardı.
ölümü de o dönemin klasik trajedilerinden biri oldu. 27 yaşında, 4 ekim 1970’te los angeles’taki otel odasında yüksek doz nedeniyle hayatını kaybetti. garip olan şey, giderken “bitmiş” gibi gitmiyordu. hâlâ üretim hâlindeydi. “pearl” albümü üzerinde çalışıyordu ve odasında yarım kalmış notlar, yarım kalmış planlar vardı. bir sonraki gün stüdyoda vokal kaydı yapacaktı.
onu benim için özel kılan şey, güzel şarkı söylemesi değildi. çoğu insan sesini bir kalkan gibi kullanır, kendini saklar. janis, tam tersine sesiyle kendini ele verirdi. o çatlaklar, o acılar, o hamlık.. hepsi olduğu gibi ortadaydı. işte bu yüzden, hâlâ dinlerken içime işliyor.
port arthur, texas gibi muhafazakâr ve dar bir kasabada büyüdü. lise yıllarında dışlanan, “tuhaf kız” muamelesi görenlerden biriydi. fazla farklı, fazla açık sözlü, fazla yerinde duramayan biri olmak, o dönemde insanı doğrudan hedef hâline getiriyordu. sonra yönünü san francisco’ya çevirdi. 60’ların o dağınık, herkesin bir anlam aradığı karşı-kültür sahnesine adım attı.
her şeyin değiştiği o kritik an, monterey pop festivali’nde yaşandı. (bkz: big brother and the holding company) ile sahnedeyken “ball and chain”i seslendirdi. bu, sıradan bir performans değildi. adeta bir parçalanma, bir iç dökümüydü. izleyenler ilk kez tanık oluyordu ve aynı cümleyi kuruyorlardı: “bu kız başka.”
janis’in blues tutkusu yüzeysel bir hayranlıktan ibaret değildi. (bkz: bessie smith) onun için neredeyse kutsal bir figürdü. öyle ki, bessie smith’in ölümünden yıllar sonra mezarının bakımsız ve işaretsiz olduğunu öğrenince, juanita green ile birlikte mezar taşını kendi cebinden yaptırdı. üstüne de şu yazıyı seçti: “the greatest blues singer in the world will never stop singing.” sadece dinleyici değil, bir borç duygusu taşıyan biriydi.
elbette işin karanlık yüzü de vardı. alkol, eroin, sürekli iniş çıkışlar.. sahnede yükseldikçe kendi içinde çözülüyordu. “piece of my heart” gibi parçalarda duyduğunuz, sadece güçlü bir vokal değil, bir insanın içinden koparıp çıkardığı parçalardı.
ölümü de o dönemin klasik trajedilerinden biri oldu. 27 yaşında, 4 ekim 1970’te los angeles’taki otel odasında yüksek doz nedeniyle hayatını kaybetti. garip olan şey, giderken “bitmiş” gibi gitmiyordu. hâlâ üretim hâlindeydi. “pearl” albümü üzerinde çalışıyordu ve odasında yarım kalmış notlar, yarım kalmış planlar vardı. bir sonraki gün stüdyoda vokal kaydı yapacaktı.
onu benim için özel kılan şey, güzel şarkı söylemesi değildi. çoğu insan sesini bir kalkan gibi kullanır, kendini saklar. janis, tam tersine sesiyle kendini ele verirdi. o çatlaklar, o acılar, o hamlık.. hepsi olduğu gibi ortadaydı. işte bu yüzden, hâlâ dinlerken içime işliyor.
devamını gör...
başka bir yazar gibi entry gir
geçen gün yolda yürürken beni bir bayat ekmek uğruna dövdüler. meğersem bayat ekmek zaten benim değilmiş. gözümü hacettepe acilde açtım. nerede olduğumu anlamaya çalışırken gördüğüm bir rüya sayesinde ünlü olmuşum.. ünlü olmanın ekmeğini afyonda bir tır otobüsünün arkasında yedim. orada ne işim vardı hala anlatırken anlamıyorum. ama herkes de çok uyanık zaten.
devamını gör...
bir lira var mı abi
enflasyon etkisi ile (bkz: yüz lira var mı abi) şeklinde evrimleşmiştir.
devamını gör...
diko
bir de bmc tm 140 vardı. bu çöp kamyonu mahalleye girdiği anda o canını yidiğim dızzzzzzzt sesini çıkardı mı hepimiz camlara yapışırdık.
hayrandık buna ya.
hayrandık buna ya.
devamını gör...
meydan savaşında beyler sis atmak yasak denmesine rağmen sis bombası atan yeniçeri askeri
sütre oluşturmaktan vazgeçemeyen askerdir.
devamını gör...



