zaman tüneli
sert güç
son beş hafta içinde, orta doğu’daki tüm zengin arap devletleri kıymetli bir ders aldı: para güç değildir; güç, güçtür.
dani blekman
devamını gör...
bir dizi repliği bırak
3310 dan tüm birimlere!
3310 dan tüm birimlere!
diyarbakır halkına zulmedeni yakarıım!
3310 dan tüm birimlere!
diyarbakır halkına zulmedeni yakarıım!
devamını gör...
ben kimin feykiyim
ben yazarın arkasına geçip, önce ellerimi saçlarında gezdirip sonra sol kulak memesinin o ince, narin boyunla birleştiği noktadan feykliyorum.
gerisiyle ilgilenmiyorum.
gerisiyle ilgilenmiyorum.
devamını gör...
kibir
ruh'un esir dustugu cellat ya da dusmandir.
ozgur kalamayan ruh da celladina asik olmaya zorlanir.
bu dunya da bu acikli hikayenin hatrina donmeye devam eder.
ozgur kalamayan ruh da celladina asik olmaya zorlanir.
bu dunya da bu acikli hikayenin hatrina donmeye devam eder.
devamını gör...
kibir
kırılgandır. kibirlinin muhabbeti sarmaz, iyi bir espri yaparsın alınır falan..
devamını gör...
çay içmeyince başın ağrıması
şu olayı yaşayanlar bir dernek kursa başkanı ben olurdum herhalde. su sevmediğim için içemiyorum. alkolü bıraktım, asitli içeyi bıraktım. kahve ve türevlerini sevmem. meyve suyu falan içmem. tükettiğim tek sıvı çay. tüm sıvı ihtiyacımı çayla karşılıyorum. asla tamam raddem de yok. bardağım devamlı dolu. işe geldiğimde kıyamet kopuyor olsa bile önce çayımı demliyorum. deli yürek'teki kuşçuya döndüm.
son bir saatin öleceksin dilediğini yap deseler gitmeden güzel bir çay içerim. damarlarımda kan diye demli çay geziyor.
son bir saatin öleceksin dilediğini yap deseler gitmeden güzel bir çay içerim. damarlarımda kan diye demli çay geziyor.
devamını gör...
1 liralık poşet için kasiyer kadını döverek hastanelik etmek
zaten ağır koşullarda çalışan emekçi kadına erkeklik yapan bir dallamanın icraatı. marketteki kadına bunu yapan evindeki kadına neler yapıyordur. yazık bunla evli bir kadın varsa.
her mahallede kendini kral ilan eden tiplerin olduğu çağdayız. daltonu, casperı, redkiti ayrı zaten. umarım bunların ordakilerde biraz onur vardır da şu lavuğa hakkını verir. bir an için o kadının eşiniz olduğunu düşünerek izlerseniz sinir krizi geçiriyorsunuz. birileri yüreğimizi soğutmalı yoksa bu ülkede çıldırıcaz.
emekçi ablaya çok geçmiş olsun. oevladı pipetle beslensin.
her mahallede kendini kral ilan eden tiplerin olduğu çağdayız. daltonu, casperı, redkiti ayrı zaten. umarım bunların ordakilerde biraz onur vardır da şu lavuğa hakkını verir. bir an için o kadının eşiniz olduğunu düşünerek izlerseniz sinir krizi geçiriyorsunuz. birileri yüreğimizi soğutmalı yoksa bu ülkede çıldırıcaz.
emekçi ablaya çok geçmiş olsun. oevladı pipetle beslensin.
devamını gör...
kibir
bende olan hede hödö.
devamını gör...
çay içmeyince başın ağrıması
çay içmeyeee eeeniii iii iii iii iiinnn,başıııı ııı ıııı aaaaağğrısıııı ıııı ııı ıııııı ııııı ııııınn.
(bkz: oruç tutmayanın başı ağrısın)
(bkz: oruç tutmayanın başı ağrısın)
devamını gör...
1 liralık poşet için kasiyer kadını döverek hastanelik etmek
fatura paralarını enpara'da günlük faizde bekletsin birkaç tane poşet parası çıksın işte. ne gerek var?
devamını gör...
ben kimin feykiyim
feykimin kahyası mısın.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydınlar.
bugün istanbul'a gideceğim ve mutlu olduğum tek konu kedimi görecek olmam.
çok özledim minik danayı.
onun dışında dördüncü kahvemi içiyorum, lanet metrobüs yolculuğunda sakin kalabilmeyi diliyorum ve sigara içmek için bahçeye çıkıyorum.
o yüzden bay.
inş gününüz güzel geçer.
bugün istanbul'a gideceğim ve mutlu olduğum tek konu kedimi görecek olmam.
çok özledim minik danayı.
onun dışında dördüncü kahvemi içiyorum, lanet metrobüs yolculuğunda sakin kalabilmeyi diliyorum ve sigara içmek için bahçeye çıkıyorum.
o yüzden bay.
inş gününüz güzel geçer.
devamını gör...
türk rock tarihinin en sağlam parçası
biraz rock, biraz metal, biraz da arada kalan o gri bölgeyle harmanlanmış bir liste oldu. kimisi oda sıcaklığında akıp gider, kimisi gelip hayatın tam ortasına oturur.
yavuz çetin - yaşamak istemem
radical noise - çığlık
murder king - demokrasi
kaptan kadavra - et ve kemik
objektif - mutlu ölüm
hayko cepkin - yol gözümü dağlıyor
moğollar - ıssızlığın ortasında
barış manço - dönence
cem karaca - ay karanlık
kreş - yarım kalan şarap
tibet ağırtan - yat geliyorum
kesmeşeker - ne zaman gitti tren
grizu - bira ve kahve
karapaks - beni bir melek öldürdü
whiskey - yak bizi
kurban - yine
reflex - sen hep benimsin
çilekeş - yok
kramp - lan noldu
mavi sakal - çektir git
pentagram - sonsuz
orhan atasoy - satırlara sığmadın
erkin koray - akrebin gözleri
razor ınc - engeller
soul sacrifice - keşke
not: false in truth, blacktooth ve ascraeus gibi grupların da ıskalanmaması gerektiğini eklemek gerekir.
yavuz çetin - yaşamak istemem
radical noise - çığlık
murder king - demokrasi
kaptan kadavra - et ve kemik
objektif - mutlu ölüm
hayko cepkin - yol gözümü dağlıyor
moğollar - ıssızlığın ortasında
barış manço - dönence
cem karaca - ay karanlık
kreş - yarım kalan şarap
tibet ağırtan - yat geliyorum
kesmeşeker - ne zaman gitti tren
grizu - bira ve kahve
karapaks - beni bir melek öldürdü
whiskey - yak bizi
kurban - yine
reflex - sen hep benimsin
çilekeş - yok
kramp - lan noldu
mavi sakal - çektir git
pentagram - sonsuz
orhan atasoy - satırlara sığmadın
erkin koray - akrebin gözleri
razor ınc - engeller
soul sacrifice - keşke
not: false in truth, blacktooth ve ascraeus gibi grupların da ıskalanmaması gerektiğini eklemek gerekir.
devamını gör...
günaydın sözlük
mutluluğun peşimizden ayrılmadığı bir gün olsun dileklerimizle , günaydın herkese.
devamını gör...
cin çıkar 3 kere iyi ovalarsan
+kızım kıpırdama çıkıyor ahhhhh! peçeteyi uzat yavrum çok fena çıktı.
-noldu hocam?
+çıktı çıktı geçmiş olsun.
-noldu hocam?
+çıktı çıktı geçmiş olsun.
devamını gör...
kibir
insanın asla yenemeyeceği, aksine her gün terbiye ederek azaltmaya çalışacağı bir savunma mekanizması kibir... içteki yetersizlik hissini örtmeye yarayan, "ben üstünüm!" derken bile korunma, dahası da onaylama ihtiyacı hissettiren bir şey kibir.
insan okudukça, izledikçe, dinledikçe, bir şeyler yaptıkça içten içe sahip olduğu donanımlar neticesiyle benim standartlarım herkesin üzerinde algısına dönüşüyor. kendimden biliyorum... belki de kibir hayatımdaki en raharsız olduğum şeylerden birisiydi. yenmek için en çok çabaladım şey...
iş ortamı, sosyal medya, cart curt... herkes bir yarış halinde olunca ister istemez bir kıyasın içinde buluyor insan kendini ve kibir en çok buradan besleniyor...
insan önce bunu kabul edip daha sonrasında geçici olduğunu hatırlamaya başlıyor. aslında hatırlamak yanlış olabilir, dank ediyor kafasına... kocaman bir dank! dıkşın da diyebilirim.
sonradında her insandan ufak da olsa bir şeyler kazandığını fark etmesi de terbiye etmesine yardım ediyor... dinleme pratiği başlıyor hemen ardından, karşıdaki insanı gerçekten dinlemek... en çok yardımı bu yapıyor kibirle savaşırken... en sonunda takdir etmeyi, içinden gelerek takdir etmeyi başardığında anlıyorsun bir şeylerin değiştiğini...
lakin en sonunda onu en çok besleyen şeylere geri dönünce anlıyorsun asla yenemeyeceğini, aksine daha fazla güçlenip tüm ruhunu kemirmeye devam edeceğini...
insan okudukça, izledikçe, dinledikçe, bir şeyler yaptıkça içten içe sahip olduğu donanımlar neticesiyle benim standartlarım herkesin üzerinde algısına dönüşüyor. kendimden biliyorum... belki de kibir hayatımdaki en raharsız olduğum şeylerden birisiydi. yenmek için en çok çabaladım şey...
iş ortamı, sosyal medya, cart curt... herkes bir yarış halinde olunca ister istemez bir kıyasın içinde buluyor insan kendini ve kibir en çok buradan besleniyor...
insan önce bunu kabul edip daha sonrasında geçici olduğunu hatırlamaya başlıyor. aslında hatırlamak yanlış olabilir, dank ediyor kafasına... kocaman bir dank! dıkşın da diyebilirim.
sonradında her insandan ufak da olsa bir şeyler kazandığını fark etmesi de terbiye etmesine yardım ediyor... dinleme pratiği başlıyor hemen ardından, karşıdaki insanı gerçekten dinlemek... en çok yardımı bu yapıyor kibirle savaşırken... en sonunda takdir etmeyi, içinden gelerek takdir etmeyi başardığında anlıyorsun bir şeylerin değiştiğini...
lakin en sonunda onu en çok besleyen şeylere geri dönünce anlıyorsun asla yenemeyeceğini, aksine daha fazla güçlenip tüm ruhunu kemirmeye devam edeceğini...
devamını gör...
1 nisan 2026 artemis 2 görevi ile aya gidilmesi
mürettebatı taşıyan kapsül okyanusa indi. ekip kapsülden çıkarılıyor.
bu macera da burada biter. 1 milyon 118 bin kilometre yol kat ettiler. vay babayın bıyığına s.
bu macera da burada biter. 1 milyon 118 bin kilometre yol kat ettiler. vay babayın bıyığına s.
devamını gör...
eroin güncesi
kimi eserler gibi yıllardır küçük bir okur çevresinde konuşulan, anlatıldıkça etrafında bir sis oluşan metinlerden biri. bir kesim için türk edebiyatının en karanlık eserlerinden, başka bir kesim için ise sadece “bir bağımlının notları.” haliyle insanda tuhaf bir mesafe duygusu oluşuyor. çünkü çok efsaneleştirilen şeylerin çoğu zaman içi boş çıkar. ama kimi metinler gerçekten boşuna konuşulmaz.
kitaba başladığınızda ilk fark edilen şey şu oluyor. ortada klasik anlamda bir roman yok. olay örgüsü yok, kahraman yok, büyük kırılma noktaları yok. daha çok bir insanın zihninden dökülen parçalar var. sanki birinin cebinden düşmüş, yarım kalmış bir defteri okuyormuşsunuz gibi. zaten kanat güner’i farklı kılan şey de tam olarak bu. samimiyet değil, çıplaklık. metnin içinde edebi bir mesafe yok. cümleler çoğu zaman kısa, kırık ve yorgun. bazen bir düşünce yarıda kesiliyor, bazen bir cümle hiçbir yere varmıyor.
ama bir süre sonra insan şunu fark ediyor. bu dağınıklık aslında metnin kusuru değil. metnin kendisi zaten bir dağılma.
birçok kişi kitabı uyuşturucu üzerinden okuyor. oysa eroin güncesi aslında bir bağımlılık kitabı da değil. eroin merkezde duruyor gibi görünse de dikkatle bakınca başka bir şey ortaya çıkıyor. varoluş yorgunluğu. kanat güner’in dünyasında büyük idealler yok. hayatı değiştirme isteği yok. hatta çoğu zaman yaşama isteğinin kendisi bile yok. sadece zamanın akmasına izin veren bir bilinç var.
bir noktadan sonra kitap şu soruya dönüşüyor. insan gerçekten yaşamak zorunda mıdır?
tam burada metnin tonu ister istemez başka bir yere bağlanıyor. okurken yer yer yeraltı edebiyatını, yer yer varoluşçu düşünceyi, hatta bazen dostoyevski’nin yeraltı insanını hatırlıyorsunuz. çünkü metnin satır aralarında dolaşan ruh hali çok tanıdık. dünyaya uyum sağlayamayan bir bilinç. ama kanat güner’in farkı şu. dostoyevski’nin karakterleri acı çeker, bağırır, kendileriyle kavga eder. kanat güner’in metninde ise o kavga bile yok. sadece yavaş bir silinme hali var.
sanki hayat bir noktada onun omzuna dokunup şöyle demiş gibi. “sen yorulmuşsun.” ve o da buna itiraz etmemiş.
belki de eroin güncesi’ni bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. kitap büyük bir trajedi anlatmıyor. gürültülü bir çöküş de yok. daha çok insanın kendi hayatından yavaş yavaş çekilmesini izliyorsunuz. gürültüsüz bir yok oluş.
kanat güner bugün türk edebiyatında dev bir isim olarak anılmıyor olabilir. ama bazen edebiyat tarihini kalın romanlar değil, ince ama keskin metinler hatırlatır. eroin güncesi de tam olarak böyle bir metin. çünkü bazı kitaplar iyi yazıldıkları için değil, fazla dürüst oldukları için rahatsız edicidir.
ve bazı metinler vardır ki okur bitirdiğinde hikayeyi değil, şu soruyu yanında götürür.
insan gerçekten ne zaman ölür. kalbi durduğunda mı, yoksa hayata olan merakı bittiğinde mi?
kitaba başladığınızda ilk fark edilen şey şu oluyor. ortada klasik anlamda bir roman yok. olay örgüsü yok, kahraman yok, büyük kırılma noktaları yok. daha çok bir insanın zihninden dökülen parçalar var. sanki birinin cebinden düşmüş, yarım kalmış bir defteri okuyormuşsunuz gibi. zaten kanat güner’i farklı kılan şey de tam olarak bu. samimiyet değil, çıplaklık. metnin içinde edebi bir mesafe yok. cümleler çoğu zaman kısa, kırık ve yorgun. bazen bir düşünce yarıda kesiliyor, bazen bir cümle hiçbir yere varmıyor.
ama bir süre sonra insan şunu fark ediyor. bu dağınıklık aslında metnin kusuru değil. metnin kendisi zaten bir dağılma.
birçok kişi kitabı uyuşturucu üzerinden okuyor. oysa eroin güncesi aslında bir bağımlılık kitabı da değil. eroin merkezde duruyor gibi görünse de dikkatle bakınca başka bir şey ortaya çıkıyor. varoluş yorgunluğu. kanat güner’in dünyasında büyük idealler yok. hayatı değiştirme isteği yok. hatta çoğu zaman yaşama isteğinin kendisi bile yok. sadece zamanın akmasına izin veren bir bilinç var.
bir noktadan sonra kitap şu soruya dönüşüyor. insan gerçekten yaşamak zorunda mıdır?
tam burada metnin tonu ister istemez başka bir yere bağlanıyor. okurken yer yer yeraltı edebiyatını, yer yer varoluşçu düşünceyi, hatta bazen dostoyevski’nin yeraltı insanını hatırlıyorsunuz. çünkü metnin satır aralarında dolaşan ruh hali çok tanıdık. dünyaya uyum sağlayamayan bir bilinç. ama kanat güner’in farkı şu. dostoyevski’nin karakterleri acı çeker, bağırır, kendileriyle kavga eder. kanat güner’in metninde ise o kavga bile yok. sadece yavaş bir silinme hali var.
sanki hayat bir noktada onun omzuna dokunup şöyle demiş gibi. “sen yorulmuşsun.” ve o da buna itiraz etmemiş.
belki de eroin güncesi’ni bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. kitap büyük bir trajedi anlatmıyor. gürültülü bir çöküş de yok. daha çok insanın kendi hayatından yavaş yavaş çekilmesini izliyorsunuz. gürültüsüz bir yok oluş.
kanat güner bugün türk edebiyatında dev bir isim olarak anılmıyor olabilir. ama bazen edebiyat tarihini kalın romanlar değil, ince ama keskin metinler hatırlatır. eroin güncesi de tam olarak böyle bir metin. çünkü bazı kitaplar iyi yazıldıkları için değil, fazla dürüst oldukları için rahatsız edicidir.
ve bazı metinler vardır ki okur bitirdiğinde hikayeyi değil, şu soruyu yanında götürür.
insan gerçekten ne zaman ölür. kalbi durduğunda mı, yoksa hayata olan merakı bittiğinde mi?
devamını gör...
uganda şempanze savaşı

az kaldı, bunlar yakında birleşir, bize dalarlar.
(bkz: maymunlar cehennemi)
(bkz: uganda'da kartlar yeniden dağıtılıyor)
devamını gör...
