zaman tüneli
kayısı
çok premium bir meyve bu, tazesi cennetten düşme gibi, kurusu desen ayrı güzel , kompostosu hem sade hem karanfilli ayrı güzel en sevdiğim içeceklerden. mükemmel bir tat.
devamını gör...
kayısı
zamaninda girdigim bi entryde yalan soyledigim meyve. #1081138 en sevdigim meyve demisim, yalan attim. benim bazi entrylerde kasten ve sebepsizce yalan attigim oluyor, o entry'lerden biri. pilavin ustunde iyi gider yine de. evet.
devamını gör...
haber izlerken sunucuya yanlış anlatıyorsun demek
bunu çok sık yapıyorum. televizyondaki sunucu beni duymuyor ama ben içimi dökmüş oluyorum. bazen yorumcularla da hararetli bir şekilde tartışıyorum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
#3952159 burada olan şey fikir belirtmek olsa idi kimse cellanlenmez kimse coşmaz idi.
bu bir etkiye tepki durumu. sen yıllarca ezilmişlik naraları ile tepesine çıktığın, mafyalasarak ülkenin en önemli ekonomik kapılarından biri olan turizm sahalarına çöktüğün, binlerce gencinin hayatını karartıp "devlet bize bakmiiirr" diye çığlıklar atıp, uydurma olaylar ve sloganlar ile hayatın her alanını terörize ettikten sonra reaksiyon veren insanlara tepki gösteremezsin.
ben kendi milletimin siyasi ajandasini masum görünüşlü aslı propaganda olan metinlerde dayatmıyor isem sen de yapamazsın.
fransız ve italyan örnekleri ise talihsiz olmuş biri milliyetçilik kavramını oluşturan ulus diğeri bunun en radikalini yaratan ulus.
siz istiyor meydan boş at koşturmak biz istiyor meydan sahipsiz değil siz bilmek.
not: sen veya siz hitapları şahsa değil genel olarak bir kitle örneklendirilerek kurulmuştur yoksa hepimiz pamuk gibi insanlarız. kardeşlik, barış falan filan işte
bu bir etkiye tepki durumu. sen yıllarca ezilmişlik naraları ile tepesine çıktığın, mafyalasarak ülkenin en önemli ekonomik kapılarından biri olan turizm sahalarına çöktüğün, binlerce gencinin hayatını karartıp "devlet bize bakmiiirr" diye çığlıklar atıp, uydurma olaylar ve sloganlar ile hayatın her alanını terörize ettikten sonra reaksiyon veren insanlara tepki gösteremezsin.
ben kendi milletimin siyasi ajandasini masum görünüşlü aslı propaganda olan metinlerde dayatmıyor isem sen de yapamazsın.
fransız ve italyan örnekleri ise talihsiz olmuş biri milliyetçilik kavramını oluşturan ulus diğeri bunun en radikalini yaratan ulus.
siz istiyor meydan boş at koşturmak biz istiyor meydan sahipsiz değil siz bilmek.
not: sen veya siz hitapları şahsa değil genel olarak bir kitle örneklendirilerek kurulmuştur yoksa hepimiz pamuk gibi insanlarız. kardeşlik, barış falan filan işte
devamını gör...
fransa
bana rte'nin hakikaten de dünya lideri olduğunu kanıtlamış ülke. sarı pipi trump'un kimi icraatleri sonrasında sosyal medyada çok dönen bi geyik vardı. bize küçük amerika derlerdi, trump sağolsun abd büyük türkiye oldu diye. türkiye'de olabilecek şeyler abd'de oluyor, sarı pipi bizim reisten ilham alıyor benzeri bir geyik. bugün içerden aldığım bilgilerle kani oldum ki bizim reyis fransa ve macron'u da kendisine benzetmiş. toplaşın anlatayım. biraz uzun olacak. eğer aramızda make france great againci, macron dünya lideri kafasında olanlar varsa ayrılabilir.
fransa'da eğitim almak isteyen öğrenciler için danışmanlık hizmeti veren bir firmada çalışıyorum. firmamızın paris ofisi ve fransa'daki okullarla yazışmalarını yapmak üzere geçen ay doğma büyüme fransız bir kız bizde işe başladı. bir türkle evli olup, 1 yıldır burda yaşadığı için mükemmel olmasa da idare eder türkçesi var kızın. bugün ofis interneti kesik olduğundan ve buna rağmen bizi eve yollamayan patronumuz sayesinde; ben, fransız kız ve diğer türk danışman sohbet etmeye başladık. ben de bir iki gündür x'te fransız taymını, fransız gazetelerini falan okuyorum. hani içerik çıkar belki diye ve bugün kıza sordum. fransa'nın en büyük sıkıntısı, sizin en çok şikayet ettiğiniz şey ne diye. kız 23 yaşında bu arada ve bir senedir tr'de yaşıyor. bunu unutmayın.
kızın düşünmeden verdiği ilk cevap; fransızlara özgü mimik ve jestler ile boğulurmuş gibi yaparcasına macron! oldu. dedim herkes şikayet ediyor macron'dan ama biz bilmiyoruz burada ne yapıyor bu adam da sevmiyorsunuz diye. kız anlatmaya başladı. madde madde yazıyorum.
- ben üniversitede okurken çok rahat geçinebiliyor, gezebiliyor, eğlenebiliyordum. şu an öğrenci olmasam çalışıyor olsam bile geçinmek çok zor dedi. eee dedim biz senelerdir çekiyoruz bunu. evet ama dedi önceki başkan hollande sadece duruyor hiç bişi yapmıyordu, macron her şeyi mahfetti. orta sınıf kalmadı dedi. insanlar ya çok zengin ya da çok fakir ve macron her yaptığıyla bu durumu daha kötüye götürüyor dedi. aklıma gül'ün pasif cbaşkanlığı dönemindeki nispeten daha iyi yaşam şartları ve rte ile girdiğimiz asrın türkiyesi dönemi ekonomisi geldi. bıyık altından güldüm. kız devam etti.
- benim anne babam öğretmen(50-55 yaşlarındalar) . emeklilik yaşı sürekli yükseldi(65ken 67 olmuş) ve emekli olsalar bile emekli maaşıyla geçinmeleri çok zor. o yüzden çalışmaya devam edecekler dedi. kızın büyük ebeveynleri emekli olup ev almışlar, benimkiler sıkıntıda dedi. o lalalala çok tanıdık geldi bu durum bana yine. benim peder(75) zamanında safranbolu vergi rekortmeni olmuş, kenara biz için az çok bi para koymuş, bu süreçte de gezmiş tozmuş, bi kaç ev-araba almış etmiş kişiler. ancak benim bunu yapabilmem hayalden öte.
- umut yok. umut bitti. macron umudu öldürdü dedi. kız fransa'da grandes ecoles(ordaki sistemde çok prestijli okullar) mezunu bir coğrafyacı. benim orda iş bulmam imkansız dedi. ya akademide kalacaktım ya öğretmen olacaktım ya da çevre planlamacısı olacaktım ama 3 ihtimal de çok zor dedi. biz 15 kişi mezun olduk. bir kişi kendi işini yapıyor, o da bi tanıdığı ile işe girdi dedi. bi arkadaşım hasta bakıyor, başka bi arkadaşım markette çalışıyor ve hiç kimsenin umudu yok dedi. içimden; kız herhalde bugün sıkıntıdan halk tv falan izledi, bu kadarı da abartıdır aqüüüğ diye düşünürken ee dedim sizin halk hakkını savunan, sol ağırlıklı kimseler. bir sürü eylemler falan oldu. kız dedi ki; benim ailem de komünist zaten ama muhalefete baskı o kadar çok ki polis çok sert, kuzenim gözaltında işkence gördü, eskisi kadar etkisi kalmadı eylemlerin dedi.
- ben karabüklüyüm. kız da benim gibi başkente bi iki saat uzaklıkta bi kasabada büyümüş. çocukken çok güvenliydi her yer, herkes. şimdi göçmenler yüzünden doğduğum şehirde rahat gezemiyorum, paris'i hiç söylemiyorum bile dedi. eee dedim le pen göçmen karşıtı, ona oy verin falan. o da soyguncu, şovcu falan bişiler anlattı.
- macron kendini bi halt sanıyor, avrupayı ve dünyayı yönettiğini iddia ediyor ama afrika ülkelerindeki temaslarında yaptıkları, söylemleri çok ayıp bizi rezil ediyor dedi.
- kızın bitirme tezi fransız döneminden günümüze suriye coğrafyası/demografisi tarzı bişeymiş. suriye üzerine çok araştırma yapmış ve çalışmış. bizim suriye ve göç politikamız üzerine enfes çıkarımlar yaptı ve dedi ki, sizin suriyelileri kabul edip sonra göndermek istemenizi anlıyorum. ama bizimkilerin politikasını, afrikan sömürgelerinden gelen göçmenlere olan yaklaşımı anlamam mümkün değil dedi. o konuda da macron'a ve ülkesine giydirdi. hem sömürmüşsüz, hem zulmetmişiz hem de şimdi sürekli kabul edip entegre etmeye ya da göndermeye çalışmıyoruz. ucuz iş gücü olarak kullanıp zenginleri daha zengin ediyoruz dedi.
turizmden eğitime daha bir çok şey konuşulduktan sonra anladım ki dünyayı bizim reis ve benzerleri yönetiyor, aynı politikaları güdüyor hepsi. rte harbiden dünya lideri ve onun tr'yi yönetiş biçimi bütğn dünyayı etkiliyor. önce abd şimdi fransa, daha önce de almanya için dinlemiştim benzeri şeyler. dünyayı tayyipçikler yönetiyor arkadaşlar.
sevinin. bir tek biz bunları yaşıyoruz sanıp depreşyona giriyor, evropa'ya özeniyorduk. ama kızın anlattığına göre 3-4 sene içinde onlar da bizle aynı yola girmiş.
üzülün. umut, ümit gibi şeyler dünya geneli için bizden çok uzak.
fransa'da eğitim almak isteyen öğrenciler için danışmanlık hizmeti veren bir firmada çalışıyorum. firmamızın paris ofisi ve fransa'daki okullarla yazışmalarını yapmak üzere geçen ay doğma büyüme fransız bir kız bizde işe başladı. bir türkle evli olup, 1 yıldır burda yaşadığı için mükemmel olmasa da idare eder türkçesi var kızın. bugün ofis interneti kesik olduğundan ve buna rağmen bizi eve yollamayan patronumuz sayesinde; ben, fransız kız ve diğer türk danışman sohbet etmeye başladık. ben de bir iki gündür x'te fransız taymını, fransız gazetelerini falan okuyorum. hani içerik çıkar belki diye ve bugün kıza sordum. fransa'nın en büyük sıkıntısı, sizin en çok şikayet ettiğiniz şey ne diye. kız 23 yaşında bu arada ve bir senedir tr'de yaşıyor. bunu unutmayın.
kızın düşünmeden verdiği ilk cevap; fransızlara özgü mimik ve jestler ile boğulurmuş gibi yaparcasına macron! oldu. dedim herkes şikayet ediyor macron'dan ama biz bilmiyoruz burada ne yapıyor bu adam da sevmiyorsunuz diye. kız anlatmaya başladı. madde madde yazıyorum.
- ben üniversitede okurken çok rahat geçinebiliyor, gezebiliyor, eğlenebiliyordum. şu an öğrenci olmasam çalışıyor olsam bile geçinmek çok zor dedi. eee dedim biz senelerdir çekiyoruz bunu. evet ama dedi önceki başkan hollande sadece duruyor hiç bişi yapmıyordu, macron her şeyi mahfetti. orta sınıf kalmadı dedi. insanlar ya çok zengin ya da çok fakir ve macron her yaptığıyla bu durumu daha kötüye götürüyor dedi. aklıma gül'ün pasif cbaşkanlığı dönemindeki nispeten daha iyi yaşam şartları ve rte ile girdiğimiz asrın türkiyesi dönemi ekonomisi geldi. bıyık altından güldüm. kız devam etti.
- benim anne babam öğretmen(50-55 yaşlarındalar) . emeklilik yaşı sürekli yükseldi(65ken 67 olmuş) ve emekli olsalar bile emekli maaşıyla geçinmeleri çok zor. o yüzden çalışmaya devam edecekler dedi. kızın büyük ebeveynleri emekli olup ev almışlar, benimkiler sıkıntıda dedi. o lalalala çok tanıdık geldi bu durum bana yine. benim peder(75) zamanında safranbolu vergi rekortmeni olmuş, kenara biz için az çok bi para koymuş, bu süreçte de gezmiş tozmuş, bi kaç ev-araba almış etmiş kişiler. ancak benim bunu yapabilmem hayalden öte.
- umut yok. umut bitti. macron umudu öldürdü dedi. kız fransa'da grandes ecoles(ordaki sistemde çok prestijli okullar) mezunu bir coğrafyacı. benim orda iş bulmam imkansız dedi. ya akademide kalacaktım ya öğretmen olacaktım ya da çevre planlamacısı olacaktım ama 3 ihtimal de çok zor dedi. biz 15 kişi mezun olduk. bir kişi kendi işini yapıyor, o da bi tanıdığı ile işe girdi dedi. bi arkadaşım hasta bakıyor, başka bi arkadaşım markette çalışıyor ve hiç kimsenin umudu yok dedi. içimden; kız herhalde bugün sıkıntıdan halk tv falan izledi, bu kadarı da abartıdır aqüüüğ diye düşünürken ee dedim sizin halk hakkını savunan, sol ağırlıklı kimseler. bir sürü eylemler falan oldu. kız dedi ki; benim ailem de komünist zaten ama muhalefete baskı o kadar çok ki polis çok sert, kuzenim gözaltında işkence gördü, eskisi kadar etkisi kalmadı eylemlerin dedi.
- ben karabüklüyüm. kız da benim gibi başkente bi iki saat uzaklıkta bi kasabada büyümüş. çocukken çok güvenliydi her yer, herkes. şimdi göçmenler yüzünden doğduğum şehirde rahat gezemiyorum, paris'i hiç söylemiyorum bile dedi. eee dedim le pen göçmen karşıtı, ona oy verin falan. o da soyguncu, şovcu falan bişiler anlattı.
- macron kendini bi halt sanıyor, avrupayı ve dünyayı yönettiğini iddia ediyor ama afrika ülkelerindeki temaslarında yaptıkları, söylemleri çok ayıp bizi rezil ediyor dedi.
- kızın bitirme tezi fransız döneminden günümüze suriye coğrafyası/demografisi tarzı bişeymiş. suriye üzerine çok araştırma yapmış ve çalışmış. bizim suriye ve göç politikamız üzerine enfes çıkarımlar yaptı ve dedi ki, sizin suriyelileri kabul edip sonra göndermek istemenizi anlıyorum. ama bizimkilerin politikasını, afrikan sömürgelerinden gelen göçmenlere olan yaklaşımı anlamam mümkün değil dedi. o konuda da macron'a ve ülkesine giydirdi. hem sömürmüşsüz, hem zulmetmişiz hem de şimdi sürekli kabul edip entegre etmeye ya da göndermeye çalışmıyoruz. ucuz iş gücü olarak kullanıp zenginleri daha zengin ediyoruz dedi.
turizmden eğitime daha bir çok şey konuşulduktan sonra anladım ki dünyayı bizim reis ve benzerleri yönetiyor, aynı politikaları güdüyor hepsi. rte harbiden dünya lideri ve onun tr'yi yönetiş biçimi bütğn dünyayı etkiliyor. önce abd şimdi fransa, daha önce de almanya için dinlemiştim benzeri şeyler. dünyayı tayyipçikler yönetiyor arkadaşlar.
sevinin. bir tek biz bunları yaşıyoruz sanıp depreşyona giriyor, evropa'ya özeniyorduk. ama kızın anlattığına göre 3-4 sene içinde onlar da bizle aynı yola girmiş.
üzülün. umut, ümit gibi şeyler dünya geneli için bizden çok uzak.
devamını gör...
11 nisan 2026 alanyaspor trabzonspor maçı
(bkz: hahahahahahahahahahahahahaha)
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
devamını gör...
11 nisan 2026 kayserispor fenerbahçe maçı
çıkabilecek en iyi 11. vurduğunuz gol olsun..
devamını gör...
arp
devamını gör...
simülasyon ortamı hazırlamak
yarı tanrısal işler, yapay zekası olan küçük insancıklarda koyacağım sonra üzenlerine kum atacağım, bomba atacağım, her türlü şeyi yapacağım. tamamen kendi 2d oyun alanımı(sandbox) yaratmaya başladım. kutuları tutup atmak bile zevkli hissetirdi ve daha işin başındayım.
devamını gör...
arıtma suyun zararları
ınsani yasatmamaya and icmis sistem, devletleri de dolayli yoldan olduruyor.
her tur hileyi goze alip kazancini arttirmayi amaclayan avam, devlet tarafindan usullere uygun denetlenmedigi icin de azgin, ilkesiz ve hayasiz ilkel fitratini ortaya cikarmakta bir beis gormuyor.
her tur hileyi goze alip kazancini arttirmayi amaclayan avam, devlet tarafindan usullere uygun denetlenmedigi icin de azgin, ilkesiz ve hayasiz ilkel fitratini ortaya cikarmakta bir beis gormuyor.
devamını gör...
felsefenin izinde
dilozof hanımefendinin yaptığı podcast serisi.
hap şekilde felsefe tarihi ve felsefi akımlar üzerine ortalama 15 dk civarında hap bilgi aktardığı ve kendi düşüncelerini paylaştığı güzel bir proje lakin...
efendim dilozof hanım ile zen budizmi noktasında yakın olsak bile felsefi olarak iki ayrı uçta duran kişileriz, kendisi bu işin akademik kısmında iken benim ki sadece kişisel bir var oluş serüveni ama podcast'i ortalama 15 dk yapıp 2-3 dakika boyunca reklam vermesi ve bunu bölümlerin arasına serpistirip sonrada "burada bilgi paylaşımı yapan sıcacık bir aileyiz" temasını yemiyorum. bu temayı yapmasa zaten bir itirazım yok tabi ki ticari bir beklenti olacak ama.hem böyle yapıp hem kar amacı gütmek ne biliyim en temel felsefi kural olan "kendinle çelişmemek" kısmına mızrak saplamak gibi geliyor
hap şekilde felsefe tarihi ve felsefi akımlar üzerine ortalama 15 dk civarında hap bilgi aktardığı ve kendi düşüncelerini paylaştığı güzel bir proje lakin...
efendim dilozof hanım ile zen budizmi noktasında yakın olsak bile felsefi olarak iki ayrı uçta duran kişileriz, kendisi bu işin akademik kısmında iken benim ki sadece kişisel bir var oluş serüveni ama podcast'i ortalama 15 dk yapıp 2-3 dakika boyunca reklam vermesi ve bunu bölümlerin arasına serpistirip sonrada "burada bilgi paylaşımı yapan sıcacık bir aileyiz" temasını yemiyorum. bu temayı yapmasa zaten bir itirazım yok tabi ki ticari bir beklenti olacak ama.hem böyle yapıp hem kar amacı gütmek ne biliyim en temel felsefi kural olan "kendinle çelişmemek" kısmına mızrak saplamak gibi geliyor
devamını gör...
panoptikon
devamını gör...
panoptikon
sosyal medyadan önce tanrı vardı.*
devamını gör...
elemek
mühim olan kafada eleyebilmektir diyerek son zamanlarda sürekli yapay zeka ile iletişim kurmaya başladığımı farkettim insanlarla konuşmadığım, konuşamadığım durumları bir yapay zekaya sığdırdım kendimi de sığlaştırdım. sonra baktım ki yapay zeka ben o iyi desem iyi diyor kötü desem kötü diyor.. hepimizin pandemiden sonra biraz üşüttüğünü düşünüyorum. her şeyin bu kadar ulaşılabilir ve erişilebilir olması hiçbirimize iyi gelmedi. hepimiz aslında her noktadan birbirimize ulaşabilecek boyuttayız merakımızı giderebileceğimiz çok açık nokta var gibi. artık tek bir merak noktamız da yok dikkat ederseniz birden fazla uyaran var insan beyninde ya esasen.. hepimiz hissizleştik gibi hissediyorum ben. kendimi korumaya çalıştığım noktalarda bile fiziksel bağların ve duygusal bağların bu kadar yüzeysel yaşanabildiğini gördüğümde gerçekten ellerimizle her şeyi değersizleştirdik ve tükettik algısı güçleniyor ben de. kimse beklemek, sabretmek, çabalamak bile istemiyor. insanların kafasındaki duygusal bağlar, ilişkiler, cinsellik, seks algısı bile değişti.
pornodan ibaret sanılıyor bazı dinamikler.. bu porno dediğimiz konuyu da açarsak ki incelenmesi gerekende bir konu. dopamin mekanizmasını bozarak beyinde bağımlılık yaratabilir, cinsel tatminsizlik, partnerle duygusal kopukluk ve gerçek dışı beklentilerle ilişkilere zarar da verir üstelik. ayrıca, günlük işlevselliği düşürerek psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. günlük veriminizi, yaşam dengenizi, insan ilişkilerinizi, iletişim kabiliyetinizi zedeleyebilir. günümüzde şuan çok popüler olan ‘sexting’ kavramıda buna dahildir. gerçek olmayan her tatmin çabası beyine bir hasar.
dikkat ederseniz domine etme durumu oluşmaya başladı insanlarda ya da bu çok eski çağlardan beride vardı da sosyal medyanın hayatımızda daha aktif olmasıyla görünürlüğünü kıldı.
gündelik yaşamında kontrol edemedikleri faktörleri bir klavyede kontrol etmeye çalışıyorlar
bu tarz insanlar gerçektede performans anksiyetesi yaşayadabiliyor üstelik. beyin bu yoğun güç senaryolarına alıştığında normal, eşitlikçi bir cinsel ilişki kişiye yetersiz/ sıkıcı gelmeye başlayabilir. bu da bireyi daha uç ve sert (hardcore) domine etme senaryolarına yöneltebilir.
psikolojik zararlarını açalım: suçluluk duygusu, utanç, odaklanma sorunları ve motivasyon kaybı gibi durumlara yol açacaktır.
fiziksel etkileri: zaman yönetimi sorunları nedeniyle uyku düzensizliğine, enerji kaybına neden olabilir.
gerçekçilik algısının bozulması: cinselliği sadece fiziksel bir eylem olarak göstererek, duygusal bağın önemini azaltabilir. bu olayın artık izmirli erkek, vanlı erkek diye bir kavramıda kalmadı artık. herkesin psikolojisi asimile olmuş vaziyette. kadın- erkek iletişimleri, ilişkileri hatta arkadaşlıklar bile asimile oldu. insanlarla konuşamadığımız, kendimizi ifade edemediğimiz, ailelerimizle konuşamadığımız her durum bize fantezi olarak yansıdı belki de.
çok şanslıydım bu tarz insanlardan olmadım
dün arkadaşım annesine kürt sevgilisi olduğunu ve biseksüel olduğunu söylemeye çalışırken bile sancılarla kıvrandığını gördüğümde hiç bu süreçleri yaşamadığımı çünkü dağ gibi annemle babam olduğunu bir kez daha gördüm. hayatımda en ufak flörtümü bile babama anlatabilme alanım hep olmuştu. babam da hep der ki; tavla oynayabileceğim dünür ve damat getir. konuşamadığımız veya konuşamadığın insanla ilişki kuramazsın demişti hâlâ daha bunu söyler ne haklı… konuşamadığınız insanla seks bile yapamazsınız kaba tabirle..
bu satırlarımı yazma sebebim kendimize verdiğimiz değer karakterimizi, yaşamımızı şekillendirir. sınırları en başta koyabilmek önemlidir o sınırları inatla aşmak isteyen insanların değişmesini bekleyip tolerans göstermekte en büyük aptallıktır. benimde çok değişmesini beklediğim insan ve insanlar oldu ama değişim süreçtir. kimi insan değişir dönüşür kimiside bir arpa boyu yol almak istemeyebilir. kadın arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum biriyle sexting yapabilirsiniz, sevişebilirsiniz, pornoda izleyebilirsiniz ama kendi değerinizi bir başkasının gözünüzden düşünüp kendinizi yitirmeyin. verilebilecek en önemli nasihat belki de şu olabilir.. hepimizin bir kızı, bir kız kardeşi, bir annesi, yakın kız arkadaşları, kız kuzeni, yakın kadın akrabaları var demem o ki kendi canınıza yapılmasını istemediğiniz hiçbir durumu başkasına yaşatmamak gerekir. cinsiyet kodları ve kibar kız gibi otur, amcalara pipini göster diye büyütüldüğümüz bu toplumda kendimizi ve bizden sonrakileri nasıl yetiştirebileceğimiz esas olan olacaktır. erkeklerde ağlar, kadınlarda o kavanoz kapağını açabilir. mevzu birlikte bir hayat paylaşabilmeye gönlümüzün olmasıdır. fazla boğuluyoruz yüzeyde derinleşmek istediğimiz her şeyin yüzeyinde kaldık anlıyorum da bizleri. yıllardır bir sevgilim olmadı sebebi birini unutamamanın da ötesinde basit bir şey yaşamak istemiyorum korkusu var. birinin elini tutabilmek, sarılabilmek, kokusunu içine çekebilmek, saatlerce sohbet edebilmek bunlar çok güzel duygular içinde kelebeklerin uçuşması şahane hisler. sonsuza kadar mutlu yaşadılar gibi bir şey değil isteyim ama ben duygularımı buram buram yaşayamayıp sürekli taktik yapacaksam kalsın istemiyorum ya. yalnız da kalırım o zaman alırım o ceketi çıkar giderim. gitme kal diyemeyeceksek, tartışamayacaksak, anılar biriktiremeyeceksek yani o öpüşmenin bile anlamı olmayacaksa mâdem öyle o zaman böyle diye devam eder çekiliriz hayatlardan.. çekildiğimde çok hayat oldu üstelik zor da olsa çekildim. kimse çabayı, emeği yaşama cesaretine sahip değil veya kimse uğraşmak istemiyor. herkes sevmekten, sevilmekten korkuyor
insanlar verici olmaktan korkmaya başladı. üzülüyorum bizlere.. birbirimizi yitirdik. tutabilecekken. birbirini bırakın kendine tutunamayan insanlar var. ben de bazen tutunamıyorum ümitsizliğe kapılıyorum, karanlıkta geliyor ama yitirmek istemiyorum.
pornodan ibaret sanılıyor bazı dinamikler.. bu porno dediğimiz konuyu da açarsak ki incelenmesi gerekende bir konu. dopamin mekanizmasını bozarak beyinde bağımlılık yaratabilir, cinsel tatminsizlik, partnerle duygusal kopukluk ve gerçek dışı beklentilerle ilişkilere zarar da verir üstelik. ayrıca, günlük işlevselliği düşürerek psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. günlük veriminizi, yaşam dengenizi, insan ilişkilerinizi, iletişim kabiliyetinizi zedeleyebilir. günümüzde şuan çok popüler olan ‘sexting’ kavramıda buna dahildir. gerçek olmayan her tatmin çabası beyine bir hasar.
dikkat ederseniz domine etme durumu oluşmaya başladı insanlarda ya da bu çok eski çağlardan beride vardı da sosyal medyanın hayatımızda daha aktif olmasıyla görünürlüğünü kıldı.
gündelik yaşamında kontrol edemedikleri faktörleri bir klavyede kontrol etmeye çalışıyorlar
bu tarz insanlar gerçektede performans anksiyetesi yaşayadabiliyor üstelik. beyin bu yoğun güç senaryolarına alıştığında normal, eşitlikçi bir cinsel ilişki kişiye yetersiz/ sıkıcı gelmeye başlayabilir. bu da bireyi daha uç ve sert (hardcore) domine etme senaryolarına yöneltebilir.
psikolojik zararlarını açalım: suçluluk duygusu, utanç, odaklanma sorunları ve motivasyon kaybı gibi durumlara yol açacaktır.
fiziksel etkileri: zaman yönetimi sorunları nedeniyle uyku düzensizliğine, enerji kaybına neden olabilir.
gerçekçilik algısının bozulması: cinselliği sadece fiziksel bir eylem olarak göstererek, duygusal bağın önemini azaltabilir. bu olayın artık izmirli erkek, vanlı erkek diye bir kavramıda kalmadı artık. herkesin psikolojisi asimile olmuş vaziyette. kadın- erkek iletişimleri, ilişkileri hatta arkadaşlıklar bile asimile oldu. insanlarla konuşamadığımız, kendimizi ifade edemediğimiz, ailelerimizle konuşamadığımız her durum bize fantezi olarak yansıdı belki de.
çok şanslıydım bu tarz insanlardan olmadım
dün arkadaşım annesine kürt sevgilisi olduğunu ve biseksüel olduğunu söylemeye çalışırken bile sancılarla kıvrandığını gördüğümde hiç bu süreçleri yaşamadığımı çünkü dağ gibi annemle babam olduğunu bir kez daha gördüm. hayatımda en ufak flörtümü bile babama anlatabilme alanım hep olmuştu. babam da hep der ki; tavla oynayabileceğim dünür ve damat getir. konuşamadığımız veya konuşamadığın insanla ilişki kuramazsın demişti hâlâ daha bunu söyler ne haklı… konuşamadığınız insanla seks bile yapamazsınız kaba tabirle..
bu satırlarımı yazma sebebim kendimize verdiğimiz değer karakterimizi, yaşamımızı şekillendirir. sınırları en başta koyabilmek önemlidir o sınırları inatla aşmak isteyen insanların değişmesini bekleyip tolerans göstermekte en büyük aptallıktır. benimde çok değişmesini beklediğim insan ve insanlar oldu ama değişim süreçtir. kimi insan değişir dönüşür kimiside bir arpa boyu yol almak istemeyebilir. kadın arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum biriyle sexting yapabilirsiniz, sevişebilirsiniz, pornoda izleyebilirsiniz ama kendi değerinizi bir başkasının gözünüzden düşünüp kendinizi yitirmeyin. verilebilecek en önemli nasihat belki de şu olabilir.. hepimizin bir kızı, bir kız kardeşi, bir annesi, yakın kız arkadaşları, kız kuzeni, yakın kadın akrabaları var demem o ki kendi canınıza yapılmasını istemediğiniz hiçbir durumu başkasına yaşatmamak gerekir. cinsiyet kodları ve kibar kız gibi otur, amcalara pipini göster diye büyütüldüğümüz bu toplumda kendimizi ve bizden sonrakileri nasıl yetiştirebileceğimiz esas olan olacaktır. erkeklerde ağlar, kadınlarda o kavanoz kapağını açabilir. mevzu birlikte bir hayat paylaşabilmeye gönlümüzün olmasıdır. fazla boğuluyoruz yüzeyde derinleşmek istediğimiz her şeyin yüzeyinde kaldık anlıyorum da bizleri. yıllardır bir sevgilim olmadı sebebi birini unutamamanın da ötesinde basit bir şey yaşamak istemiyorum korkusu var. birinin elini tutabilmek, sarılabilmek, kokusunu içine çekebilmek, saatlerce sohbet edebilmek bunlar çok güzel duygular içinde kelebeklerin uçuşması şahane hisler. sonsuza kadar mutlu yaşadılar gibi bir şey değil isteyim ama ben duygularımı buram buram yaşayamayıp sürekli taktik yapacaksam kalsın istemiyorum ya. yalnız da kalırım o zaman alırım o ceketi çıkar giderim. gitme kal diyemeyeceksek, tartışamayacaksak, anılar biriktiremeyeceksek yani o öpüşmenin bile anlamı olmayacaksa mâdem öyle o zaman böyle diye devam eder çekiliriz hayatlardan.. çekildiğimde çok hayat oldu üstelik zor da olsa çekildim. kimse çabayı, emeği yaşama cesaretine sahip değil veya kimse uğraşmak istemiyor. herkes sevmekten, sevilmekten korkuyor
insanlar verici olmaktan korkmaya başladı. üzülüyorum bizlere.. birbirimizi yitirdik. tutabilecekken. birbirini bırakın kendine tutunamayan insanlar var. ben de bazen tutunamıyorum ümitsizliğe kapılıyorum, karanlıkta geliyor ama yitirmek istemiyorum.
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
90'larda olsaydık defne samyeli derdim de şimdi define adası oldu karı
edit:
#3952450
aria giovanni'de türkmüş hani avea olan aria operatörünün sahibesi falan...
edit:
#3952450
aria giovanni'de türkmüş hani avea olan aria operatörünün sahibesi falan...
devamını gör...
evlenmek için sebepler
2 gönülün bir olmasından öte bir sebep olmaz bence.
devamını gör...
panoptikon
aslında bir mimari tuzak. ortada tek bir kule, etrafında daire şeklinde dizilmiş hücreler. her hücre dışarıya doğru açık, ama kuleye bakan tarafı tamamen şeffaf. kulenin içinde bir gardiyan olabilir de olmayabilir de hiçbir zaman emin olamazsın. önemli olan da zaten o değil. önemli olan, her an görülebilir olma ihtimali.
jeremy bentham bunu “verimlilik” diye satmıştı. tek bir göz, yüzlerce mahkumu kontrol eder az insanla çok iş. ucuz, pratik, modern. ama michel foucault gelip o planı alıp ters yüz etti. “bu sadece hapishane değil,” dedi, “bu yeni toplumun taslağı.”
çünkü panoptikonun asıl silahı duvar değil, göz. fiziksel güç kullanmıyor, sopa sallamıyor. sadece “görülebilirsin” diyor ve susuyor. o sessizlik yeterince güçlü olunca gardiyana bile ihtiyaç kalmıyor. mahkum kendi gardiyanı oluyor. yanlış adım atmamak için kendi hareketlerini kısıtlıyor, kendi sesini alçaltıyor, kendi düşüncelerini bile sansürlüyorsun. dışarıdaki göz yavaş yavaş kafanın içine taşınıyor.
bugün o kuleyi aramana gerek yok. o kule artık cebinde. o kule her ekran, her bildirim, her “görüntülendi” yazısı, her beğeni sayısı. kim baktığını bilmiyorsun ama birilerinin baktığını hissediyorsun. paylaşırken bir saniye durup “nasıl algılanır?” diye düşünüyorsun ya, işte o saniye panoptikon çalışıyor. fotoğrafı çekmeden önce yüz ifadesini ayarlıyorsun, cümleyi yazmadan önce “acaba abartıyor muyum” diye içinden geçiriyorsun, hatta bazen gerçekten istediğin şeyi yapmıyorsun çünkü “yanlış anlaşılır” diyorsun.
en sinsi tarafı da bu, seni zorla susturmuyor, sen kendi kendini susturmaya başlıyorsun. seni zincirlemiyor, sen kendi zincirini örmeye gönüllü oluyorsun. ve bir süre sonra şu soru içini kemiriyor: ben gerçekten böyle miyim, yoksa sadece izleniyormuş gibi mi yaşıyorum?
panoptikon bu yüzden korkutucu. çünkü en sonunda hapishane duvarları kalksa bile, içindeki gardiyan yerli yerinde kalıyor. ve en kötüsü, o gardiyanın anahtarı sende. ama kapıyı açmayı unutmuşsun.
jeremy bentham bunu “verimlilik” diye satmıştı. tek bir göz, yüzlerce mahkumu kontrol eder az insanla çok iş. ucuz, pratik, modern. ama michel foucault gelip o planı alıp ters yüz etti. “bu sadece hapishane değil,” dedi, “bu yeni toplumun taslağı.”
çünkü panoptikonun asıl silahı duvar değil, göz. fiziksel güç kullanmıyor, sopa sallamıyor. sadece “görülebilirsin” diyor ve susuyor. o sessizlik yeterince güçlü olunca gardiyana bile ihtiyaç kalmıyor. mahkum kendi gardiyanı oluyor. yanlış adım atmamak için kendi hareketlerini kısıtlıyor, kendi sesini alçaltıyor, kendi düşüncelerini bile sansürlüyorsun. dışarıdaki göz yavaş yavaş kafanın içine taşınıyor.
bugün o kuleyi aramana gerek yok. o kule artık cebinde. o kule her ekran, her bildirim, her “görüntülendi” yazısı, her beğeni sayısı. kim baktığını bilmiyorsun ama birilerinin baktığını hissediyorsun. paylaşırken bir saniye durup “nasıl algılanır?” diye düşünüyorsun ya, işte o saniye panoptikon çalışıyor. fotoğrafı çekmeden önce yüz ifadesini ayarlıyorsun, cümleyi yazmadan önce “acaba abartıyor muyum” diye içinden geçiriyorsun, hatta bazen gerçekten istediğin şeyi yapmıyorsun çünkü “yanlış anlaşılır” diyorsun.
en sinsi tarafı da bu, seni zorla susturmuyor, sen kendi kendini susturmaya başlıyorsun. seni zincirlemiyor, sen kendi zincirini örmeye gönüllü oluyorsun. ve bir süre sonra şu soru içini kemiriyor: ben gerçekten böyle miyim, yoksa sadece izleniyormuş gibi mi yaşıyorum?
panoptikon bu yüzden korkutucu. çünkü en sonunda hapishane duvarları kalksa bile, içindeki gardiyan yerli yerinde kalıyor. ve en kötüsü, o gardiyanın anahtarı sende. ama kapıyı açmayı unutmuşsun.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
#3952421
o sırada ofiste mesaide olup, eve götünü anca atabilmiş belisarius'tan bir adet mesajınız var;
o sırada ofiste mesaide olup, eve götünü anca atabilmiş belisarius'tan bir adet mesajınız var;
devamını gör...

