zaman tüneli

efenim şöyle...
17-18 yaşında ergenler gibi, karşı cinse cilvelenmek dışında ilişki ve iletişim kuramayan insanların (ya da selvi boylu abazancıkların), iletişim kurmaları gerektiğinde konuşmak yerine yapadurdukları iğrençliktir. bir diğeri de osurmaktır.
herkes içindeki çiçeğin kokusunu yayar sonuçta.
iyilikleri enayilik yerine koyarak ancak bu kadar olursun...
devamını gör...


iran ile abd arasındaki görüşmelerin ayrıntılarına hakim olan kaynaklara göre: perde arkasında, görüşmeler neredeyse tamamen tek bir konuya odaklanıyor: para.

bu kaynaklara göre iranlılar, qatar ve diğer ülkelerde bulunan ve 7 milyar doları aşan dondurulmuş fonların derhal serbest bırakılmasını istiyor.

buna ek olarak, yaptırımlara maruz kalmadan petrol satış izni, ekonomik tazminat ve hızlı nakit akışı talep ediyorlar. aynı zamanda, hürmüz boğazı iran’ın en önemli pazarlık kozu haline geldi.

boğazdan geçen trafiğin kontrolünü ve gelirini talep ediyorlar. ülkenin yaşadığı ciddi ekonomik sıkıntılar, iran merkez bankası başkanı dahil olmak üzere üst düzey mali yetkililerin görüşmelere katılmasının nedeni.

amerikan tarafında ise sert bir tutum sergileniyor ve önemli bir baskı uygulanıyor, ancak kaynaklar sonucun hala belirsiz olduğunu ve nihai sonucun başkan trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor.

bu arada körfez ülkeleri abd ile sürekli temas halinde ve iran’ın taleplerine – özellikle hürmüz boğazı ve yaptırımların hafifletilmesi konusundaki taleplere – olumlu yanıt verilmemesi için yoğun baskı uyguluyorlar.

görüşmelerde lübnan konusu neredeyse hiç gündeme gelmedi; iranlılar şu anda ekonomik hayatta kalma mücadelesine odaklanmış durumda.


dror balazada

abd heyeti adına konuşan başkan yardımcısı jd vance, hiçbir konuda anlaşma olmadığını, iran'a son tekliflerini sunup görüşmeyi noktalayarak döndüklerini açıkladı. iran devlet medyasına göre iran bu görüşmeleri devam ettirmeyi düşünmüyormuş. hürmüz, nükleer silah ve para koparma başlıkları, en önem verdikleri meseleler.

ölene kadar mokoko yani.
devamını gör...

türk denizidir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dünyadaki tek ilahi din olan islam'ın yegane kaynağını okumaktır:

www.kurandakidin.com/
devamını gör...

favori fenerbahçe'nin yine galip geldiği karşılaşmadır.
devamını gör...

favorinin kazandığı maçtır.
devamını gör...

firestar'ın orijinal karakter yani bu seri için cartoon exclusive olduğu animasyondur ve daha sonraları çizgiromana da eklenmiş bir karakter olmuştur. aslında johnny storm olacakmış başta ama bir lisans sebebiyle bu hatunu yaratmışlar. evlerini üsse çeviren kahramanlarımız dr.doom magneto kingpin gibi kötülere karşı savaşırlar. bir bölümünde kaptan amerika'da yardım geliyodu elemanlara.. hatta 2 bölümünde de x-men vardı yani cyclops jean grey colossus storm nightcrawler çizgiromanda ölen thunderbird falan vardı zaten iceman eski dostlarım diye tanıştırıyordu spidey ve firestar'a.. ikinci kez karşılaştıklarında wolverine'de ekibe girmiş oluyordu. mantık hatası da boldu bu seride mesela spidey havadaki uçağın üzerinde durabiliyodu yahu hem hava basıncından hem de yediğin rüzgardan bunun olması mümkün değildi..

spider man'in düşmanlarından mysterio vardı bu seride onun haricinde peter uzaydan gelen bir kıza aşık olup onun gezegeninde yaşamaya gitmek istiyodu ancak gezegenin lideri insan bedenindeki mikropların gezegene tehdit oluşturabileceğinden buna izin vermiyordu. hani zaten may yenge bu seride vardı onun adının geçmeyip de peter'ın böyle karar alması komik olmuştu.

spider man 5000 serisinden sonra çıkmış bir seridir eskiden spider man çizgifilm kasedi diye satılan kasetteki bölümler bu seriye aittir.
devamını gör...


osmanlı kültürel soykırımı: bin yıllık mirasın sistematik yıkımı

630 yılında mekke’ye girişinde muhammed, kabe’nin çevresinde duran 360 put ve heykeli yok etti. bu sistematik put kırma eylemi, sahih el-buhari 2478’de kayıtlıdır. kuran 33:21, onu her çağda ve her yerde tüm müslümanların örnek alması gereken mükemmel bir model olan “uswa hasana” olarak tanımlar.

osmanlılar bu modeli daha büyük ölçekte uyguladılar. 1453'te, konstantinopolis'i fethettikten sonra, sistematik bir kültürel soykırım gerçekleştirdiler. doğu hristiyanlığının en büyük kilisesi olan ayasofya, zorla camiye dönüştürüldü. isa, meryem ve azizleri tasvir eden tüm mozaikler ve resimler alçı ile örtüldü ve kasten tahrip edildi. onlarca kilise ve manastır yağmalandı. heykeller, ikonlar, freskler, kutsal kaplar ve dini hazineler yağmalandı veya yok edildi.

14. ve 15. yüzyıllarda balkanlar ve anadolu’yu fethederken osmanlılar, binlerce hristiyan kilisesini ve manastırını sistematik olarak tahrip etti. bulgaristan, sırbistan, bosna, yunanistan ve anadolu’da dini yapılar tamamen yerle bir edildi, yağmalandı ya da zorla camiye dönüştürüldü. freskler, mozaikler ve ikonlar parçalandı, üzerleri kapatıldı ya da yapı malzemesi olarak kullanıldı. sırp ve bulgar manastırlarındaki tarihi ve dini el yazması koleksiyonları ortadan kayboldu.

1915 ile 1923 yılları arasında, ermeni soykırımı sırasında bu kültürel yıkım zirveye ulaştı. bazıları 4. yüzyıla kadar uzanan 2.300'den fazla ermeni kilisesi ve manastırı yıkıldı, yakıldı, yağmalandı veya dönüştürüldü. binlerce minyatüre sahip ortaçağ el yazması yok edildi veya hurda kağıt olarak satıldı. ermenilerin varlığının tüm izlerini silmek amacıyla sanatsal hazineler, kütüphaneler ve tarihi yapılar ortadan kaldırıldı. aynı kader yunan ve süryani kiliseleri ile manastırlarının da başına geldi. bu, dini ve kültürel mirasın sistematik bir şekilde yok edilmesiydi.

osmanlılar bu eylemleri tesadüfen gerçekleştirmediler. kitlesel yağma, kutsal mekanların zorla dönüştürülmesi ve tüm hristiyan ya da ermeni sembollerinin tahrip edilmesi yoluyla kasıtlı bir kültürel soykırım uyguladılar. bütün halkların tarihsel hafızasını silip yok etmek amacıyla binlerce mekan, yüz binlerce el yazması, mozaik, ikon ve anıt ortadan kaldırıldı. bu, terimin tam anlamıyla bir kültürel soykırımdı.


ofer binshtok
devamını gör...

üç tarafı denizler ile çevirili bir ülkede çevirili olan denizlere akdeniz ve karadeniz ismi verilir iken bence mesela isminin mavi deniz olması gerekirken,direkt antik yunancadaki isminin türk diline geçmesi ve kalıcılaşması bence ilginç.
devamını gör...

ilk bakışta “güzel” gibi duran ama içine girince fazla kolay, fazla hazır, fazla zahmetsiz gelen bir estetik hali. hani seni hiç düşündürmeden, zorlamadan, direkt “bak bu duygusal, bak bu etkileyici” diye işaret eden şeyler var ya… işte tam o.

mesela ağlayan çocuk tablosu. ya da fonda keman çalarken ağır çekimde yağan yağmur. veya bir cümlenin altına yazılmış “kalbin kırıldıysa demek ki gerçekten sevmişsindir” tarzı aforizmalar. hepsi tanıdık, hepsi ilk anda çalışıyor. ama biraz durup bakınca anlıyorsun ki sana hiç alan bırakmıyor; direkt ne hissetmen gerektiğini söylüyor.

kitsch’in en net tarafı aslında bu: duygu üretmiyor, duygunun hazır halini servis ediyor.
milan kundera bu işi çok güzel tarif eder. kitsch, insanın gözünden iki damla yaş düşürür ama ikinci damla, ilk damlaya ağladığın içindir. yani yaşadığın duyguya değil, duygulanıyor olmana duygulanırsın. biraz kendini izlemek gibi.

o yüzden kitsch kötü müdür, orası tartışılır. çünkü bazen insan gerçekten düşünmek istemez. yorulmuştur, basit bir şey ister. işte orada kitsch devreye girer. hızlıdır, nettir, zahmetsizdir.

ama fazla maruz kalınca garip bir şey olur: gerçek olanın tadı kaçmaya başlar. çünkü gerçek duygu biraz gecikir, bazen rahatsız eder, hatta ne hissettiğini hemen anlayamazsın. kitsch ise anında verir, paketli gelir.

benim için kitsch biraz plastik çiçek gibi. uzaktan bakınca düzenli, temiz, problemsiz durur. ama yaklaştıkça kokusuz olduğu hemen belli olur. yine de tamamen çöpe atılacak bir şey değil bence. bazen insanın gerçekten ihtiyacı olur.

sadece şunu bilmek lazım: hissettiğin şey gerçekten sana mı ait, yoksa sana gösterilen bir şey mi?
aradaki farkı anlayabildiğin yerde, kitsch artık seni kandıramıyor.
devamını gör...

vefalı biri.
15 ay sonra yolunu zor bulup geldiğim sözlükte şak diye beni hatırlayıp akşam akşam duygulara boğdu beni.
devamını gör...

şundan bir 10 tane içmek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

heyt beee. boyuna posuna kurban olduğum, selvi boylu arkadaşım. bir de hepimize 55. kattan bakıyor. *
devamını gör...

neyi veya neyleri istemediğime o kadar odaklanmışım ki ne istediğimi unutmuşum
devamını gör...

genç sayılabilecek bir yaş ama bu yaşta olmak tuhaf hissettiriyor, yıllar nasıl böyle geçti anlayamadım.
devamını gör...

devamını gör...

az insan, net niyet, bol huzur. yanına da ucuz şarap koyduk mu tamam.
devamını gör...

uyku.
devamını gör...

ilk duyduğumda kulağa havalı bir felsefe terimi gibi gelmişti. sanki entelektüel bir aksesuarmış da, sohbetlerde arada bir savurayım diye not almışım. ama biraz kazıyınca, insanın ayağının altındaki zemini usulca kaydıran, sessiz ama derin bir sarsıntı olduğunu fark ettim.

en sade haliyle şöyle diyebiliriz. simülakr, gerçeğin taklidi değil. taklidin, gerçeğin yerini tamamen alması.

önce bir kopya çıkıyor ortaya. sonra o kopya çoğalıyor, yayılıyor, her yere sızıyor. bir süre sonra o kadar sıradanlaşıyor ki insanlar aslını unutuyor. gerçeğin nasıl bir şey olduğunu bile hatırlayamıyorlar. kopya, yavaş yavaş “gerçek” diye kabul ediliyor zaten.

işin garip tarafı da burada. orijinalin kendisi bile sorgulanır hale geliyor. çünkü herkes kopyayla o kadar iç içe ki, bir noktadan sonra insan gerçekten durup şunu düşünüyor, aslı neye benziyordu?

jean baudrillard bu işi baya kurcalamıştı. ona göre artık birçok alanda “orijinal” diye bir şey kalmadı zaten. sadece simülasyonlar var. ortada sağlam bir gerçek de yok. onun gibi davranan, onun gibi görünen, onun gibi hissettiren katmanlar üst üste birikmiş durumda.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


en bariz örneği sosyal medya sanırım.
herkes bir hayat “yaşıyor” gibi. kahve fincanlarının buğusu, uçak penceresinden çekilmiş gün batımları, kusursuz gülüşler, “dolu dolu” anlar… ama çoğu zaman o anın kendisi değil, o anın nasıl görüneceği önem kazanıyor. yaşanan şey değil, temsil edilen hali öne çıkıyor. insanlar hayatı yaşamaktan çok, hayatın görüntüsünü üretmeye başlıyor. işte tam orada devreye giriyor simülakr.

bir de işin başka bir boyutu var ki, asıl ürpertici olan o.
eskiden sahte olan kolayca anlaşılırdı. çakması belli olurdu. bir pürüzü, bir eksikliği, bir yapaylığı vardı. şimdi ise tam tersi. sahte olan bazen daha “gerçek” hissettiriyor. daha temiz, daha parlak, daha kusursuz. bu yüzden insan ona daha kolay inanıyor, daha kolay bağlanıyor.

oysa gerçek dediğin şey biraz pürüzlüdür. eksiktir, dağınıktır, bazen tutarsızdır, yorulur, kırılır, yeniden toparlanır. simülakr ise fazlasıyla düzgündür. fazla cilalı, fazla simetrik, fazla hazır. benim bu işte içime oturmayan kısım da burası. insan bir noktadan sonra ayırt edemez hale geliyor. gerçekten mi yaşıyorum, yoksa yaşadığımı sanacağım kusursuz bir simülasyon mu kuruyorum.

bazen gerçeğin kendisinden çok, onun daha kolay, daha az riskli, daha az yorucu versiyonunu tercih ediyoruz. çünkü simülasyon daha kontrollü. daha az acıtır, daha az utandırır, daha az yalnız hissettirir. ama o tercih bir süre sonra içimizde adı konmamış bir boşluk bırakıyor. derinlerde bir yerde, bir şeyler eksik kalıyor. hissediyoruz ama tam adını koyamıyoruz.

işte simülakr, biraz da o boşluğun adı gibi. güzel olanı, parlak olanı, hazır olanı seçiyoruz. ama zamanla o parlaklığın altında, gerçekten dokunabileceğimiz, tadabileceğimiz, acısını hissedebileceğimiz bir şeye özlem duyuyoruz. belki de asıl mesele bu. gerçeğin pürüzlerini, dağınıklığını, o “fazla insan” halini özlemek. çünkü ancak o zaman gerçekten yaşadığımızı hissedebiliyoruz.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim