zaman tüneli

sanırım 5 yaşından beri okuyorum. babamın işi sebebiyle 2-3 yılda bir taşınırdık. gittiğim hiç bir okulda sınıf arkadaşlarım beni aralarına almak istemezlerdi. zira onlar tanışıp anlaşalı uzun zaman geçmiş olurdu. rus klasiklerini bitirdiğimde ortaokula yeni geçmiştim. yaşıtlarım ne yapıyor habersizdim. ailemde ben ne yapıyorum habersizdi. evdeki kütüphanede kitaplar bitince şehir kütüphanesine dadandım. kütüphaneciyle bazen almak istediğim kitaplar yüzünden anlaşamazdım, yaşın küçük derdi. yetişkinler 3 kitap alabilirken ben alamıyorum diye üzülürdüm. bir süre sonra kütüphaneci yaşıma rağmen bana 3 kitap vermeye başlamıştı. bu arada annem ve babam eve kitap aldıkça onları da okuyordum. elime geçen hemen hemen her kitap, dergi ne varsa okuyor, ilgimi çeken bir şey bulursam harçlığımla alıyordum. bu durum ben 35 yaşıma gelene kadar devam etti. yemek yaparken bile kitap okuyan beni gören eşimin bir gün şaşkınlık geçirip "soğan karıştırırken bile diğer elinde kitap okuyacağın kadar nasıl bir hikaye okuyor olabilirsin?" demişliği bile vardır.

35 yaşımda olduğumda dönemde bir gün daha önce okumuş olduğum bir rus klasiğinin orijinal çevirisini okurken beynimden vurulmuşa döndüm. kitabın sonunda yazar notunda sayfalarca bir kadının okumamasını dilediğini yazdığı, bunu hakaret olarak gördüğünü belirttiği, bu durumun kitabını ve onu kirleteceğini yazdığı sayfalar vardı. bir anda klasiklere karşı büyük bir soğuma yaşadım. evde duran klasik eserlerin bir kısmını hala okumuş değilim. bu süreçte asya edebiyatına yöneldim, ancak gördüm ki onlarda da sürekli kitaplarda kadın aşağılama sistematik ve düzenli olarak devam etmekte. modern edebiyat okumalıyım dedim onda da aynı şekilde erkek egosu dolu kitaplarla karşılaşmaya devam ettim. dünyada edebiyat neredeyse tüm tarihlerde zaten erkeklerin elindeyken neden bu derecede tepki vermeye başladığımı çözemedim. gerçek şu ki kitaplar bin yıllar boyu erkek bakış açısıyla yazılmış, erkek tarzı yazılmış, kitaplarda ana karakterler hep erkek olmuş ve ben ömrümün uzun bir bölümünü bunları okuyarak geçirmiştim. bunlar bana çok şey kattığı gibi aynı zamanda erkek egemenliğini bana manipüle etmişti ki ben 35 yaşımda buna ayılabildim. bu erkek egemenliği manipülesini yanlış anlayın da istemem, burada kastım erkek uludur, yücedir, erimdir, beyimdir olayı değil. bir alanı ele geçirmiş ve tüm klasik edebiyat eserlerinde erkeklerin dertleri, tasaları, çileleri varken; bizler okurken ana karaktere empati duyarken birden sahneye çıkan tasasız(!) nakış işleyen kadın erkeğe cahilce(!) cevap verir ve erkek karakterimiz nasılsa kadın(!) diye açıklama bile yapmaz.

yaşadığım topluma yabancıyım, etrafımdaki insanları çok boş görüyorum ve duygularını da saklayamayan biri olduğum için bazen "çok cahiliz gibi bakıyorsun.", "bizi bakışlarınla aşağılıyorsun." gibi cümleler duyuyorum. aslında amacım onları aşağılamak ya da küçümsemek değil. o an gerçekten dünyaya bakış açıları bana o kadar sığ geliyor ki, onlara o kadar uzağım ki ait olmadığım bir yerde ne işim var duygusu ile başbaşayım sadece. ben hiç bir yere ya da topluluğa ait hissetmiyorum ve bu durumdan rahatsız değilim. bir ara çok yalnız hissediyordum ama sonradan o duyguyu da etrafımdakiler ile aynı dili bile konuşmadığımı anlayınca yaşamaz oldum. ben ve onlar farklı dünyaları yaşıyorduk. ama içine girdiğim toplum sürekli olarak beni "entel" bulduğunu dile getiriyor(du). onlarla konuşacak ortak bir noktam yok ve havadan sudan konuştuktan sonra sohbetimi bitiriyorum. bu arada bu havadan sudan konuşma olayını da toplum normları gereği yerine getiriyorum, bana göre boş bir aktivite hatta zaman kaybı.

kitap okumak sizi bizim gibi ülkelerde toplumdan soyutlayıp, yabancılaştırabilir. bir süre sonra toplumdan çok farklı düşünseniz de ben gibi sorun yaşamamak adına mantıksız bulduğunuz eylemleri yerine getirir oluyorsunuz. karşılaştığım insanlar kitap okuduğum ve bunlardan sohbet açtığım için beni sıkıcı buluyor. ben onların ağa - mafya dizilerini dinlemeyi sıkıcı buluyorum. dedikodu yapmayı boş buluyorum. erkek muhabbeti yapmayı boşbuluyorum. çocuk muhabbeti, yemek muhabbetini sıkıcı buluyorum. ve görüyorum ki benim sıkıcı, boş bulduklarımı yapan insanlar hayatlarında daha mutlu ve topluma ait. burada yanlış bir şeyler var gibi duruyor değil mi?

yani kitap okumak sizi bireysel olarak geliştirir, ileri götürür vs. dışında yaşatacağı başka bir sürü etken daha var. yaşadığınız toplumun da kitap okuyup okumaması hayatınızın gidişatı ve sizin yaşam şeklinizi etkileyecek bir şeydir. anlattığınızı bile anlamayan, yaşadığınız hayatı "üzücü" bulan, herkesin evlenip çocuk yapması gerektiğine inanan ve bunu hayatın bir gayesi olarak gören, uzmanı okuyup bana bilgi veriyor benim okumama gerek yok diyen bir ülkede yaşıyorsanız hayatınız belli bir noktada bana göre daha zorlu olacaktır. benim gibi sohbet edecek birileri bulamayacak, tekrar kitap okuyacaksınız.

aklıma bazen okuduğum bir mangadaki bir bölüm geliyor. ana karakter nobel ödüllü bir yazar olmasına rağmen babası " beyninin içinde ürettiğin o pis hayalleri yazıp, kitap haline getirip, insanların zamanlarını çalıp onları manipüle ederek para kazandığın için senden utanıyorum. fantezi dünyandan iğreniyor ve gerçek hayata dönmen için baban olarak elimden geleni yapmaya devam edeceğimi söylüyorum.".

ben yine de kitap okumaya devam edeceğim gibi duruyor. *
devamını gör...

beta lena’nın entry’si kadar absürd bir şeyi, diyebilirim ki hayatım boyunca duymadım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kaba bir söylem. bayan diyeceksiniz.
devamını gör...

yoldaş'ın çantasından çıkan nutuk'ta göze çarpan not.
devamını gör...

ilkokulda ben de böyleydim. sonra hayatın acı gerçekleri ile sınandım ve okula gitmemek için ağlamayı tercih ettim.
devamını gör...

erkek (caps lock açık).
devamını gör...

geçen gün bir çocuk annesine bir daha asansörü yalamayacağına dair söz veriyordu. ağlayarak yeminler ediyordu. bir yandan da ben sadece hakkım olanı almak istedim falan diyordu. demem o ki çok okuyanı da başa bela.
devamını gör...

türkçe çeviri kuran birinci olmasa bile listenin üst sıralarında yer alabilir sanırım.

ne gerek var kendin anlamaya, anlatan şarlatanlar var nasıl olsa.
devamını gör...

bana çok benzediği yani mükemmel olduğu için paylaşamıyoruz. sakıncalı.
devamını gör...

başlıyore.
devamını gör...

sınandığın her anın sana bıraktıkları kadar hakkın vardı yaşamaya
sen her seferinde kolay olanı seçtin
geri döndüğün kapılar ardında neler yaşandığından habersiz
sen her seferinde merak ettin
uçsuz bucaksız bir yoldu sınavın
sen her sapakta firar ettin
sana güvenmemelerini, sana sırt çevirmelerini hazmedemedin
sonunda ikrah ettin
devamını gör...

cahilliğin huzurunu bilgelik sanan kalabalıklar arasına hoş geldin.
devamını gör...

dur.
devamını gör...

2007 dolaylarında falan deselerdi ben bu başlığı açmazdım da işte o nokta çoktan aşıldı. mayıs ayı son derece sıkıcı.
devamını gör...

youtube'ta sevdiğin şarkıların altına bakıyorum, benle ilgili bir şey yazdın mı diye
devamını gör...

böyle bir film vardı. insanlar evden çıkamıyordu filan.
devamını gör...

bundan yıllar yıllar önce (8 yıl olmuş) o zamanki sevgilim canımın çok sıkkın olduğu bir gece "al bunu dinle, kafan dağılsın, dinledikçe beni hatırla" diye muse'un undisclosed desires parçasını atmıştı. parçada şöyle bir kısım var, "you trick your lovers that you're wicked and divine // you may be a sinner but your innocence is mine" yani diyor ki "seni kendime sakladım"- ehem şaka. "sen ki sevgililerini kötücül ve kutsal biri olduğuna dair oyuna getirirsin, günahkar olabilirsin ama masumiyetin benimdir". canım cidden çok sıkkındı, yani o kadar sıkkın o kadar bıkkındım ki kafamda kara bulutlar dolanıyordu. ne yaptı etti konuyu bel altı muhabbete getirmişti yine *

ben ki yıllardır dijital bir büyücü olarak büyücü ismini kullanmayı çok sevdim, hala da seviyorum. kendimi kötü bir insan olarak tanımlamaktan gocunmuyorum ve utanmıyorum da bundan. 8 sene sonra anladım büyücü ismine laf atmış (hani kötüyüm mötüyüm diyosun, ortamlarda büyücü ayağına yatıyosun ama yerim senin o masumiyetini bebiş çekmiş). hadi hep birlikte dinleyelim.



ayrıca
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

editus communis #2228255 bizde yalan yok ne kadar sevdiğimize dair
devamını gör...

toplayın partiyi yeni quest var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

böyle bir çocuk var mı demeyin. var. burada, bizim evde. kendisi kızım olur. umarım bu performansı birinci sınıfa başladığında da gösterir. tamam ben de okula koşa koşa gidiyordum da bu kadar da değildi.

-kızım bak pikniğe gideceğiz, çocuklar da olacak.
-ama okula gitmezsem nasıl yeni şeyler öğrenirim anne?
-parkta oynayacaksınız bak.
-iyi bir daha okula gitmem o zaman.

ağlayış ve kapanış. sonuç: okula gidiyor. sen nasıl bir anasın çocuğu okulundan alıkoyuyorsun? püü, rezil karı.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim