zaman tüneli

tamamen türk yapımı bir çizgi roman karakteridir. ünlü türk çizgi roman çizeri ve yazar ali recan tarafından 1978 yılında maceraları yazılıp çizilmeye başlanmıştır. çizgi roman tarihimizin ilk yerli kadın bilimkurgu kahramanlarından biri olarak kabul edilir.
devamını gör...

çok garip. sürekli bu doğum günümü unutup duruyorum ara ara hatırlayıp sonra aklımdan kayboluyor. ve ben bunu çok kötü anılarımda yaşarım. hiç olmamış gibi beynim bir anda siler hiç uğraşmam unutmak için çünkü gerçekten beynim hiç olmamış gibi davranır ve unutturur bana biri bana hatırlatana kadar hatırlamam ve öyle bir şey hiç yaşanmamış gibi devam ederim ve şuan bunu doğum günüm için yaşıyorum aklım neden doğum günümü silmeye çalışıyor anlamıyorum. sürekli ama sürekli unuttum bu kadar az kalmışken neden unutuyorum heyecanlanmak yerine anlamadım gerçekten.
devamını gör...

en sondan bir önce neye güldünüz?

işte ben bunu hatırlayabilme ihtimalinizi düşünüp güldüm.
devamını gör...

#3984861 versiyon 2 de artık daha da gelişti.
artık engelli gibide olsa yürüyebiliyor, birde hala stabil olmayan atış ve parçalama sistemim var. sabrederseniz video sonlarında mükemmel sahneler var, 2 dakika zaten.
devamını gör...

boş racon kesen mikropipilileri azdır sözlüğün. yoktur diyemeyiz, azdır.
devamını gör...

ğ ç j hediye ediyorum. anlamını bilseniz kanınız donar.
devamını gör...

1938 yılında istanbul'da doğan, türk kitabiyâtçı, polisiye roman eleştirmeni ve koleksiyoncusu.

fatih'teki pertevniyal lisesi'nden mezun olmasını takiben istanbul teknik üniversitesi makina fakültesi'nde eğitim gördü. türkiye sınai kalkınma bankası'nda ilk olarak kurucu mühendis ardından da üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu. osmanlı devletinin inkıraz döneminden istanbul kent tarihine kadar muhtelif konularda yazılar yayımladı. ıı. mahmut’un istanbul’u - bostancıbaşı sicilleri (1992), kandilli, vaniköy, çengelköy - mekânlar ve zamanlar (1993), türkiye sınai kalkınma bankası’nın öyküsü (1995) ve korkmayınız mister sherlock holmes - türkiye’de polisiye romanın öyküsü 1881-1928 (1997) gibi eserler yayımladı ve birçok konuda tercümeleri yayınlandı. raif nezihi'nin izmir’in tarihi (2001) ile ebüssüreyya sami'nin türklerin sherlock holmes’ü amanvermez avni’nin maceraları cilt: ı - ıı (2006) gibi eserleri de yayıma hazırladı.[1]

korkmayınız mr. sherlock holmes adlı eseri türkiye'de cumhuriyet öncesi polisiye roman üzerine yapılmış ilk araştırmaydı. üyepazarcı bu eserinde 1823'ten 1928'e kadar olan eski harfli polisiye romanları, tefrika ve çevirileri tanıtarak literatür hakkında bilgi verdi.[2] üyepazarcı bu eseriyle 2009'da memet fuat ödülleri'nde "eleştiri/inceleme" kategorisinde ödüle layık görüldü.[3]

üyepazarcı türkiye'de en geniş polisiye roman koleksiyonuna sahip kişilerin başında gelmektedir. bu koleksiyona sahip olmasında türk sahaflarla olan ikili ilişkileri başat bir rol oynamıştır.[4] birçok makalesi de sahaf lütfü seymen'in kitabiyât dergisi müteferrika'da yayımlanmıştır.

(bkz: şerlok holmes ile cingöz recai’nin izinde bir kitap kurdu)
devamını gör...

sesiyle adeta orgazm eden makine
devamını gör...

istanbul ilinin fatih ilçesi sınırları içinde bulunan eski bir semttir. kabaca turgut özal caddesi, molla gürani caddesi, adnan menderes bulvarı ve softa sinan sokağı arasında kalır.
devamını gör...

83 lüyüm ve afedersiniz it sürüsü gibiydik. o kadar çok çocukluk arkadaşım vardı ki, aynı mahallede doğup, büyüyüp, okuyup hâlâ aynı mahallede yaşamam sebebiyle bazılarıyla karşılaşıyoruz, selamlaşıyoruz.

cenazesine gittiğim de oldu maalesef, en çok unutamadığım işte o kanserden kaybettiğimiz rahmetli fatih'ti. çok iyi çocuktu çokta iyi arkadaşımdı rahmetli. ilk ve ortaokulu aynı sınıfta okuduk, ben "çalışkan" olduğum için kopya vermeyeyim diye çalışkan başka biriyle genelde inek bir kızla önde oturmaya zorlandım hep. onunla oturunca çok kaynatırdık izin verilmezdi.

habersiz lisede aynı liseye gittik, denk geldik. ben o dönem aynı lisenin yabancı dil ağırlıklı hazırlık bölümü kazanıp kaydolmuştum onu da bahçede görünce çok sevindim, ilk ders günü gel lan sende benim sınıfa birşey olmaz deyip onu da benim hazırlık sınıfına soktum. sonra yoklama yapıldı ve adı okunmadı doğal olarak ahahhahs. dedim hocam nolur fatih de kalsın burada, olmaz dedi. fatih benden çok yıkıldı, mecbur gitti kendi sınıfına, düz liseye. allah rahmet eylesin çok anımız vardı.
devamını gör...

önemli
olan
haklılığın
payı değil
güzelim!

paydası..
devamını gör...

korkum odur ki papatya çayı bile yetersiz kalsın bu gerginliğe. en kısa zamanda bir düello yaklaşıyor.
devamını gör...

(bkz: mecanin-i kütüb)
devamını gör...

(bkz: mecanin-i kütüb)
devamını gör...

kitap delisi, kitap aşığı anlamına gelen osmanlıca kökenli tamlama.

(bkz: bibliyofil)
devamını gör...

mecanin-i kütüb erol üyepazarcı'nın 87 yıllık hayatını samimi, sürükleyici bir anlatımla okumamıza vesile olan türkiye iş bankası kültür yayınları'ndan çıkan kitabıdır.

istanbul'un taşkasap semtindeki çocukluğundan başlayarak okul yıllarını, sahaf çarşılarını, siyasi kırılma noktalarını ve mühendislik kariyerini okurken yazarın hayatının merkezinde yer alan kitap sevgisine ve çalışmalarına da şahitlik ediyoruz. her kitap sever okumalı diye düşünüyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

k.o.ç.
devamını gör...

bugün bi konser salonu için raporlama yaptım. hazır burada da ses-kayıt teknolojileriyle ilgili birkaç bir şey söylemişken* az biraz akustikle ilgili de bir şeyler sıkayım istedim. bugünkü konumuz; rt60.
akustik tarafına giren herkesin sürekli karşısına çıkan ama çoğu zaman tam olarak neyi anlattığı karıştırılan kavramlardan biridir bu. nedense hep konuşma sesinin netliğine dayandırılıyor ama alakası yok. anlatayım.

dünyada duyduğumuz hiçbir ses anında yok olmaz*. siz boş bir odada el çırptığınızda ses kulağınıza gelir fakat siz direkt o sesi duymazsınız. o ses duvarlara çarpar, tavandan seker, zemine vurur, tekrar dolaşır.* yani ortamın içinde bir süre yaşamaya devam eder. işte rt60 dediğimiz şey de tam olarak bunun ölçüsüdür. -süresidir demek de doğru ama her zaman değil.

teknik olarak özeti ise; bir ses kaynağı sustuktan sonra ortam içerisindeki ses seviyesinin 60db düşmesi için geçen süreye rt60 denir. yani sistemin içindeki toplam ses enerjisinin zaman içerisinde ne kadar hızlı decay ettiğini * ölçmeye çalışıyoruz aslında.
işin kritik noktası şu; ses bir ortam içerisinde yalnızca yayılmaz, aynı zamanda sürekli yüzeylerle etkileşime girer. hoparlörden çıkan ses önce kulağımıza ulaşır,* ardından duvarlardan, tavandan, zeminden ve odadaki diğer yüzeylerden defalarca yansır.* her yansımada enerjisinin bir kısmını kaybeder. işte bu enerji kaybının zaman içerisindeki davranışı da decay karakterini oluşturur. -bu kayıp, sesin yok olması demek değildir.-

mesela büyük, boş ve sert yüzeyli bir salona girdiğinizde el çırptığınızda ses uzun süre ortamın içinde dolaşır. çünkü yüzeylerin absorption coefficient’i * düşüktür. yani sistem sesi emmek yerine geri yansıtır.* bu durumda reverberation time * uzar ve rt60 yükselir.
akustik olarak düzenlenmiş bir kontrol odasında* ise durum farklıdır. yüzeyler belirli frekans aralıklarında ses enerjisini absorbe edecek şekilde tasarlanır. böylece reflections * daha hızlı sönümlenir ve ortam içerisindeki enerji daha kısa sürede düşer. yani rt60 azalır. kontrol odalarında bu çoğunlukla istenen şeydir.

fakat burada önemli bir detay var, rt60 tek bir ölçümden ibaret değildir.
çünkü fiziksel dünyada mekanlar tüm frekanslara aynı davranışı göstermezler. aynı odayı bire bir özelliklerde tasarlasanız bile* yine aynı davranışı gösteremezler. özellikle düşük frekanslar çok daha problemli davranır. bunun temel sebebi de dalga boyudur. örneğin 50hz civarındaki bir frekansın dalga boyu birkaç metreyi bulabilir. bu yüzden küçük hacimli odalarda düşük frekanslar oda içerisinde daha rahat dolaşır ve standing wave * oluşturmaya başlar.

işte insanların* “odada basslar birikiyor” diye tarif ettiği şeyin büyük kısmı da budur aslında. çoğu zaman yalnızca frekans cevabı değil, düşük frekansların decay süresinin aşırı uzun olmasıdır.
çünkü bazı odalar yüksek frekansları hızlı öldürürken düşük frekansları uzun süre taşır. bu durumda hoparlörden çıkan gerçek bass bilgisini değil, odanın uzattığı bass bilgisini işitmeye başlarız. room mode * dediğimiz problemler de burada ortaya çıkar. o yüzden bass trap dediğimiz sistemlerin amacı yalnızca düşük frekans azaltmak değildir. düşük frekansların reverberation time davranışını kontrol etmeye çalışırlar. zaten profesyonel kontrol odalarında hedeflenen şey yalnızca düşük rt60 değildir. dengeli rt60’dır. yani farklı frekans bölgelerinin birbirine yakın decay davranışı göstermesi hedeflenir. çünkü mühendis* hoparlörden çıkan sinyali mümkün olduğunca odanın etkisinden bağımsız duymaya çalışır.

örneğin bir odada düşük frekansların rt60 değeri aşırı uzunsa, mühendis bas miktarını olduğundan fazla duyabilir ve miks sırasında gereğinden az bas kullanabilir. bunun sonucunda miks başka sistemlerde zayıf duyulmaya başlar. bu yüzden profesyonel akustik ölçümlerde yalnızca frekans cevabına değil, waterfall response’a * ve decay karakteristiğine de bakılır. genelde ölçüm programları* ölçüm yapılan test sinyali üzerinden birçok parametreyi ölçebilmektedir.

inşaat sektöründe çalışanlar flaan denk gelmiştir belki, bu tip ölçüm işlerine gelen arkadaşlar, odanın içinde alkışlayarak gezerler. sözde reverb süresi ölçüyolar ama yapılan o "test" bahsi geçen hiçbir parametre hakkında bilgi veremez. uzun reverb süresi gördüklerinde hemen "ağbiii buranın acil düzenlenmesi laazım" diye yapıştırırlar. 350 bin euro da hesap çıkarırlar bi güzel. müşteri de görür ebesinin rt60'ını*

mesele tamamen kullanım amacıyla alakalıdır. el şaklatarak olmaz o iş. büyük bir senfoni salonunda uzun rt60 istersiniz. çünkü orkestra sesleri ortam içerisinde birleşerek fiziksel bir büyüklük hissi oluşturur. bunun yanında bir podcast kaydı aldığınız küçük bir odada aynı rt60 felaket olur. çünkü konuşma anlaşılabilirliği, yani intelligibility * düşmeye başlar. harfler birbirinin üstüne biner, transient’ler bulanıklaşır ve konuşma yorucu hale gelir. zaten böyle bir ortamda sadece uğultuya döner her şey.

bazı modern stüdyolar* o kadar kontrollü yapılır ki insanlar ilk girdiklerinde rahatsız hisseder. çünkü insan beyni gerçek dünyada sürekli belli miktarda yansıma duymaya alışmıştır. ortam fazla kuru olduğunda sistem doğal olmayan bir boşluk hissi algılamaya başlar. dolayısıyla o "gerçeklikten" uzaklaşmamak adına birçok stüdyoda kontrollü ve görece az miktarda yansıma için pay bırakılır.

özetle efenim,rt60 dediğimiz şey, bir ses kaynağı sustuktan sonra ortam içindeki ses enerjisinin 60db azalması için geçen süredir. bize yalnızca yankıyı değil, bir mekanın sesi zaman içerisinde nasıl taşıdığını, hangi frekansları ne kadar tuttuğunu, enerjiyi nasıl sönümlediğini ve dinleyiciye nasıl bir akustik karakter sunduğunu anlatır.

kusurlar varsa yapmanız gerekeni biliyorsunuz.
öperler.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim