zaman tüneli
ümit özdağ
bu adamı bunca zaman temiz biri olarak bildim fakat mağrur olma ey tonyukuk, sen de herkes gibi yanılıyorsun.
özdağ'ın fetullah gülen hakkında "sayın" ifadesini kullanması çok dikkatimi çekti. eğer kendisi davasında samimiyse buna bir açıklık getirmesi gerekir.
x.com/SiyasetCafe_com/statu...
özdağ'ın fetullah gülen hakkında "sayın" ifadesini kullanması çok dikkatimi çekti. eğer kendisi davasında samimiyse buna bir açıklık getirmesi gerekir.
x.com/SiyasetCafe_com/statu...
devamını gör...
28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi
burjuvanın avrupa birlikçi faşist ajanları iktidara getirmek için düzenlediği eylemlerdir.
halkın sosyalist işçi köylü partisi kurultayı'da bu faşist burjuva eylemlerine başta destek vermiştir.
ancak akepe iktidarıyla görüşme yapmak için komisyon kurulduğunda bunu kesinlikle reddetmiş, din yobazları ve gericilerle görüşecek birşey olmadığını tek yolun devrim olduğunu savunmuştur.
faşistlerin ve burjuvanın devrim yapmaktan vazgeçip, akp ile masaya oturması üzerine masayı yıkıp ayrılmıştır.
tek yol devrim
huzur islamda
ya sev ya terket
hsikpk / halkın sosyalist işçi köylü partisi kurultayı.
halkın sosyalist işçi köylü partisi kurultayı'da bu faşist burjuva eylemlerine başta destek vermiştir.
ancak akepe iktidarıyla görüşme yapmak için komisyon kurulduğunda bunu kesinlikle reddetmiş, din yobazları ve gericilerle görüşecek birşey olmadığını tek yolun devrim olduğunu savunmuştur.
faşistlerin ve burjuvanın devrim yapmaktan vazgeçip, akp ile masaya oturması üzerine masayı yıkıp ayrılmıştır.
tek yol devrim
huzur islamda
ya sev ya terket
hsikpk / halkın sosyalist işçi köylü partisi kurultayı.
devamını gör...
yavuz ağıralioğlu
büyük milliyetçidir sayın yavuz bey... tabii arşiv diye bir şey olmasaydı biz de buna inmak zorunda kalacaktık.
"hocaefendi" diye bahsetmiştir fetullah köpeğinden.
x.com/SiyasetCafe_com/statu...
"hocaefendi" diye bahsetmiştir fetullah köpeğinden.
x.com/SiyasetCafe_com/statu...
devamını gör...
ali babacan
paraları yavşa yavaş suyunu çekti galiba eskisi gibi mesaj falan göndermiyor.
devamını gör...
diktatör olunca yapılacak ufak tefek şımarıklıklar
kafama göre okul kapatıp, sonra yeniden açmak
devamını gör...
digital to analog converter
adc'yi anlattık, karşı tarafta duran bıradırını da anlatalım. çünkü dijital ses kayıt ve müzik teknolojisinin büyük kısmı aslında bu iki garibanın arasında geçiyor. biri fiziksel dünyadan bilgisayara çeviri yapıyor, diğeri de bilgisayardan tekrar fiziksel dünyaya.
işte bugün bahsedeceğimiz arkadaş; digital to analog converter a.k.a dac.
şimdi romalı kardeşlerim, elimizde bir müzik dosyası olduğunu düşünelim. spotify'da bir şarkı açtınız, youtube'da video izliyorsunuz veya daw'da kayıt dinliyorsunuz. hepimizin kulağında ses çalıyor ama aslında bilgisayarın içinde ses falan yok.*
çünkü bilgisayarın içinde duran şey yalnızca veri. yani sayılar. bizim duyduğumuz gitarlar, davullar, vokaller, synth'ler falan aslında bilgisayarın içinde dolaşan milyonlarca rakamdan ibaret.
işte burada da şöyle bir sorunumuz var; biz insanlar ses duyabiliyoruz ama sayı duyamıyoruz. bilgisayarlar da sayıları anlayabiliyor ama ses duyamıyor. yani ortada ciddi bir iletişim problemi var.*
adc bu problemin ilk yarısını çözüyordu. mikrofondan gelen analog sinyali sayılara dönüştürüyordu. peki, bizi kim geri getirecek? dönüş yolumuz nedir? işte orada da dac devreye giriyor. çünkü kulaklıklar da hoparlörler de dijital veriyle çalışamaz.* onları hareket ettirecek bir elektrik sinyaline ihtiyaç vardır. dac da sistemin elindeki sayıları alıp tekrar elektrik sinyaline çevirmeye çalışır.
aslında dac'ın elinde gerçek ses yoktur. analog dalga da yoktur. elinde yalnızca; "şu anda sinyal burada olmalı", "bir sonraki anda burada olmalı", "bir sonraki örnekte burada olmalı" şeklinde bir veri listesi vardır.
işte bu yüzden dijital ses dediğimiz şey aslında doğrudan sesin kendisi değil, sesin matematiksel izidir. dac'ın yaptığı şey de bu izi okuyup yeniden fiziksel dünyaya çevirmeye çalışmaktır. -daha önce bahsettik bunlardan ey halkım-
burada insanların kafasını karıştıran başka bir konu daha var. bazıları dijital ses konusu duyunca sistemin hoparlöre doğrudan dijital veriyi gönderdiğini düşünür. aslında hoparlörün bu verilerle hiçbir işi yoktur.
hoparlör dediğimiz şey temelde elektromekanik bir sistemdir. üzerinden geçen elektrik akımına göre ileri geri hareket eder. havayı iter, çeker ve basınç değişimi oluşturur.* yani en sonunda dönüp dolaşıp tekrar fiziksel dünyaya geri dönmek zorundayız.
işte dac'ın varlık sebebi budur. dijital veriyi alır, analog sinyale* dönüştürür, hoparlör de o sinyali tekrar havadaki basınç değişimlerine çevirir. yani zincirin sonunda aslında tekrar başlangıç noktasına dönmüş oluruz. -her zaman olduğu gibi-
burada da tıpkı adc'lerde olduğu gibi kusursuzluk diye bir şey yoktur, olamaz da. çünkü sistemin elinde analog dalga yoktur. yalnızca onun matematiksel izi vardır. dac da bu izden mümkün olduğunca doğru bir kopya üretmeye çalışır.
o yüzden noise floor*, dynamic range*, distortion* ve jitter* gibi kavramlar burada önem kazanmaya başlar.
internet aleminin sevdiği bazı şehir efsanelerine baktığımızda; özellikle son yıllarda insanlar dac mevzusunu biraz mistik bir yere taşıdı. iyi hoş da günümüzde ortalama bir ses kartındaki veya telefondaki birçok dac, teknik olarak insan işitme sınırlarının oldukça üzerinde performans gösterebiliyor.
-niceliğine değil niteliğine bakıyoruz burada. işin estetik kısmından bağımsız bir durum.-
yani kötü bir dac ile iyi bir dac arasında fark olabilir ama iyi bir dac ile çok iyi bir dac arasındaki fark bazen internet dünyasında anlatıldığı kadar dramatik olmayabiliyor. günün sonunda bütün hikaye yine aynı yere çıkıyor. adc analog dünyayı matematiğe çeviriyor. dac ise matematiği tekrar fiziksel dünyaya çevirmeye çalışıyor.
biz de bu çevirileri kullanarak her zaman yapığımız şeyi yapıyoruz; kulağımızı ikna edecek kadar doğru bir kopyasını üretmek.
sevgiler saygılar.
işte bugün bahsedeceğimiz arkadaş; digital to analog converter a.k.a dac.
şimdi romalı kardeşlerim, elimizde bir müzik dosyası olduğunu düşünelim. spotify'da bir şarkı açtınız, youtube'da video izliyorsunuz veya daw'da kayıt dinliyorsunuz. hepimizin kulağında ses çalıyor ama aslında bilgisayarın içinde ses falan yok.*
çünkü bilgisayarın içinde duran şey yalnızca veri. yani sayılar. bizim duyduğumuz gitarlar, davullar, vokaller, synth'ler falan aslında bilgisayarın içinde dolaşan milyonlarca rakamdan ibaret.
işte burada da şöyle bir sorunumuz var; biz insanlar ses duyabiliyoruz ama sayı duyamıyoruz. bilgisayarlar da sayıları anlayabiliyor ama ses duyamıyor. yani ortada ciddi bir iletişim problemi var.*
adc bu problemin ilk yarısını çözüyordu. mikrofondan gelen analog sinyali sayılara dönüştürüyordu. peki, bizi kim geri getirecek? dönüş yolumuz nedir? işte orada da dac devreye giriyor. çünkü kulaklıklar da hoparlörler de dijital veriyle çalışamaz.* onları hareket ettirecek bir elektrik sinyaline ihtiyaç vardır. dac da sistemin elindeki sayıları alıp tekrar elektrik sinyaline çevirmeye çalışır.
aslında dac'ın elinde gerçek ses yoktur. analog dalga da yoktur. elinde yalnızca; "şu anda sinyal burada olmalı", "bir sonraki anda burada olmalı", "bir sonraki örnekte burada olmalı" şeklinde bir veri listesi vardır.
işte bu yüzden dijital ses dediğimiz şey aslında doğrudan sesin kendisi değil, sesin matematiksel izidir. dac'ın yaptığı şey de bu izi okuyup yeniden fiziksel dünyaya çevirmeye çalışmaktır. -daha önce bahsettik bunlardan ey halkım-
burada insanların kafasını karıştıran başka bir konu daha var. bazıları dijital ses konusu duyunca sistemin hoparlöre doğrudan dijital veriyi gönderdiğini düşünür. aslında hoparlörün bu verilerle hiçbir işi yoktur.
hoparlör dediğimiz şey temelde elektromekanik bir sistemdir. üzerinden geçen elektrik akımına göre ileri geri hareket eder. havayı iter, çeker ve basınç değişimi oluşturur.* yani en sonunda dönüp dolaşıp tekrar fiziksel dünyaya geri dönmek zorundayız.
işte dac'ın varlık sebebi budur. dijital veriyi alır, analog sinyale* dönüştürür, hoparlör de o sinyali tekrar havadaki basınç değişimlerine çevirir. yani zincirin sonunda aslında tekrar başlangıç noktasına dönmüş oluruz. -her zaman olduğu gibi-
burada da tıpkı adc'lerde olduğu gibi kusursuzluk diye bir şey yoktur, olamaz da. çünkü sistemin elinde analog dalga yoktur. yalnızca onun matematiksel izi vardır. dac da bu izden mümkün olduğunca doğru bir kopya üretmeye çalışır.
o yüzden noise floor*, dynamic range*, distortion* ve jitter* gibi kavramlar burada önem kazanmaya başlar.
internet aleminin sevdiği bazı şehir efsanelerine baktığımızda; özellikle son yıllarda insanlar dac mevzusunu biraz mistik bir yere taşıdı. iyi hoş da günümüzde ortalama bir ses kartındaki veya telefondaki birçok dac, teknik olarak insan işitme sınırlarının oldukça üzerinde performans gösterebiliyor.
-niceliğine değil niteliğine bakıyoruz burada. işin estetik kısmından bağımsız bir durum.-
yani kötü bir dac ile iyi bir dac arasında fark olabilir ama iyi bir dac ile çok iyi bir dac arasındaki fark bazen internet dünyasında anlatıldığı kadar dramatik olmayabiliyor. günün sonunda bütün hikaye yine aynı yere çıkıyor. adc analog dünyayı matematiğe çeviriyor. dac ise matematiği tekrar fiziksel dünyaya çevirmeye çalışıyor.
biz de bu çevirileri kullanarak her zaman yapığımız şeyi yapıyoruz; kulağımızı ikna edecek kadar doğru bir kopyasını üretmek.
sevgiler saygılar.
devamını gör...
diktatör olunca yapılacak ufak tefek şımarıklıklar
(bkz: alea iacta est)
devamını gör...
ibrahim melih gökçek
ben bu adamı tuhaf şeklde samimi buluyorum.
oğlunu da öyle.
oğlunu da öyle.
devamını gör...
diktatör olunca yapılacak ufak tefek şımarıklıklar
şımarıklık buymuş demeeeeeek
devamını gör...
islamcı
huzur nerdeyse islam orda diyenler..
devamını gör...
akıl
valla bu "akıl" ın ismini ister güzellik koyalım ister sağlık ister zeka ister muhakeme....
bilgi demiyorumsa bir tek...
isim koymak için de bilgi lazım ısa....
bilgi demiyorumsa bir tek...
isim koymak için de bilgi lazım ısa....
devamını gör...
ali babacan
sözde liberal, özde fetullahçıdır. bu muhafazakar liberallerin hiçbirisi şaşırtmıyor. liberalizmle uzaktan yakından alakaları olmadıkları gibi, sırf türkiye'deki sermayeyi fetö aracılığıyla abd'li şirketlere peşkeş çekebilmek için liberal oldular.
tanrının sizinle hesabı var !
tanrının sizinle hesabı var !
devamını gör...
islamcı
kendisini sosyolog ve felsefeci olarak gören enis doko da bunlardandır. her konuda şeklen kendini batılı gibi pazarlayan ama zihin dünyası bambaşka olan 21. yy. postmodern islamcılardan... zohran mamdani de bu ekolden.
böyle insanlar genel olarak aşırı özendikleri batılıların bazıları gibi bir alanın, disiplinin uzmanı olduklarını iddia ederler. aslında istisnasız olarak her şeyi islama bağlamak, islamileştirmektir amaçları. islamla hiçbir ilgisi olmayanlar islami hale getirilmelidir. bununla da kalmıyor yaptıkları. dolaylı şekilde islamı ve islamla ilgili her şeyi güzel göstermeye, kötü yanlarını yok saymaya ya da haklılaştırmaya çalışırlar. kılcal damarlarına kadar batı medeniyeti düşmanı olan bir kültürü batı'ya pazarlayabilmek için meşrulaştırmayacakları kötülük yoktur. manipülasyonun, dezenformasyonun kitabını yazarlar.
islamı överken ve yüceltirken islam-dışı olan her şey itibarsızlaştırılır, değersizleştirilir, küçümsenir, hor görülür, karikatürize edilir, aşağılanır, hatta yok edilmeye çalışılır. savunduklarını övmekle ve reklamını yapmakla yetinmezler, diğer her şeye saldırırlar.
ancak söz konusu eleştiri günlük olarak hayvansal gıda tüketmekten çekinmeyen insanlar tarafından da dile getiriliyordu.
bir sosyolog ve felsefeci için bu tepki başlı başına ilginçti.
kurban, modern insanın iddia ettiği gibi geçmişin ilkel bir kalıntısı değildir.
aksine, insanı kendi inşa ettiği steril hapishaneden çıkarıp varoluşun yalın gerçeğiyle yüzleştiren modern bir panzehirdir.
şezlong konforunda zamanı tüketen modern zihin için bu ritüel, doğrusal tarihin sıkıcılığından kaçıp hz. ibrahim’in o zamansız sadakat anıyla çağdaş olma imkânı sunar.
belki de bu bayram, kronolojik kibrimizi o masada bırakıp, feda edebildiğimiz ölçüde insan kaldığımızı hatırlamanın tam vaktidir.”
s*rbestiyet
islamın kurban geleneğini övmek yetmiyor, illa aşağılayacak şezlong mezlong diyerek.
“otizm spektrumunda yukarı çıktıkça ateist olma ihtimali artıyor.”
asıl soru şu:
enis doko’nun hastaları ve ateistleri aşağılayıcı üslubu, onun profesörlük ciddiyetine dair soru işareti oluşturdu mu?
video
iran'da, başta muhalif kadınlar olmak üzere rejimin hedef aldığı insanlar da hastalıklarla özdeşleştirilir. ahoo daryaei de bunlardan biriydi. naziler başta olmak üzere faşistler, kurbanlarının hastalıklara sahip olduklarını iddia ederler. bu hastalıklı iddiaları kabul ettirebilmek için sahte bilimsel araştırmalar yaparlar. japonlar da yaptı bunları.
bir de bunlar, aslında sayılarının çok fazla olduğuna inanırlar. ancak birileri onlara türlü kötülükler yapıyordur ve bu yüzden kendilerini gizlemek, takiye yapmak zorundadırlar. hepsi hikaye tabi.
"bir sürü hoca ve çok iyi akademisyenler tanıyorum türkiye'de dindarlığını gizliyor.
gizli namaz kılıp gizli oruç tutan akademisyenler biliyorum.
türkiye'deki meşhur birkaç psikiyatrist mesela dindardır, bunu hiç yansıtmazlar, anlayamazsınız.
çünkü elit olmanın, dindar olmamayı gerektirdiğini düşünüyorlar."
video
böyle insanlar genel olarak aşırı özendikleri batılıların bazıları gibi bir alanın, disiplinin uzmanı olduklarını iddia ederler. aslında istisnasız olarak her şeyi islama bağlamak, islamileştirmektir amaçları. islamla hiçbir ilgisi olmayanlar islami hale getirilmelidir. bununla da kalmıyor yaptıkları. dolaylı şekilde islamı ve islamla ilgili her şeyi güzel göstermeye, kötü yanlarını yok saymaya ya da haklılaştırmaya çalışırlar. kılcal damarlarına kadar batı medeniyeti düşmanı olan bir kültürü batı'ya pazarlayabilmek için meşrulaştırmayacakları kötülük yoktur. manipülasyonun, dezenformasyonun kitabını yazarlar.
islamı överken ve yüceltirken islam-dışı olan her şey itibarsızlaştırılır, değersizleştirilir, küçümsenir, hor görülür, karikatürize edilir, aşağılanır, hatta yok edilmeye çalışılır. savunduklarını övmekle ve reklamını yapmakla yetinmezler, diğer her şeye saldırırlar.
ancak söz konusu eleştiri günlük olarak hayvansal gıda tüketmekten çekinmeyen insanlar tarafından da dile getiriliyordu.
bir sosyolog ve felsefeci için bu tepki başlı başına ilginçti.
kurban, modern insanın iddia ettiği gibi geçmişin ilkel bir kalıntısı değildir.
aksine, insanı kendi inşa ettiği steril hapishaneden çıkarıp varoluşun yalın gerçeğiyle yüzleştiren modern bir panzehirdir.
şezlong konforunda zamanı tüketen modern zihin için bu ritüel, doğrusal tarihin sıkıcılığından kaçıp hz. ibrahim’in o zamansız sadakat anıyla çağdaş olma imkânı sunar.
belki de bu bayram, kronolojik kibrimizi o masada bırakıp, feda edebildiğimiz ölçüde insan kaldığımızı hatırlamanın tam vaktidir.”
s*rbestiyet
islamın kurban geleneğini övmek yetmiyor, illa aşağılayacak şezlong mezlong diyerek.
“otizm spektrumunda yukarı çıktıkça ateist olma ihtimali artıyor.”
asıl soru şu:
enis doko’nun hastaları ve ateistleri aşağılayıcı üslubu, onun profesörlük ciddiyetine dair soru işareti oluşturdu mu?
video
iran'da, başta muhalif kadınlar olmak üzere rejimin hedef aldığı insanlar da hastalıklarla özdeşleştirilir. ahoo daryaei de bunlardan biriydi. naziler başta olmak üzere faşistler, kurbanlarının hastalıklara sahip olduklarını iddia ederler. bu hastalıklı iddiaları kabul ettirebilmek için sahte bilimsel araştırmalar yaparlar. japonlar da yaptı bunları.
bir de bunlar, aslında sayılarının çok fazla olduğuna inanırlar. ancak birileri onlara türlü kötülükler yapıyordur ve bu yüzden kendilerini gizlemek, takiye yapmak zorundadırlar. hepsi hikaye tabi.
"bir sürü hoca ve çok iyi akademisyenler tanıyorum türkiye'de dindarlığını gizliyor.
gizli namaz kılıp gizli oruç tutan akademisyenler biliyorum.
türkiye'deki meşhur birkaç psikiyatrist mesela dindardır, bunu hiç yansıtmazlar, anlayamazsınız.
çünkü elit olmanın, dindar olmamayı gerektirdiğini düşünüyorlar."
video
devamını gör...
diktatör olunca yapılacak ufak tefek şımarıklıklar
meclise gelir puromu yakar adını sayacaklarim parti sloganını atıp dışarı çıksın derim.
**
**
devamını gör...
küçük oğlan çocuğu
okumadım... her zamanki gibi... yersen....
ben kontrol etmem millet ne yedi ne yemedi....
annem ben doğduğumda o kadar şartlanmış ki erkek doğuracam diye...
"emin misiniz bir daha bakın" demiş... 24 saat eziyetten sonra hem de...
ben de mi bunu demekle cezalandırıldım ki..
yoksa ben mitoloojik bir kahraman mıyım... heeeee ?
ben kontrol etmem millet ne yedi ne yemedi....
annem ben doğduğumda o kadar şartlanmış ki erkek doğuracam diye...
"emin misiniz bir daha bakın" demiş... 24 saat eziyetten sonra hem de...
ben de mi bunu demekle cezalandırıldım ki..
yoksa ben mitoloojik bir kahraman mıyım... heeeee ?
devamını gör...
ibrahim melih gökçek
fetullahçının dik alasıdır. türkiye'nin başkentine bu adamın belediye reisliği yapması bu milletin en büyük utancıdır.
devamını gör...
göbeklitepe
cami iskeleti
devamını gör...
küçük oğlan çocuğu
erkekleri sevme seklim.
ben oyle sevdigim icin mi ona donusuyorlar yoksa o sevimlilik ve naiflik potansiyeli olanları mı seciyorum muamma;)
eski esim atesler içinde yatıyor bi gun. ben corba yapıp içitdim ona. saat bası basına sirkeli bez koyup degiştiriyorum. yarım saatte bir sıyunu yineliyorum. o uyuyor hep. arada uyanıp ben cok sanslıyım, karım bana cok iyi bakıyor diyor allahın srvimlisi;)) bi ara uykusundan uyandı yarı uykulu, bana 'annecim' dedi;)) o kadar da degil ama yaa. kendini o kadar savunmasız bi yandan o kadar guvende hissrtti ki bi an beni annesi sandi.
sevgili eski eşim,
guzel seyler yasadık. zor seyler yasadık. senin beni bırakıp gitmen de kucuk bi oglan cocugu olmandan. kaldıramadın. ben seni anlıyorum. seni affettim. en ufak yanlısım olmussa sen de beni affetmişindir umarım. bu 7-8 senede git gide artan bir aşk ve baglılıkla yanında oldugumdan en ufak suphenolmasın. ikimizin arasında yasananları ucuncu bi kişi bilemez. het seye ragmen asırı guzeldi.
cok sevgiler.
her zaman buyuk saygılar.
ben oyle sevdigim icin mi ona donusuyorlar yoksa o sevimlilik ve naiflik potansiyeli olanları mı seciyorum muamma;)
eski esim atesler içinde yatıyor bi gun. ben corba yapıp içitdim ona. saat bası basına sirkeli bez koyup degiştiriyorum. yarım saatte bir sıyunu yineliyorum. o uyuyor hep. arada uyanıp ben cok sanslıyım, karım bana cok iyi bakıyor diyor allahın srvimlisi;)) bi ara uykusundan uyandı yarı uykulu, bana 'annecim' dedi;)) o kadar da degil ama yaa. kendini o kadar savunmasız bi yandan o kadar guvende hissrtti ki bi an beni annesi sandi.
sevgili eski eşim,
guzel seyler yasadık. zor seyler yasadık. senin beni bırakıp gitmen de kucuk bi oglan cocugu olmandan. kaldıramadın. ben seni anlıyorum. seni affettim. en ufak yanlısım olmussa sen de beni affetmişindir umarım. bu 7-8 senede git gide artan bir aşk ve baglılıkla yanında oldugumdan en ufak suphenolmasın. ikimizin arasında yasananları ucuncu bi kişi bilemez. het seye ragmen asırı guzeldi.
cok sevgiler.
her zaman buyuk saygılar.
devamını gör...
cübbeli ahmet hoca
"kandırılan" fethullahçılardandır. bu tarikatçı takımının darbe girişiminden sonra "fetö kötü, biz iyiyiz" ayağına kendi cemaatlerini yüceltmesine asla aldanmayınız. bunların hepsi aynı çizgideydi.
devamını gör...
bayramda bile sözlükte takılmanın iç burukluğu
bayramın ilk günü istanbul'u fena halde tadını çıkardık. çünkü insan yoktu.
galata kulesi senin, kız kulesi benim üstüne bir de boğaz turu, ufaklığı gezdirdik akşam pestil olarak eve döndük.
istanbul insan yokken hala dünyanın en güzeli. roma, paris, londra halt etsin.
belki roma biraz yaklaşır bak...
dün akraba eş dost ziyareti akşam pestil olduk...
bugün tarla işleri vardı çünkü mahsul beklemez gene pestil...
bu arada bir mevzu magneti olarak illa ki mevzular çıktı ve ben de ortasında buldum kendimi.
ikinci kahvem biterken ve tam da çıkacakken bu başlık.
galata kulesi senin, kız kulesi benim üstüne bir de boğaz turu, ufaklığı gezdirdik akşam pestil olarak eve döndük.
istanbul insan yokken hala dünyanın en güzeli. roma, paris, londra halt etsin.
belki roma biraz yaklaşır bak...
dün akraba eş dost ziyareti akşam pestil olduk...
bugün tarla işleri vardı çünkü mahsul beklemez gene pestil...
bu arada bir mevzu magneti olarak illa ki mevzular çıktı ve ben de ortasında buldum kendimi.
ikinci kahvem biterken ve tam da çıkacakken bu başlık.
devamını gör...