zaman tüneli
1 haziran
kimse de demiyor ki nihayet geldi.
sevdiğim bir ay. belki de en sevdiğimden kim bilir.
sevdiğim bir ay. belki de en sevdiğimden kim bilir.
devamını gör...
hacıyatar (yazar)
hacı kelimesi saygınlık çağrıştırıyor. yatar kelimesi miskinlik . ikisini birleştirince ortaya saygın bir miskin çıkıyor.
devamını gör...
deep turkish web
çok eğitici videolarıyla bildiğimiz değerli kardeşlerimizdir.
- napıyorsunuz lan kader mahkumları?
- napıyorsunuz lan kader mahkumları?
devamını gör...
net insan olmak
"bakalım, duruma göre, kısmet, belli olmaz" gibi yuvarlamalar yerine "geliyorum" ya da "gelmiyorum" diyebilen nadir insan olabilmektir.
devamını gör...
net insan olmak
en cok sevdigim sey.
kararını ver. arkasında dur.
kararını ver. arkasında dur.
devamını gör...
çocuk sahibi olmamak için sebepler
aslında en temelde tek bir sebep var: istememek .
kalan tüm açıklamalar, çoğunluğu ikna etmek için yapılıyor. ben ailesinin en küçük çocuğu olan biriyim. lakin 32 yıllık şu tuhaf hayatım herkese annelik veya ablalık ederek geçti.
şaka yapmıyorum, uyurken aradığımda telefonu "abla buyur" diye açan adamlar tanıyorum. hepsine istisnasız çok temiz annelik ve ablalık ettim. bana bu kadar şefkati en son anneannem göstermişti diyen arkadaşım bile oldu (karısıyla da ben tanıştırdım onları).
tüm bunların üzerine bir zamanlar çok yakın olduğum bir zat ı muhteremle konuşurken aramızda şöyle bir konuşma geçti:
ben: çocuk sahibi olmak istemiyorum b.
b: nasıl olur ya?? sen benim bu dünyada tanıdığım en anaç, anne olmaya en uygun kadınsın kcf.
ben: neden istemediğimi anlatayım... bak şimdi bizim i. var mesela biliyorsun ona çok annelik etmişimdir...
b: evet biliyorum
ben: şimdi ben i'ye sonsuza kadar annelik edebilirim. ama annelik/ablalık ederken içimde hep şunun rahatlığı var. birgün beni aradığında "i kusura bakma halim yok beni mazur gör bu sefer için" diyebilirim. bu cümleyi hiç kurmayacak olsam da deme hakkım var. ama kendi çocuğum olursa böyle bir hakkım olmayacak.
b: ulan çok haklısın...
bir varlığın müebbet sorumluluğunu almak çok zor geliyor a dostlar. ben anlamını bulamadığım varoluşuma anlam kazandırma heyecanıyla ne kendimi ne de bir başkasını böyle bir maceraya atarım.
herkesin yüzleşmeye cesaret edemediği, kaçıp gitmeyi göze alamadığı, kendine itiraf edecek gücü bulamadığı şeyler, gerçekler ve durumlar vardır. bense kendi aciz yanlarımla bir başıma kalmamak için canlı bir bahaneye tutunmayı ahlaki bulmuyorum.
zamanında biri beni bahanesi yaptı, ben aynı haksızlığı kimseye yapmayacağım ama.
kalan tüm açıklamalar, çoğunluğu ikna etmek için yapılıyor. ben ailesinin en küçük çocuğu olan biriyim. lakin 32 yıllık şu tuhaf hayatım herkese annelik veya ablalık ederek geçti.
şaka yapmıyorum, uyurken aradığımda telefonu "abla buyur" diye açan adamlar tanıyorum. hepsine istisnasız çok temiz annelik ve ablalık ettim. bana bu kadar şefkati en son anneannem göstermişti diyen arkadaşım bile oldu (karısıyla da ben tanıştırdım onları).
tüm bunların üzerine bir zamanlar çok yakın olduğum bir zat ı muhteremle konuşurken aramızda şöyle bir konuşma geçti:
ben: çocuk sahibi olmak istemiyorum b.
b: nasıl olur ya?? sen benim bu dünyada tanıdığım en anaç, anne olmaya en uygun kadınsın kcf.
ben: neden istemediğimi anlatayım... bak şimdi bizim i. var mesela biliyorsun ona çok annelik etmişimdir...
b: evet biliyorum
ben: şimdi ben i'ye sonsuza kadar annelik edebilirim. ama annelik/ablalık ederken içimde hep şunun rahatlığı var. birgün beni aradığında "i kusura bakma halim yok beni mazur gör bu sefer için" diyebilirim. bu cümleyi hiç kurmayacak olsam da deme hakkım var. ama kendi çocuğum olursa böyle bir hakkım olmayacak.
b: ulan çok haklısın...
bir varlığın müebbet sorumluluğunu almak çok zor geliyor a dostlar. ben anlamını bulamadığım varoluşuma anlam kazandırma heyecanıyla ne kendimi ne de bir başkasını böyle bir maceraya atarım.
herkesin yüzleşmeye cesaret edemediği, kaçıp gitmeyi göze alamadığı, kendine itiraf edecek gücü bulamadığı şeyler, gerçekler ve durumlar vardır. bense kendi aciz yanlarımla bir başıma kalmamak için canlı bir bahaneye tutunmayı ahlaki bulmuyorum.
zamanında biri beni bahanesi yaptı, ben aynı haksızlığı kimseye yapmayacağım ama.
devamını gör...
bir kadın için bütün kadınlardan vazgeçmek
- yemin et.
- yooo, her şeye yemin etmek günahtır.
- yooo, her şeye yemin etmek günahtır.
devamını gör...
bir kadın için bütün kadınlardan vazgeçmek
esas sorun, bunu bilerek ve memnuniyetle yapabilmesi.
eğer bunu yapmışsa gerçekten o kadına sırılsıklam aşık olmuştur, bu iyi tarafı. eğer telefonun şifresi karşı tarafın eline düşmüşse vay haline, işte burası karanlık.
eğer bunu yapmışsa gerçekten o kadına sırılsıklam aşık olmuştur, bu iyi tarafı. eğer telefonun şifresi karşı tarafın eline düşmüşse vay haline, işte burası karanlık.
devamını gör...
yazarların hayalindeki motosiklet
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kendilerine söylemek istedikleri
yahu sen nasıl bir salaksın ki 5 tane titlenin altına 3 kuruş para için girdiğin yetmiyomuş gibi 3 ay maaş almadan çalışıp kartlarını patlattın. anla artık patron şirketlerinde hele ki büyğme potansiyeli olmayan patron şirketlerinde çalışmak seni ileri götürmez en iyi ihtimalle yerinde saydırır. bundan sonrasında aptallık etme kendine gel dicem de sen kesin bi aptallık yaparsın
devamını gör...
3'ü 1 aradayı sıcak suyun üzerine döken outsourced kurye
bugün ofis mutfağında bizzat şahit olduğum, anadolu insanının process sequence ve temel fizik kurallarıyla olan toksik ilişkisini gözler önüne seren bi vizyonsuzluk turnusoludur.
sabah masamda endonezya ofisinin vendor audit'leriyle boğuşurken ve sap üzerindeki vat discrepancy'lerini resolve etmeye çalışırken beynim error verdi, dedim ki gidip kendime bi kahve arası vereyim. mutfakta kendi single origin çekirdeklerimi tartarken, ofise evrak getiren kargo kuryesi de o sırada kendine şirketin kavanozdaki ucuz granül kahvelerinden birini yapıyordu.
ve gitti önce o incecik karton bardağa sebilden kaynar suyu ağzına kadar doldurdu. sonra kavanozdan aldığı bi kaşık kahve tozunu suyun üzerine boşalttı.
bendeki o analitik, process-oriented auram anında tetiklendi. bu kadar irrasyonel, solubility dinamiklerini alt üst eden bi workflow olamazdı. o an sap ekranındaki o karmaşık vendor datalarından bile daha kaotik bi manzarayla karşı karşıyaydım.
"ustacığım," dedim, sesimi olabildiğince soft ama bi o kadar da vizyon aşılayan bi tonda tutarak. "şu an o tozu suyun üstüne dökerek yarattığın surface tension kaosunun farkında mısın? önce tozu koyup, üzerine suyu belli bi flow rate'le dökerek bardağın içinde doğal bi vortex yaratmak ve homojen bi mixture elde etmek varken, neden süreci tersten işletiyorsun? toz üstte kaldığı için ve onu çözmek için ekstra bi stirring eforu harcayarak kendi time-management'ını sabote edeceksin. hayattaki diğer case'lere de böyle mi yaklaşıyorsun? önce problemin içine atlayıp sonra mı altyapıyı kurmaya çalışıyorsun?"
adam bana o boş gözlerle bakıp, elindeki tahta karıştırıcıyı göstererek, "abi tozu önce koyunca dibine yapışıyor, böyle dökünce üstte kalıyor karıştırması kolay oluyor" gibi inanılmaz defansif, statükocu ve inovasyona tamamen kapalı, risk-averse bi argüman sundu.
ona sadece acıyarak gülümsedim. "işte sizin sorununuz tam olarak bu ustacığım," dedim. "bottom-sticking korkusuyla process'in en temel adımını bypass ediyorsunuz. o dibe yapışan tortuyla yüzleşmeyi, onu proaktif bi şekilde çözmeyi bilmediğiniz sürece hayat boyu o kargo paketlerini sırtınızda taşımaya, başkalarının process'lerinde sadece bi external dependency olarak kalmaya mahkumsunuz. big picture'ı gör biraz."
cevap vermesini beklemeden kahvemi alıp işime geri döndüm. eminim şu an o topaklanmış, process hatası kurbanı kahvesini yudumlarken kendi opportunity cost'unu sorguluyordur.
sabah masamda endonezya ofisinin vendor audit'leriyle boğuşurken ve sap üzerindeki vat discrepancy'lerini resolve etmeye çalışırken beynim error verdi, dedim ki gidip kendime bi kahve arası vereyim. mutfakta kendi single origin çekirdeklerimi tartarken, ofise evrak getiren kargo kuryesi de o sırada kendine şirketin kavanozdaki ucuz granül kahvelerinden birini yapıyordu.
ve gitti önce o incecik karton bardağa sebilden kaynar suyu ağzına kadar doldurdu. sonra kavanozdan aldığı bi kaşık kahve tozunu suyun üzerine boşalttı.
bendeki o analitik, process-oriented auram anında tetiklendi. bu kadar irrasyonel, solubility dinamiklerini alt üst eden bi workflow olamazdı. o an sap ekranındaki o karmaşık vendor datalarından bile daha kaotik bi manzarayla karşı karşıyaydım.
"ustacığım," dedim, sesimi olabildiğince soft ama bi o kadar da vizyon aşılayan bi tonda tutarak. "şu an o tozu suyun üstüne dökerek yarattığın surface tension kaosunun farkında mısın? önce tozu koyup, üzerine suyu belli bi flow rate'le dökerek bardağın içinde doğal bi vortex yaratmak ve homojen bi mixture elde etmek varken, neden süreci tersten işletiyorsun? toz üstte kaldığı için ve onu çözmek için ekstra bi stirring eforu harcayarak kendi time-management'ını sabote edeceksin. hayattaki diğer case'lere de böyle mi yaklaşıyorsun? önce problemin içine atlayıp sonra mı altyapıyı kurmaya çalışıyorsun?"
adam bana o boş gözlerle bakıp, elindeki tahta karıştırıcıyı göstererek, "abi tozu önce koyunca dibine yapışıyor, böyle dökünce üstte kalıyor karıştırması kolay oluyor" gibi inanılmaz defansif, statükocu ve inovasyona tamamen kapalı, risk-averse bi argüman sundu.
ona sadece acıyarak gülümsedim. "işte sizin sorununuz tam olarak bu ustacığım," dedim. "bottom-sticking korkusuyla process'in en temel adımını bypass ediyorsunuz. o dibe yapışan tortuyla yüzleşmeyi, onu proaktif bi şekilde çözmeyi bilmediğiniz sürece hayat boyu o kargo paketlerini sırtınızda taşımaya, başkalarının process'lerinde sadece bi external dependency olarak kalmaya mahkumsunuz. big picture'ı gör biraz."
cevap vermesini beklemeden kahvemi alıp işime geri döndüm. eminim şu an o topaklanmış, process hatası kurbanı kahvesini yudumlarken kendi opportunity cost'unu sorguluyordur.
devamını gör...
bir kadın için bütün kadınlardan vazgeçmek
ben bunu beklemiyorum erkeklerden.
erkeklerde boyle bir kapasite yok bence.
ha ben kendi tarafımda bir erkek icin tum erkeklerden vazgececegimin sözünü verebilirim;)
erkeklerde boyle bir kapasite yok bence.
ha ben kendi tarafımda bir erkek icin tum erkeklerden vazgececegimin sözünü verebilirim;)
devamını gör...
iki erkek arasında kararsız kalmak
cinsiyeti olmaksızın aklınızda ya da kalbinizde birden fazla kişi varsa aslında hiç kimse yoktur aslında. sanıyorum ki akıl da gönül de kendisi için doğruyu bulduğunda bir başkasını aramaz.
ayrıca birinin yanındayken bir başkasını düşünüyorsanız muhtemelen o birileri de sizin yanınızda bir başkasını düşünüyordur. çünkü istemsizce bu tip frekanslar yayıyorsunuzdur. o yüzden gel gitler oluyordur.
üzücü bir durum herkes için.
ayrıca birinin yanındayken bir başkasını düşünüyorsanız muhtemelen o birileri de sizin yanınızda bir başkasını düşünüyordur. çünkü istemsizce bu tip frekanslar yayıyorsunuzdur. o yüzden gel gitler oluyordur.
üzücü bir durum herkes için.
devamını gör...
iki erkek arasında kararsız kalmak
ronaldocularla messicilerin içinde bulunduğu hazin olay
devamını gör...
beddua gibi dua
"inşallah çok zengin olursun da akrabaların seni hiç yalnız bırakmaz."
beddua gibi duanın şaheseri ancak böyle olur.
beddua gibi duanın şaheseri ancak böyle olur.
devamını gör...
üstteki yazar başlıklarında pas geçilmek
arada kaynamış olabiir.
aynı anda tanım girildiğinde doğal olarak o sizin üstünüzdeki için yazarken siz aslında bi üsteki yazar oluyorsunuz. tatsız mı kişiye göre değişir.
aynı anda tanım girildiğinde doğal olarak o sizin üstünüzdeki için yazarken siz aslında bi üsteki yazar oluyorsunuz. tatsız mı kişiye göre değişir.
devamını gör...
yazarların hayalindeki araba
bir ihtimal haftaya bir araba alacağım. alana kadar aklımda, hayalimde, hesap-kitabımda… bakalım artık.
devamını gör...


