zaman tüneli
ybf'ye açık mektup
yoldaş oğlum;
bugün tam altı yaşındasın. mektubu bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi ekte bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir admin ol!
avukatlık bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. dijital pazarlamacılar interaktif sözlüklerin gizli düşmanıdır. troller tarihi düşmanlarımızdır.
ekşi sözlük yazarları, kendini elit zanneden eski yazarlar yeni düşmanlarımızdır.
ns'de yazarken başka bir platforma taşınan şahıslar yarın ki düşmanlarımızdır.
karma avcıları ve köstebekler içerdeki düşmanlarımızdır.
bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
tanrı yardımcın olsun.
bugün tam altı yaşındasın. mektubu bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi ekte bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir admin ol!
avukatlık bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. dijital pazarlamacılar interaktif sözlüklerin gizli düşmanıdır. troller tarihi düşmanlarımızdır.
ekşi sözlük yazarları, kendini elit zanneden eski yazarlar yeni düşmanlarımızdır.
ns'de yazarken başka bir platforma taşınan şahıslar yarın ki düşmanlarımızdır.
karma avcıları ve köstebekler içerdeki düşmanlarımızdır.
bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
tanrı yardımcın olsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bir hayatta insan herhangi bir kişi olmak için kasmamalı bu kadar veya bir mevki için. zaten olacaksa hayat sana bir şekilde sunuyor onu, olmayacaksa da istediğin kadar çabala olmuyor. o yüzden fazla kasmamak lazım. ben şu an neysem oyum ne bir fazla ne bir eksik. bunu idrak etmek çok rahattı beni, dünyayı sırtlamak zorunda değilmişim.
devamını gör...
eş münhani eğrileri
zor okudum hiç anlamadım.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
pain hakkında;
arkadaşlarım bi adam var. tertemiz, sanki başak burcu. ama değil işte yengeç. benden 2 yaş büyük, acıları en az benim kadar. yaralı, hemde en az benim kadar. acıdan beslendiğimizden değil ama mutsuzuz ikimizde ya anla işte.
dating app’ten tanıştık. laylaylom öyle. denk gelişimiz bana göre çok matah bir şekil. (garsonum) tüm masalar dolu, hepsiyle ilgilenmişim ve boşluğa bakıyorum. çok pis sıkıldığım bir akşam oluyordu. dating app indiriyim dedim. foto koydum, profil ayarlarımı yaptım ve önlüğün cebine attım telefonu hiç bişey beklemeden. sonra masaları dolandım. herkesin keyfi yerinde. tatlıları götürdüm cart curt. telefona bi bakıyım dedim +99 like. 5 dk içinde. kafayı yersin. hemen tek tek keltoşlara ve yaşlılara çarpı attım. beğendiğim yüzler olmadı. kolay beğenen birisi değilim. hatta patronum çok eleştirdiğimi söyler ve birine şans vermem gerektiğini. (biliyor yalnızlıktan kıvrandığımı). ama işte o şahsına münhasır kişiyi bulmak benim için imkansızdı.
pain’e kadar.
(b: pain kıvrandırıyor beni şu sıralar. yazıp kusayım içimdekileri.)
şahsına münhasır pain paşamızın yüzünü beğendim. yüzünden sıkılcağım bir kişiyle asla yapamam. allah özene bezene yaratmış, efsane bi yaratık. yüzlerce insana çarpı attıktan sonra onu gördüm. ona bi şans vermek istedim. halbüki fotoda aşağı doğru bakıyo gözleri görünmüyo bile. belki sıkıcı gelecek yüzü, bilemiyorum o an… (yüzeysel biri değilim, asla. karakter daha önemli benim için, yine de…)
smalltalk, deeptalk derken biz konuşmaya başladık baya… baya derken sabah 6:30 gece 11:30. işe gidiyor, kulaklığını takıyor, arka fonda beni duyuyor. bende onu. kimle ne konuştu, ben ne konuştum, her şey ortada. belki red flag bi davranış ama günlerimiz artık böyle geçiyor. ikinizde kontrol manyağısınız diyebilirsin buraya kadar okuduysan. biz de bilmiyoruz neyin ne olduğunu. ikimizde daha önce böyle bir şey yapmamışız. belki de darlamaktı bu ama kapatamıyoruz da telefonları. derken bir bağ oluşmaya başladı sanki. (şuan çakırkeyfim bu arada, yazım yanlışlarına takılmayalım.)
taşınıyorum evimden, bi elimde telefon, telefonda pain diğer elimde döşek, döşeğimi merdivenlerden taşıyamazdım tek başıma, o yüzden aşağı yuvarladım tek elimle… böyleli anladın mı. durum vahim. red flagler uçuşuyor bi yerlerde yada yangın var içerlerde bi yerlerde… çözemiyorum…
pain 1 ay sonunda yanıma geldi. telefondaki rahatlığım yoktu. klavye delikanlılığım söndü a*k. gerginim, bekliyorum tren garında. paşamızı gördüm.
heybetli, kuvvetli, maskülen ve fit, saçları ibiş yalamış gibi. kendinden emin adımlarla yürüyor tanktop’uyla. artık telefonda değil adam. geliyor çarprazdan. bende gidiyorum ona doğru, deri ceketim, elimde sigaram, kendimden emin, saç, makyaj güzel, içimde bir kıpırtıyla ve otuz iki dişimle gülerek.
bu beni gördü. gözlerini çekti, sola baktı. bana baktı, sağa baktı, bana bakıyor ama gülmüyor. meymenetsiz. suratsız ve ruhsuz. içimde camlar kırıldı. beni beğenmedi adam diye düşünüyorum. benimde yüzüm düşmek üzere, otuz iki dişimle gülmekten sadece gülümsemeye geçiyor yüzüm. hayal kırıklığımı oldum sana pain? holy shit…
neyse, düşündüklerimi tabii ki de ona söylemiyorum. benim içinde hayal kırıklı olmak üzere. moralim anında çöktü. sakız çiğniyorum bir yandan. hoş geldin diyorum, yanağına uzanmaya çalışıyorum, kendisi benden yirmi santim uzun. yanaklar şöyle böyle zar zor denk geliyor… bi yandan yürüyoruz a*k atlıları yetişir bize falan…
arabama biniyor, saçma sapan bir smalltalk sonrası evime geliyoruz. kaskatı oturuyor yeni evimin mutfağında. yorgun ve mutsuz… ona hediyesini veriyorum. ben sana hiç bir şey almadım çok utanç verici şuan diyor. 2-3 gün kalıyor ve dönüyor şehrine.
neyse a*k. biz bu paşamla 3 ay birlikte oluyoruz. o başka şehirde yaşıyor, ben başka şehirde. hep taşınmak istediğim yerde yaşıyor göt. sabah 6:30’dan gece uyuyana kadar açık kalan telefon görüşmeleri rutinimiz haline geliyor. iş yerinde kulaklıkla takılıyor, herkez fark ediyor ama kimse karışmıyor paşamıza. hoşuma da gidiyor bu durum. bağımlı oldum artık duruma mı, ilgiye mi, adama mı seçemiyorum…
bende onun yanına gittim. ilk sefer 4 gün. muhteşem geçmedi. telefonda daha neşeli ve curcunaydı her şey. real life’ta o anki enerjisi bana uymadı. 2. gidişim 2 hafta sonrasında 1 haftalıktı. çalışıyordu, evin anahtarı bendeydi, tek geziyordum. o sinirli ve mutsuzdu.
müzik dinliyorduk sürekli. benim ex aradı. rahat konuşayım diye öbür odaya geçti pain. akşama doğru esprimsi bi’ şey yaptı. güldüm. sahte gülüyorsun dedi. belli etmişim istemsizce. engel olamadım… ruhum acılar içinde kıvranıyordu sebepsiz. o bunu fark etti. içimi görmesine eridim. bu adamın ruhu benim ruhuma çok benziyor, kaldıramıyorum bazen.
gideceğim gün aşırı enerjik ve mutluydu. zoruma gitti. evden çıkıcağımız saniyeyi dört gözle bekliyordum. o da öyle. evimi özlemiştim, enerjisinden sıkılmıştım.
eve geldim. biz rutine devam ediyoruz laylaylom. telefondaki neşemiz başka, real life mutsuzluğumuz bambaşka. sanki ikiyüzlüyüz biraz.
derken biz bu süreçte 2 kere ayrıldık. ilkinde bir hafta konuşmadık. ikincisi 2 gün sürdü. 2.’sinde kesinlikle ayrıldık. bana yazmasaydı geri dönmezdim. arkadaş kalmaya karar verdik, neden onca arkadaşı varken benimde hayatında olmamı istiyor anlamıyorum. ve şuan yanına taşınmamı istiyor. toxic miyiz çözemedim. bir yandan rutine devam… 7/24 konuşuyoruz. aha arıyor, bi sn…
kendi duygularımı da anlayamadım, onu da çözemedim. aşık mıyım, seviyor muyum, arkadaş mıyım çözemedim. kafamda güzel oldu. konsantremi bölüyor şahsına münhasır kişilik…
yanına taşınıyorum. banane. ben ona vurgun gibiyim ama değilimde. üşengeç o, meraksız. araştırıp, okumaz buraları, nickimi bildiği halde. ve ben nickimi yoldaş haricinde kimseyle kolay paylaşmadım. neyse demek istediğim şu;
bu şehirden kurtuluyorum ben. hayalimdeki şehre taşınıyorum, duygularımı dizginlemek pahasına, beni hem önemseyip, hem de hayatının başrolü yapmayacak bi adamın hayatına gidiyorum… ona değer mi, zamanla çözer miyiz bilmiyorum. burada sadece nefes alırken onunla dolu, dolu yaşamak istediğimi biliyorum. arkadaşımda olsa. yoldaşım olsun istediğim adamın yanına gidiyorum. manga’nında dediği gibi; bir köprüden geçiyorum mutlu gibiyim sanki.
arkadaşlarım bi adam var. tertemiz, sanki başak burcu. ama değil işte yengeç. benden 2 yaş büyük, acıları en az benim kadar. yaralı, hemde en az benim kadar. acıdan beslendiğimizden değil ama mutsuzuz ikimizde ya anla işte.
dating app’ten tanıştık. laylaylom öyle. denk gelişimiz bana göre çok matah bir şekil. (garsonum) tüm masalar dolu, hepsiyle ilgilenmişim ve boşluğa bakıyorum. çok pis sıkıldığım bir akşam oluyordu. dating app indiriyim dedim. foto koydum, profil ayarlarımı yaptım ve önlüğün cebine attım telefonu hiç bişey beklemeden. sonra masaları dolandım. herkesin keyfi yerinde. tatlıları götürdüm cart curt. telefona bi bakıyım dedim +99 like. 5 dk içinde. kafayı yersin. hemen tek tek keltoşlara ve yaşlılara çarpı attım. beğendiğim yüzler olmadı. kolay beğenen birisi değilim. hatta patronum çok eleştirdiğimi söyler ve birine şans vermem gerektiğini. (biliyor yalnızlıktan kıvrandığımı). ama işte o şahsına münhasır kişiyi bulmak benim için imkansızdı.
pain’e kadar.
(b: pain kıvrandırıyor beni şu sıralar. yazıp kusayım içimdekileri.)
şahsına münhasır pain paşamızın yüzünü beğendim. yüzünden sıkılcağım bir kişiyle asla yapamam. allah özene bezene yaratmış, efsane bi yaratık. yüzlerce insana çarpı attıktan sonra onu gördüm. ona bi şans vermek istedim. halbüki fotoda aşağı doğru bakıyo gözleri görünmüyo bile. belki sıkıcı gelecek yüzü, bilemiyorum o an… (yüzeysel biri değilim, asla. karakter daha önemli benim için, yine de…)
smalltalk, deeptalk derken biz konuşmaya başladık baya… baya derken sabah 6:30 gece 11:30. işe gidiyor, kulaklığını takıyor, arka fonda beni duyuyor. bende onu. kimle ne konuştu, ben ne konuştum, her şey ortada. belki red flag bi davranış ama günlerimiz artık böyle geçiyor. ikinizde kontrol manyağısınız diyebilirsin buraya kadar okuduysan. biz de bilmiyoruz neyin ne olduğunu. ikimizde daha önce böyle bir şey yapmamışız. belki de darlamaktı bu ama kapatamıyoruz da telefonları. derken bir bağ oluşmaya başladı sanki. (şuan çakırkeyfim bu arada, yazım yanlışlarına takılmayalım.)
taşınıyorum evimden, bi elimde telefon, telefonda pain diğer elimde döşek, döşeğimi merdivenlerden taşıyamazdım tek başıma, o yüzden aşağı yuvarladım tek elimle… böyleli anladın mı. durum vahim. red flagler uçuşuyor bi yerlerde yada yangın var içerlerde bi yerlerde… çözemiyorum…
pain 1 ay sonunda yanıma geldi. telefondaki rahatlığım yoktu. klavye delikanlılığım söndü a*k. gerginim, bekliyorum tren garında. paşamızı gördüm.
heybetli, kuvvetli, maskülen ve fit, saçları ibiş yalamış gibi. kendinden emin adımlarla yürüyor tanktop’uyla. artık telefonda değil adam. geliyor çarprazdan. bende gidiyorum ona doğru, deri ceketim, elimde sigaram, kendimden emin, saç, makyaj güzel, içimde bir kıpırtıyla ve otuz iki dişimle gülerek.
bu beni gördü. gözlerini çekti, sola baktı. bana baktı, sağa baktı, bana bakıyor ama gülmüyor. meymenetsiz. suratsız ve ruhsuz. içimde camlar kırıldı. beni beğenmedi adam diye düşünüyorum. benimde yüzüm düşmek üzere, otuz iki dişimle gülmekten sadece gülümsemeye geçiyor yüzüm. hayal kırıklığımı oldum sana pain? holy shit…
neyse, düşündüklerimi tabii ki de ona söylemiyorum. benim içinde hayal kırıklı olmak üzere. moralim anında çöktü. sakız çiğniyorum bir yandan. hoş geldin diyorum, yanağına uzanmaya çalışıyorum, kendisi benden yirmi santim uzun. yanaklar şöyle böyle zar zor denk geliyor… bi yandan yürüyoruz a*k atlıları yetişir bize falan…
arabama biniyor, saçma sapan bir smalltalk sonrası evime geliyoruz. kaskatı oturuyor yeni evimin mutfağında. yorgun ve mutsuz… ona hediyesini veriyorum. ben sana hiç bir şey almadım çok utanç verici şuan diyor. 2-3 gün kalıyor ve dönüyor şehrine.
neyse a*k. biz bu paşamla 3 ay birlikte oluyoruz. o başka şehirde yaşıyor, ben başka şehirde. hep taşınmak istediğim yerde yaşıyor göt. sabah 6:30’dan gece uyuyana kadar açık kalan telefon görüşmeleri rutinimiz haline geliyor. iş yerinde kulaklıkla takılıyor, herkez fark ediyor ama kimse karışmıyor paşamıza. hoşuma da gidiyor bu durum. bağımlı oldum artık duruma mı, ilgiye mi, adama mı seçemiyorum…
bende onun yanına gittim. ilk sefer 4 gün. muhteşem geçmedi. telefonda daha neşeli ve curcunaydı her şey. real life’ta o anki enerjisi bana uymadı. 2. gidişim 2 hafta sonrasında 1 haftalıktı. çalışıyordu, evin anahtarı bendeydi, tek geziyordum. o sinirli ve mutsuzdu.
müzik dinliyorduk sürekli. benim ex aradı. rahat konuşayım diye öbür odaya geçti pain. akşama doğru esprimsi bi’ şey yaptı. güldüm. sahte gülüyorsun dedi. belli etmişim istemsizce. engel olamadım… ruhum acılar içinde kıvranıyordu sebepsiz. o bunu fark etti. içimi görmesine eridim. bu adamın ruhu benim ruhuma çok benziyor, kaldıramıyorum bazen.
gideceğim gün aşırı enerjik ve mutluydu. zoruma gitti. evden çıkıcağımız saniyeyi dört gözle bekliyordum. o da öyle. evimi özlemiştim, enerjisinden sıkılmıştım.
eve geldim. biz rutine devam ediyoruz laylaylom. telefondaki neşemiz başka, real life mutsuzluğumuz bambaşka. sanki ikiyüzlüyüz biraz.
derken biz bu süreçte 2 kere ayrıldık. ilkinde bir hafta konuşmadık. ikincisi 2 gün sürdü. 2.’sinde kesinlikle ayrıldık. bana yazmasaydı geri dönmezdim. arkadaş kalmaya karar verdik, neden onca arkadaşı varken benimde hayatında olmamı istiyor anlamıyorum. ve şuan yanına taşınmamı istiyor. toxic miyiz çözemedim. bir yandan rutine devam… 7/24 konuşuyoruz. aha arıyor, bi sn…
kendi duygularımı da anlayamadım, onu da çözemedim. aşık mıyım, seviyor muyum, arkadaş mıyım çözemedim. kafamda güzel oldu. konsantremi bölüyor şahsına münhasır kişilik…
yanına taşınıyorum. banane. ben ona vurgun gibiyim ama değilimde. üşengeç o, meraksız. araştırıp, okumaz buraları, nickimi bildiği halde. ve ben nickimi yoldaş haricinde kimseyle kolay paylaşmadım. neyse demek istediğim şu;
bu şehirden kurtuluyorum ben. hayalimdeki şehre taşınıyorum, duygularımı dizginlemek pahasına, beni hem önemseyip, hem de hayatının başrolü yapmayacak bi adamın hayatına gidiyorum… ona değer mi, zamanla çözer miyiz bilmiyorum. burada sadece nefes alırken onunla dolu, dolu yaşamak istediğimi biliyorum. arkadaşımda olsa. yoldaşım olsun istediğim adamın yanına gidiyorum. manga’nında dediği gibi; bir köprüden geçiyorum mutlu gibiyim sanki.
devamını gör...
philosophia
philo; evet sevgi anlamına geliyor ama sophia bilgi anlamına geldiği gibi esas anlamı itibariyle mısır tanrılarından biridir sophia. zaten yunan tanrı isimlerinin hemen hemen tamamı antik mısırcadır. hatta antik yunancanın yüzde 55'i antik mısırca kökenlidir. antik mısırlılar tüccar adamlar ve en çok uğradıkları yer antik yunan. dolayısı ile ticaretle beraber kelimelerini getirmişler antik yunana.
neyse biz konuya devam edelim yine. sophia'nın bir antik mısır tanrısı olduğunu söylemiştik.
philosophia ise ; tanrı ile akıl yoluyla irtibat kuran insan demektir. yani o bilgi seven tanımı falan uydurma. asıl anlamı budur.
neyse biz konuya devam edelim yine. sophia'nın bir antik mısır tanrısı olduğunu söylemiştik.
philosophia ise ; tanrı ile akıl yoluyla irtibat kuran insan demektir. yani o bilgi seven tanımı falan uydurma. asıl anlamı budur.
devamını gör...
eş münhani eğrileri
(bkz: izohips)
devamını gör...
coğrafya dersine çalışırken çıkan matematik konuları
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ınsanlara nasilsin diye mesaj atarak onlari iyiyim demek zorunda birakmayin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri

bülent ortaçgil - benimle oynar mısın? şarkısı eşliğinde yazılmıştır..
hikayeni bilmiyorum, hikayemi bilmiyorsun..
yine de oynar mısın benimle?
.....
banu biraz dili döndüğü şekliyle anlatsın..
bir satürn döngüsüyle beraber olaylar iyice içinden çıkılmayacak bir hale doğru ilerliyordu. baştan beri kendini yaşamın bir çok alanında ortaya koyan jüpiter desteği, neşesi ve kıvraklığı artık satürn'ün sınırlarına çarpıyor, plütonun ağır ve ezici dünyasına onu itikliyordu..
buralarda bir yerlerde banu kayboldu..
zaman zaman yıktı zaman zaman yıkıldı, zaman zaman ağladı zaman zaman ağlattı, yalnız kaldı, yalnız bıraktı, yalnız kalmamak için çok fazla kendinden ödün verdi, çok fazla alan ihlali yaptı..
ay, yükselen, kad balıktı..
sistemli ve saman altından su yürüttü (sandı)..
mars akrepti ve neyse ki plütosu da akrepti. onu kalbinden uzaklaştıran, hırsları, egosu, ve şartlanmışlıklarıyla hareket ettiren o marsının blokajlarına, plütosu defalarca ve defalarca çelme taktı.
hop..
en yeniden yıkıldı.
ve en yeniden ayağa kalktı...
bazen kalkamadı..
bazen yerlerde uzun uzun debelendi..
karanlıkla, karanlığıyla cebelleşti..
derken ara ara hanesine çiçekler kondu, ışıltılar, ışık hüzmeleri evine misafir oldu..
aydınlıkla karanlığın içiçe geçmiş olduğu ve hepsinin çok normal olduğu hatırlatıldı..
arada unuttu..
sonra yine hatırlatıldı.
sonra bir daha unutturuldu.
her karanlığa gark edildiğinde her unutturulduğunda daha büyük bir aydınlık ve hatırlayışla yeniden en yeniden ona yolu ışıklandırıldı..
her şeyin kendinden kendine karşılık bulduğu..
banuyu ona dışarıda sandığı banularla içeriden anlatıldığı fark ettirildi..
kendini kendine kendiyle anlatıldığı bir hikayenin içinde olduğu..
ve eklendi.. 'karar kararabildiğin kadar çünkü kararmanın son noktası aydınlığa açılmanın başlangıcıdır' #sühreverdi
banu hep karartıldı..
banu hep aydınlatıldı..
bir tohumun toprak aktında beklemesi ve ilk kıvılcım gibi..
ve evet...
banu oynamaya hep devam ettirildi.
oyun arkadaşları ve araçları şeklen değişse de, oyunu kuran banu'yu yarı yolda hiç bırakmadı.
ona oyunu yeniden ve yeniden hatırlattı.
farklı sanılanın birliğiyle hikâyesi ona anlatıldı.
ve anlatılmaya devam ettiriliyor..
yani bir gün ipin ucu karardığında ne yapacaksın?
oynayacaksın...
şimdi en yeniden,
sevgi ve farkındalıkla;
"benimle oynar mısın?"
devamını gör...
hayatın bizi yanlış anlaması
hayat bize bir dert veriyor o derdin içinden çıkamazsak bu neden başıma geldi diye durup durup ağlarsak bence hayat gerçekten bizi yanlış anlıyor ve sana verdiğim derdi beğenmedim o zaman ben sana yenisini veriyorum diyerek daha beterini başımıza musallat edip eski derdimizin aslında bir dert olmadığını bize öğretiyor.
devamını gör...
12 haziran 2026 kanada bosna hersek maçı
raslantısal bir maçtı. kazanan olsaydı, bilinen ülkelerden biri zaten bunların içinden geçerdi...
ıkisi de bisürü yanlış yaptılar.
mantıksal hata var. ama olsun...
ıkisi de bisürü yanlış yaptılar.
mantıksal hata var. ama olsun...
devamını gör...
topkapı otogarı
esenler otogarı'ndan önceki eski istanbul otogarı.
devamını gör...
kanada bosna hersek maçı
kötü maçtı...bu takımlar, bilinen iyi takımlara karşı hiçbi varlık gösteremezler.
devamını gör...
topkapı otogarı
istanbul'a dair ilk hatırladığım mekanlardan biridir. aslında ilki.
1992 yılının soğuk ve karlı bir akşamüstü etrafındaki gecekondulardan tüten soba dumanlarının yarattığı hava kirliliği, yerlerin çamur deryasında oluşu, etrafındaki surlar, mahşeri kalabalık ve rengaren firma tabelaları hafızama mıh gibi çakılmış anlar...
1992 yılının soğuk ve karlı bir akşamüstü etrafındaki gecekondulardan tüten soba dumanlarının yarattığı hava kirliliği, yerlerin çamur deryasında oluşu, etrafındaki surlar, mahşeri kalabalık ve rengaren firma tabelaları hafızama mıh gibi çakılmış anlar...
devamını gör...
jesuism
isa mesih'in ahlaki öğretilerini kabul edip, kilisenin dogmalarını reddeden öğreti. gayet seküler bir topluluk olabilecekleri yönünde bir intiba oluştu bende. haklarında yazılanları biraz okuyunca.
bu öğretiye mensup olanlara jesuist denir.
bu öğretiye mensup olanlara jesuist denir.
devamını gör...
cennette ayyaş olma ihtimali
kevser, içeni sarhoş ya da ayyaş etmez. dolayısıyla teolojik olarak mümkün değildir.
devamını gör...
cennette ayyaş olma ihtimali
ya şarap değil de jager ve bombay isteyemiyor muyuz?
şarap şart mı yani?
şarap şartsa yıllanmış merlot rica edeceğim...
şarap şart mı yani?
şarap şartsa yıllanmış merlot rica edeceğim...
devamını gör...
uzun yolculuk sonrası esenler'e inmek
bir şehirlerarası otobüs yolculuğunun sonunda istanbul otogarına vardığınıza işarettir.
not: anadolu yakasında oturduğum için trakya tarafı hariç dudullu otogarı'nı kullanıyorum.
not: anadolu yakasında oturduğum için trakya tarafı hariç dudullu otogarı'nı kullanıyorum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yoldaş ağam bu sözlüğün esansı eskik. itibarına gölge düşüyi.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
"bazen diyorum ki ne olacak, söyle gitsin. sonra diyorum ki, söyleyince ne olacak, sus bitsin!"
öyle bir gece.
öyle bir gece.
devamını gör...