zaman tüneli
çocuklarına dede ya da ninesinin ismini koyan ebeveyn
eskiden yapılırdı böyle şeyler şimdi pek kalmadı
devamını gör...
havalandırma
eh, şimdi bir türkü havalandıralım
devamını gör...
çocuklarına dede ya da ninesinin ismini koyan ebeveyn
jr eki getirirsenşz fiyakalı durur
mototonist jr
mototonist jr
devamını gör...
esaretin bedeli
" yapılması gereken doğru şeyin ne olduğunu anlamak bazen zordur. "
filmde geçen bir replik.
özgün adı the shawshank redemption olan ve frank darabont tarafından yönetilen 1994 yapımlı amerikan filmi; filmin stephen king imzalı rita hayworth ve shawshank'in kefareti adlı kitaptan uyarlama olduğu bilinmektedir.

başrolde ise morgan freeman, tim robbins rol almakta iken kadronun devamında ise; clancy brown, bob gunton, gil bellows, william sadler, james whitmore, renee blaine ve pek çok isim daha yer almıştır.
1947 yılında bir bankacı olan andy dufrense'in bir anda alt üst olan yaşamının yanı sıra, shawshank hapishanesinde yıllardır orada olan red ile dostluğunu da konu edinmektedir.
suç ve ceza, gerçeklik algısının özgürlüğe bağlı oluşu, umut, masumiyet, özgürlük, filmin başlıca anahtar kelimeleridir denilebilir benim için.
andy dufrense yakışıklı ve genç bir bankacıdır, karısı onu aldatmaktadır ve o bunu fark etmiştir, onları öldürmeyi kafasına koyduğu bir an vardır, tetiği çektiği ve birini öldürdüğü görülmemiştir ama karısı ve sevgilisi ölü bulunur, cinayetin tek zanlısı andy'den başkası değildir ve mahkeme onu 2 kez ağırlaştırılmış müebbete mahkûm eder.
onun için yeni bir yaşam başlamıştır, hayatı iki kere mahvedilmiştir, ilki karısının onu aldattığında ve ikincisi de kimse ona inanmadığında, ömür boyu hapse mahkum edildiğinde, iki büyük travmadır bu, hapse gönderilir ve hayatı değişecektir.
andy diğer mahkûmlara göre oldukça donanımlı, entelektüel düşünce tarzına sahip, insan ruhunun derinliklerini görebilen, fazlasıyla zeki ve ruhu incinmiş bir insandır, arkadaşlarına bira ısmarlayıp onların yıllar sonra bira içişini izlemek onun için önemli ve etkileyicidir.
o, müziğin insanın aklında ve yüreğinde olduğuna inanmaktadır, ki gerçekten de öyledir, müziği duymadığı zamanlarda bile müziği ruhunda yaşatmaktadır.
ellis boyd redding ya da bilinen adıyla red ile dost olmuşlardır, red oraya dışardan gizlice eşya getirtmesiyle bilinir, dostunun istediği taş çekeceğini ve posteri de getirtmiştir.
andy'nin çabaları sayesinde bu hapishaneye bir kütüphane de yaptırılmıştır,
hapishane müdürüyle bazen araları iyi gibi görünse de zamanla araları kötü olabilir ve andy kıvrak zekâsı ile ondan öyle bir intikam alacaktır ki esaretin bedelini ağır ödetecektir...
şimdi ise başka diğer durumlara bir bakalım;
oldukça yaşlı ve neredeyse ölmek üzere olan brooks hapisten salındıktan sonra gerçeklik algısını yitirmiştir, hayatının 50 yılını bir mâhkum olarak geçirdiği için o artık "kurumsallaşmış " ve dış dünyaya adapte olamayacak gibidir, ondan kalan tek yazı " brooks was here " mi olacaktır?
gel zaman git zaman aradan tam 19 yıl geçer...
andy dufrense ve can dostu red tekrar bir araya gelebilecek midir?
kim bilir belki de hayat onları pasifik okyanusunun kıyısında bir araya getirecektir, belli mi olur?
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
uzun yıllardır izlemek istediğim ama araya başka filmler girdiği için ertelediğim bir filmdi.
her şeyiyle mükemmel, detaylarla dolu, anlam ve duygu yüklü, oyunculukların muhteşem olduğu, inanılmaz etkileyici bir filmdi benim için.
en can alıcı detaylardan biri ise, esarete alışan insanın gerçeklik algısını da kaybetmesi, özgürlüğüne kavuştuktan sonra intiharı düşünmesi ya da etmesiydi bence,
yıllarca hapisten çıkmayı bekleyip de sonrasında dış dünyaya uyum sağlayamadığı için intiharı seçen bir insanın duygu durumu oldukça etkileyici bir biçimde aktarılmıştı.
herkes iyi bir oyunculuk sergiliyor, bu şüphesiz ama tim robbins ve morgan freeman insanı derinden etkiliyor film boyunca.
umut etmekten vazgeçmemenin önemini vurgulayan bir film olduğu görülmektedir.
andy dufrense kendi turtasını arkadaşı red'e veriyor, o zaten tadını bildiği için onun yemesini istiyor, beni etkileyen şeylerdendi bu.
filmin sonunda duygulanmamak imkânsız.
arkadaşlarına bira ısmarladığı ve onların özgürlüğü yeniden hissetmelerini sağladığı sahne de unutulmazdı.
filmde geçen bir replik.
özgün adı the shawshank redemption olan ve frank darabont tarafından yönetilen 1994 yapımlı amerikan filmi; filmin stephen king imzalı rita hayworth ve shawshank'in kefareti adlı kitaptan uyarlama olduğu bilinmektedir.

başrolde ise morgan freeman, tim robbins rol almakta iken kadronun devamında ise; clancy brown, bob gunton, gil bellows, william sadler, james whitmore, renee blaine ve pek çok isim daha yer almıştır.
1947 yılında bir bankacı olan andy dufrense'in bir anda alt üst olan yaşamının yanı sıra, shawshank hapishanesinde yıllardır orada olan red ile dostluğunu da konu edinmektedir.
suç ve ceza, gerçeklik algısının özgürlüğe bağlı oluşu, umut, masumiyet, özgürlük, filmin başlıca anahtar kelimeleridir denilebilir benim için.
andy dufrense yakışıklı ve genç bir bankacıdır, karısı onu aldatmaktadır ve o bunu fark etmiştir, onları öldürmeyi kafasına koyduğu bir an vardır, tetiği çektiği ve birini öldürdüğü görülmemiştir ama karısı ve sevgilisi ölü bulunur, cinayetin tek zanlısı andy'den başkası değildir ve mahkeme onu 2 kez ağırlaştırılmış müebbete mahkûm eder.
onun için yeni bir yaşam başlamıştır, hayatı iki kere mahvedilmiştir, ilki karısının onu aldattığında ve ikincisi de kimse ona inanmadığında, ömür boyu hapse mahkum edildiğinde, iki büyük travmadır bu, hapse gönderilir ve hayatı değişecektir.
andy diğer mahkûmlara göre oldukça donanımlı, entelektüel düşünce tarzına sahip, insan ruhunun derinliklerini görebilen, fazlasıyla zeki ve ruhu incinmiş bir insandır, arkadaşlarına bira ısmarlayıp onların yıllar sonra bira içişini izlemek onun için önemli ve etkileyicidir.
o, müziğin insanın aklında ve yüreğinde olduğuna inanmaktadır, ki gerçekten de öyledir, müziği duymadığı zamanlarda bile müziği ruhunda yaşatmaktadır.
ellis boyd redding ya da bilinen adıyla red ile dost olmuşlardır, red oraya dışardan gizlice eşya getirtmesiyle bilinir, dostunun istediği taş çekeceğini ve posteri de getirtmiştir.
andy'nin çabaları sayesinde bu hapishaneye bir kütüphane de yaptırılmıştır,
hapishane müdürüyle bazen araları iyi gibi görünse de zamanla araları kötü olabilir ve andy kıvrak zekâsı ile ondan öyle bir intikam alacaktır ki esaretin bedelini ağır ödetecektir...
şimdi ise başka diğer durumlara bir bakalım;
oldukça yaşlı ve neredeyse ölmek üzere olan brooks hapisten salındıktan sonra gerçeklik algısını yitirmiştir, hayatının 50 yılını bir mâhkum olarak geçirdiği için o artık "kurumsallaşmış " ve dış dünyaya adapte olamayacak gibidir, ondan kalan tek yazı " brooks was here " mi olacaktır?
gel zaman git zaman aradan tam 19 yıl geçer...
andy dufrense ve can dostu red tekrar bir araya gelebilecek midir?
kim bilir belki de hayat onları pasifik okyanusunun kıyısında bir araya getirecektir, belli mi olur?
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
uzun yıllardır izlemek istediğim ama araya başka filmler girdiği için ertelediğim bir filmdi.
her şeyiyle mükemmel, detaylarla dolu, anlam ve duygu yüklü, oyunculukların muhteşem olduğu, inanılmaz etkileyici bir filmdi benim için.
en can alıcı detaylardan biri ise, esarete alışan insanın gerçeklik algısını da kaybetmesi, özgürlüğüne kavuştuktan sonra intiharı düşünmesi ya da etmesiydi bence,
yıllarca hapisten çıkmayı bekleyip de sonrasında dış dünyaya uyum sağlayamadığı için intiharı seçen bir insanın duygu durumu oldukça etkileyici bir biçimde aktarılmıştı.
herkes iyi bir oyunculuk sergiliyor, bu şüphesiz ama tim robbins ve morgan freeman insanı derinden etkiliyor film boyunca.
umut etmekten vazgeçmemenin önemini vurgulayan bir film olduğu görülmektedir.
andy dufrense kendi turtasını arkadaşı red'e veriyor, o zaten tadını bildiği için onun yemesini istiyor, beni etkileyen şeylerdendi bu.
filmin sonunda duygulanmamak imkânsız.
arkadaşlarına bira ısmarladığı ve onların özgürlüğü yeniden hissetmelerini sağladığı sahne de unutulmazdı.
devamını gör...
ahmet telli
rabbim sevdiklerine sabır versin. allah rahmet eylesin.
devamını gör...
yaşayarak kitap okumak
ı–x warp alan modeli
bölüm 2 — makrome ağ yapısı ve genişleyen alan
1. temel fikir
ı–x warp alan modeli'nde uzay, tamamen boş bir yapı olarak değil; birbirleriyle bağlantılı düğümlerden oluşan ölçeklenebilir bir ağ gibi ele alınır.
bu ağ yapısı:
yerel ölçekte küçük,
büyük ölçekte daha geniş,
olsa da aynı temel deseni koruyabilir.
2. makrome benzetmesi
bir makrome örgüsünde:
düğümler birbirine bağlıdır.
bir noktadaki gerilim diğer bölgelere dağıtılabilir.
yapı genişledikçe şekil değişse bile bütünlük korunabilir.
modelde uzay-zaman alanı da benzer bir benzetmeyle düşünülür.
3. genişleme ilkesi
alanın belirli bölgelerinde:
sıkışma,
gevşeme,
yeniden düzenlenme
oluşabilir.
bu değişimler, sistemin tamamını koparmadan gerçekleşir.
4. ölçekten bağımsız desen
aynı ağ mantığı:
bir uzay aracının çevresinde,
bir gezegen sisteminde,
bir galaksi içinde,
farklı boyutlarda uygulanabilir.
bu nedenle modelde:
"küçükte görülen desen, büyüğün bir yansıması olabilir."
yaklaşımı benimsenir.
5. warp yaklaşımı
bu modele göre hareket:
yalnızca cismin uzay içinde ilerlemesi olarak değil,
alan yapısının yeniden düzenlenmesi olarak da düşünülebilir.
böylece:
araç kendi bütünlüğünü korur.
yolcular normal zaman algısını sürdürebilir.
hareket, yalnızca hız kavramıyla açıklanmak zorunda kalmaz.
not
makrome ağı, burada fiziksel bir örgü olduğu iddiasıyla değil; karmaşık alan ilişkilerini görselleştirmeye yardımcı olan kavramsal bir benzetme olarak kullanılmaktadır.
bölüm 2 — makrome ağ yapısı ve genişleyen alan
1. temel fikir
ı–x warp alan modeli'nde uzay, tamamen boş bir yapı olarak değil; birbirleriyle bağlantılı düğümlerden oluşan ölçeklenebilir bir ağ gibi ele alınır.
bu ağ yapısı:

yerel ölçekte küçük,
büyük ölçekte daha geniş,
olsa da aynı temel deseni koruyabilir.
2. makrome benzetmesi
bir makrome örgüsünde:
düğümler birbirine bağlıdır.
bir noktadaki gerilim diğer bölgelere dağıtılabilir.
yapı genişledikçe şekil değişse bile bütünlük korunabilir.
modelde uzay-zaman alanı da benzer bir benzetmeyle düşünülür.
3. genişleme ilkesi
alanın belirli bölgelerinde:
sıkışma,
gevşeme,
yeniden düzenlenme
oluşabilir.
bu değişimler, sistemin tamamını koparmadan gerçekleşir.
4. ölçekten bağımsız desen
aynı ağ mantığı:
bir uzay aracının çevresinde,
bir gezegen sisteminde,
bir galaksi içinde,
farklı boyutlarda uygulanabilir.
bu nedenle modelde:
"küçükte görülen desen, büyüğün bir yansıması olabilir."
yaklaşımı benimsenir.
5. warp yaklaşımı
bu modele göre hareket:
yalnızca cismin uzay içinde ilerlemesi olarak değil,
alan yapısının yeniden düzenlenmesi olarak da düşünülebilir.
böylece:
araç kendi bütünlüğünü korur.
yolcular normal zaman algısını sürdürebilir.
hareket, yalnızca hız kavramıyla açıklanmak zorunda kalmaz.
not
makrome ağı, burada fiziksel bir örgü olduğu iddiasıyla değil; karmaşık alan ilişkilerini görselleştirmeye yardımcı olan kavramsal bir benzetme olarak kullanılmaktadır.
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
linki eksik bırakmışsın... mevzu dedemse hiç erinmem...
devamını gör...
kayısılar çimlendi ne yapmalıyım
çekirdekten dikilen ağaçların tarım arazisinde büyüyebilmesi için en azından fide boyutuna ulaşması gerekir.
ancak üzülerek söylemek istediğim bir husus var, yenilebilir bir meyve alabilmek için muhtemelen genç bir ağaç haline geldiğinde aşılanması gerekecek. bunlar maalesef hobi amaçlı uğraşan birisinin altından kalkabileceği şeyler değil.
o yüzden benim şahsi tavsiyem yöreye ve rakıma uygun sertifikalı bir fidan alıp yetiştirmenizdir, kayısının hacı halil, hasanbey, kabaaşı, aksoğan, hüdayi, zerdali, mişmiş, şekerpare, çataloğlu, alyanak başta olmak üzere 40’ın üzerinde çeşidi var. bunlar en basit anlamda sofralık ve kurutmalık olarak ikiye ayrılsa da işin içine rakım, güneşli gün sayısı, ilkbahar donları ve hatta toprak özellikleri gibi kriterler girince tercih imkanı da iyice daralıyor.
ancak üzülerek söylemek istediğim bir husus var, yenilebilir bir meyve alabilmek için muhtemelen genç bir ağaç haline geldiğinde aşılanması gerekecek. bunlar maalesef hobi amaçlı uğraşan birisinin altından kalkabileceği şeyler değil.
o yüzden benim şahsi tavsiyem yöreye ve rakıma uygun sertifikalı bir fidan alıp yetiştirmenizdir, kayısının hacı halil, hasanbey, kabaaşı, aksoğan, hüdayi, zerdali, mişmiş, şekerpare, çataloğlu, alyanak başta olmak üzere 40’ın üzerinde çeşidi var. bunlar en basit anlamda sofralık ve kurutmalık olarak ikiye ayrılsa da işin içine rakım, güneşli gün sayısı, ilkbahar donları ve hatta toprak özellikleri gibi kriterler girince tercih imkanı da iyice daralıyor.
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
musa eroğlu -divane gönlüm benim.
devamını gör...
kayısılar çimlendi ne yapmalıyım
toprağa muhtemelen.
devamını gör...
kayısılar çimlendi ne yapmalıyım
yazarlara soru. saksıda mı büyütsem bir müddet yoksa toprağa mı ekeyim? ya da buz dolabı alayım da onun içine mi atsam ki bunları? :)
devamını gör...
türk milleti çalışkandır
hepsi komplocu oldu şimdi.
devamını gör...
bugün doğan çocuklara isimler
çocuk yapmak oldukça narsisistik bir eylem. zaten bir kayıp olduğunda çekilen acı da bu yüzden. s...erim sizin o boktan hayat bakışınızı da siyasi tercihlerinizi de duruşunuzu da. kendinizi yaşatmaya çalışmayın. öleceksiniz. efendi gibi gidin çocuğuna deniz, sevgi, barış, gül ismini verin geçin. çok mu kıymetlisiniz ak?
devamını gör...
steroid
büyükbaş hayvanlarda et verimini artırmak için icat edilem hormonların genel adı. en bilineni sentetik testosteron türevleridir.
ii. dünya savaşından sonra bu hormonlar insanlar üzerinde kullanılmaya başlandı. 1952 olimpiyatlarında sovyetler halter ve güreş gibi saf güç gerektiren sporlarda açık ara birinci oldular. ancak sovyet sporcular tuhaf ve dikkat çekici derecede iri ve kıllıydılar.
amerikan takımının doktoru john ziegler bu durumdan şüphelendi ve nihayetinde sovyet sporcuların sentetik testosteron hormonu kullandığını öğrendi ve bugünkü ismiyle dianabol olarak bilinen metandienonu icat etti.
metandienon protein sentezini olağanüstü derecede artıran bir sentetik testosterondu. kemik ve kas hastalıklarının tedavisinde mucize etkileri vardı. ağırlık egzersizleriyle beraber kullanıldığında adalelerde kısa sürede dahi olumlu etkileri gözlemleniyordu.
soğuk savaşın da yavaş yavaş yaklaştığı bu yıllarda çift kutuplu dünyadaki amerikan-rus gerilimi spora da yansımıştı ve amerikalı sporcular dianabol sayesinde rus sporcuları geçtiler.
ancak unutulan birşey vardı. dianabol adaleleri geliştirse de insan vücudunun diğer organları bu gelişime uyum sağlayamıyordu.
vücut testosteronu dışarıdan aldığı için artık üretmeyi durduruyor ve testisler köreliyordu, karaciğer bu derece yüksek oranda bir proteini sentezleyemiyor ve tümör oluşumuna sebep oluyordu, böbrekler bile kandan ürik asiti ayıramıyordu, bağırsaklar büyüyor ve şiş karınlı sporcular türüyor, kalp bile vücuda yeterli kan akışını sağlamak için sol ventriküler hipertrofisi dediğimiz orantısız bir şekilde büyüyor, vücudun hormonal dengesi de ayrıca bozuluyor artan testosteronla beraber östrojen de yükseliyor, erkek sporcular duygusal olarak bir kadın kadar kırılgan bir hale geliyordu.
ve herşeyden önemlisi adaleler güçlense kemik yoğunluğu artsa bile eklemler ve tendonlar bu ağırlıklara dayanmıyordu.
ve böylece tedavisi teknik olarak imkansız yeni bir sporcu sakatllığı tıp literatürüne girmiş oldu;
(bkz: tendon kopması)
özetle steroidler ancak çok özel durumlarda ciddi kas ve kemik rahatsızlıkları olanlarda ve bu hastalıklara bağlı yaşam kalitesi yok olma noktasına gelen kişiler için kontrollü dozlarda olmak kaydıyla olumlu olsa da ben ortalama bir insanın sırf estetik kaygılarla kullanmasını anlaşılmaz buluyorum.
bir insan kendine bu kötülüğü niye yapar ki?
ii. dünya savaşından sonra bu hormonlar insanlar üzerinde kullanılmaya başlandı. 1952 olimpiyatlarında sovyetler halter ve güreş gibi saf güç gerektiren sporlarda açık ara birinci oldular. ancak sovyet sporcular tuhaf ve dikkat çekici derecede iri ve kıllıydılar.
amerikan takımının doktoru john ziegler bu durumdan şüphelendi ve nihayetinde sovyet sporcuların sentetik testosteron hormonu kullandığını öğrendi ve bugünkü ismiyle dianabol olarak bilinen metandienonu icat etti.
metandienon protein sentezini olağanüstü derecede artıran bir sentetik testosterondu. kemik ve kas hastalıklarının tedavisinde mucize etkileri vardı. ağırlık egzersizleriyle beraber kullanıldığında adalelerde kısa sürede dahi olumlu etkileri gözlemleniyordu.
soğuk savaşın da yavaş yavaş yaklaştığı bu yıllarda çift kutuplu dünyadaki amerikan-rus gerilimi spora da yansımıştı ve amerikalı sporcular dianabol sayesinde rus sporcuları geçtiler.
ancak unutulan birşey vardı. dianabol adaleleri geliştirse de insan vücudunun diğer organları bu gelişime uyum sağlayamıyordu.
vücut testosteronu dışarıdan aldığı için artık üretmeyi durduruyor ve testisler köreliyordu, karaciğer bu derece yüksek oranda bir proteini sentezleyemiyor ve tümör oluşumuna sebep oluyordu, böbrekler bile kandan ürik asiti ayıramıyordu, bağırsaklar büyüyor ve şiş karınlı sporcular türüyor, kalp bile vücuda yeterli kan akışını sağlamak için sol ventriküler hipertrofisi dediğimiz orantısız bir şekilde büyüyor, vücudun hormonal dengesi de ayrıca bozuluyor artan testosteronla beraber östrojen de yükseliyor, erkek sporcular duygusal olarak bir kadın kadar kırılgan bir hale geliyordu.
ve herşeyden önemlisi adaleler güçlense kemik yoğunluğu artsa bile eklemler ve tendonlar bu ağırlıklara dayanmıyordu.
ve böylece tedavisi teknik olarak imkansız yeni bir sporcu sakatllığı tıp literatürüne girmiş oldu;
(bkz: tendon kopması)
özetle steroidler ancak çok özel durumlarda ciddi kas ve kemik rahatsızlıkları olanlarda ve bu hastalıklara bağlı yaşam kalitesi yok olma noktasına gelen kişiler için kontrollü dozlarda olmak kaydıyla olumlu olsa da ben ortalama bir insanın sırf estetik kaygılarla kullanmasını anlaşılmaz buluyorum.
bir insan kendine bu kötülüğü niye yapar ki?
devamını gör...
10 temmuz 2026 ispanya belçika maçı
spiker her oyarzabal dediğinde türküye girecekmiş izlenimi veren orta karar maç.
" hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne? ağhhhhh... haydar haydar, o yar benim kime ne?"
" hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne? ağhhhhh... haydar haydar, o yar benim kime ne?"
devamını gör...
bugün doğan çocuklara isimler
birkaç görsel ve istatistik eşliğinde masaya yatırmak istediğim konudur. aşağıdaki göreceğiniz harita, sadece bir isim haritası değildir. ülkenin kültürel yapısı ve mevcut siyasi trend hakkında fikir verir. bu haritalar toplumun bugününü değil yarınını anlamak açısından önemlidir. yeni yeni kurulmakta olan ailelerin büründüğü kimliği bize gösterir.
erkek çocukları:

atlas : beyaz türk ailesi. standart, modern, avrupalı.
alparslan: milliyetçi etkinin güçlü olduğu kırsal kesim insanları.
göktuğ: milliyetçi etkinin çok yüksek olduğu kırsal kesim insanı.
metehan: radikal milliyetçilik ve şovenizm yükselişte.
yusuf: muhafazakar kürt aileleri çoğunlukta.
muhammed: yusuf ile aynı. devlete karşı ılımlı kürt aileleri.
miraç: muhammed ve yusuf ile aynı çizgide.
miran: radikal kürtçülük ve sol kürtçülük yükselişte. teröre meyilli.
devran: miran ile aynı.
kız çocukları:

alya - standart modern aile. herhangi bir siyasi görüş baskın değil.
gökçe - milliyetçiliğin yükselişte olduğu kırsal anadolu.
defne - standart fakat daha estetik ruhlu. siyasi görüş dengeli.
umay - radikal milliyetçiliğin ve şovenizmin yükselişte olduğu bölgeler.
zeynep - geleneksel kürt aile yapısı rağbet görüyor. islami kürtçülük.
asel, lina, elisa - radikal sol kürtçü ideolojinin yükseldiği şehirler. teröre meyilli.
istisnalar kaideyi bozmaz. bu tanım siyasi hedef alma veya benzer bir provakasyonu ya da propagandayı içermez. genellemeden ibarettir. yatırım tavsiyesi değildir.
erkek çocukları:

atlas : beyaz türk ailesi. standart, modern, avrupalı.
alparslan: milliyetçi etkinin güçlü olduğu kırsal kesim insanları.
göktuğ: milliyetçi etkinin çok yüksek olduğu kırsal kesim insanı.
metehan: radikal milliyetçilik ve şovenizm yükselişte.
yusuf: muhafazakar kürt aileleri çoğunlukta.
muhammed: yusuf ile aynı. devlete karşı ılımlı kürt aileleri.
miraç: muhammed ve yusuf ile aynı çizgide.
miran: radikal kürtçülük ve sol kürtçülük yükselişte. teröre meyilli.
devran: miran ile aynı.
kız çocukları:

alya - standart modern aile. herhangi bir siyasi görüş baskın değil.
gökçe - milliyetçiliğin yükselişte olduğu kırsal anadolu.
defne - standart fakat daha estetik ruhlu. siyasi görüş dengeli.
umay - radikal milliyetçiliğin ve şovenizmin yükselişte olduğu bölgeler.
zeynep - geleneksel kürt aile yapısı rağbet görüyor. islami kürtçülük.
asel, lina, elisa - radikal sol kürtçü ideolojinin yükseldiği şehirler. teröre meyilli.
istisnalar kaideyi bozmaz. bu tanım siyasi hedef alma veya benzer bir provakasyonu ya da propagandayı içermez. genellemeden ibarettir. yatırım tavsiyesi değildir.
devamını gör...
crossdresser
ben el kadar bebeyken balçova pazarında iç çamaşırı satan kıllı göbekli abiler tişörtlerinin üzerine sütyen takılı halde tezgahın üzerine çıkıp ''ikizlere takke'' diye bağırırlardı. acaba erken dönem crossdresserlar bunlar mıydı ?
devamını gör...
crossdresser
özellikle bu işi para için yapanları travestilerin ciddi pazar ve müşteri kaybetmesine neden oluyor bence.gündüz normal erkek gibi dolaşıp,akşam müşteri bekleyen tipler sonuçta,tespitleri çok zor.
devamını gör...
şeftali çekirdeğini çimlendirme kararı almış olmam
dik dur eğilme bu millet seninle
devamını gör...
şeftali çekirdeğini çimlendirme kararı almış olmam
bu radikal kararı destekliyorum ve sonucu merakla bekliyorum.
devamını gör...