zaman tüneli

uykuyu bu kadar mı sevmiyorsunuz kardeşim. vur kafayı uyu. kaçmıyor ya bir yere. kaçıyorsa da kaçsın uykudan değerli mi?
devamını gör...

ya devlet başa
ya sarı oje
günaydın
devamını gör...

partiyi arındırazaaaaam. partiyi temizleyezeeeemmmm
diye boş boş öten akapeli hain kemalın, iyice zıvanadan çıkması
bakmış yaptığı toplantılara, mitinglere falan hiç katılan yok
gitmiş ajanslardan 1000 lira yevmiye ile adam tutmuş getirmiş
la insan bu kadar iğrenç olur
tamam anladık akansın...............
bu senin seçimin
senin karaktersizliği
de
bu partinin parasıyla kendine adam tutup getirmek ne yala
hain kemal ?
ajan kemal
utanmaz kemal ????????????????????
devamını gör...

#4023798
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sığ, çok sığ, bilgisiz ve cahil, çoğunluğu kötü eğitilmiş ergenlerin ortaya attıkları kimsenin bi işine yaramayacak önermelere, başlığım tutsun diye, yorum ve yorumlar yapılmasını diğer sözlükçülerden "dilendikleri" bir internet platformu bu sözlük. bu platformun %97' si boş önermelerden oluşuyor. ve tabii kendilerine ciddihavası vermek için, çok önermeyi " sorunsal" "sorusu" şeklinde bitiriyolar. gülünç olduklarının farkına varmadan.
devamını gör...

günümüzde sokaktaki dilenci bile ingilizce biliyor. zaten ingilizce bilmeyen birisiyle arkadaş olmak bile zor. ortak bir şeyler bulmak zor. mesela açacaksın metallica-mama said. aaaa ne kadar iyiymiş ama ne diyo ki? diye soracak. üzgünüm dostum çevirmekle uğraşamam. zaten rock da dinlemiyormuşsun iyice soğudum senden.
devamını gör...

birazdan 2 tereyağlı 1 sütlü simit ve 1 tahinli çörek şeklinde patlatacağım öğündür. #sabahkahvaltısı #huzur
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bilgi, frekans ve zaman
bir düşünce deneyi...
bir düz çizgi hayal etmek zorunda değiliz. önemli olan, ilk bakışta tek ve sade görünen bir yapının aslında daha derin bir bilgi örgüsüne sahip olabileceği fikridir.
makro ölçekte tek bir yapı gibi algılanan bu düzen, mikron düzeyine inildiğinde onu oluşturan bilgi kodlarını ortaya çıkarabilir.
bu yapı durağan hâlde yalnızca bir bilgi taşır. ancak hafif bir salınım, yani frekans oluştuğunda, gizli kalan bilgi kodları görünür olmaya başlar.
bir adım daha ileri gidersek...
frekans sadece kodları görünür kılmaz; onları zamana açar.
her bilgi kodu, sanki kendi hareketli kaydını içeriyormuş gibi okunmaya başlar. böylece geçmiş, şimdi ve gelecek; birbirinden kopuk üç zaman dilimi olmaktan çıkar, aynı bilgi örgüsünün farklı okuma anları hâline gelir.
bu bakış açısında zaman akan bir nehir değildir. zaman, bilgi kodlarının frekans aracılığıyla ardışık olarak okunmasıdır.
belki de evren, önce maddeden değil; bilgiden oluşur. frekans ise bu bilginin nasıl görünür olacağını ve nasıl deneyimleneceğini belirleyen anahtardır.
not: bu metin, mevcut fizik kuramlarını açıklama iddiası taşımaz. bilgi, frekans ve zaman ilişkisini araştırmaya yönelik kavramsal bir düşünce modelidir.
devamını gör...

günaydın,

yürürken yanlışlıkla sıcaktan asfaltta erimiş sakıza basmadığınız bir gün olmasını dilerim.

günaydın.
devamını gör...

sevginin içimizi ısıttığı bir gün olsun dileklerimizle, günaydın herkese.
devamını gör...

valla hiç bilmiyorum, ama iyi insanlar sanki.
devamını gör...

%90 haklı çıkacak kız dır.

%10'luk hata payı göz ardı edilebilir.
devamını gör...

altıncı sınıfa geçince öğretmenin bizleri birlikte oturmaya zorladığı birisi vardı. o kadar sevmemiştim ki onu, eve gider gitmez anneme ''ben bu kızla oturmak istemiyorum! gel öğretmenimle konuş...'' diye yalvardığımı bilirim.

sonra yakın olduk onunla. evlerimiz de yakındı zaten... babasından çok korkardı, subaydı babası, çok disiplinliydi... kendisi de disiplinden bi o kadar uzaktı işte. liseye ilk geçtiğimiz yıl farklıydı liselerimiz, o anadolu kazanmıştı, ben düz liseye gidiyordum. hayali doktor olmaktı, hiç gitmediği bir şehirde okumak istiyordu, izmir deyip duruyordu, hayaliydi izmir. ege üniversitesine gideceğini söylüyordu her fırsatta... hiç gidemedi, göremedi.

lise çıkışlarında hep evimin arka bahçesinde otururduk onunla... arka bahçe direkt odama bakardı çünkü, bazen bilgisayardan bir müzik açmak için camdan içeri atlardık, hep şarkı kavgamız olurdu, misafir kontenjanından yararlanmak için elinden geleni yapardı...

onu gördüğüm son zamanları hatırlıyorum. gözlüğü yamulmuştu, düz durmuyordu yüzünde... sapsarı güzelim saçlarını kısacık kestirmişti. sanki öleceğini hissetmiş gibi one last goodbye dinletmişti bana... onu eve uğurlamak istediğini söylediğim zaman gerek yok diyerek sarılmıştı bana, hiç sevmezdi sarılmayı aslında.

hissetmiştim ona bir şey olacağını. normalde en sevdiğimiz şeydi akşamüstü saatleri, esen tatlı rüzgar, ay ışığı... ama o gün sanki bir ağırlık vardı havada, yemin ederim hissetmiştim onu son görüşüm olduğunu...

benim güzel cananım... aklımdasın, hiç gitmedin. hep aklımın bir köşesinde benimlesin sen. ben büyüyorum, yaşlanıyorum, pul pul dökülüyor cildim, saçlarım... sen hep 2012'deki o güzel kız olarak kaldın ama. 18 yaşına yeni giren o kız olarak beynimin bir köşesinde yaşıyorsun benimle. sabaha kadar ağlatıyorsun beni bazen, sabah olunca geçiyor hepsi ama geceleri çok kötü geçiyor cananım. her geçen gün daha çok özlüyorum seni.

sen giderken arkandan son kez baktığım zamanı hiç unutamıyorum, gitmiyor gözümün önünden. sana koşup sarılmak istediğimi düşünüyorum hep... bana neyin engel olduğunu düşünüyorum...

her geçen gün yokluğunu hiç bu kadar hissetmemiştim diyorum ama her geçen gün daha çok hissediyorum. bir sınırı, zirvesi yok bunun.
devamını gör...

sanki bir battaniye gibi geliyor bana bazen.. beni sıcacık kollarına alıp ısıtacak gibi geliyor ve ensem karıncalanıyor, böyle hissettirmesini hiç normal bulmuyorum.

beni en mutlu olduğum zamana fırlatacak bir geçit gibi de geldiği oluyor. hatta o anın kendisi gibi... eski evimin arka bahçesine benzetiyorum onu, o bahçeye kurulmuş gri masa ve etrafındaki beyaz plastik sandalyeler gibi... yazın ortasında bile üzeri ıslak olan beyaz sandalyeler... sanki orada en sevdiklerimle oturacakmışım gibi hissediyorum ölümü düşündükçe.

düşünmemeye çalışıyorum. içimden bir ses, ''kızım kendine gel, sen alternatif rock müzik gruplarının doom metal yaptıkları zamanı bilen ve o zamanı özleyen dayı değilsin...'' deyip tokat atıyor bana.

iyi yapıyor, o iç sesimin beni tekme tokat dövmesini istiyorum bazen. çok sık düşünüyorum ölümü; ölmek istediğimden değil, en sevdiklerimi alıp götürmesinden ötürü düşünüyorum. sanki o insanları alıp götürdüğü zaman en güzel anıları da alıp götürmüşler gibi hissediyorum... sanki onlar hayattayken o anıları geri getirebilecekmiş gibi...
devamını gör...

''ah, talih cesurlardan yana olacaksa eğer,
ben ki en yoksuluyum bu tahtın.''

demiş editors, bir şarkısında.
devamını gör...

düşünceler yiyip bitiriyor beni.

o düşünceleri susturmak için gün içerisindeki saçma sapan şeyleri düşünüyorum ben. mesela gün içerisinde otobüste gördüğüm kızın yarısı çıkmış ojelerini... ne zaman yenileme ihtiyacı duyacağını... ya da markette ödeme yaparken cebindeki bozuklukları hiç acele etmeden çıkarıp kocaman sıra olmasına vesile olan teyzenin rahatlığını...

twitter'a girip saçmalıyorum bazen... kimisi en abartılan filmi yazıyor, kimisi bir albümü gömüyor... hemen orada buluyorum kendimi, birkaç dakikalığına da olsa kafamı dağıtıyor saldırmak. beynim, kendi hayatımın çıkmazlarıyla baş edemediği anlarda gidip bu kimliksiz detaylara sığınıyor. sanki bunlara odaklandığım zaman içimdeki o devasa boşluk ve boşluğun içerisinde yüksek sesle bağırıp yankı yapan düşüncelerin yerini başka bir şey alıyor gibi...

kaçamıyorum ama düşüncelerden. düşlerle geliyorlar bana, en kötüsünü gösteriyorlar. ''bugün letterboxd entellerine kin kustun, al sana.'' diyorlar ve keşkelere sürüklüyorlar beni.

şimdi uyuyacağım ve yine gelecekler düşlerime. nasılsa sizinle mücadele etmek yerine kaçan bir insan var, yapın yapabildiğinizi, yapın bakalım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yok böyle bir şey arkadaşlar. öyle bir şey olsa metrobüsler sekshaneye dönerdi, yapmayın lütfen.
devamını gör...

tuhaf insanlardır bu letterboxd entelleri.

altı saat boyunca sadece rüzgar ve yağmur sesinin harmanıyla rahatlayıp gevşemek yerine daha fazla konsantre olabilirler bunlar. hiçbir şey olmadan boş bir tarlayı 47 dakika 15 saniyelik büyük bir zaman izlerler ve öyle anlamlar yüklerler, öyle derin metaforlar kasarlar ki yönetmen bile bir zamandan sonra şaşırıp kalır.

özellikle üçüncü saate doğru, yani filmin ortasına yaklaşınca kameraya konan sinekten bir anda burjuva eleştirisine götürebilirler kendilerini, filme ara verip ''saf akustik yalnızlık budur işte...'' diyerek filmin posterini tivit atmayı asla ihmal etmezler.

sonra kaldıkları yere geri dönerler bu insanlar, burjuva eleştirisinden başlar, kapitalist sistemin insan ruhunda yarattığı dijital erozyonun kusursuz bir portresi adı altında bir tez bile yazarlar kafalarında...

altıncı saat dolar, eğer sıkıntıdan ölmedilerse büyük bir başarıdır bu onlar için, filme beş puan verirler, gündelik hayata adapte olmakta çok ama çok zorlanırlar... bime ekmek almaya çıktıkları o an hayatın ne kadar hızlı aktığını fark edip sorgulamaya başlarlar kendilerini, bünyeleri o yavaş macar çilesine alışmıştır oysa ki, orada kalmak isterler ama yapamazlar.
devamını gör...

karl marx islamla hiç karşılaşmamış biri olarak katolik kilisesini hedef aldı. katolik mezhebini değil kiliseyi yerden yere vurdu. yahudiliği hedef alan ve ya islamı hedef alan tek bir sözü bile yok. belki islamı da incelese ve ya islamla karşılaşsa daha farklı şeyler söyleyebilirdi. orası muamma.

turan dursun'un öldürülmesi olayı 90'lı yılların karanlık derin devlet ve ya uluslararası istihbarat örgütlerinin operasyonlarından biridir müslümanlara mal etme ucuzluğuna gidip komikleşmeyin.

hem türkiye ateizmi ve ateistleri palavradan başka ne üretmiş ki? yok dört kitabı da okumuşmuş , yok aklının son son nöronuna kadar binlerce yıl düşünmüşmüş de öyle ateist olmaya karar vermişmiş falan filan. safi rüzgar.

youtube'den dinlediği iki üç ergen videosu vasıtasıyla kur'andaki bazı müteşabih ayetleri öğrenmişler, tüm kitabı tefsiriyle beraber okudum diye millete yutturmaya çalışıyorlar.

iki üç aykırı olduğunu zannettiği fikrimsi kanaatler ve doxalarla bir şeyler üfürüp karı kız düşürme peşinde olan modeller. bunların bilgi diye tutundukları şeyin midyenin kayalara tutunmasından farkı yok. karşılarına otoriter bir din alimi çıktığında lak diye söküp alıyor zaten o midyeleri tutundukları kayalardan.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim