zaman tüneli
kitap okuyarak hayatının değişeceğini zannetmek
"ağzının tadını bilseydin gözünün bokunu yerdin". deyişinde gizli bilgidir.
hiç okumayan ile "zan yanılgısı" ayrı durur mu?
hiç okumayan ile "zan yanılgısı" ayrı durur mu?
devamını gör...
devotus atheus (yazar)
bu nerede? tanıyan, bilen var mı? başına iyi bişey mi geldi acaba?
devamını gör...
kitap okuyarak hayatının değişeceğini zannetmek
umberto eco gülün adı isimli kitabında bunu anlatır. eğer olaylara veya dünyaya temel olan bir anlatı varsa ve bu anlatı çökerse hayatınız bir daha asla aynı olmaz.
devamını gör...
kitap okuyarak hayatının değişeceğini zannetmek
(bkz: kitap okusanız hayatımızın değişeceği gerçeği)
ben şu an atıflı bilim makalelerini okusam hayatımda bir değişiklik olmaz. dünyanın ve insanlığın hali ne olur bilemiyorum..
biraz önce market alışverişi yaptım ve bu gece değişik şeyler yaşayacağım film izlerken. *
ben şu an atıflı bilim makalelerini okusam hayatımda bir değişiklik olmaz. dünyanın ve insanlığın hali ne olur bilemiyorum..
biraz önce market alışverişi yaptım ve bu gece değişik şeyler yaşayacağım film izlerken. *
devamını gör...
27 ekim 2026 ilham aliyev'in yine sertleşmesi
içini döksün boşalsın belki rahatlar yumuşar. evet.
devamını gör...
kitap okuyarak hayatının değişeceğini zannetmek
bakış açınız değişir, yeni bakış açıları kazanırsınız, tazelenirsiniz ve daha bir sürü şey. hayatınızın değişmesi de belki mümkün, belki değil inanın umurumda değil.
kendimi keseceğim berbat bir gün.
kendimi keseceğim berbat bir gün.
devamını gör...
kitap okuyarak hayatının değişeceğini zannetmek
“bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.”
orhan pamuk, "yeni hayat" romanına bu cümle ile başlar... bu cümle, hristiyanların "bu kitap hayatınızı değiştirecek" sloganıyla "isa ile hayatlarının değişeceği" vaadine bir göndermeydi.
orhan pamuk, "yeni hayat" romanına bu cümle ile başlar... bu cümle, hristiyanların "bu kitap hayatınızı değiştirecek" sloganıyla "isa ile hayatlarının değişeceği" vaadine bir göndermeydi.
devamını gör...
27 ekim 2026 ilham aliyev'in yine sertleşmesi
ne kadar sertleştiyse tamamını alamayacağından korkan yobazlar, akapelileri ciyaklatmış.
reyiz bunların bu işlere önce masum masum, taleplerle başlayıp sonra da koltuklara çöküp memleketi soymaya başlayacaklarını bildiği için hassssittirin, madem çok müslümansınız öyleyse sittirin, arabistan orada demiş...... bunu anlamak istemeyen yobaz davarlarda ayak yapıyor.....
heyecanlanıp kendi kendine atarlanma, davar. akapenin israil'in pençesinde olduğunu herkes biliyor... durup dururken akapenin icad ettiği bu başörtüsü oyunu da senin gibi dinci ve yobaz davarları ateşleyip, kendi koltuğunu sağlama alma numarası. mal bulmuş mağribiler gibi hemmen fırsatı buldun sığır gibi ortaya düştün, bekle biraz.
reyiz bunların bu işlere önce masum masum, taleplerle başlayıp sonra da koltuklara çöküp memleketi soymaya başlayacaklarını bildiği için hassssittirin, madem çok müslümansınız öyleyse sittirin, arabistan orada demiş...... bunu anlamak istemeyen yobaz davarlarda ayak yapıyor.....
heyecanlanıp kendi kendine atarlanma, davar. akapenin israil'in pençesinde olduğunu herkes biliyor... durup dururken akapenin icad ettiği bu başörtüsü oyunu da senin gibi dinci ve yobaz davarları ateşleyip, kendi koltuğunu sağlama alma numarası. mal bulmuş mağribiler gibi hemmen fırsatı buldun sığır gibi ortaya düştün, bekle biraz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
oradan işte beraber lefkoşa'ya geçtik. sıcaklar inanılır gibi değildi. sanki çok biliyormuşuz gibi bir de şuradan gidelim, buradan gidelim diye yürüyoruz. nereye gittiğimiz meçhul. asfalta yapışmamıza ramak kalmış.
bir cafe bulduk ve oturduk. limonata söyledik. buz gibi. limonatadan ilk fırtı çektiğimde pipetle, neredeyse sıcaktan ve susuzluktan ölecek raddeye geldiğimizi fark ettim. f'ye de söyledim. harbiden diye karşılık verdi, manyak mıyız diye de ekledi. evet diye cevap verdim.
limonatalar bitince kalktık, kasadaki kadına nereleri gezebileceğimizi sorduk. birkaç yer söyledi ve tarif etti nasıl gideceğimizi. gittik. bu lefkoşa tam bir açık hava müzesi. tarihi eserler gezmekle bitecek gibi değil. şuna da bakalım, buna da bakalım diye diye yine asfalta yapışacak kıvama geldik. bu mimari şölenin hiç mi sonu yoktur. şu sokak, şu sokak diye diye, bir ara sonsuza kadar yüryecekmişiz gibi hissettim. başka bir kafeye oturduğumuzda ben mizacıma hiçte uygun olmayan miktarda bol porsiyon bir mimari estetik ziyafeti ile cebelleşiyordum. bir tarihi eser daha görecek takatim yok dedim f'ye. o da yanıtladı, az kaldı kusacam. daha ne desin?
bu kafeyi ruslar işletiyor. rus garson geldi, kız, türkçe bilmiyor, ingilizce konuşuyor. yine limonata söyledik. yan masamıza iki tane kız oturdu. biraz yüksek sesle konuşuyorlar. ilk başta onları türk sandım ama konuşmalarına kulak kabartınca italyanca konuştuklarını çözmem uzun sürmedi. aynı bizim oranın kızlarına benziyorlardı. italyan mısınız diye sordum, evet dediler. türk kızlarına benziyorsunuz dedim, teşekkür ettiler. iltifat ettiğimi falan sandılar herhalde. olur öyle.
rus garson geldi tekrar bardakları almaya. istek parça çalışıyor musunuz diye sordum. olur dedi. gruppa krovi dedim. bu saatte fazla yavaş olur o, birazdan çalarım dedi. bir saat bekledikten sonra hala çalmadı. sokarım böyle işe diyip kalktık oradan. rus kıza kağıt beş lira bahşiş verdim gıcıklığına, üstüne de "suka" yazdım, maksat piçlik olsun. arada yapmak lazım. suratı da pek bir ekşidi. bembeyaz suratına neredeyse renk gelir gibi oldu.
bizim amacımız asıl gece kulübüne gitmekti. lefkoşa yakınlarındaymış, öyle dediler. o bahaneyle lefkoşa'yı da gezmiş olduk işte. yoksa sokayım onların tarihi eserlerine falan. yine de güzeldi tabii.
bir taksiye bindik. adam türkiye'li çıktı, hem de konyalı. bizi lipstick'e götür dedik. o başka bir yer önerdi, tanıdıklarıymış falan filan. iyi dedik, oraya götür. yol boyu dini muhabbetle kafamızı açtı. fuhuş yolunda üstelik ve aracılıkta ediyordu bu işe. biz dinsiz, kitapsızız diyorduk. öyle demeyin allah çarpar diyordu. biz de diyorduk ki; seni çarpmış ki herhalde fuhuş yollarına düşmüşsün. yutkunup ekmek parası diyordu. öyle yok boyunca kafa açıyordu her müslüman gibi. sanki allah haram yoldan ekmek kazanmayı öğütlemiş gibi. sonra konuyu değiştirdik, onun dini vaazları hiç ilgimizi çekiyordu. mekandaki kızlar nasıl diye sorduk. bu sefer dini kitabı bırakıp, kızların ne kadar muhteşem olduğuna dair söyleve girişti. böylesi daha iyiydi. bize ne dinden imandan, namustan vatandan falan? yolumuz fuhuşa gidiyor zaten. eyh!
mekana vardığımızda oturduk. büyük bir salonda. sahnede kızlar direk dansı yapıyordu sırayla. arkadaki sandalyelerde oturmuş sırasını bekleyen en az yirmi kadar afet vardı. ben seçilmem seçerim edebiyatı burada iş yapmıyordu. seçilmek için maharetlerini sergiliyorlardı. derken siyah saçlı bir hatunun sahne arası tuttu. o nasıl bir performanstı. zaten siyah saçlı olması yeterince maharet değilmiş gibi. ben sarışınlardansa her zaman siyah saçlıları daha seksi bulmuşumdur. dedim; ben bunu istiyorum. tamam dediler. saat onikiden saat altıya kadar 16.000 lira, sudan ucuz, böyle bir afet sonuçta. olur dedim, nedir yani? para dediğin kağıt parçası, hatun ise hatun, löp löp.
sonra başka bir hatun daha çıktı. pek bir performans sergileyemedi, derken, başka bir tanesi. bir hatun geldi, sarışın, pembe mayosuyla direkte öyle dönüyordu, elleriyle herkesin içinde bana bir öpücük yolladı. öpücük havada uçtu, geldi dudağıma kondu. oha dedim, bu ne? aklım zaten yerinde değildi ama hepten uzaya gitti. arkadaşım ben de bunu istiyorum dedi pembeli için. yok ben alacağım onu, yok ben derken, biraz gerildik. siyah saçlıyı sen al, bunu bana ver diye neredeyse sakso çekmediğim kaldı ama nuh diyor, peygamber demiyor yaşvak.
bir cafe bulduk ve oturduk. limonata söyledik. buz gibi. limonatadan ilk fırtı çektiğimde pipetle, neredeyse sıcaktan ve susuzluktan ölecek raddeye geldiğimizi fark ettim. f'ye de söyledim. harbiden diye karşılık verdi, manyak mıyız diye de ekledi. evet diye cevap verdim.
limonatalar bitince kalktık, kasadaki kadına nereleri gezebileceğimizi sorduk. birkaç yer söyledi ve tarif etti nasıl gideceğimizi. gittik. bu lefkoşa tam bir açık hava müzesi. tarihi eserler gezmekle bitecek gibi değil. şuna da bakalım, buna da bakalım diye diye yine asfalta yapışacak kıvama geldik. bu mimari şölenin hiç mi sonu yoktur. şu sokak, şu sokak diye diye, bir ara sonsuza kadar yüryecekmişiz gibi hissettim. başka bir kafeye oturduğumuzda ben mizacıma hiçte uygun olmayan miktarda bol porsiyon bir mimari estetik ziyafeti ile cebelleşiyordum. bir tarihi eser daha görecek takatim yok dedim f'ye. o da yanıtladı, az kaldı kusacam. daha ne desin?
bu kafeyi ruslar işletiyor. rus garson geldi, kız, türkçe bilmiyor, ingilizce konuşuyor. yine limonata söyledik. yan masamıza iki tane kız oturdu. biraz yüksek sesle konuşuyorlar. ilk başta onları türk sandım ama konuşmalarına kulak kabartınca italyanca konuştuklarını çözmem uzun sürmedi. aynı bizim oranın kızlarına benziyorlardı. italyan mısınız diye sordum, evet dediler. türk kızlarına benziyorsunuz dedim, teşekkür ettiler. iltifat ettiğimi falan sandılar herhalde. olur öyle.
rus garson geldi tekrar bardakları almaya. istek parça çalışıyor musunuz diye sordum. olur dedi. gruppa krovi dedim. bu saatte fazla yavaş olur o, birazdan çalarım dedi. bir saat bekledikten sonra hala çalmadı. sokarım böyle işe diyip kalktık oradan. rus kıza kağıt beş lira bahşiş verdim gıcıklığına, üstüne de "suka" yazdım, maksat piçlik olsun. arada yapmak lazım. suratı da pek bir ekşidi. bembeyaz suratına neredeyse renk gelir gibi oldu.
bizim amacımız asıl gece kulübüne gitmekti. lefkoşa yakınlarındaymış, öyle dediler. o bahaneyle lefkoşa'yı da gezmiş olduk işte. yoksa sokayım onların tarihi eserlerine falan. yine de güzeldi tabii.
bir taksiye bindik. adam türkiye'li çıktı, hem de konyalı. bizi lipstick'e götür dedik. o başka bir yer önerdi, tanıdıklarıymış falan filan. iyi dedik, oraya götür. yol boyu dini muhabbetle kafamızı açtı. fuhuş yolunda üstelik ve aracılıkta ediyordu bu işe. biz dinsiz, kitapsızız diyorduk. öyle demeyin allah çarpar diyordu. biz de diyorduk ki; seni çarpmış ki herhalde fuhuş yollarına düşmüşsün. yutkunup ekmek parası diyordu. öyle yok boyunca kafa açıyordu her müslüman gibi. sanki allah haram yoldan ekmek kazanmayı öğütlemiş gibi. sonra konuyu değiştirdik, onun dini vaazları hiç ilgimizi çekiyordu. mekandaki kızlar nasıl diye sorduk. bu sefer dini kitabı bırakıp, kızların ne kadar muhteşem olduğuna dair söyleve girişti. böylesi daha iyiydi. bize ne dinden imandan, namustan vatandan falan? yolumuz fuhuşa gidiyor zaten. eyh!
mekana vardığımızda oturduk. büyük bir salonda. sahnede kızlar direk dansı yapıyordu sırayla. arkadaki sandalyelerde oturmuş sırasını bekleyen en az yirmi kadar afet vardı. ben seçilmem seçerim edebiyatı burada iş yapmıyordu. seçilmek için maharetlerini sergiliyorlardı. derken siyah saçlı bir hatunun sahne arası tuttu. o nasıl bir performanstı. zaten siyah saçlı olması yeterince maharet değilmiş gibi. ben sarışınlardansa her zaman siyah saçlıları daha seksi bulmuşumdur. dedim; ben bunu istiyorum. tamam dediler. saat onikiden saat altıya kadar 16.000 lira, sudan ucuz, böyle bir afet sonuçta. olur dedim, nedir yani? para dediğin kağıt parçası, hatun ise hatun, löp löp.
sonra başka bir hatun daha çıktı. pek bir performans sergileyemedi, derken, başka bir tanesi. bir hatun geldi, sarışın, pembe mayosuyla direkte öyle dönüyordu, elleriyle herkesin içinde bana bir öpücük yolladı. öpücük havada uçtu, geldi dudağıma kondu. oha dedim, bu ne? aklım zaten yerinde değildi ama hepten uzaya gitti. arkadaşım ben de bunu istiyorum dedi pembeli için. yok ben alacağım onu, yok ben derken, biraz gerildik. siyah saçlıyı sen al, bunu bana ver diye neredeyse sakso çekmediğim kaldı ama nuh diyor, peygamber demiyor yaşvak.
devamını gör...
unutulmayan isimler
hacer...ahhh hatice... york başka bir şey miydi.
ilkokul aşkım. unutulmaz idi. unutulmuş be.
ilkokul aşkım. unutulmaz idi. unutulmuş be.
devamını gör...
türk halkının başındaki en büyük bela
muhalefet.
yoksa bu iktidar elli defa devrilirdi.
o zaman ver bi livaneli...
yiğidim aslanııım buurda yaaatıyorr.
yoksa bu iktidar elli defa devrilirdi.
o zaman ver bi livaneli...
yiğidim aslanııım buurda yaaatıyorr.
devamını gör...
türk halkının başındaki en büyük bela
siyasetin finansman gelenekleridir. sağı solu benzer işler bunlar.
"partiler kanununu değiştirebilecek bir dürüst lider" beklenmektedir.
"partiler kanununu değiştirebilecek bir dürüst lider" beklenmektedir.
devamını gör...
cumhuriyet
selah ve selameti bulmuş bir tane islam ülkesi var mı ?
kendi ülkesinde yaşayamayanı da ilk işi batıya kaçar
nedense arabistana giden 1 tanesi dahi yok.
sürekli cumhuriyete de düşmanlar, ulan bir tane örnek islam
ülkesi kurdunuzda biz mi göremedik ?
mantar oğlu mantar yobazları...........
kendi ülkesinde yaşayamayanı da ilk işi batıya kaçar
nedense arabistana giden 1 tanesi dahi yok.
sürekli cumhuriyete de düşmanlar, ulan bir tane örnek islam
ülkesi kurdunuzda biz mi göremedik ?
mantar oğlu mantar yobazları...........
devamını gör...
karanfilli sigara
(bkz: içerde)
devamını gör...
fenerbahçe'ye teknik direktör önerileri
ya bi kerecik şu yılmaz vural'ı getirin başına şu takımın. gözü açık gidecek adamceyiz.
devamını gör...
türk halkının başındaki en büyük bela
iktidar ve muhalefet denilen siyasi kuruluşların içinde bulunan ahlak yoksulu siyasetçilerdir...
bunların içindeki çok küçük bir azınlık hariç hepsi melanettir. beladır, bunlardan komple kurtulmak ise imkansız gibidir...
bunları bu millet topluca mahkum etmediği ve yabancı ülkelerden siyasetçi transfer etmediği sürece bunlar bu ülkenin anasını ağlatmaya devam edecektir.
bunların içindeki çok küçük bir azınlık hariç hepsi melanettir. beladır, bunlardan komple kurtulmak ise imkansız gibidir...
bunları bu millet topluca mahkum etmediği ve yabancı ülkelerden siyasetçi transfer etmediği sürece bunlar bu ülkenin anasını ağlatmaya devam edecektir.
devamını gör...
karanfilli sigara
nefretlik bir sigaradır. kokusundan içenin yanında duramazsın.
devamını gör...
simge sağın makyajsız
büyük hayal kırıklığıdır.
bazı kadınlar makyajsız da çok genç ve güzel görünürken simge çok soluk ve başka bir insan oluyor makyajsiz. teni de sağlıksız ve koyu görünüyor. bu üzücü.
bazı kadınlar makyajsız da çok genç ve güzel görünürken simge çok soluk ve başka bir insan oluyor makyajsiz. teni de sağlıksız ve koyu görünüyor. bu üzücü.
devamını gör...
mustafa sarıgül
en bıçkın mafya babaları bile bilir ki korumaları sadece beslemek yetmez aynı zamanda iyi de davranmak gerekir.
korumaları tarafından harcanmış bir sürü baba buna şahitlik yapardı belki mezardan çıkabilseler...
korumanın iddiaları bu bakımdan çok inandırıcı gelmedi açıkçası. mustafa kim ki koruma azrail'den bile çok ondan korkuyor?
bu öyle bir korku ki defalarca izin veriyor...(?!)
ayrıca;
böyle bir şey varsa parti içinde bilinmemesi imkansız.
bak im kan sız.
bu mevzu hem kk hem de kk.2.01'e yazar.
parti demişim partiler olmalıydı, muhalefete muhalefet edilmez diyordu ya birileri...
al işte başkanına, vekiline, genel başkanlarına bak, seçmenini al.
not: lut kavmi falan diyerek bu olayları normalleştiremezsiniz.
korumaları tarafından harcanmış bir sürü baba buna şahitlik yapardı belki mezardan çıkabilseler...
korumanın iddiaları bu bakımdan çok inandırıcı gelmedi açıkçası. mustafa kim ki koruma azrail'den bile çok ondan korkuyor?
bu öyle bir korku ki defalarca izin veriyor...(?!)
ayrıca;
böyle bir şey varsa parti içinde bilinmemesi imkansız.
bak im kan sız.
bu mevzu hem kk hem de kk.2.01'e yazar.
parti demişim partiler olmalıydı, muhalefete muhalefet edilmez diyordu ya birileri...
al işte başkanına, vekiline, genel başkanlarına bak, seçmenini al.
not: lut kavmi falan diyerek bu olayları normalleştiremezsiniz.
devamını gör...
