aşırı kitap okumanın kişiyi dünyadan koparması
başlık "halikarnas köftecisi" tarafından 07.02.2021 22:03 tarihinde açılmıştır.
21.
günde en az 3 litre kitap okumak lazım. 3 litreden sonrası aşırıya girer ve kişiyi dünyadan kopartıp galakside allah'ın bile olmadığı yerlere fırlatıp atar.
devamını gör...
22.
burada "aşırı"yı tanımlamak çok önemli bence. ben günde 3 saat civarı kitap okuyorum sanırım. okumasam bile kitaplarla ilgili bir şeyler araştırıyorum ya da yazıyorum. ama bu 3 saat beni hayatımın diğer uğraşlarından koparmıyor. sosyalleşiyorum, çalışıyorum, bir şeyler izliyorum, sosyal medyaya bile vakit ayırıyorum. yani belki günde 3 saat deyince birilerine aşırı gelebilir ama aşırı değil benimki. belki günde 8 9 saati iş yerinde geçen biri olsaydım o 3 saat aşırı olurdu. çok kişisel bir durum yani bu aşırılık. öyle değerlendirmek lazım.
devamını gör...
23.
aşırıya kaçan her şey zararlıdır. kitap okumak da spor yapmak da ingilizce konuşmak da buna dahil.
devamını gör...
24.
doğru. dünyadan koptum. insanlara tahammül edemiyorum.
devamını gör...
25.
okumamak için bulduğunuz bahaneleri okumak için üretseniz keşke.
devamını gör...
26.
yalan beyandır.
yav yok ne okuduğunuza göre değişir. şimdi feminizmle alakalı bişi okuyorum neoliberalizm, kapitalizm, ekolojik yıkım, cart, curt ve de zort diye diye içimi dilpti. *
hiç uzak hissetmiyorum dünyaya. öngörülen ekonomik kriz diyor çorabımı boğazıma dolayasım geliyor.
yav yok ne okuduğunuza göre değişir. şimdi feminizmle alakalı bişi okuyorum neoliberalizm, kapitalizm, ekolojik yıkım, cart, curt ve de zort diye diye içimi dilpti. *
hiç uzak hissetmiyorum dünyaya. öngörülen ekonomik kriz diyor çorabımı boğazıma dolayasım geliyor.
devamını gör...
27.
hayatımın berbat seyrettiği dönemler oldu. dönüp baktığımda görüyorum ki kültürel altyapım o günlerde yapıp ettiklerimle şekillenmiş. istikrarlı bir şekilde kitap okumuş, film izlemişim. ve yine dönüp baktığımda anlıyorum ki okuduğum her satırdan ve izlediğim her sekanstan muradım beni kendi gerçekliğimden, duygularımdan koparması.
bir anlamda başlıktaki fikre katılıyorum. kişi bazen kendi dünyasından sıyrılmak adına başka başka dünyalara, fikirlere ihtiyaç duyabiliyor.
bir anlamda başlıktaki fikre katılıyorum. kişi bazen kendi dünyasından sıyrılmak adına başka başka dünyalara, fikirlere ihtiyaç duyabiliyor.
devamını gör...
28.
akşamüstüydü. odanın ışığı loştu, sanki bilerek kısılmış gibi. kitaplar masanın üstünde değil, etrafımdaydı. ve ben ilk kez, yalnız olmadığımı bu kadar net hissettim.
raskolnikov pencerenin yanında duruyordu. dar bir odada yaşamaya alışık bedenini buraya da taşımış gibiydi. ellerini cebine soktu, yere baktı.
“insan” dedi, “kendini bir fikir uğruna ezdiğinde suçlu olmaz sanıyor. asıl ceza sonra başlıyor.”
ona baktım.
“peki ya dayanamayacak kadar ağırsa?” dedim.
gülümsedi. acı bir gülümsemeydi.
“dayanmak zorunda değilsin. ama kaçamazsın.”
bazarov koltuğa oturmuştu, bacak bacak üstüne atmış. her şeye olduğu gibi bize de mesafeliydi.
“bu kadar duygusallık fazla” dedi. “insan kendini kandırmayı bırakmalı.”
“ya her şeyi inkar edince ne kalıyor?” diye sordum.
omuz silkti.
“hiçlik kalıyor. ama en azından dürüst.”
meursault sessizdi. masanın kenarında duruyor, dışarıdaki ışığa bakıyordu.
“bir şey söylemeyecek misin?” dedim.
başını çevirmeden konuştu:
“her şey aynı. konuşmak değiştirmiyor.”
ses tonu ne sertti ne yumuşak. sadece dümdüzdü. onun bu kayıtsızlığı, odadaki herkesten daha yüksek sesle konuşuyordu.
kayra yerde oturuyordu. sanki buraya ait değildi ama yine de tam merkezdeydi.
“zaman çok hızlı” dedi. “ama içimizdeki boşluk daha hızlı büyüyor.”
“peki ne yapacağız?” diye sordum.
gözlerini kaldırdı.
“anlam aramayı bırakmayacağız. çünkü bırakırsak, her şey daha da ağırlaşır.”
oblomov kanepeye yayılmıştı. kalkmaya niyeti yoktu.
“hayat” dedi esneyerek, “fazla çaba istiyor. insan bazen hiçbir şey olmamayı seçmek ister.”
“kaçmak bu,” dedim.
“hayır,” dedi sakince. “yorulmak istememek.”
son olarak grenouille konuştu. onun varlığı bile huzursuz ediciydi.
“insanları anlamak gereksiz,” dedi. “onları hissetmek yeterli. korkularını, arzularını… kokularından.”
“sevgi?” dedim.
gülümsedi.
“sevgi bir zayıflık. ama işe yarar.”
o an anladım. ben bu insanları hayal etmiyordum. onlar zaten hep buradaydı. hayatın içinde, benim görmediğim yerlerde. kitaplar sadece kapıyı açmıştı.
konuşmalar bittiğinde oda yine sessizleşti. ama sessizlik eskisi gibi değildi. gerçek hayata döndüğümde, sokaktaki insanlara baktım. hepsinde biraz raskolnikov’un yükü, biraz bazarov’un inkarı, meursault’nun kayıtsızlığı, kayra’nın boşluğu, oblomov’un yorgunluğu ve grenouille’in karanlığı vardı.
belki de roman kahramanları hayata gelmiyordu. belki biz, onların dünyasında yaşamaya çoktan başlamıştık.
raskolnikov pencerenin yanında duruyordu. dar bir odada yaşamaya alışık bedenini buraya da taşımış gibiydi. ellerini cebine soktu, yere baktı.
“insan” dedi, “kendini bir fikir uğruna ezdiğinde suçlu olmaz sanıyor. asıl ceza sonra başlıyor.”
ona baktım.
“peki ya dayanamayacak kadar ağırsa?” dedim.
gülümsedi. acı bir gülümsemeydi.
“dayanmak zorunda değilsin. ama kaçamazsın.”
bazarov koltuğa oturmuştu, bacak bacak üstüne atmış. her şeye olduğu gibi bize de mesafeliydi.
“bu kadar duygusallık fazla” dedi. “insan kendini kandırmayı bırakmalı.”
“ya her şeyi inkar edince ne kalıyor?” diye sordum.
omuz silkti.
“hiçlik kalıyor. ama en azından dürüst.”
meursault sessizdi. masanın kenarında duruyor, dışarıdaki ışığa bakıyordu.
“bir şey söylemeyecek misin?” dedim.
başını çevirmeden konuştu:
“her şey aynı. konuşmak değiştirmiyor.”
ses tonu ne sertti ne yumuşak. sadece dümdüzdü. onun bu kayıtsızlığı, odadaki herkesten daha yüksek sesle konuşuyordu.
kayra yerde oturuyordu. sanki buraya ait değildi ama yine de tam merkezdeydi.
“zaman çok hızlı” dedi. “ama içimizdeki boşluk daha hızlı büyüyor.”
“peki ne yapacağız?” diye sordum.
gözlerini kaldırdı.
“anlam aramayı bırakmayacağız. çünkü bırakırsak, her şey daha da ağırlaşır.”
oblomov kanepeye yayılmıştı. kalkmaya niyeti yoktu.
“hayat” dedi esneyerek, “fazla çaba istiyor. insan bazen hiçbir şey olmamayı seçmek ister.”
“kaçmak bu,” dedim.
“hayır,” dedi sakince. “yorulmak istememek.”
son olarak grenouille konuştu. onun varlığı bile huzursuz ediciydi.
“insanları anlamak gereksiz,” dedi. “onları hissetmek yeterli. korkularını, arzularını… kokularından.”
“sevgi?” dedim.
gülümsedi.
“sevgi bir zayıflık. ama işe yarar.”
o an anladım. ben bu insanları hayal etmiyordum. onlar zaten hep buradaydı. hayatın içinde, benim görmediğim yerlerde. kitaplar sadece kapıyı açmıştı.
konuşmalar bittiğinde oda yine sessizleşti. ama sessizlik eskisi gibi değildi. gerçek hayata döndüğümde, sokaktaki insanlara baktım. hepsinde biraz raskolnikov’un yükü, biraz bazarov’un inkarı, meursault’nun kayıtsızlığı, kayra’nın boşluğu, oblomov’un yorgunluğu ve grenouille’in karanlığı vardı.
belki de roman kahramanları hayata gelmiyordu. belki biz, onların dünyasında yaşamaya çoktan başlamıştık.
devamını gör...
29.
güzeldir. bu arada internet insanı sosyalleştirirken, kitap asosyalleştirir. ama ilginçtir insanlar tam tersini zanneder.
devamını gör...
30.
okumamak için sığınılan bahane. okursan aydınlanırsın sonunda.
devamını gör...
31.
okumayan insanların bok atması olan hede.
devamını gör...