#ödüllü filmler
türkçe adı: geleceğe dönüş
doktor emmett brown ve marty mcfly'ın zamanda yolculuk maceralarını konu alan, döneminde çok ses getirmiş film. oyunculuklar, makyajlar, senaryo, dekor ve aklınıza gelebilecek her şey en ince ayrıntılarına kadar düşünülmüş.
imdb: 8.5
doktor emmett brown ve marty mcfly'ın zamanda yolculuk maceralarını konu alan, döneminde çok ses getirmiş film. oyunculuklar, makyajlar, senaryo, dekor ve aklınıza gelebilecek her şey en ince ayrıntılarına kadar düşünülmüş.
imdb: 8.5
yönetmen:
robert zemeckis
oyuncular:
michael j. fox
christopher lloyd
lea thompson
crispin glover
thomas f. wilson
robert zemeckis
oyuncular:
michael j. fox
christopher lloyd
lea thompson
crispin glover
thomas f. wilson
*akademi ödülleri, abd (1986) - en iyi efektler, ses efektleri düzenleme
*bilim kurgu, fantastik ve korku filmleri akademisi, abd (1986) - en iyi aktör [michael j. fox]
*altın schmoes ödülleri (2010) - yılın en iyi dvd/blu-ray'i
*aile filmi ödülleri (2021) - en iyi ikonik film
*çevrimiçi film ve televizyon derneği (2022) - ofta film onur listesi
film toplam 23 ödüle sahiptir.
*bilim kurgu, fantastik ve korku filmleri akademisi, abd (1986) - en iyi aktör [michael j. fox]
*altın schmoes ödülleri (2010) - yılın en iyi dvd/blu-ray'i
*aile filmi ödülleri (2021) - en iyi ikonik film
*çevrimiçi film ve televizyon derneği (2022) - ofta film onur listesi
film toplam 23 ödüle sahiptir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "ölmedim ama hafif sürünüyorum" tarafından 09.04.2021 10:43 tarihinde açılmıştır.
21.
#2179423
önceden yazmıştım bu seri hakkında fikrimi. en sevdiğim seri hala, değişen bir şey yok. hatta sevgili, flört vb. ile ilk izlenecek seridir. aday hayvan gibi eğlenmiyorsa işin oluru pek yoktur. öyle mühim bir seridir haha.
önceden yazmıştım bu seri hakkında fikrimi. en sevdiğim seri hala, değişen bir şey yok. hatta sevgili, flört vb. ile ilk izlenecek seridir. aday hayvan gibi eğlenmiyorsa işin oluru pek yoktur. öyle mühim bir seridir haha.
devamını gör...
22.
oyuncu listesinde michael j. fox, christopher lloyd, crispin glover, lea thompson, eric stoltz, bob gale, claudia wells, thomas f. wilson, elisabeth shue, dean cundey, james tolkan, mary steenburgen, billy zane, wendie jo sperber, flea, marc mcclure, elijah wood ve casey siemaszko gibi oyuncuların olduğu 1985 yapımı bu macera/komedi/bilim kurgu türündeki filmin yönetmeni ise robert zemeckis'dir.
filmimiz marty mcfly'ın bir gün doktoru ziyaret eder ve doktor ona bir yere gelmesini söyler akşam gittiği yerde doktor ona araba ile köpeğini geleceğe gönderdiği bir videoyu çeker daha sonra zaman makinesi için plütonyumu çalan adamların doktoru bulup öldürmesi üzerine marty arabaya atlar ve doktorun daha önce laf olsun diye girdiği tarih olan 1955'e gider ve orada bir kaç olayın akışını bozduktan sonra doktorun genç halini bulur doktora gelecekten geldiğini inandırdıktan sonra doktor onu geleceğe göndermenin yolunu arar cevap ise yine marty'dedir. geçmişte sebep olduğu olayları düzeltip biraz değiştirerek de olsa düzeni sağladıktan sonra geleceğe dönen marty geleceğin nasıl etkilendiğini görünce yaptığı değişikliklerin önemini daha iyi anlıyor.
zamanında çekilmiş çok güzel bir film ve zaman konusu daha ne kadar güzel işlenebilirdi o zamanlarda bilinmez tabi. harika bir film serisinin ilk filmi izlemenizi tavsiye ederim henüz izlemediyseniz tabii ki. iyi seyirler.
filmimiz marty mcfly'ın bir gün doktoru ziyaret eder ve doktor ona bir yere gelmesini söyler akşam gittiği yerde doktor ona araba ile köpeğini geleceğe gönderdiği bir videoyu çeker daha sonra zaman makinesi için plütonyumu çalan adamların doktoru bulup öldürmesi üzerine marty arabaya atlar ve doktorun daha önce laf olsun diye girdiği tarih olan 1955'e gider ve orada bir kaç olayın akışını bozduktan sonra doktorun genç halini bulur doktora gelecekten geldiğini inandırdıktan sonra doktor onu geleceğe göndermenin yolunu arar cevap ise yine marty'dedir. geçmişte sebep olduğu olayları düzeltip biraz değiştirerek de olsa düzeni sağladıktan sonra geleceğe dönen marty geleceğin nasıl etkilendiğini görünce yaptığı değişikliklerin önemini daha iyi anlıyor.
zamanında çekilmiş çok güzel bir film ve zaman konusu daha ne kadar güzel işlenebilirdi o zamanlarda bilinmez tabi. harika bir film serisinin ilk filmi izlemenizi tavsiye ederim henüz izlemediyseniz tabii ki. iyi seyirler.
devamını gör...
23.
şimdi bu film mükemmel değil ama nostaljik değeri çok büyük çünkü 1985 yılında çekilmiş oyunculuklar ve oyuncu seçimi çok iyi kurgu ve senaryoda güzel kaotik bir atmosferde çekilmemiş komik aksiyonel ilginç bir film olmuş bir tür bilim kurgu komedisi dolayısıyla bu filmin farklı oyuncularla bugünün teknolojisi ile çekilmesi filmin bütün büyüsünü bozacaktır diye düşünüyorum
devamını gör...
24.
80 li yıllar amerikan sinemasının belki de en sıra dışı filmlerinden biridir.gerek içerdiği bilim kurgusal alt yapısı gerekse de özenle seçilmiş karakter profilleri ve güldürülü anları olsun, amerikan film tarihinin en kült yapımlarından biridir.
devamını gör...
25.
1985 yılının bugününde (3 temmuz) gösterime giren efsaneler ötesi filmdir. imdb'ye göre bizde ise 14 şubat 1987'de vizyona girmiş.
80'lerde izlemiştim herhalde ilk ve 90'larda da tv'de her denk geldiğimde izledim. bu arada ikinci filmini de en az birincisi kadar severim de başlığın konusu o değil. o süper ötesi devam filminin de başlığını açmak lazım aslında; sözlüğe lazım bu. serinin üçüncü ve son filmi ilk izlediğimde hayal kırıklığı yaratsa da aslında onun da gayet iyi bir film olduğu yargısına varmıştım zamanla. gene de ilk ikisinin yeri çok ayrı.
marty ve doc... o ne güzel ve eğlenceli bir ahbaplıktır ya. zaten böyle amerikan filmlerindeki birbiriyle alakasız karakterlerin böyle dostluklar kurabilmesine hep imrenmişimdir. hatta mesela the dude gibi bir ahbabım olsa diye çok istediğim de olmuştu gençliğimde. (bkz: the big lebowski) neyse, bu filmin kastingi tümden mükemmel bence ki tek tek hepsini saymaya gerek duymuyorum. biff'e ayrı bir parantez açılabilir ama. yani hakikaten çok inandırıcı bir "bully"yi canlandırmış tom wilson. kendisini özel tebrik ederim.
ama marty'nin babasını ve annesini de es geçemeyiz ya... dediğim gibi, bir başlarsam duramam zira süper karakterler var filmde ve burada inandırıcı oyunculuklarını da övmemiz gerekir filmin oyuncularının. öyle birkaç saniyelik veya dakikalık rolü olan oyuncular bile takdiri hak ediyorlar bence.
veya 1955'teki hill valley... ne kadar inandırıcı olduğunu bilemem (sözlük dayısı olsam da bir amerikan dedesi değilim, haha) ama bence gayet öyledir zira bu konuda filme yöneltilen majör bir eleştiri olduğuna rastlamadım. o dekorlar falan... onları geçsek bile oyuncuların oyunculuklarında bile cidden de o dönemlerin filmlerinin havası var. kimisi için bu nispeten basit olmuştur belki. bunun hazırlıkları yani... ama kimisi de (özellikle genç oyuncular) o zamanlarla ilgili ciddi bir ön çalışma yapmıştır veya özel eğitim görmüşlerdir diye tahmin ediyorum.
fish under the sea dance... aman pardon, enchantment under the sea dance... haha, filmin zirve kısmı da burada geçiyor denebilir galiba. marty'nin gitarıyla 50'lerin insanlarının bilmediği bir şeyler çalması. rakınrolll!!! oradaki şey esprisine hastayım. chuck berry'nin kuzeniymiş ya marvin berry... kuzeni adamı arıyor ve işte aradığın müzik bu diyor. chuck o çığır açan ve ağızlara sakız olan şarkısını gelecekten araklamış oluyor yani bir nevi. zaman paradoksu anca bu kadar eğlenceli anlatılabilirdi.
bir de espri demişken, şu da favorilerimden, filmdeki:
marty: "give me a pepsi free."
lou: "you want a pepsi, pal, you're gonna pay for it."
bu espriyi asla türkçeye çeviremezsiniz mesela. yani hakikaten mümkün değil. pepsi free, 80'lerdeki bir pepsi çeşidi ve anlamı: "caffeine free", yani "kafeinsiz". ama free'nin türkçe'deki anlamlarından biri de bedava (bir diğeri de özgür de o konuyla alakalı değil). 1955'teki kafe işletmecisi, marty kendisine bana bir "pepsi free" ver deyince, doğal olarak bunu "bana bedava bir pepsi ver" olarak anlıyor ve yanıt olarak, "pepsi istiyorsan ahbap, bunun için ödeme yapacaksın." diyor. müthiş bir sahne ve mizah aslında ama bu hakikaten türkçeye çevrilemez. ya bambaşka bir espri yapılması gerekir ya da espriyi açıklamak gerekir ki bu alt yazıda yapılmaz herhalde, abes kaçar.
yukarıda türkçeye çevrilemeyecek espriden bahsedince, orasının türkçe dublajda nasıl halledildiğini hatırlayamasam da aklıma bu filmin türkçe dublajlısını da ne kadar sevdiğim geldi. marty'yi yekta kopan seslendiriyordu ki cidden harika bir iş çıkartmıştı kendisi. marty'nin "you're my mmm(om), you're my mmm(om)..." dediği sahnedeki "sen benim annnn(emsin), sen benim annn(emsin)..." şeklindeki yekta kopan dublajı hala kulaklarımdadır. bazı filmlerin böyle özel dublajları oluyordu gerçekten ki bunlardan bir diğeri de the big lebowski'dir, üstlerde bahsettiğim ve en sevdiğim film. ya da alf'in dublajındaki müşfik kenter performansı vardır ki bunu yaşıtlarımın çoğu bilir.
neyse, konuyu fazla dağıtmayayım. geleceğe dönüş filmini sevmeyen hayatımda tek bir kişiye rastladım ama o da neden beğenmediğini açıklayınca kendisine hak vermiştim. ukraynalı bir elemandı ve onların (rusların-ukraynalıların falan) kültüründe böyle kaslı ve güçlü kişilerin "ezik"lere zorbalık uygulaması diye bir şey yokmuş. o yüzden biff tannen'ın zorbalığı ona katlanılamaz gelmiş ve izleyememiş filmi eleman. bizim kültürümüzde böyle bir şey olduğu için bize normal geliyor sanırım. neyse o eleman dışında hakikaten bu filmi sevmeyen bir kişiye bile rastlamadım. vardır illaki de bana hiç denk gelmedi harbiden.
tahminime göre bu filmlere yapay zekayla devam filmleri çekilecek; daha doğrusu yapılacak... ancak zemeckis'in böyle bir şeye izin vereceğini sanmadığım için de bunlar resmi ürünler olmayacak. ama bunlar yapay zeka ile yapılacak. hatta belki de 10-15 sene sonra herkes istediği tarzda bir filmi yapay zekaya yaptırabilir hale gelecek ve eğlence anlayışı biçim değiştirecek. olabilir yani bu. ve yapay zeka o kadar inandırıcı halledebilecek ki bu işi, cidden de sanki michael j. fox hiç o rahatsızlığa yakalanmamış da onun o genç ve sağlıklı halini seyrediyoruz gibi olacak... ben bu yapay zeka şeysine mesafeliyim ama işler oraya kadar varabilir çoğu insan için gerçekten.
zaten remake'leri de yapılamıyor filmin, yönetmeni buna izin vermiyor diye. belki de doğru yapıyor ya adam. yani çoğu filmi katlediyorlar bence yeniden çevrimlerde. ben artık onların çoğunu izlemiyorum bile. bazı şeyler de özel kalsın, bttf serisi gibi...
yazmaya devam edersem sözlüğe girdiğim en uzun tanım olabilir bu ama bir yandan da gece 12 olmadan bitirmem gerekiyor zira filmin gösterime girdiği tarihi geçmek istemem. zaman makinem de yok ki geçmişe, 1 gün öncesine dönüp öyle yollayabileyim. haha!
80'lerde izlemiştim herhalde ilk ve 90'larda da tv'de her denk geldiğimde izledim. bu arada ikinci filmini de en az birincisi kadar severim de başlığın konusu o değil. o süper ötesi devam filminin de başlığını açmak lazım aslında; sözlüğe lazım bu. serinin üçüncü ve son filmi ilk izlediğimde hayal kırıklığı yaratsa da aslında onun da gayet iyi bir film olduğu yargısına varmıştım zamanla. gene de ilk ikisinin yeri çok ayrı.
marty ve doc... o ne güzel ve eğlenceli bir ahbaplıktır ya. zaten böyle amerikan filmlerindeki birbiriyle alakasız karakterlerin böyle dostluklar kurabilmesine hep imrenmişimdir. hatta mesela the dude gibi bir ahbabım olsa diye çok istediğim de olmuştu gençliğimde. (bkz: the big lebowski) neyse, bu filmin kastingi tümden mükemmel bence ki tek tek hepsini saymaya gerek duymuyorum. biff'e ayrı bir parantez açılabilir ama. yani hakikaten çok inandırıcı bir "bully"yi canlandırmış tom wilson. kendisini özel tebrik ederim.
ama marty'nin babasını ve annesini de es geçemeyiz ya... dediğim gibi, bir başlarsam duramam zira süper karakterler var filmde ve burada inandırıcı oyunculuklarını da övmemiz gerekir filmin oyuncularının. öyle birkaç saniyelik veya dakikalık rolü olan oyuncular bile takdiri hak ediyorlar bence.
veya 1955'teki hill valley... ne kadar inandırıcı olduğunu bilemem (sözlük dayısı olsam da bir amerikan dedesi değilim, haha) ama bence gayet öyledir zira bu konuda filme yöneltilen majör bir eleştiri olduğuna rastlamadım. o dekorlar falan... onları geçsek bile oyuncuların oyunculuklarında bile cidden de o dönemlerin filmlerinin havası var. kimisi için bu nispeten basit olmuştur belki. bunun hazırlıkları yani... ama kimisi de (özellikle genç oyuncular) o zamanlarla ilgili ciddi bir ön çalışma yapmıştır veya özel eğitim görmüşlerdir diye tahmin ediyorum.
fish under the sea dance... aman pardon, enchantment under the sea dance... haha, filmin zirve kısmı da burada geçiyor denebilir galiba. marty'nin gitarıyla 50'lerin insanlarının bilmediği bir şeyler çalması. rakınrolll!!! oradaki şey esprisine hastayım. chuck berry'nin kuzeniymiş ya marvin berry... kuzeni adamı arıyor ve işte aradığın müzik bu diyor. chuck o çığır açan ve ağızlara sakız olan şarkısını gelecekten araklamış oluyor yani bir nevi. zaman paradoksu anca bu kadar eğlenceli anlatılabilirdi.
bir de espri demişken, şu da favorilerimden, filmdeki:
marty: "give me a pepsi free."
lou: "you want a pepsi, pal, you're gonna pay for it."
bu espriyi asla türkçeye çeviremezsiniz mesela. yani hakikaten mümkün değil. pepsi free, 80'lerdeki bir pepsi çeşidi ve anlamı: "caffeine free", yani "kafeinsiz". ama free'nin türkçe'deki anlamlarından biri de bedava (bir diğeri de özgür de o konuyla alakalı değil). 1955'teki kafe işletmecisi, marty kendisine bana bir "pepsi free" ver deyince, doğal olarak bunu "bana bedava bir pepsi ver" olarak anlıyor ve yanıt olarak, "pepsi istiyorsan ahbap, bunun için ödeme yapacaksın." diyor. müthiş bir sahne ve mizah aslında ama bu hakikaten türkçeye çevrilemez. ya bambaşka bir espri yapılması gerekir ya da espriyi açıklamak gerekir ki bu alt yazıda yapılmaz herhalde, abes kaçar.
yukarıda türkçeye çevrilemeyecek espriden bahsedince, orasının türkçe dublajda nasıl halledildiğini hatırlayamasam da aklıma bu filmin türkçe dublajlısını da ne kadar sevdiğim geldi. marty'yi yekta kopan seslendiriyordu ki cidden harika bir iş çıkartmıştı kendisi. marty'nin "you're my mmm(om), you're my mmm(om)..." dediği sahnedeki "sen benim annnn(emsin), sen benim annn(emsin)..." şeklindeki yekta kopan dublajı hala kulaklarımdadır. bazı filmlerin böyle özel dublajları oluyordu gerçekten ki bunlardan bir diğeri de the big lebowski'dir, üstlerde bahsettiğim ve en sevdiğim film. ya da alf'in dublajındaki müşfik kenter performansı vardır ki bunu yaşıtlarımın çoğu bilir.
neyse, konuyu fazla dağıtmayayım. geleceğe dönüş filmini sevmeyen hayatımda tek bir kişiye rastladım ama o da neden beğenmediğini açıklayınca kendisine hak vermiştim. ukraynalı bir elemandı ve onların (rusların-ukraynalıların falan) kültüründe böyle kaslı ve güçlü kişilerin "ezik"lere zorbalık uygulaması diye bir şey yokmuş. o yüzden biff tannen'ın zorbalığı ona katlanılamaz gelmiş ve izleyememiş filmi eleman. bizim kültürümüzde böyle bir şey olduğu için bize normal geliyor sanırım. neyse o eleman dışında hakikaten bu filmi sevmeyen bir kişiye bile rastlamadım. vardır illaki de bana hiç denk gelmedi harbiden.
tahminime göre bu filmlere yapay zekayla devam filmleri çekilecek; daha doğrusu yapılacak... ancak zemeckis'in böyle bir şeye izin vereceğini sanmadığım için de bunlar resmi ürünler olmayacak. ama bunlar yapay zeka ile yapılacak. hatta belki de 10-15 sene sonra herkes istediği tarzda bir filmi yapay zekaya yaptırabilir hale gelecek ve eğlence anlayışı biçim değiştirecek. olabilir yani bu. ve yapay zeka o kadar inandırıcı halledebilecek ki bu işi, cidden de sanki michael j. fox hiç o rahatsızlığa yakalanmamış da onun o genç ve sağlıklı halini seyrediyoruz gibi olacak... ben bu yapay zeka şeysine mesafeliyim ama işler oraya kadar varabilir çoğu insan için gerçekten.
zaten remake'leri de yapılamıyor filmin, yönetmeni buna izin vermiyor diye. belki de doğru yapıyor ya adam. yani çoğu filmi katlediyorlar bence yeniden çevrimlerde. ben artık onların çoğunu izlemiyorum bile. bazı şeyler de özel kalsın, bttf serisi gibi...
yazmaya devam edersem sözlüğe girdiğim en uzun tanım olabilir bu ama bir yandan da gece 12 olmadan bitirmem gerekiyor zira filmin gösterime girdiği tarihi geçmek istemem. zaman makinem de yok ki geçmişe, 1 gün öncesine dönüp öyle yollayabileyim. haha!

devamını gör...
26.
filmin çıktığı zamana bakıp 10 puan vermiştim. fazlasıyla hak ediyor ve devam filmleri de iyi bana göre. tabii ki ilk film gibi olmaz yine de iyiydi hepsi. anlat anlat bitmez fimlerden biri izlemeyen varsa film izliyorum demesin o kadar.
devamını gör...
27.
başlamadan önce müziği açın.
youtube.com/playlist?list=P...
ben ve benim gibilerin bilimi sevmesine hatta abartıp bazılarımızın elektronikçi olmasına sebep olan üçleme.
film yer yer gönderme yer yer de doğrudan saygı duruşu içerir.
dr. emmet brown zaman makinesi yapmakla kafayı bozmuş ve etrafında sadece 17 yaşında bir lise talebesi kalmış çılgın bir bilim adamıdır. köpeğinin adı einstein'dır.
filmin en önemli öğesi olan zaman makinesinin neden bir delorean'den yapıldığı sorulduğunda havalı olsun diye olduğunu söyler. tesadüf mü bilmiyorum ama delorean'ın tasarımcısı giorgetto giugiaro'dur ve nasa'nın uzay araçlarında da parmağı olan biridir. delorean'in gerçek hikayesi zaten çok acayiptir çünkü paslanmaz çelikten spor araba yapma fikri delicedir. üstelik üretimi de epey sıkıntılı olmuştur.
filme dönecek olursak diğer kahramınız 17 yaşında lise talebesi olan marty'dir. marty kendisine korkak tavuk denilince deliye dönen bir karakterdir. filmin ana kırılmaları da korkak lafından sonra olur. buna rağmen bir kayıt stüdyosuna kaset göndermekten de korkmaktadır. sevgilisi jennifer'a ya beğenmezlerse diye dert yanarken görürüz.
filmin bazı öğeleri vardır ki her çocuğun hayalidir. kaykay(ikinci filmdeki uçan kaykay özellikle), marty'nin yeleği, ikinci filmden kendi bağlanan ayakkabı, kapasitör, zaman makinesinin ikonik görünümü, telsizler, saatler sayılabilir.
filmin en bağlayıcı özelliği çok ciddi tonda ilerlememesidir. gerilimli yeri bile geyik tadındadır fakat müzikleri için dev bir orkestra kullanılmıştır. müziği zaten hababam sınıfı müziği gibi her duruma gider bir müziktir.
komedi unsuru çok ön plandadır. doc. geleceği gideceği vakit yanına pamuklu don almayı ihmal etmez mesela. marty geçmişteki doktora gittiğinde kamerayı gören doc. şerefsizim benim aklıma gelmişti tadında davranır.
bilimsel olarak çok detaya girilmez. nihayetinde bir filmdir fakat einstein, newton gibi bilim insanlarına saygı duruşu da ihmal edilmez.
benim kurgusal olarak en çok hoşuma giden kısım plutonun öyle kolayca bulunamaması olmuştu. şimdiki filmlerde bu olay komple tamam yaa yaptık işte diye geçiriliyor. oysa ki doc. ömrünü harcadı, bir servet kaybetti, adı deliye çıktı, pluton bulabilmek için teröristleri kandırmak zorunda kaldı. hatta bu yüzden ikinci filmde elma armut çöpüyle enerji üretebilmesine sinir olmuştum. adamlar füzyon teknolojisi deyince pısıp kaldım ama yine de plutonyumun açığa çıkardığı enerji ile kola, elma çöpü falan aynı olmamalı yav. (bkz: swh)
filmin bir önemli unsuru da zamanda yolculuk etmek için gereken hız 88 mildir. bu konuda çok çeşitli teoriler vardır. neden 88 mil? bir teoriye göre solucan deliğinin açık kalma süresi 0. 1702 saniye. yaptıkları matematik hesabında 88 mil olursa araç geçebiliyormuş. saniyede 39.33 metre. sekizleri yan yatırınca da sonsuz işateti oluyor. bob gale ise herkesin kolay ulaşamayacağı bir hız istedik diyor. hız bu noktada film için çok önemli. çünkü fizikle uğraşanlar bilir ki ivmenin zamanla çok büyük alakası vardır. bunu farkettiğinizde zaten kurgu olarak sabit kapalı bir kutu zaman makinesi yapmak tatsız oluyor. o yüzden hız ve ivme bizim için önemli.
filmin diğer öğesi ise yıldırım düşmesi ve saat kulesi. zaman makinesinin çalışabilmesi için 1.21 gigawatt lazımdır. plutonyum olmayınca gariplerim yıldırıma kalır. doktor marty'i tekrar geleceğe gönderebilmek için 1.21 gwatt hesaplayınca deliye döner. bu sahne komiktir.
filmde her operasyon öncesi maket yapılır ve bu maketler olabildiğince detaylıdır. hatta kurmalı araba yıldırımı temsilen verilen elektrikte yangın çıkartır. marty inşallah gerçeği de böyle yanmaz diye iç geçirir. zayen filmi ilk defa izleyenler marthy kömür olacak mı diye aklından geçirir.
bir başka klasik ise delorean'ın arada tutukluk yapmasıdır. bu genellikle aynı anda iki delorwan çalışamaz diye yorumlanır. bence sadece geyik ama eğlenceli.
filmin bir başka çok sevilen objesi zamanın ayarlandığı göstergeler ve tuş takımı. arabayı oluşturan sanat ekibi hurda uçak parçaları bile kullanmış arabada. muhtemelen bu tuş takımı ve göstergeler de bir uçaktan gelme. ben kendim de elektronikçi olduğum için o panelden bir ara yapmıştım çok eğlencelidir oynaması. ama ses yükleyemedim. filmdeki sesi de yükleyebilseydim on numara olurdu. zaten ona sinir olup dağıttım göstergeleri. (bkz: swh)
öyle ya da böyle türünün en güzel örneği desek yanlış olmaz bu film için.
youtube.com/playlist?list=P...
ben ve benim gibilerin bilimi sevmesine hatta abartıp bazılarımızın elektronikçi olmasına sebep olan üçleme.
film yer yer gönderme yer yer de doğrudan saygı duruşu içerir.
dr. emmet brown zaman makinesi yapmakla kafayı bozmuş ve etrafında sadece 17 yaşında bir lise talebesi kalmış çılgın bir bilim adamıdır. köpeğinin adı einstein'dır.
filmin en önemli öğesi olan zaman makinesinin neden bir delorean'den yapıldığı sorulduğunda havalı olsun diye olduğunu söyler. tesadüf mü bilmiyorum ama delorean'ın tasarımcısı giorgetto giugiaro'dur ve nasa'nın uzay araçlarında da parmağı olan biridir. delorean'in gerçek hikayesi zaten çok acayiptir çünkü paslanmaz çelikten spor araba yapma fikri delicedir. üstelik üretimi de epey sıkıntılı olmuştur.
filme dönecek olursak diğer kahramınız 17 yaşında lise talebesi olan marty'dir. marty kendisine korkak tavuk denilince deliye dönen bir karakterdir. filmin ana kırılmaları da korkak lafından sonra olur. buna rağmen bir kayıt stüdyosuna kaset göndermekten de korkmaktadır. sevgilisi jennifer'a ya beğenmezlerse diye dert yanarken görürüz.
filmin bazı öğeleri vardır ki her çocuğun hayalidir. kaykay(ikinci filmdeki uçan kaykay özellikle), marty'nin yeleği, ikinci filmden kendi bağlanan ayakkabı, kapasitör, zaman makinesinin ikonik görünümü, telsizler, saatler sayılabilir.
filmin en bağlayıcı özelliği çok ciddi tonda ilerlememesidir. gerilimli yeri bile geyik tadındadır fakat müzikleri için dev bir orkestra kullanılmıştır. müziği zaten hababam sınıfı müziği gibi her duruma gider bir müziktir.
komedi unsuru çok ön plandadır. doc. geleceği gideceği vakit yanına pamuklu don almayı ihmal etmez mesela. marty geçmişteki doktora gittiğinde kamerayı gören doc. şerefsizim benim aklıma gelmişti tadında davranır.
bilimsel olarak çok detaya girilmez. nihayetinde bir filmdir fakat einstein, newton gibi bilim insanlarına saygı duruşu da ihmal edilmez.
benim kurgusal olarak en çok hoşuma giden kısım plutonun öyle kolayca bulunamaması olmuştu. şimdiki filmlerde bu olay komple tamam yaa yaptık işte diye geçiriliyor. oysa ki doc. ömrünü harcadı, bir servet kaybetti, adı deliye çıktı, pluton bulabilmek için teröristleri kandırmak zorunda kaldı. hatta bu yüzden ikinci filmde elma armut çöpüyle enerji üretebilmesine sinir olmuştum. adamlar füzyon teknolojisi deyince pısıp kaldım ama yine de plutonyumun açığa çıkardığı enerji ile kola, elma çöpü falan aynı olmamalı yav. (bkz: swh)
filmin bir önemli unsuru da zamanda yolculuk etmek için gereken hız 88 mildir. bu konuda çok çeşitli teoriler vardır. neden 88 mil? bir teoriye göre solucan deliğinin açık kalma süresi 0. 1702 saniye. yaptıkları matematik hesabında 88 mil olursa araç geçebiliyormuş. saniyede 39.33 metre. sekizleri yan yatırınca da sonsuz işateti oluyor. bob gale ise herkesin kolay ulaşamayacağı bir hız istedik diyor. hız bu noktada film için çok önemli. çünkü fizikle uğraşanlar bilir ki ivmenin zamanla çok büyük alakası vardır. bunu farkettiğinizde zaten kurgu olarak sabit kapalı bir kutu zaman makinesi yapmak tatsız oluyor. o yüzden hız ve ivme bizim için önemli.
filmin diğer öğesi ise yıldırım düşmesi ve saat kulesi. zaman makinesinin çalışabilmesi için 1.21 gigawatt lazımdır. plutonyum olmayınca gariplerim yıldırıma kalır. doktor marty'i tekrar geleceğe gönderebilmek için 1.21 gwatt hesaplayınca deliye döner. bu sahne komiktir.
filmde her operasyon öncesi maket yapılır ve bu maketler olabildiğince detaylıdır. hatta kurmalı araba yıldırımı temsilen verilen elektrikte yangın çıkartır. marty inşallah gerçeği de böyle yanmaz diye iç geçirir. zayen filmi ilk defa izleyenler marthy kömür olacak mı diye aklından geçirir.
bir başka klasik ise delorean'ın arada tutukluk yapmasıdır. bu genellikle aynı anda iki delorwan çalışamaz diye yorumlanır. bence sadece geyik ama eğlenceli.
filmin bir başka çok sevilen objesi zamanın ayarlandığı göstergeler ve tuş takımı. arabayı oluşturan sanat ekibi hurda uçak parçaları bile kullanmış arabada. muhtemelen bu tuş takımı ve göstergeler de bir uçaktan gelme. ben kendim de elektronikçi olduğum için o panelden bir ara yapmıştım çok eğlencelidir oynaması. ama ses yükleyemedim. filmdeki sesi de yükleyebilseydim on numara olurdu. zaten ona sinir olup dağıttım göstergeleri. (bkz: swh)
öyle ya da böyle türünün en güzel örneği desek yanlış olmaz bu film için.
devamını gör...
28.
zamanının güzel filmlerinden. zaman ile ilgili olması da cabası oluyor. harika bir film özellikle gelecek ile ilgili olan tahminleri ve teknolojik ön görüleri çok güzel. her şey filmdeki gibi olmasa da çoğu oluyor. detaylar her zaman göze hoş gelir ve bu film bizi bu yönden güzel bir şekilde karşılıyor, gerçi seri olduğunu da söylemek lazım.
devamını gör...
29.
bu yıl 40. yıl dönümü olan film. gelecek dediği gelecek bile geldi geçti. hayat tuhaf. doc. rolünü oynayan cristopher lyod çeşitli etkinliklere gidiyor bu sebeple. şehir şehir geziyomus adam. muhtemelen bttf fanlarıyla buluşuyordur. filmdeki en yaşlı rolünü oynayan adam hepsinden daha aktif çıktı valla.
devamını gör...
30.
2. filminde kitabı geri almak için geçmişe gideceklerine geleceğe gidip marty'den önce kitabı satan alsalar 2. film başlamadan bitecekti.
diğer yandan biff dayı kitabı çaldığı anda mevcut geleceğin değişmesi gerekiyordu. bu durum belki alternatif zamanla açıklanabilir bilemiyorum.
filmdeki absürd durumlardan birisi ise ellerinde zaman makinesi olmasına rağmen asla zamanlarının fazla olmamasıdır.
2. filmde 3. filmin spoilerine rastlanır sürekli. bunlardan birisi doktorun hep vahşi batıyı görmek istemesidir.
en iyi villain karakter benim için çılgın köpek tannen'dır. vahşi batıdaki bir pislik ne kadar pislik olabilirse o kadar pisliğin tekidir.
zman makinesini arabadan yapma fikri aslında her yerde bahsedidiği gibi "dolaptan yaparsak çocuklar içine girip mahsur kalabilir" korkusundan değildi. universal studio filmden 1 milyon dolar kesinti yapmış. yapımcılar nereden kısabiliriz diye düşünmüşler. normalde nükleer reaktörün de bulunduğu pahalı bir prodüksiyonmuş zaman makinesi. oradan kısmaya, daha basit bir şey tasarlamaya karar vermişler. araba fikri bu noktada akıllarına gelmiş. bu basit fikir aslında cok iyi oldu çünkü hareketli bir mekanizma daha eğlenceli. dmc arabanın seçilmiş olması da muhtemelen dmc firması battığı için telifle uğraşmayacakları için olabilir. zaten arabanın futuristik yapısı da cuk diye oturuyor olaya. olaya cuk diye oturan bir diğer konu ise zamanı göreceli yapan şey maddenin ivmesidir.
3. filmde 1955'deki doktorun marty'e giydirdiği kıyafetlerin üzerindeki atom motifi ilk tasarıma ithafendir.
ilk filmde marty pepsi free ister kafede. kafe sahibi pepsi istiyorsan para vermen gerekli der. bunun sebebi 1955 yılında pepsinin free diye bir ürünü olmaması ve free kelimesinin ücretsiz, bedava anlamlarına gelmesidir.
delorean üzerinde kullanılan aksesuarlar önceden tasarlanıp planlanan şeyler değildi. tasarım ekibinin uçak hurdalığından bulduğu şeylermiş.
film bir yandan da farkında olmadan kuantuma göz kırpıyor ama bunu bilinçli yaptıklarını sanmıyorum. meşhur foton deneyleri, kedi hayali deneyi gibi şeyler ile geleceğin her baktığında değişmesi gibi seyler paralellik gösterir.
özetle izleyin izlettirin. eğlencelidir.
diğer yandan biff dayı kitabı çaldığı anda mevcut geleceğin değişmesi gerekiyordu. bu durum belki alternatif zamanla açıklanabilir bilemiyorum.
filmdeki absürd durumlardan birisi ise ellerinde zaman makinesi olmasına rağmen asla zamanlarının fazla olmamasıdır.
2. filmde 3. filmin spoilerine rastlanır sürekli. bunlardan birisi doktorun hep vahşi batıyı görmek istemesidir.
en iyi villain karakter benim için çılgın köpek tannen'dır. vahşi batıdaki bir pislik ne kadar pislik olabilirse o kadar pisliğin tekidir.
zman makinesini arabadan yapma fikri aslında her yerde bahsedidiği gibi "dolaptan yaparsak çocuklar içine girip mahsur kalabilir" korkusundan değildi. universal studio filmden 1 milyon dolar kesinti yapmış. yapımcılar nereden kısabiliriz diye düşünmüşler. normalde nükleer reaktörün de bulunduğu pahalı bir prodüksiyonmuş zaman makinesi. oradan kısmaya, daha basit bir şey tasarlamaya karar vermişler. araba fikri bu noktada akıllarına gelmiş. bu basit fikir aslında cok iyi oldu çünkü hareketli bir mekanizma daha eğlenceli. dmc arabanın seçilmiş olması da muhtemelen dmc firması battığı için telifle uğraşmayacakları için olabilir. zaten arabanın futuristik yapısı da cuk diye oturuyor olaya. olaya cuk diye oturan bir diğer konu ise zamanı göreceli yapan şey maddenin ivmesidir.
3. filmde 1955'deki doktorun marty'e giydirdiği kıyafetlerin üzerindeki atom motifi ilk tasarıma ithafendir.
ilk filmde marty pepsi free ister kafede. kafe sahibi pepsi istiyorsan para vermen gerekli der. bunun sebebi 1955 yılında pepsinin free diye bir ürünü olmaması ve free kelimesinin ücretsiz, bedava anlamlarına gelmesidir.
delorean üzerinde kullanılan aksesuarlar önceden tasarlanıp planlanan şeyler değildi. tasarım ekibinin uçak hurdalığından bulduğu şeylermiş.
film bir yandan da farkında olmadan kuantuma göz kırpıyor ama bunu bilinçli yaptıklarını sanmıyorum. meşhur foton deneyleri, kedi hayali deneyi gibi şeyler ile geleceğin her baktığında değişmesi gibi seyler paralellik gösterir.
özetle izleyin izlettirin. eğlencelidir.
devamını gör...
31.
bir robert zemeckis üçlemesidir.

filmleri senaryosunu da yönetmen robert zemeckis ve bob gale birlikte yazmıştır. bu üçlemede michael j. fox, christopher lloyd, lea thompson, crispin glover, tom wilson, claudia wells, james tolkan, elisabeth shue, billy zane, j. j. cohen, mary steenburgen, marc mcclure ve wendy jo sperber gibi isimler rol almıştır.
ilk film 1985 yılında, ikinci film 1889 yılında, üçüncü film ise 1990 yılında gösterime girmiştir. serinin ilk filmin en iyi efekt dalında oscar kazanmış ve en iyi orijinal senaryo dahil üç dalda da aday gösterilmiştir. ikinci film ise sadece görsel efekt dalında adaylık kazanmıştır.
ilk filmde doktor emmet brown tarafından yapılan zaman makinesi ile geçmişe giden marty mccfly geri dönmek için 1955 yılındaki doktor ile buluşur ancak bu zamana kadar geçmişte işleri biraz karıştırır. 1985 yılına geri dönen marty ikinci filmde ise jennifer ve emmet brown ile geleceğe gider ancak bu seferde biff tanen ortalığı karıştırır. son filmde ise marty mcfly çok geçmişe gidip vahşi batıda başını belaya sokan doktoru kurtarmak zorunda kalır.
filme yapılan bütün itirazlara, bütün eleştirilere ve bu zamandan bakarak haksız çıktığı konularda yapılan anlamsız linçlere rağmen tüm zamanların en kült yapımlarından biridir. ne zaman izlesem aynı büyük keyfi alıyorum.
filmlerin gelecekle ilgili öngörülerde bulunmasını beklemek zaten biraz saçma geliyor bana. filmler yerli yerinde kurgusu ve robert zemeckis'in her zamanki muhteşem gözüyle harika birer film bence.

filmleri senaryosunu da yönetmen robert zemeckis ve bob gale birlikte yazmıştır. bu üçlemede michael j. fox, christopher lloyd, lea thompson, crispin glover, tom wilson, claudia wells, james tolkan, elisabeth shue, billy zane, j. j. cohen, mary steenburgen, marc mcclure ve wendy jo sperber gibi isimler rol almıştır.
ilk film 1985 yılında, ikinci film 1889 yılında, üçüncü film ise 1990 yılında gösterime girmiştir. serinin ilk filmin en iyi efekt dalında oscar kazanmış ve en iyi orijinal senaryo dahil üç dalda da aday gösterilmiştir. ikinci film ise sadece görsel efekt dalında adaylık kazanmıştır.
ilk filmde doktor emmet brown tarafından yapılan zaman makinesi ile geçmişe giden marty mccfly geri dönmek için 1955 yılındaki doktor ile buluşur ancak bu zamana kadar geçmişte işleri biraz karıştırır. 1985 yılına geri dönen marty ikinci filmde ise jennifer ve emmet brown ile geleceğe gider ancak bu seferde biff tanen ortalığı karıştırır. son filmde ise marty mcfly çok geçmişe gidip vahşi batıda başını belaya sokan doktoru kurtarmak zorunda kalır.
filme yapılan bütün itirazlara, bütün eleştirilere ve bu zamandan bakarak haksız çıktığı konularda yapılan anlamsız linçlere rağmen tüm zamanların en kült yapımlarından biridir. ne zaman izlesem aynı büyük keyfi alıyorum.
filmlerin gelecekle ilgili öngörülerde bulunmasını beklemek zaten biraz saçma geliyor bana. filmler yerli yerinde kurgusu ve robert zemeckis'in her zamanki muhteşem gözüyle harika birer film bence.
devamını gör...