çay, rakı, yağmur, istanbul.
devamını gör...
sevgiliden ayrılmak. ulan tamam ayrıldıysan ayrıldın, neden çevrene aylarca eziyet ediyorsun?
devamını gör...
aşk.
devamını gör...
ne ararsan o.
her seyin bokunu çıkaran bir kitle hep var.
devamını gör...
memleket.
devamını gör...
gereklisini yapabiliyorsanız siz yapın, değer görmüş ki yapılmaya devam ediliyor.
devamını gör...
ümmetçilik edebiyatı en gereksiz ve 19.yüzyıl romantik edebiyatını bile sollayabilecek kadar gerçek dışı bir edebiyattır.
devamını gör...
(bkz: rakı)
devamını gör...
rakının edebiyatı yapılmaz
rakı içilir.
gerekirse rakı içerken bir miktar edebiyat yapılabilir.
devamını gör...
hızlı tüketilen şeylerin edebiyatı cırttır: kahve, rakı, çay, simit, ekmek, soba (bu biraz acayip oldu ama ona da gıcığım)
devamını gör...
boyoz*-yumurta ikilisi,

yiyin gari...
devamını gör...
baharın bu ilk gününde horoşevski sokaklarındaki tüm karlar erise bile ural çeliğinden dövme bir balta gibi keskin bir soğuk anna’nın burnunu ısırıyordu.

böyle havalarda hep gözleri yaşarır, hüzünlü görünürdü. moskova’da enstitüdeki odasında eldivenlerini çıkarıp avuçlarıyla gözlerini ovaladı sonra esnedi. dün gece uyumadan önce ve sabah uyanır uyanmaz içtiği 12 rublelik şarabın sıcak buğusu bulaştı avuçlarına, hoşuna bile gidebilirdi bu durum. ta ki oğlu akinfeev’in öksürükleri kafasının içinde çınlamasaydı eğer.

sonra çerçeve kenarları kırağı tutmuş camdan dışarıya baktı. hayatın ağır yükü omuzlarına henüz yüklenmemiş öğrenciler saf bir neşeyle şakalaşıyorlardı. gülümsemek istese de beceremedi.

şekersiz bir kahve doldurdu kendine gelebilmek için, içerken güzel yüzünü ekşitti, gözleri boşluğa daldı, olafı düşündü. ah olaf seni sersem adam!

o sırada olaf ne tesadüf ki hadsiz hudutsuz bir sınırın anavatan tarafında ellerini koltukaltına sokmuş anna gibi uzaklara dalmıştı. bulutların arasından kurtulup dağlara düşen günün ilk ışıkları bembeyaz yamaçları yeşile boyarken nedensiz gülümsedi. evet o anna’nın aksine gülümsemeyi becerebildi.

böyle dalıp gitmişti ki sınırın öte tarafında çok çok uzaklarda karayla gök arasındaki ufuk çizgisi aniden dalgalanarak kızıla boyandı, bir mumun sönerkenki titrek alevi gibi görünen bu durum hiç şiirsel değildi, kesinlikle değildi. tüfeğini sırtından kaydırıp arpacık çizgisinden ufka baktı ve o an uzaktaki çok uzaktaki patlamaların gök gürültüsünü andıran yankılı boğuk sesiyle irkilip ağzından bilinçsizce üç kelime döküldü.

-hay anassını arvadını!
devamını gör...
edebiyat.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"gereksiz edebiyatı yapılan şeyler" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim