orijinal adı : le père goriot
yazar : honore de balzac
yıl : 1835
bir zamanlar zengin bir adam olan goriot babanın servetini kaybedince çok sevdiği kızlarının ve kaldığı pansiyondaki insanların kendisine karşı tavırlarının değişmesini konu alan klasik romandır. karşılık beklemeden yapılan fedakarlığın ve verilen sevginin karşılıksız kalmasını anlatan dramatik bir eserdir.
yazar : honore de balzac
yıl : 1835
bir zamanlar zengin bir adam olan goriot babanın servetini kaybedince çok sevdiği kızlarının ve kaldığı pansiyondaki insanların kendisine karşı tavırlarının değişmesini konu alan klasik romandır. karşılık beklemeden yapılan fedakarlığın ve verilen sevginin karşılıksız kalmasını anlatan dramatik bir eserdir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "mahlassızım" tarafından 14.01.2021 03:12 tarihinde açılmıştır.
1.
le père goriot, türkçesiyle goriot baba kitabı honore de balzac'ın insanlık komedyası adlı eserinin ilk kitabıdır. önceden zengin olan ve daha sonra hayatında 2 kızından başka zenginliği olmayan goriot babanın bir pansiyona yerleşmesinden itibaren olaylar başlıyor. zengin olduğu dönemlerde kızları tarafından nasıl sevildiğini ve kabul gördüğünü ama daha sonra zenginliğinin bitmesi ile kızlarının ilgisinin de bittiği anlatılıyor. sadece kızları değil pansiyondaki diğer insanlar tarafından da aşağılanıyor çoğu kez. sessiz, yardımsever ve kibar olan goriot babanın kızlarına olan sevgisi, her şeyi kabul edici tavırları, kendisini onlara adaması en dikkat çekici nokta. bu ilgiye, sevgiye hiçbir zaman kızları layık olamıyor. bencillik, doyumsuzluk ve kendini adamışlık duygularını hissettiren hüzünlü bir hikaye.
--- alıntı ---
aynı masanın etrafında toplanan bu onsekiz kişinin arasında kolejlerde olduğu gibi türlü alaylara maruz kalan çaresiz biri vardı. bu biçare adam goriot baba'ydı. eğer bu topluluğun tarihi yazılacağı yerde, resmi çizilecek olsaydı bütün ışık bu adamın üzerinde toplanırdı. bu kinle karışık küçümsemenin, bu merhamete karışmış eziyetlerin, acılara merhamet göstermeyişin, bu en eski kiracıyı hedeflemesi acaba hangi tesadüfün eseri olabilirdi? bu duruma kendisi mi sebep olmuştu? bu sorular bir sürü toplumsal haksızlıklarla yakından alakalıdır.
zorluklara, alçakgönüllülükten, zaaftan ve kayıtsızlıktan dolayı tahammül eden insanları, her şeye katlanmak zorunda bırakmak belki de insan tabiatının bir gereğidir. gücümüzü bir insan veya bir şeyin karşısında ispat etmeyi hepimiz sevmez miyizi?
--- alıntı ---
--- alıntı ---
aynı masanın etrafında toplanan bu onsekiz kişinin arasında kolejlerde olduğu gibi türlü alaylara maruz kalan çaresiz biri vardı. bu biçare adam goriot baba'ydı. eğer bu topluluğun tarihi yazılacağı yerde, resmi çizilecek olsaydı bütün ışık bu adamın üzerinde toplanırdı. bu kinle karışık küçümsemenin, bu merhamete karışmış eziyetlerin, acılara merhamet göstermeyişin, bu en eski kiracıyı hedeflemesi acaba hangi tesadüfün eseri olabilirdi? bu duruma kendisi mi sebep olmuştu? bu sorular bir sürü toplumsal haksızlıklarla yakından alakalıdır.
zorluklara, alçakgönüllülükten, zaaftan ve kayıtsızlıktan dolayı tahammül eden insanları, her şeye katlanmak zorunda bırakmak belki de insan tabiatının bir gereğidir. gücümüzü bir insan veya bir şeyin karşısında ispat etmeyi hepimiz sevmez miyizi?
--- alıntı ---
devamını gör...
2.
balzac'ın en beğendiğim eseridir. paranın insanlar üzerindeki etkisini oldukça güzel tasvir etmektedir. balzac insanlık komedyası içerisindeki tüm eserlerinde olduğu gibi burada da toplumun farklı kesimlerindeki insanların durumlarını gerçekçi bir şekilde tanımlamayı amaçlamıştır.
devamını gör...
3.
honore de balzac tarafından yazılan büyük bir eserdir.
evlatları tarafından terk edilen bir babanın maddi manevi yıkımını anlatır.
balzac çok ama çok gerçek bir yazı ele almış. insanı çok etkileyen bir hikaye anlatıyor ve bunu anlatırken okuyanı paramparça ediyor.
bence zor bir kitap bazı cümleleri anlayabilmek için üstünden bir kaç defa geçmek gerekiyor.
özellikle kitabın başındaki pansiyon tasvirlerinde zorlandım ama iyice anladıktan sonra kitap bambaşka bir hale büründü gözümde.
nedense kitapta geçen pansiyonu eşkiya filmindeki cumhuriyet pansiyonuna benzettim.
bu büyük bir eser okuyucuya çok kıymetli hayat dersleri veriyor.
paranın mutluluk getirmediği zamanlardan gelmiş bir kitap.
goriot baba evlatlarına öyle şefkatle yaklaşır öyle sever ki okurken ağzımdan açık kaldı.
ve goriot babanın gözler önündeki değişimi çok güzel işlenmiş.
sıkılmadan sabırla okunması gereken bir eser. tavsiye ederim.
ah eğer zengin olsaydım, servetimi olduğu gibi muhafaza etseydim de onlara vermeseydim, şimdi burada olur, öpücükleriyle yanaklarımı yalarlardı! bir konakta otururdum, güzel yatak odam, salonlarım, uşaklarım, ocaklarımda gürül gürül yanan ateşlerim olurdu. onlar da kocaları ve çocuklarıyla, hüngür hüngür ağlayarak çevremi sararlardı. işte bütün bunlara sahip olabilirdim. ama, şimdi hiç bir şeyim yok.
başınıza bir dert gelmeyegörsün, her zaman gelip bunu size yetiştiren, elindeki hançeri yüreğinize saplayıp büken, üstelik de sizi hançerin sapına hayran bırakmaya çalışan bir dostunuz bulunur.
kurumuş yürekler görmek mi daha ürkütücüdür, boşalmış kafatasları görmek mi, kim karar verebilir?
çocuklarının mutluluğu kendi mutluluğundan çok daha fazla mutlu eder insanı.
ama aklımı hem başımdan alıyor, hem de kullanmamı istiyorsun
evlatları tarafından terk edilen bir babanın maddi manevi yıkımını anlatır.
balzac çok ama çok gerçek bir yazı ele almış. insanı çok etkileyen bir hikaye anlatıyor ve bunu anlatırken okuyanı paramparça ediyor.
bence zor bir kitap bazı cümleleri anlayabilmek için üstünden bir kaç defa geçmek gerekiyor.
özellikle kitabın başındaki pansiyon tasvirlerinde zorlandım ama iyice anladıktan sonra kitap bambaşka bir hale büründü gözümde.
nedense kitapta geçen pansiyonu eşkiya filmindeki cumhuriyet pansiyonuna benzettim.
bu büyük bir eser okuyucuya çok kıymetli hayat dersleri veriyor.
paranın mutluluk getirmediği zamanlardan gelmiş bir kitap.
goriot baba evlatlarına öyle şefkatle yaklaşır öyle sever ki okurken ağzımdan açık kaldı.
ve goriot babanın gözler önündeki değişimi çok güzel işlenmiş.
sıkılmadan sabırla okunması gereken bir eser. tavsiye ederim.
ah eğer zengin olsaydım, servetimi olduğu gibi muhafaza etseydim de onlara vermeseydim, şimdi burada olur, öpücükleriyle yanaklarımı yalarlardı! bir konakta otururdum, güzel yatak odam, salonlarım, uşaklarım, ocaklarımda gürül gürül yanan ateşlerim olurdu. onlar da kocaları ve çocuklarıyla, hüngür hüngür ağlayarak çevremi sararlardı. işte bütün bunlara sahip olabilirdim. ama, şimdi hiç bir şeyim yok.
başınıza bir dert gelmeyegörsün, her zaman gelip bunu size yetiştiren, elindeki hançeri yüreğinize saplayıp büken, üstelik de sizi hançerin sapına hayran bırakmaya çalışan bir dostunuz bulunur.
kurumuş yürekler görmek mi daha ürkütücüdür, boşalmış kafatasları görmek mi, kim karar verebilir?
çocuklarının mutluluğu kendi mutluluğundan çok daha fazla mutlu eder insanı.
ama aklımı hem başımdan alıyor, hem de kullanmamı istiyorsun
devamını gör...
4.
honore de balzac'ın 1834'de aylık olarak yayınlanmaya başlayan ve 1842'de tam olarak yayınlanan romanı. sadece fransız realizminin değil, 19.yüzyıl fransız edebiyatının en meşhur örneklerinden biridir*. balzac'ın 100'e yakın eserden oluşan insanlık komedyası serisinin scènes de la vie privée (özel hayattan sahneler) bölümündedir.
romanın başkarakteri goriot baba değil, köyden paris'e hukuk okumaya gelen eugène de rastignac'tır. derslerinde başarılı olmanın haricinde, paris yüksek sosyetesine girme hayalleri kuran genç rastignac katıldığı balolarda goriot baba'nın iki kızı ile tanışır. romanın ana konusu mantıksız bir seviyeye çıkan baba sevgisidir. goriot baba, kızları için bütün serveti harcarken kızları damatlarının bahanesiyle onu terketmektedir. goriot baba da en sonunda vahından ölür*. aslını söylemek gerekirse sonsuza dek süren girişi ve klişe konusu ile sıkıcı gözükebilir. bundan mütevellit bu kitabın neden bu kadar meşhur olduğunu sorabilirsiniz. balzac, baba goriot'nun hikayesinin arka fonunda, paris sosyetesini ve şehrin bütün sosyal sınıflarını anlatmaktadır. hatta anlatmaktan çok betimelemek de diyebiliriz. en fakir proleteryadan, yüksek sosyetenin parçası yüksek burjuvazi ve büyük soylulara kadar paris sosyetesinin bütün sosyal gruplarını değinir balzac. bu anlatım da sonradan fransız realizminin imzası haline gelecek olan bir edebi stil ile yapılmaktadır: her sosyal grup kendi sosyal çevresine yerleştirilir yani her sosyal grup bir mekan ile özdeşleştirilir. o yüzden bir bakıma sadece paris halkının değil, paris'in kendisinin de bir betimlemesidir.
söylediklerim ile pek alakası yok lakin kitapta beni en çok etkilemiş söz söyledir:
« vous saurez alors ce qu’est le monde, une réunion de dupes et de fripons. ne soyez ni parmi ni parmi les autres. ». "o zaman dünyanın ne olduğunu bileceksiniz: saflarla dolandırıcıların bir buluşması. siz ne saf, ne de dolandırıcı olun."
romanın başkarakteri goriot baba değil, köyden paris'e hukuk okumaya gelen eugène de rastignac'tır. derslerinde başarılı olmanın haricinde, paris yüksek sosyetesine girme hayalleri kuran genç rastignac katıldığı balolarda goriot baba'nın iki kızı ile tanışır. romanın ana konusu mantıksız bir seviyeye çıkan baba sevgisidir. goriot baba, kızları için bütün serveti harcarken kızları damatlarının bahanesiyle onu terketmektedir. goriot baba da en sonunda vahından ölür*. aslını söylemek gerekirse sonsuza dek süren girişi ve klişe konusu ile sıkıcı gözükebilir. bundan mütevellit bu kitabın neden bu kadar meşhur olduğunu sorabilirsiniz. balzac, baba goriot'nun hikayesinin arka fonunda, paris sosyetesini ve şehrin bütün sosyal sınıflarını anlatmaktadır. hatta anlatmaktan çok betimelemek de diyebiliriz. en fakir proleteryadan, yüksek sosyetenin parçası yüksek burjuvazi ve büyük soylulara kadar paris sosyetesinin bütün sosyal gruplarını değinir balzac. bu anlatım da sonradan fransız realizminin imzası haline gelecek olan bir edebi stil ile yapılmaktadır: her sosyal grup kendi sosyal çevresine yerleştirilir yani her sosyal grup bir mekan ile özdeşleştirilir. o yüzden bir bakıma sadece paris halkının değil, paris'in kendisinin de bir betimlemesidir.
söylediklerim ile pek alakası yok lakin kitapta beni en çok etkilemiş söz söyledir:
« vous saurez alors ce qu’est le monde, une réunion de dupes et de fripons. ne soyez ni parmi ni parmi les autres. ». "o zaman dünyanın ne olduğunu bileceksiniz: saflarla dolandırıcıların bir buluşması. siz ne saf, ne de dolandırıcı olun."
devamını gör...
5.
balzactan günümüze uzanan bir klasik.
goriot baba ile günümüzün analizini o kadar iyi yapmış ki sanki bir ailenin hayat hikayesini okuyormuş hissine kapılıyorsunuz zaman zaman. zamanının en iyi tüccarı olan goriot babanın tutumsuzluğu bunun yanında kızlarını şımarık yetiştirmesi ve sonunda da bir pansiyonda noktalanan hayat...
kızlarının goriot baba'yı sadece para istemesi için ziyaret etmeleri garip bir durumdur. goriot babanın son anlarında eugene isimli hukuk öğrencisi bulunmuştur. zaten pansiyondaki hayatı boyunca da eugene yardımcı olmuştur.
goriot baba ile günümüzün analizini o kadar iyi yapmış ki sanki bir ailenin hayat hikayesini okuyormuş hissine kapılıyorsunuz zaman zaman. zamanının en iyi tüccarı olan goriot babanın tutumsuzluğu bunun yanında kızlarını şımarık yetiştirmesi ve sonunda da bir pansiyonda noktalanan hayat...
kızlarının goriot baba'yı sadece para istemesi için ziyaret etmeleri garip bir durumdur. goriot babanın son anlarında eugene isimli hukuk öğrencisi bulunmuştur. zaten pansiyondaki hayatı boyunca da eugene yardımcı olmuştur.
devamını gör...
6.
balzac baba delik deşik ettin ciğerimizi vallahi. kitabın ilk 40-50 sayfası baya tasvir dolu olduğundan sıkılabilirsiniz siz siz olun sakın bırakmayın kitap sonradan sonraya baya açılıyor. kitabın adı goriot baba olsa da esasen başkahraman eugene de rastignac'ın halasının yardımıyla paris sosyetesine katılma yolunda yaşadıklarını anlatıyor bize.
yaprak dökümü izleyenlerin -özellikle son kısımlarda- anastasie ve delphine'i necla-leyla ile bağdaştırmaması olanaksız bence, goriot baba da bir nevi ali rıza bey denebilir ama goriot baba'nın masumiyetine ali rıza bey milim yakalaşamaz orası ayrı
yaprak dökümü izleyenlerin -özellikle son kısımlarda- anastasie ve delphine'i necla-leyla ile bağdaştırmaması olanaksız bence, goriot baba da bir nevi ali rıza bey denebilir ama goriot baba'nın masumiyetine ali rıza bey milim yakalaşamaz orası ayrı
devamını gör...
7.
eski bir fabrikatör olan goriot baba kızlarını çok sevmektedir.eşini genç yaşta kaybetmiş olan adam bir daha evlenmemiştir ve büyük fedakarlıklarla kızlarına bakmaktadır.kızlarının iyi bir evlilik hayatları olmasını isteyen baba,servetini kızları için harcamaktan geri durmamış fakat daha sonra damatları tarafından istenmediği için bir pansiyona yerleşmiştir.
devamını gör...
8.
kitabı yeni bitirdim ve ihanete uğramış gibi hissediyorum. gerçekten kitapla, karakterlerle bütünleştim adeta, kitabın içindeydim. ilk kısmı biraz zorluyor çünkü bolca betimleme var ve betimledigi yer paris olduğu için bizim gibi il dışına bile çıkmayanları zorluyor. :) daha sonra ise çok daha akıcı bir kitap bizleri karşılıyor. hikaye anlatımı sırasında durup durup bir şeyler anlatıyor balzac. bence hoş bu hem hikayeyi okurken bunaltmıyor, okuyucuya dinlenme fırsatı veriyor hem yapılan değerlendirmeler, göndermeler güzel ve bunlar, bölümlerle iyi bağdaştırılmış. genel hatlarıyla güzel bir hikaye, güzel bir kitap. etkileyici bir dram... iyi okumalar.
devamını gör...
9.
balzac'ın çok sevdiğim romanlarından biri oldu bu kitap.
saçma sapan bir yoğunluğun içerisinde kaldığım için çok seyrek okuyarak bitirebildim kitabı ama sürekli aklımdaydı. şimdi ne olacak? bu eugene ne naneler yiyecek? diye aklımın bir köşesinde kitabı düşünerek yaptım işlerimi. sadece bu özelliğiyle bile tatmin ediciydi diyebilirim.
balzac genelde betimlemeleriyle, mekan anlatımıyla öne çıkar ama bu kitapta olaylar bu yeteneğinin üzerine çıkmış bence. heyecanlı olduğundan mekanlardan ziyade karakterler ve olaylar akılda kalıyor.
spoilerlı kısım geliyor...
hiç babacı bir insan değilimdir hatta babalardan pek hoşlanmam sanırım bu yüzden goriot babaya üzülmekten, acımaktan çok sinirlendim. tamam kızların için yapıyorsun her şeyi de bu yaptığın bağımlılıklarına yağ sürmekten başka bir şey değil be baba. ayrıca sen karakterli, sağlam duruşlu olacaksın ki çocukların da seni örnek alacak... ne biliyim kimseye de bir sorumluluk yüklemek istemem ama çok sinirlendim adama.
eugene de başka bir manyak. zaten bariz nasıl başladığı ve nereye geldiği. o paris "ahlaksızlığı" içine çekildi gitti delphine ve anastasie gibi.
balzac'ı övmek istediğim son nokta yazdıklarının ne kadar zamansız oluşu. hala hayatın ta içinden hikayeler. etrafımızda bu karakterlerin hepsinden var. insanlık komedyası'na yaraşır bir eser.
saçma sapan bir yoğunluğun içerisinde kaldığım için çok seyrek okuyarak bitirebildim kitabı ama sürekli aklımdaydı. şimdi ne olacak? bu eugene ne naneler yiyecek? diye aklımın bir köşesinde kitabı düşünerek yaptım işlerimi. sadece bu özelliğiyle bile tatmin ediciydi diyebilirim.
balzac genelde betimlemeleriyle, mekan anlatımıyla öne çıkar ama bu kitapta olaylar bu yeteneğinin üzerine çıkmış bence. heyecanlı olduğundan mekanlardan ziyade karakterler ve olaylar akılda kalıyor.
spoilerlı kısım geliyor...
hiç babacı bir insan değilimdir hatta babalardan pek hoşlanmam sanırım bu yüzden goriot babaya üzülmekten, acımaktan çok sinirlendim. tamam kızların için yapıyorsun her şeyi de bu yaptığın bağımlılıklarına yağ sürmekten başka bir şey değil be baba. ayrıca sen karakterli, sağlam duruşlu olacaksın ki çocukların da seni örnek alacak... ne biliyim kimseye de bir sorumluluk yüklemek istemem ama çok sinirlendim adama.
eugene de başka bir manyak. zaten bariz nasıl başladığı ve nereye geldiği. o paris "ahlaksızlığı" içine çekildi gitti delphine ve anastasie gibi.
balzac'ı övmek istediğim son nokta yazdıklarının ne kadar zamansız oluşu. hala hayatın ta içinden hikayeler. etrafımızda bu karakterlerin hepsinden var. insanlık komedyası'na yaraşır bir eser.
devamını gör...
10.
balzac’ın ağdalı yazım dilinin olmadığı kitap. bir başlık var ya, okurken ağladığımız kitaplar diye, biri bu kitaptır diğeri de baba * kitabıdır.
konusu fedakar bir baba ile vefasız 2 kızının hikayesini anlatır. varlıklı bir tüccar olan mösyö goriot emekli olunca bir pansiyona yerleşir. eugene ile de bu pansiyonda tanışır. varını yoğunu kızlarına veren mösyö goriot, gitgide fakirleşmeye başlar. kızlarına çok düşkündür ve kızları için her şeyi vermeye hazırdır. kızları ise sosyeteye karışmış, babalarına sadece işleri düşünce uğramaktadırlar.
yazarken bile yine sinir oldum. içim sıkıla sıkıla okumuştum. balzac goriot’un duygularını ve olayların betimlemesini o kadar güzel yapmıştır ki, sanki olaylara canlı canlı şahit olmuş gibi hissedersiniz. başta dediğim gibi okunması rahat kitaplardandır. olay kitabından çok karakter kitabıdır. ana karakter/karakterlerin duygu ve düşüncelerine odaklanır.
sonunda zavallı goriot baba için hüngür hüngür ağladım. tabi bu kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu; şimdi okusam aynı duyguları hisseder miyim bilemem. balzac’a yeni başlayanlar için güzel bir başlangıç kitabıdır.
konusu fedakar bir baba ile vefasız 2 kızının hikayesini anlatır. varlıklı bir tüccar olan mösyö goriot emekli olunca bir pansiyona yerleşir. eugene ile de bu pansiyonda tanışır. varını yoğunu kızlarına veren mösyö goriot, gitgide fakirleşmeye başlar. kızlarına çok düşkündür ve kızları için her şeyi vermeye hazırdır. kızları ise sosyeteye karışmış, babalarına sadece işleri düşünce uğramaktadırlar.
yazarken bile yine sinir oldum. içim sıkıla sıkıla okumuştum. balzac goriot’un duygularını ve olayların betimlemesini o kadar güzel yapmıştır ki, sanki olaylara canlı canlı şahit olmuş gibi hissedersiniz. başta dediğim gibi okunması rahat kitaplardandır. olay kitabından çok karakter kitabıdır. ana karakter/karakterlerin duygu ve düşüncelerine odaklanır.
sonunda zavallı goriot baba için hüngür hüngür ağladım. tabi bu kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu; şimdi okusam aynı duyguları hisseder miyim bilemem. balzac’a yeni başlayanlar için güzel bir başlangıç kitabıdır.
devamını gör...
11.
liseye giderken okumuştum. çok üzülmüştüm ve ne olacak diye meraktan elimden bırakamamıştım. babam başka bir baba için bu kadar gözyaşı döktüğümü görünce biraz kıskanmıştı herhalde. yoksa bu mal kız niye ağlıyor diye de düşünmüş olabilir. goriot baba için ağlamam sinirlendirmişti onu.
devamını gör...
12.
honoré de balzac'ın 1834 yılında yayımlanan eseridir. 1789'daki fransız devrimi sonrası 1830'da yaşanan temmuz devrimi ile tekrar krallık rejimine dönen fransa'nın bu yıldan sonraki yeni monarşik yönetiminde geçen paris hayatına tanıklık ettiğimiz bu eser, madam vauquer'ın işlettiği derme çatma pansiyonda kalan misafirler üzerinden toplumun sınıfsal durumuna müşahitlik yapmamızı sağlıyor.
3 kattan oluşan bu pansiyonda üs katlarda ekonomik durumu kısmen daha iyi pansiyonerler kalırken alt katlarda daha kötü durumda olanlar kalıyor.balzac, böylece sınıfsal bir toplum düzenini tanımlıyor. tabii pansiyonun roman için en önemli müşterileri, eskiden zengin bir şehriyeci olan gizemli ve sessiz halleriyle tanınan goriot baba ve paris hayatına yeni atılan bir hukuk öğrencisi olan eugene de rastignac.
rastignac, paris sosyetesinin çarpık ilişki ağlarıyla örülü şaşalı hayatına atılmak isteyen ihtiraslı bir genci temsil ediyor. paris'te kuzeni vikontes madam de beauseant'ın rehberliği ve yardımıyla bu camiaya girmeye çalışan eugene'i aşk, ihtiras ve para üçgeninde hareketli bir hayat bekliyor. madam de beauseant'ın rastignac'a verdiği tavsiyeler, rastignac için paris aristokrasisinin tehlikeli hayatı hakkında birer ders niteliği taşıyor:
"iki varlığı tek bir varlıkta bir araya getiren yardımseverlik, tıpkı gerçek aşk gibi anlaşılmaz ve nadirdir. yardımseverlik de gerçek aşk da ince ruhların savurganlığıdır."
diğer yandan eugene'nin aklını çelmeye çalışanlardan biri de vauquer pansiyonunda kalan misafirlerden biri olan yaşlı kurt vautrin. vautrin, rastignac'ın sosyateye girebilmesi için gerekli olan serveti kazanmanın yollarını anlatarak genç öğrenciyi erdem-para ikileminde bir akıl karışıklığıyla baş başa bırakıyor. "iki tür cinayet vardır; birinde kan dökülür, diğerinde kan verilir." diyen vautrin karşısında rastignac kendince bir çıkış yolu arıyor:
erdemliliğe sadık kalmak ve yüce bir mağdur olmak! hadi canım! herkes erdemliliğe inanıyor ama erdemli olan var mı? halklar özgürlüğe inanıyor ama dünyada özgür bir halk var mı? gençliğim hala bulutsuz bir gök gibi mavi! soylu ya da zengin olmayı istemek yalan söylemeye, eğilip bükülmeye, sürüklenmeye, yeniden doğrulmaya, dalkavukluk etmeye, kişiliğini gizlemeye boyun eğmek değil midir? yalan söyleyenlerin, eğilip bükülenlerin, sürüklenenlerin uşaklığını kabullenmek değil midir? suç ortakları olmadan önce onlara hizmetkarlık yapmak gerekir. o zaman, hayır! ermişler gibi gece gündüz asilce çalışmak, servetimi sadece emeğimle elde etmek istiyorum. en yavaş elde edilen servet olacak, ama her gece başımı huzurla yastığa koyacağım. hayatını hayranlıkla izlemek ve onu bir zambak gibi arı bir halde bulmak kadar güzel bir şey olabilir mi? ben ve yaşam, genç bir erkek ve nişanlısı gibiyiz. vautrin bana on yıllık evlilikten sonra ne olacağını anlattı. lanet olsun, kafam karışıyor! hiçbir şey düşünmek istemiyorum, yürek iyi bir rehberdir!
goriot baba'nın bütün servetini hatta sağlığını feda edecek şekilde düşkün olması ,lakin maruz kaldığı vefasızlıklar karşısında yine de kalbinin sesini dinlemeye devam etmesi, biz okuyucuların yüreklerini parçalarken rastignac için tanık olduğu hayatta madalyonun diğer yüzünü görmek anlamına geliyor.
romanın başlarındaki yoğun mekan ve kişi tasvirleri sıkıcı olsa da ihtiva ettiği fikri çatışmalarıyla okuru içine alan, aynı zamanda iş bankası yayınlarının başarılı çevirisinin güzelliğiyle edebi niteliğini koruyabilmiş bir eser olduğunu düşünüyorum.
3 kattan oluşan bu pansiyonda üs katlarda ekonomik durumu kısmen daha iyi pansiyonerler kalırken alt katlarda daha kötü durumda olanlar kalıyor.balzac, böylece sınıfsal bir toplum düzenini tanımlıyor. tabii pansiyonun roman için en önemli müşterileri, eskiden zengin bir şehriyeci olan gizemli ve sessiz halleriyle tanınan goriot baba ve paris hayatına yeni atılan bir hukuk öğrencisi olan eugene de rastignac.
rastignac, paris sosyetesinin çarpık ilişki ağlarıyla örülü şaşalı hayatına atılmak isteyen ihtiraslı bir genci temsil ediyor. paris'te kuzeni vikontes madam de beauseant'ın rehberliği ve yardımıyla bu camiaya girmeye çalışan eugene'i aşk, ihtiras ve para üçgeninde hareketli bir hayat bekliyor. madam de beauseant'ın rastignac'a verdiği tavsiyeler, rastignac için paris aristokrasisinin tehlikeli hayatı hakkında birer ders niteliği taşıyor:
"iki varlığı tek bir varlıkta bir araya getiren yardımseverlik, tıpkı gerçek aşk gibi anlaşılmaz ve nadirdir. yardımseverlik de gerçek aşk da ince ruhların savurganlığıdır."
diğer yandan eugene'nin aklını çelmeye çalışanlardan biri de vauquer pansiyonunda kalan misafirlerden biri olan yaşlı kurt vautrin. vautrin, rastignac'ın sosyateye girebilmesi için gerekli olan serveti kazanmanın yollarını anlatarak genç öğrenciyi erdem-para ikileminde bir akıl karışıklığıyla baş başa bırakıyor. "iki tür cinayet vardır; birinde kan dökülür, diğerinde kan verilir." diyen vautrin karşısında rastignac kendince bir çıkış yolu arıyor:
erdemliliğe sadık kalmak ve yüce bir mağdur olmak! hadi canım! herkes erdemliliğe inanıyor ama erdemli olan var mı? halklar özgürlüğe inanıyor ama dünyada özgür bir halk var mı? gençliğim hala bulutsuz bir gök gibi mavi! soylu ya da zengin olmayı istemek yalan söylemeye, eğilip bükülmeye, sürüklenmeye, yeniden doğrulmaya, dalkavukluk etmeye, kişiliğini gizlemeye boyun eğmek değil midir? yalan söyleyenlerin, eğilip bükülenlerin, sürüklenenlerin uşaklığını kabullenmek değil midir? suç ortakları olmadan önce onlara hizmetkarlık yapmak gerekir. o zaman, hayır! ermişler gibi gece gündüz asilce çalışmak, servetimi sadece emeğimle elde etmek istiyorum. en yavaş elde edilen servet olacak, ama her gece başımı huzurla yastığa koyacağım. hayatını hayranlıkla izlemek ve onu bir zambak gibi arı bir halde bulmak kadar güzel bir şey olabilir mi? ben ve yaşam, genç bir erkek ve nişanlısı gibiyiz. vautrin bana on yıllık evlilikten sonra ne olacağını anlattı. lanet olsun, kafam karışıyor! hiçbir şey düşünmek istemiyorum, yürek iyi bir rehberdir!
goriot baba'nın bütün servetini hatta sağlığını feda edecek şekilde düşkün olması ,lakin maruz kaldığı vefasızlıklar karşısında yine de kalbinin sesini dinlemeye devam etmesi, biz okuyucuların yüreklerini parçalarken rastignac için tanık olduğu hayatta madalyonun diğer yüzünü görmek anlamına geliyor.
romanın başlarındaki yoğun mekan ve kişi tasvirleri sıkıcı olsa da ihtiva ettiği fikri çatışmalarıyla okuru içine alan, aynı zamanda iş bankası yayınlarının başarılı çevirisinin güzelliğiyle edebi niteliğini koruyabilmiş bir eser olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
13.
geçenlerde 6 gün içinde okuyup bitirdiğim, honore de balzac'ın insanlık komedyası eserinin ilk kitabıdır. aslında kronolojik olarak ilk kitap değildir, okuma sırasına göre ilk sıradadır. bu eser, gerçekçilik akımının ilk eseri sayılır, dünya edebiyatı için çok ama çok önemli bir eserdir. peki bu kitap neyi anlatıyor?
bu kitabın kahramanı goriot baba, hayırsız 2 evlat sahibi bir babadır, erişte ustasıdır. vaquer adında bir pansiyonda kalır. bu pansiyona ilk geldiğinde varlığı olan, değerli eşyaları olan bir müşteridir. zamanla bu malvarlığı günden güne erir, pansiyonun en güzel odasından orta seviye bir odaya düşer, oradan da pansiyonun en kötü odalarından birine. kilolu yapılı bir adamken adeta günden güne erir, vücudu tükenir. pansiyonda asla saygı görmez, sürekli mizahlarına gırgır şamatalarına salata olur. çok uğraşırlar ve yaşlı erişteci bu adeta aşağılamalara ses çıkarmaz. mal varlığını yitirmesinin sebebi kızlarıdır. bu baba çocukları küçükken karısını kaybeder, tüm sevgisini ilgisini kızlarına yöneltir. bu da normal bir sevgi değil adeta tapınmadır. kızlarına adeta tapar, onları parisin en soylu, en zengin kişileriyle evlendirir. büyük kızı anastasia bir aristokratla, küçük kızı delphine de bankacı bir baronla evlenir. goriot baba bunları evlendirir, o dönem için çok büyük sayılacak bir para olan, yanlış hatırlamıyorsam her kızı için 800.000 frank evliliklerine adar. goriot baba bir müddet büyük saygıyla karşılandıktan sonra çapulsuz görülmüş, saygısını yitirmiş ve o yalılardan kapıdışı edilmiştir. bu zamandan sonra vaquer pansiyonuna yerleşmiştir. bu durumda da kızları gelip kapılarını çaldıklarında onları asla geri çeviremez, yine de hain evlatlarının ihtiyaçları için yüklü paraları pul gibi savurmaktan çekinmez. varını yoğunu, rutubetli odalarda kalmasına rağmen kızlarına yedirir. bu pansiyondaki komşusu eugene de rastignac isminde, 21 yaşında, taşradan parise okumak için gelmiş bir hukuk öğrencisidir. eugene, parisin ışıltılı hayatının büyüsüne kapılır, bu soylu çevreye girmek ister. bir akrabasının da yardımıyla bu çevreye girer, bu çevrede goriot babanın kızları da vardır. goriot baba ve kızlarının hayatının uçurumunu görür, kitap da tam bunu anlatır bizlere. kitabın sonunda goriot baba ölüm döşeğine düşer, kızlarını görmek ister
ama ölür mü, kızlarını görür mü onu da siz okuyunca öğrenirsiniz. kızlarının evlendikleri kişilerin de çok namussuz insanlar olduğunu da söylemeden geçmemek lazım. kızları hiç mutlu etmez, o kadar varlık içinde sürekli hüzünlü bir hayat yaşatırlar kızlara. kitabın bize 2 dersi vardır, birincisi hayırsız evlatın ne olduğunu, ikincisi o ışıltılı soylu hayatının arkasında ne iğrenç bir yaşam olduğunu anlatır bizlere. soluksuz okuduğum bir kitap oldu. normalde 10/10 bir kitaba vermem ama bu kitap tam da 10/10 bir kitap. insanlık komedyasının sıradaki kitabı eugenie grandet kitabıdır. bu ay içinde onu da temin edip okumayı düşüniyorum.
bu kitabın kahramanı goriot baba, hayırsız 2 evlat sahibi bir babadır, erişte ustasıdır. vaquer adında bir pansiyonda kalır. bu pansiyona ilk geldiğinde varlığı olan, değerli eşyaları olan bir müşteridir. zamanla bu malvarlığı günden güne erir, pansiyonun en güzel odasından orta seviye bir odaya düşer, oradan da pansiyonun en kötü odalarından birine. kilolu yapılı bir adamken adeta günden güne erir, vücudu tükenir. pansiyonda asla saygı görmez, sürekli mizahlarına gırgır şamatalarına salata olur. çok uğraşırlar ve yaşlı erişteci bu adeta aşağılamalara ses çıkarmaz. mal varlığını yitirmesinin sebebi kızlarıdır. bu baba çocukları küçükken karısını kaybeder, tüm sevgisini ilgisini kızlarına yöneltir. bu da normal bir sevgi değil adeta tapınmadır. kızlarına adeta tapar, onları parisin en soylu, en zengin kişileriyle evlendirir. büyük kızı anastasia bir aristokratla, küçük kızı delphine de bankacı bir baronla evlenir. goriot baba bunları evlendirir, o dönem için çok büyük sayılacak bir para olan, yanlış hatırlamıyorsam her kızı için 800.000 frank evliliklerine adar. goriot baba bir müddet büyük saygıyla karşılandıktan sonra çapulsuz görülmüş, saygısını yitirmiş ve o yalılardan kapıdışı edilmiştir. bu zamandan sonra vaquer pansiyonuna yerleşmiştir. bu durumda da kızları gelip kapılarını çaldıklarında onları asla geri çeviremez, yine de hain evlatlarının ihtiyaçları için yüklü paraları pul gibi savurmaktan çekinmez. varını yoğunu, rutubetli odalarda kalmasına rağmen kızlarına yedirir. bu pansiyondaki komşusu eugene de rastignac isminde, 21 yaşında, taşradan parise okumak için gelmiş bir hukuk öğrencisidir. eugene, parisin ışıltılı hayatının büyüsüne kapılır, bu soylu çevreye girmek ister. bir akrabasının da yardımıyla bu çevreye girer, bu çevrede goriot babanın kızları da vardır. goriot baba ve kızlarının hayatının uçurumunu görür, kitap da tam bunu anlatır bizlere. kitabın sonunda goriot baba ölüm döşeğine düşer, kızlarını görmek ister
ama ölür mü, kızlarını görür mü onu da siz okuyunca öğrenirsiniz. kızlarının evlendikleri kişilerin de çok namussuz insanlar olduğunu da söylemeden geçmemek lazım. kızları hiç mutlu etmez, o kadar varlık içinde sürekli hüzünlü bir hayat yaşatırlar kızlara. kitabın bize 2 dersi vardır, birincisi hayırsız evlatın ne olduğunu, ikincisi o ışıltılı soylu hayatının arkasında ne iğrenç bir yaşam olduğunu anlatır bizlere. soluksuz okuduğum bir kitap oldu. normalde 10/10 bir kitaba vermem ama bu kitap tam da 10/10 bir kitap. insanlık komedyasının sıradaki kitabı eugenie grandet kitabıdır. bu ay içinde onu da temin edip okumayı düşüniyorum.
devamını gör...
