1. ve 2. oyunlarının story mode kısmını bitirdim. zamanında ne oynardık ya. çok zor bölümleri vardı ama emek harcayarak geçerdik eski bir bilgisayarda. sonradan hiç merağım kalmadı oyunlara.
devamını gör...
1 donem sarmistim bu oyuna. guzeldi, severdim.
devamını gör...
ben küçükken atarim vardi ama televizyonu bozmuştu ve annem de kullandirmiyordu. kullandığında da zaten sürekli kapaniyordu. evde de beyaz vestel marka ve içinde windows 98 yüklü bir bilgisayar vardı. ben de dedim ki babama bana bir oyun al.
sonra efendim bir akşamüstü eve hızlıca dönerken sanırım böyle cd çeken bir yerin önünden geçiyorduk- çok küçüktüm baya ilkokulda idim o yüzden tam hatırlamıyorum. neyse babam dedi ki oyun yükleyeceğiz.
tabi ben daha önce hiç yüklemedim, hep oynayanları izledim ve isimlerini de bilmiyordum. abim falan da yok. bilmiyorum işte
neyse adam dedi tamam ne istiyorsunuz?
babam da bilmiyor, bana baktı ve söyle dedi.
ben de adama baktım.
bir müddet şöyleydik
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sonra adam dedi ki tamam ben size en çok oynanan oyunu vereyim.
o da half life' mış. ben hatta haylayf diye bir bisküvi var, dedim ne alaka yahu
neyse eve geldik. ben heyecanlı heyecanlı cd' yi taktım. kuruldu etti falan. ama oyun yok.
yani vardır muhakkak da ben mario oynamışım kuş vurmuşum
koca koca terkedilmis araziler, büyük su tankları ve iki duvara karsilikli yerlestirince patlayan bombalar hatırlıyorum.
işte o gün bilgisayar oyunu işi bana çok sıkıcı görünmüştü.
yıllar sonra benim kral oyun, oyunlar1 ve oyunstar keşfimi bir düşünsenize......
çorak arazilerden renkli bir kumarhaneye geçmiş gibiydi

ışıklar gözlerimi alıyor, kısın lütfen.......
devamını gör...
hayatımda bitirdiğim 1. bilgisayar oyunu.
devamını gör...
gelmiş geçmiş en iyi fps oyunudur benim için. gelmedi senin gibisi reyiz.

(bkz: mazi kalbimde yaradır)
devamını gör...
çocukluk ve ilk gençliğimde ömründen uzunca bir süre çaldı. çaldı, çünkü aşırı iyiydim bu oyunda. öyle ki, hayatta en iyi yaptığım şey sıralamasında sanırım başı çeker hala.

o zamanlar internet cafe kültürü yaygın, half life da öyle bir yaygınlaşmış ki, bilmem nerenin köylüğünde internet varsa orada multiplayer half life oynayan birileri var demektir. herhangi bir oyunun cs ile birlikte bu denli yaygınlaştığını ve bu denli sık oynandığını bir daha duymadım.

benim yaşadığım şehirde de o dönem half life en revaçtaki oyun. takıldığımız internet cafe half life’ın en çetin oynandığı yer. oldukça merkezi bir yerde olmasına rağmen internet cafe’deki bilgisayarlarda half life oynamak dışında neredeyse hiçbir şey yapılmıyor. sıra bekleyen sayısı gündüz vakti 150-200’ün altına inmiyor. artık yoldan geçen çoluk çocuk bile sabahtan sıra yazdırıyor ki belki öğlen ya da akşam denk gelir. her bilgisayarın çevresinde 10-15 kişi ayakta izliyor.

bu durum tabi ki diğer birçok internet cafe için geçerli değil. sokak aralarında orada burada da cafeler var ama o cafede oynamak hem ayrıcalık hem de çok heyecanlı. çünkü bütün şehirde en iyi oynayanlar orada. bunlardan biri de -üzerinize afiyet- benim. hatta tevazu göstermeyeyim bütün şehirde half life oynayıp da benim nickimi bilmeyen tek bir kişi yoktu. hatta çevre illerden half life turnuvalarında şampiyon olup yeteneklerini bizim cafedeki ekiple (özellikle de bana karşı) denemek için gelenler oluyor.

tabi bu her zaman açıktan meydan okuma şeklinde gerçekleşmiyor. çoğunlukla biz arkadaşlarla cafede muhabbet ederken (öyle bir çay kahve alanı vardı) yabancı ve çoğunlukla yaşları bizden büyük birileri cafeye geliyor, bir süre ağa girip oynuyorlar. o sırada cafenin orta düzey müdavimlerine (ki onlar da baya iyi) karşı hasbel kader üstünlük sağlamayı başarırlarsa cesaretlenip çene yapmaya başlıyorlar: bu muymuş bu kadar övdükleri vs.

böyle bir durumda cafeci bünyamin eğer rakipleri yeterince dişli görürse yahut bilmem nerenin şampiyonu namı falan duyduysa harun, lokman (arap) veya bana haber verip hemen bir masa açıp oyuna dahil ediyor ki, cafenin şerefi kurtulsun. oyuncu sayısı sınırsız 100’lük bir el açılıyor, dışarıdan gelenlere açık ara farkla bir ders verilip ritüel tamalanıyor. tabi biz böyle durumlarda oyuna ödeme yapmadığımız gibi bedava yiyip içiyoruz.

hatta bir keresinde üçümüz de cafede yokken istanbul’dan 7-8 kişilik bir ekip cafede baya bir üstünlük sağlamış, üzerine ileri geri konuşup bünyamin’in canını sıkmışlar. bünyamin bunlara cumartesiye randevu vermiş ki intikam alınsın. adamlar ayda bir profesyonel turnuva düzenliyorlarmış. (vay arkadaş! biz gelen gidenle, daha çok kendi ekibimizle amatör oynuyormuşuz.)

bünyamin bizi cuma gününden iyice kurdu; adamlar şöyle iyi oynuyor, böyle mükemmel oynuyor, sakın hafife almayın, bilmem ne… işin kötüsü, olay baya yayılmış, resmen iller arası challenge’a varmış. lan biz baya ürktük, adamlar profesyonelmiş, e biliyoruz ki, cumartesi günü o cafe dolup taşacak, olası bir mağlubiyette bütün şehirde alay konusu olacağız. bir yandan da düşünüyoruz; ulan bizden daha iyi nasıl oynanır, yapmadığımız ne yapılabilir de, daha seri oynanır. neticede herkesin herkesi punduna getirip vurduğu bir oyun. en seri hareket eden, en iyi hedefleyen skorda öne geçiyor. hani çok derin bir strateji falan da kasamazsın.

ben bütün gece adamların oynunu düşündüm, kendi tarzımı düşündüm. o zamanlar zaten herhangi bir yerde gözümü kapattığım anda half life arenasına ışınlanıyorum, sürekli oyuna dair yeni şeyler hayal ediyorum. bu artık benim için bir seçim olmaktan çıkalı çok olmuştu. gözümü kapattığımda hayata dair başka herhangi bir şeyi görselleştirme yeteneğimi kaybetmiştim, ne yaparsam yapayım, birkaç saniye sonra half life arenasında buluyorum kendimi ve o şekilde uyuyakalıyorum.

o gece, hele de havaya girdiğim bir anda birinin beni yenebileceği bir senaryo tasarlayamadım.

cumartesi günü cafeye gittiğimde lokman ve harun çoktan gelmişti. cafe hınca hınç dolu, herkes maçı bekliyor. içerideki tek muhabbet adamların oynayış tarzı üzerine. bünyamin 100’lük 3 maç ayarlamış. aralarda 10’ar dakika çay molası. herkes aynı profille (aynı dış görünüş) oynayacak. 100’ü tamamlayan hangi ekiptense o ekip maçı almış olacak ve 2 maç alan kazanmış olacak ama her halükarda -hesaplar şişsin diye- 3 maç tamamlanacak.

adamlar geldi, kurallar anlatıldı, onlar da okey verdi. onlar 4 kişi geldiği için cafeden orta düzey bir oyuncu daha bizim ekibe katıldı, maçlar toplamda 8 kişi ile oynanacak. iyi mi? iyi.

başlamadan önce bünyamin sıkı sıkı tembih etti; aman dalga geçmeyin, cıvımayın, ciddi oynayın. biz zaten o moddayız, aşırı gergin ortam.

neyse ilk maç başladı ve tam bir kaos hakim oldu. harun, lokman ve ben çılgınca sayı yapma derdine deli dana gibi koşturuyoruz. puan tablosuna bile çok nadir bakıyorum. ilk maç bittiğinde ben 100, lokman 90 küsur, harun 90 küsur, o ekipten bir kişi 80 küsur, bizim ekipten diğer eleman 40 küsur, karşı ekipten diğer 3 kişi kayıplarda.

bütün cafe çoşuyor. tabi bizi bir gülme aldı. ikinci maç yine aynı tablo. bu sefer ilk 4 biziz. bunların en iyisi 60’larda ve rahatlama. son oyunda ciddiyeti yitirdik; benle harun levye savaşı veriyoruz, lokman böcekle oynuyor. tabloda geri düşecek olursak normal oyuna geçiyoruz, fark açılınca levye savaşı başlıyor. bizdeki 4’üncü kişi 70’lerde liderken karşı ekip aşağılamaya daha fazla dayanamayıp bütün hesapları ödeyip cafeyi terk ettiler.

bu olay baya efsane gibi yayıldı ve bilinirliğimiz iyice arttı. farklı şehirlerden kendilerini denemeye gelenler de arttı haliyle. hiç meydan okuma kaybetmedik. uzunca bir dönem cafe evimiz gibi oldu.

sonra üniversite sınav dönemi, ben ayağımı çektim, harun da öyle. lokman da bir işe girdi sanırım, o da öyle uzaklaştı. sonra half life yerini cs’ye bırakmaya başladı. o dönem bilardo ve at yarışını bıraktım.

internet cafe-bilardo-ganyan bayi arasındaki o günleri hala çok özlüyorum. sanırım hayatta en mutlu olduğum dönemdi. sonra büyüdük, titrler edindik, hayat derdine düştük ve çocukluğumuz öldü.
devamını gör...
(bkz: half-life)

(aradaki tire nedeniyle elle yazmadan başlık görünmemektedir. ama mevcut)
devamını gör...
x ambassadors'ın müthiş fan made klibe sahip parçası. arada bir tane tire var normalde ama sürekli bu başlığa yolluyor sözlük. şu da klibi.



sımsıcacık olduk klibi izleyince *
devamını gör...
gordon freeman adlı bir teorik fizikçinin, xen adlı gezegenin üstünde bir pratisyen olarak yaptığı hassas bir deneyin ters gitmesi sonucunda gerçekleşen olağanüstü kozmik olaylar zincirini içeren efsanevi oyun.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"half life" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim