roman / edebiyat
8.9 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

kürk mantolu kadında şunu çok iyi anladım ki: bir insanın diğer insanlardan kaçmasının temel nedeni kitaplarda görüp hayalini kurduğu karakterleri,gerçek hayatta bulamayıp herkesten uzak durmak istemesidir. bu hikayede kendimi raif efendi'nin yerine koyup ne kadar da haklı olduğunu bir kez daha onaylıyorum.
devamını gör...
gerçek aşkın metanetli sonu.
iyilik yaptıkça gelen yok sayma davranışları.
sevmekten korkan bir kadın.
sevdikçe cesareti artan ve dünyayı daha çok seven bı adam.
en son da aşkından geriye emanet kalan çocukları.
devamını gör...
belki de herkesin gözüne çok sokulduğu için popüleritesi beni itti ve o yüzden bunca yıl okuyamadım. geçen hafta içi beyazıtta bir sahafta epeyce uygun bir fiyata denk gelince elim gitti ve bu mavi kapaklı kitabı aldım. gün içinde vakit bulursam başlayacağım kitaptır.
t/sabahattin alinin en ünlü romanlarından biridir.
devamını gör...
popüler kültürün bozmaya çalıştığı önemli yapıtlarımızdan biridir. ellerinde starbucks bardakları ile ahşap masalarda fotoğrafı çekilen bu harikulade kitabın, içindeki harflerine kadar bezdiğini hissedebiliyorum. sorsan sabahattin ali ile ilgili en ufak bir detayı bile bilmezler. madonna'yı duyduklarında akıllarında kesinlikle "la isla bonita" tıngırdıyor. o kuşağa yetişeceklerini de sanmıyorum ya! ne olursa olsun asla yenik düşmeyecek o boktan popülariteye.
devamını gör...
sonunda çok hüzünlenmiştim. doğrusu manolyalı kadın kitabının konusuyla benzer. onu okurken hep aklıma madonna geldi. yosmaların zengin yaşama alışmaları ve fakir erkeklerin onlara aşık olmalarını konu ediniyor. sonunda iki kadın da hastalanıp ölüyor. tabi aralarında farklar da var ama ikisi de etkileyici kitaplar.
devamını gör...
aşığımdır bu kitaba ve yazara. insanın iç dünyasını cok iyi anlatan bir eserdir. öyle ki o kaçış duygusunda herkes kendini bulur aslında. bu kitabı okuyanların sezen aksu'nun bu kitap için söylediği şarkıyı da dinlemelerini tavsiye ederim. sezen aksu- veda
devamını gör...
ne büyük bir acı sevdiğinin ölmüş olduğunu bilmemesi .aslında bir acı mi bilinmez, bilmemesi mi iyiydi yoksa, bu sayede hayattaydı belkide bir mektup bile göndermemiş olmasının verdiği öfkeyle,peki ya öldüğünü öğrendiğinde ve bir kız çocuğuna sahip olduğunu öğrendiğinde ki öfkenin kaybolup yerine derin bir acının içine oturması çocuğunun yüzüne doğru düzgün bakamamasının verdiği pişmanlık ve derin acı,peki ya suçluluk duygusu. ah sessizlik ne çok şey anlatırda sessiz olamadığımız için hiçbirini duyamadık ve o derin acıyı göremedik.
devamını gör...
içinde bulunduğum ruh halini en iyi anlatan,kitap okudukça neden insanlardan kactigimi ozetleyen,kaç kere okusam da bikmayacagim bir kitap. böyle bir kitabı okuyunca insanlardan,aşktan beklentin artıyor,kimse de raif gibi bir sevgi bulamayacağını,maria gibi biriyle oturup sohbet edemeyeceğini anlayınca daha çok kapanıyorsun içine. gerçek askin, sevginin olmadığı şu dönemde böyle romanlar okuyup saf sevgiyi bulmanin zorluğunu düşünmek bile istemiyorum. aşkı ,sevgiyi geçtim en yakınlarımin bile beni tanımadığı,içimi bilmediği,ne hissederim ne yaparım umursamadigi şu dünyada bir yabancıdan medet ummak...
devamını gör...
anlatacak,söylenecek o kadar güzel sözlere sahip ki bu kitap. ben buraya ne yazsam eksik kalır. şimdi başlasam hakkında konuşmaya günlerce susmayacağım bu kitabın etkileri ruhumda hâla sürmekte. her aklıma gelişinde içimi ısıtan,biraz burkan bu roman herkes tarafından mutlaka okunmalıdır. bu yazımı gören her kişinin okumayanların okumasını rica ediyorum. okuduktan sonra hayatınızda hisleriniz çok değişecek.
devamını gör...
çok beğendiğim,okurken büyük keyif aldığım sabahattin ali romanı.bir insanın içinde yaşadığı topluma ve çevreye uzaklaşması ve yanlız kalarak kendi içine kapanması gibi durumlar anlatılmış.ana karakter maria puder' in gerçek bir kişilik olması,kitabın anlatımı açısından oldukça çarpıcıdır.günümüzde hala okunan,dikkat çeken güzel bir kitap.
devamını gör...
kitabı an itibariyle bitirdim. *
kitap her yerde karşıma çıkıyordu bu sebepten bir uzaklaşma oldu bende. sonrasında zaman geçtikçe dur bakalım bir ben okuyayım nedir ne değildir bir görelim dedim.

ilk başlarda biraz durağan geçiyor hatta bazı sebeplerden dolayı araya mesafe girmişti ve açıkçası gidişat ve zaman farkı beni korkutmuştu.
lakin okudukça, kitap içine aldıkça aldı beni. genç raif'in kendi içinde yaşadıkları, bunları ailesinin bile bilmemesi daha sonrasında 10 yıl boyunca inandığı gerçeğin aslında çok başka bir gerçeğinin olduğunu öğrenmesi...
ayy daha çok şey var söylenecekte raif gibi ben de kendime saklayayım .

şimdi gözlerimi kapar maria puder ve raif'i düşünürüm kimbilir belki benim rüyamda yeni bir başlangıç yaparlar.
devamını gör...
utopik bir hikaye bile samimi bir anlatım formunda insanı istenilen duyguya sokup, vermek istediği mesajı itina ile verebilmesini sağlıyor. yani kitabın ütopik, kurgu ve gerçek dışı olması, o kitaptan alınacak duyguya, zevkedilecek edebiyata ve keyfi çıkarılacak anlatım zenginliğine mani olmuyor. kürk mantolu madonna; içimizdeki aşka ve acı çekene her daim taraftar olan saf hissiyatlarımızı tahrik ediyor.
devamını gör...
bir sabahattin ali kitabıdır.

sabahattin ali'nin romanları her zaman kendine has olmuştur. okur kitaba başladığı anda üzerinde yazarın adı olmasa da bu kitabın sabahattin ali'ye ait olduğunu anlar.

bu kitap da öyle bir kitap. kendisiyle bolca fotoğraf çekilmiş, kahve masalarına meze yapılmış ve şarkıcı madonna'nın hayatını anlatan bir kitap olduğu sanılmış olsa da aslında bence yazarın en iyi romanı değildir. içimizdeki şeytan seviyesine asla ulaşmamıştır.

filmde tuhaf bir aşk hikayesi karşılar bizi. bir önceki cümlede kullandığım tuhaf sözcüğü olumsuz bir eleştiri değil. almanya'da gördüğü bir tabloya vurulan raif daha sonra bu tabloda kendini çizmiş olan ressama da aşık olur ama hayatın talihsiz yanları hikayeyi kırık bir aşk masalına çevirir.

raif'in hikayesini günlük gibi tuttuğu bir okul defterinden okuyan bir iş arkadaşı sayesinde öğreniriz. insanlar arasındaki iletişimsizliğin birbirimizin hayatlarını ve dahi acılarına ne kadar uzak kalmamıza neden olduğunu gösterir bu kitap bir yanıyla. bir yanıyla da yaşadıklarımızın bizi hayattan el ayak çekmeye kadar götürebileceğini.

madonna'nın hayatını anlatmasa da çok iyi bir romandır.
devamını gör...
sesiz bir insanın içini bilmek çok zordur kimi insanlar içi boş olduğu için konuşmadığını zannederler oysa içlerinin doluluğu bazen onları susmaya zorlar şimdi çoğunuz ne alaka filan diyorsunuz. kitabın ana karakteri raif efendi de bunlardan biri. zaten çekingen ve naif kişiliği de sesiz olmaya oldukça elverişli bunun yanı sıra yaşadığı birtakım olaylar da onun böyle bir hayat sürmesine katkı da bulunmuştur. o kürk mantolu madonna raif efendi'nin hayatına öyle bir dokunmuştur ki artık hayat onun gözünde yalnızca kürk mantolu madonna ile başlamış ve onunla da bitmiştir. şu sözü de bunu destekler niteliktedir :"hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. ikinci defa oynayamam..." nasıl başladı ve nasıl bitti bunu bilen biliyor bilmek isteyen de rahatlıkla okuyabilir.
üstelik sabahattin ali' nin bazı yerlerde bir kadının gözünden dünyayı anlaması ve ifade etmesi oldukça çarpıcı bir detaydı.
devamını gör...
bu kitabı okumadan önce yüzlerce kitap okumuştum yabancı veya yerli fark etmeksizin bana göre dünyanın en iyi kitabıdır 153 sayfaydı sanırım çerezlik bi oturuşta okunur beni çok etkilemişti. aşk romanıdır
devamını gör...
kürk mantolu madonna sabahattin ali'nin en sevdiğim eseridir. şu dünyada herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptır. kürk mantolu madonna'yı ilk önce kütüphanede almıştım okuyup bıraktım ama o kadar beğendim ki daha sonradan kitabı sipariş ettim. kitabın ilk başını okuduğunuzda monoton ilerliyor birkaç sayfa sonra birkaç olayın ilerlemesi ile beraber farklı bir hikaye ortaya çıkıyor. o hikayeyi okurken daha doğrusu o anaları okurken onların anı olduğunu unutuyorsunuz. bir aşk hikayesi ve gerçekten beklenmedik bir kişinin böylesine müthiş bir aşk hikayesini anlatıyor. açıkçası okurken kitabın ortalarından sonra az çok nasıl biteceğini anlamıştım. ama sabahattin ali böyle güzel tasvirmiş öyle güzel betimlemiş ki resmen kitabın sonunda ağladım. yani düşünsenize bir kişiye âşıksınız çok güzel vakit geçiriyorsunuz sonra o kişi bir anda gidiyor siz onun sizi aldattığını zannediyorsunuz sonra hayatınızda başka biri giriyor o kişiyle evleniyorsunuz çocuklarınız oluyor mutlu değilsiniz burası da ayrı bir konu aradan vakit geçiyor ve aldattığını düşündüğünüz o sevgiliniz aslında kendisi gitmek zorunda olduğunu düşündüğü için sizinle vedalaşıyor yani aldatıldığınızı zannederken aldatıyorsunuz. gerçekten çok güzel bir kitap okumanızı şiddetle tavsiye ederim. hâlâ o adama üzülmeli miyim yoksa yaşadıklarının müstehak olduğunu mu düşünmeliyim bilemiyorum.
devamını gör...
zamansız ölümü ile her daim can yakacak olan ve insan ruhunu en az dostoyevski kadar iyi bilen sevgili sabahattin ali romanıdır, askerde yazdığı bilinmektedir. kolu kırılmış gene de yazmaya devam etmiştir.

kitap ilk okunduğunda ağlatır, raif efendi'nin gencecik bir adam iken bir anda yaşlanması, sevmediği kadınla evlenmesi, çocuklarının ve ailesindeki hiç kimsenin onu zerre anlamak istememesi can yakar. adamı sadece inek gibi sağar, aylık gelir olarak görürler, yaşayan bir hazinedir raif efendi.
oldukça sessiz bir gençtir, babası ölmeden almanya'ya gider ve bir sergiye gider, gördüğü otoportreye vurulur. aynı sevmek zamanı filmini anımsatır. o sadece resmini sevmektedir. insanı değil.

daha sonra alman asıllı maria puder ile yakınlık kurarlar. kadın deli dolu bir kadındır, ressamdır. tıpkı raif efendi gibi.
raif efendinin babası ölür ve türkiye'ye döner, bu süre zarfında maria'dan kopar. kadının bilerek koptuğunu zanneder. oysaki öyle değildir. raif efendi aşık olmadığı bir kadınla evlenir, onu zerre anlamayan insanlar ailesi olur. kürk mantolu madonna ile evlenmek, bir ömür yaşamak dururken bunlar olmaz. bu zaten hayatının acısıdır. sevdiğin insandan ayrılmak.

ölüm döşeğindeyken ona evrak getiren kişiye çekmecesinde bir defter olduğunu söyler. onu yok etmesini istiyordu, yanlış hatırlamıyorsam. oysaki o yok etmeden evvel defteri okur. okuduğu defter ise kürk mantolu madonna'nın ta kendisidir. bu tıpkı kurgunun içinde kurgu, aynanın içinde ayna gibidir.

raif efendi, dünyanın en hüzünlü insanının defterini okur, defter budur.
kitabın en hüzünlü bölümü galiba kızını görmesi ve kavuştukları gün ayrılmalarıdır.
çok can alıcıdır. evladından ayrılmak. ihtimalleri düşünmek ve yaşanamayanları bir ömür içinde tutmak, seni kimsenin anlamaması, ailenin raif efendi olduğunu bilmemeleri...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
hala okumayanlar için[ [spoiler]]

raif, 1920'li yıllarda bir batı anadolu kasabasında izafen zengin sayılabilecek bir ailenin tek erkek evladıdır. cinsi manada bir anomalisi olmamakla beraber, ruhen kadınlara has duygusal ve narin bir tabiata sahip olduğundan mütevellit, kasabanın delikanlıları gibi hovardalık veya külhani tavırları yoktur. bu yüzden de arkadaş edinememiş ve kendisini kitapların yüksek dünyasına hapsetmiştir. yaptığı tek sosyal aktivite, teraviden döndükleri zaman kasabanın kızlarını uzaktan dikizlemektir.

milli mücadele başladığında, raif'in babası bizim salak oğlan dağa çıkar da bok yoluna gider diye, raif'i aile mesleği olan basit kimyevi maddelerin istihsali hususunda tahsil amacıyla almanya'ya göndermiştir. raif, bu 20'lerin zengin ve şaşaalı almanya'sının en nadide incisi olan berlin'de lisanını geliştirirken, zanaatle ilgili pek bir şey yapmamış, vaktini daha ziyade sanatsal faaliyetleri takiple geçirmiştir.

yine bir gün bir resim sergisinde çeşitli tablolar arasında gezinirken, maria puder adındaki şöhretsiz bir ressamın oto portresine denk gelmiş ve bu resimden heyecan duymuştur. muhtemelen tabloda kendi annesine duyduğu, cinsellikle karışık perestiş duygusu canlanıyordu. sürekli sergiye gelip, kendi resminin başında sapık gibi dikilerek tarassut etmesinden bıkan amatör ressam maria, bir gün raif'e kendisini takdim eder. aslında maria puder ablamız sado mazo eğilimleri olan, kitabı önce baştan sona sonra da tersten yüzüne okumuş bir genç hanımdır. ancak erkeklerin tek derdinin ne olduğuna dair tecrübeyi en zor yoldan elde eden hanım ablamız, oyunu kurallarına göre oynamak suretiyle sahte bir alaycılık ve umursamazlık tavrı geliştirmiştir. bu da 1920'lerin batı'daki özgür kadın imajına uygundur.

esasen maria puder, raif'teki çocuksuluğu sevmiş, ona anaç bir duyguyla yaklaşmıştır. nitekim bakir olduğu 5 deniz milinden anlaşılan raif'e bir kere vermiş, sonra da onu başından savmıştır. ancak olaylar öyle getirmiştir ki raif ile maria tekrar müteaddit şekillerde bir araya gelmiş ve kader onları bağlamıştır. yine de içten içe maria, raif'ten bir halt olmayacağını bilmektedir.

durum bu hal üzere giderken, raif'e memleketten babasının öldüğüne dair bir telgraf gelir ve işlerin başına geçmesi istenir. raif, maria'ya en kısa sürede işleri yoluna koyup geri döneceğim, seni tezek kokulu kasabamızın gelini yapacağım demiştir. maria, bu sözlere forrest gump'ı dinleyen jenny gibi peki demiş ve deli eğlemiştir. nitekim raif sözünü tutamamış ve geri dönmemiş, raif henüz oradayken, rahatsızlanan maria bir süre sonra ölmüştür.

yıllar sonra ankara'da orta karar bir şirkette mütercimlik yapıp, ömür tüketen raif, almanya'dan tanıdığı bir kadını görür. kadın, yanındaki çocuğun maria puder'in kızı olduğu, maria'nın öldüğü, tek bildiğinin çocuğun babasının kimliği belirsiz bir türk olduğunu söyler. raif, kıza mel mel bakar ve piçine bile sahip çıkamaz. o andan sonra acınası hayatını çalıştığı şirketin patronundan zılgıt yemek ve evde bakmakla yükümlü olduğu moron çocukları, sığıntı baldızları ve kayınbiraderlerinin boğazına yetişmekle tüketecektir. bu onun lanetidir.

kıssadan hisse. ''karaktersiz bir beta erkek olursanız, doğru kadın bile sizi kurtaramaz. ''
[[/spoiler]]
devamını gör...
sabahattin ali eseri.

kitabını okudum. tiyatrosuna gittim. en cok bana soracaksınız:)
sevdigimiz saydıgımız bir eserdir.

raif efendi sıradan evliligi, sıradan memurlugu gorunurde cok sıradan bir adamdır. ama kalbinde gecmisten cok buyuk askı, cok buyuk hikayeyi, maria puder i saklamaktadır:

aklımda kaldıgı kadarıyla en sevdigim alıntıları bırakıyorum kitaptan:


-raif efendi: berlin de yalnız mısınız?
-maria puder: ben hep yalnızım.. cocuklugumdan beri.. kopek gibi yalnız.
**
insanlar bu kadar komplike ruhlarken ederlerini bes dakikada nasıl veriyorduk, sasip kalıyordu.
**
-maria puder: simdi gidiyorum. ama ne zaman cagırırsan gelirim. nereye cagırırsan gelirim.
devamını gör...
100.
raif; berlin’ de bir resim galerisinde kürk mantolu bir kadın portresi görür ve ruhunda derin bir tutku belirir. sürekli her gün o tabloyu görmeye gider ve sonunda portrenin modeli ve ressamının aynı kişi olduğunu öğrenir. aralarında ki tüm farklılıklara rağmen başlayan aşk; raif’ in memleketine dönmesi üzerine yıllarca süren bir yalnızlığa evrilir. ölmek üzereyken iş arkadaşına bıraktığı kara kaplı defterde; anılarını, aşkını ve pişmanlıklarını yazar.

harikulade bir kadını böyle büyük bir aşkla severken bırakmak zorunda kalan ve öldüğü ana kadar bunun üzüntüsü ile hayatını heba eden, pısırık ve korkak ama bir o kadar da derin bir aşkın sahibi raif efendinin hayat hikayesi; beni hem çok kızdırmış hem de ya öbür türlüsü olsaydı nasıl güzel olurduyu düşündürmüştür.

okurken de çok beğendiğim iki alıntıyı aşağıya bırakıyorum.


“kendisinden dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum.”

“dünyada bana hiçbir şey, tabiatten melük bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir.”
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kürk mantolu madonna" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim