61.
” fakat, allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım, böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım?
yok.
peki albayım. ben de susarım o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: “nasıl?” , kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım.
kelimeler..kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
yok.
peki albayım. ben de susarım o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: “nasıl?” , kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım.
kelimeler..kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
devamını gör...
62.
"ilk yalanı söyledikten sonra bir daha konuşmamalı insan." sözünün sahibi nadide yazarımızdır.
devamını gör...
63.
size tutunamayanlardan en sevdiğim göstereceğim:
ülkemiz, bazı yanlarından denizlerle, bazı yanlarından da başka ülkelerle çevrili; genellikle dört köşe, özellikle çok köşe bir kara parçasıdır. denizlerin olmadığı yerlerde ülkemiz, noktalı çizgilerle sınırlanmıştır.» «hani, haritalardaki gibi, değil mi?» «sözümü kesme. evet, haritalardaki gibi. ülkemiz, bir haritaya benzer.» «kesikli, yani noktalı çizgiler neye benzer, hikmet amca?» «sözümü kesme dedim. noktalı çizgiler bir şeye benzemez. noktalı çizgiler, sınır olarak, sınırlarımızda bulunur. bütün sınırlar boyunca uzun binalar, çizgileri; noktalar da, bunların arasına yerleştirilmiş bulunan gözetleme kulelerini gösterir. bunlar, üstten bakılınca, haritalara benzer. uzun binaların ve kulelerin damları kırmızı olduğu için, sınırlar, haritalarda kırmızı çizgilerle gösterilir. biz, bu sınırların içinde kalırız. bundan başka, ülkemizin dört bir yanı, köylülerle çevrilidir. köylülerle çevrili ülkemizde birçok ürün yetişir. çeşitli iklimlerin kaynaştığı ülkemizin akdeniz bölgesinde maki denilen kısa boylu, tıknazca fundalıklar yetişir. sulak bölgelerde ormanlar yetişir, pirinç yetişir. ayrıca, bir de güneşi olan bölgelerde meyva yetişir. ülkemizde, eski çağlardan beri birçok medeniyet yetişmiştir; ülkemiz, birbirine benzemeyen birçok medeniyetin beşiği olmuştur. bu beşikte birçok medeniyet sallanmıştır, birçok medeniyeti uyutmuşuzdur. en son kurulan medeniyet ekmek medeniyetidir. bu medeniyetin sürekli oluşunu sağlamak için, ülkemizin birçok yerinde, buğday yetişir. fakat, ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. köylü, bütün iklimlerde yetişir. köylünün yetişmesi için, çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. köylü bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir, kurak iklimde yetişir, ovada yetişir, sulak iklimde yetişir. çabuk büyür, erken meyva verir. kendi kendine yetişir, kendi kendine meyva verir. biz köylüleri çok severiz. şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız. satırbaşı. ülkemizde dağ vardır, ova vardır, akarsu vardır, tepe vardır, içi taranmış çokgenlerle gösterilen şehirler vardır, girintili çıkıntılı kıyılar vardır, çakıl parçalarına ve kuşlara benzeyen göller vardır, ağzını açmış sivri burunlu ve kuyruklu bir kurbağaya benzeyen bir iç denizimiz vardır, yeşil düzlükler ve kahverengi yükseltiler vardır. bu görünüşüyle ülkemiz, ilk bakışta, başka ülkelere benzer. bu bakış, kuş bakışıdır. ilkbaharda ülkemiz yeşillenir; sonbaharda, eski bir harita gibi sararır, solar. satırbaşı. ülkemizde tarım ürünleri yetişir. kuru üzüm ve incir yetişir. önce ıslak yemişler yetişir. onları, güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. ingiltere ye göndeririz, onlar da bize gerçek gönderirler. gerçek tohumları gönderirler. biz, o gerçeklerden, kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız. son yıllarda, kuru üzüm ve incirin yanı sıra, köylü de göndermeğe başlamışızdır. bu köylüleri, önce şehirlerde biraz yetiştiririz; tam olgunlaşmadan (yolda bozulmasınlar diye)başka ülkelere göndeririz. onlar da bize döviz gönderirler. halk müziği göndeririz; şoför plağı gönderirler, aranjman gönderirler. azgelişmişülke göndeririz; yardım gönderirler. zelzele, toprak kayması, sel felaketi haberleri göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. asker göndeririz; teşekkür gönderirler. binzorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz; dışülkelerdeçalışanyabancılaristatistiği gönderirler. gerçekinsanlarımızı göndeririz; bizeordanmektup gönderirler.
ülkemiz, bazı yanlarından denizlerle, bazı yanlarından da başka ülkelerle çevrili; genellikle dört köşe, özellikle çok köşe bir kara parçasıdır. denizlerin olmadığı yerlerde ülkemiz, noktalı çizgilerle sınırlanmıştır.» «hani, haritalardaki gibi, değil mi?» «sözümü kesme. evet, haritalardaki gibi. ülkemiz, bir haritaya benzer.» «kesikli, yani noktalı çizgiler neye benzer, hikmet amca?» «sözümü kesme dedim. noktalı çizgiler bir şeye benzemez. noktalı çizgiler, sınır olarak, sınırlarımızda bulunur. bütün sınırlar boyunca uzun binalar, çizgileri; noktalar da, bunların arasına yerleştirilmiş bulunan gözetleme kulelerini gösterir. bunlar, üstten bakılınca, haritalara benzer. uzun binaların ve kulelerin damları kırmızı olduğu için, sınırlar, haritalarda kırmızı çizgilerle gösterilir. biz, bu sınırların içinde kalırız. bundan başka, ülkemizin dört bir yanı, köylülerle çevrilidir. köylülerle çevrili ülkemizde birçok ürün yetişir. çeşitli iklimlerin kaynaştığı ülkemizin akdeniz bölgesinde maki denilen kısa boylu, tıknazca fundalıklar yetişir. sulak bölgelerde ormanlar yetişir, pirinç yetişir. ayrıca, bir de güneşi olan bölgelerde meyva yetişir. ülkemizde, eski çağlardan beri birçok medeniyet yetişmiştir; ülkemiz, birbirine benzemeyen birçok medeniyetin beşiği olmuştur. bu beşikte birçok medeniyet sallanmıştır, birçok medeniyeti uyutmuşuzdur. en son kurulan medeniyet ekmek medeniyetidir. bu medeniyetin sürekli oluşunu sağlamak için, ülkemizin birçok yerinde, buğday yetişir. fakat, ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. köylü, bütün iklimlerde yetişir. köylünün yetişmesi için, çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. köylü bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir, kurak iklimde yetişir, ovada yetişir, sulak iklimde yetişir. çabuk büyür, erken meyva verir. kendi kendine yetişir, kendi kendine meyva verir. biz köylüleri çok severiz. şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız. satırbaşı. ülkemizde dağ vardır, ova vardır, akarsu vardır, tepe vardır, içi taranmış çokgenlerle gösterilen şehirler vardır, girintili çıkıntılı kıyılar vardır, çakıl parçalarına ve kuşlara benzeyen göller vardır, ağzını açmış sivri burunlu ve kuyruklu bir kurbağaya benzeyen bir iç denizimiz vardır, yeşil düzlükler ve kahverengi yükseltiler vardır. bu görünüşüyle ülkemiz, ilk bakışta, başka ülkelere benzer. bu bakış, kuş bakışıdır. ilkbaharda ülkemiz yeşillenir; sonbaharda, eski bir harita gibi sararır, solar. satırbaşı. ülkemizde tarım ürünleri yetişir. kuru üzüm ve incir yetişir. önce ıslak yemişler yetişir. onları, güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. ingiltere ye göndeririz, onlar da bize gerçek gönderirler. gerçek tohumları gönderirler. biz, o gerçeklerden, kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız. son yıllarda, kuru üzüm ve incirin yanı sıra, köylü de göndermeğe başlamışızdır. bu köylüleri, önce şehirlerde biraz yetiştiririz; tam olgunlaşmadan (yolda bozulmasınlar diye)başka ülkelere göndeririz. onlar da bize döviz gönderirler. halk müziği göndeririz; şoför plağı gönderirler, aranjman gönderirler. azgelişmişülke göndeririz; yardım gönderirler. zelzele, toprak kayması, sel felaketi haberleri göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. asker göndeririz; teşekkür gönderirler. binzorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz; dışülkelerdeçalışanyabancılaristatistiği gönderirler. gerçekinsanlarımızı göndeririz; bizeordanmektup gönderirler.
devamını gör...
64.
"artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum: daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. bir roman kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini."
-tehlikeli oyunlar
-tehlikeli oyunlar
devamını gör...
65.
daha çok tutunamayanlar kitabı ile gündeme gelse de korkuyu beklerken , tehlikeli oyunlar kitapları da gayet güzel olan çağını aşmış bir yazardır. daha çok toplumsal gerçeklere ve meselelere önem veren bir yazardır. lakin tutunamayanlar kitabında bireysel çözümlemeleri göze çarpmaktadır.
devamını gör...
66.
oguz atay inda dediği gibi
konuşmamak ne iyi bir bilsen insan elbette konuşmak istiyor dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor insan kendine ihanet ediyor. kendinden nefret ediyor...
konuşmamak ne iyi bir bilsen insan elbette konuşmak istiyor dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor insan kendine ihanet ediyor. kendinden nefret ediyor...
devamını gör...
67.
bazılarımız şiirlere tutunuyor, bazılarımız şarkılara… bazılarımız filmlere tutunuyor, bazılarımız kitaplara… sanırım artık insan, tutunamıyor insana… (bkz: tutunamayanlar)
devamını gör...
68.
sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi.
|korkuyu beklerken.
|korkuyu beklerken.
devamını gör...
69.
'olric' karakteri bir zamanlar sosyal medyada popüler oldığunda 'tutunamayanlar' kitabında geçtiğini öğrenip okumaya karar verip bir türlü başlayamadığım yazar
devamını gör...
70.
bu başlığı okuduktan sonra bende bir tuhaflık olduğu kanaatine vardım. yıllar önce büyük bir beklentiyle aldığın tutunamayanlar kitabını yarım bırakmıştım ki hayatımda çok nadirdir yarım kitaplar. sanırım bir defa daha başlasam iyi olacak.
devamını gör...
71.
devamını gör...
72.
*** neden sadece bir hayal ürünüsün olric. siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.
*** elimde değil olric! ne efendimiz. elleri olric elleri.
*** elimde değil olric! ne efendimiz. elleri olric elleri.
devamını gör...
73.
"neden bana yaşamasını öğretmediler?
beni kötü yetiştirdiler. annem de babam da bana gerekli eğitimi vermediler. yaşamak için demek istiyorum. bana yaşamasını öğretmediler. daha doğrusu bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. yaşarken öğrenileceğini öğretmediler. ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. insan kendi bulurmuş doğru yolu. ben bulamadım. bana başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. "
beni kötü yetiştirdiler. annem de babam da bana gerekli eğitimi vermediler. yaşamak için demek istiyorum. bana yaşamasını öğretmediler. daha doğrusu bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. yaşarken öğrenileceğini öğretmediler. ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. insan kendi bulurmuş doğru yolu. ben bulamadım. bana başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. "
devamını gör...
74.
ne zaman yeni bir ortama girsem, biraz entelektüel bir sohbete imkan varsa andığım; türk edebiyatının en güzel örneklerinden bir kaç romanı kaleme almış yazar.
ben (bkz: tutunamayanlar) değilde en çok (bkz: tehlikeli oyunlar) isimli eserine tutkunumdur birde onun yolundan giden (bkz: hakan günday) gibi yazarlara.
ben (bkz: tutunamayanlar) değilde en çok (bkz: tehlikeli oyunlar) isimli eserine tutkunumdur birde onun yolundan giden (bkz: hakan günday) gibi yazarlara.
devamını gör...
75.
derin bir insan ve çok büyük bir kayıp ,onunla tanışmayı ve sohbet etmeyi o kadar çok isterdim ki ,zaman çok önemli,onun zamanı ve benim zamanım uyumsuzdu...
devamını gör...
76.
"bana boş boş oturup duvar izlettiren herkese kırgınım."
oğuz’cum atay yazmasaydı ben yazardım bu cümleyi.
oğuz’cum atay yazmasaydı ben yazardım bu cümleyi.
devamını gör...
77.
aşığım sana oğuz atay!
seninle sohbet edebilmek için nelerimi vermezdim ki..
seninle sohbet edebilmek için nelerimi vermezdim ki..
devamını gör...
78.
- biliyor musun olric, benim bir çok dostum var.
~ görüyorum efendimiz, hepsinin sırtınızda izleri var...
~ görüyorum efendimiz, hepsinin sırtınızda izleri var...
devamını gör...
79.
kentli arabesk tutunamayanlar edebiyatını başlatan adamdır. bu arabesk tarz biraz daha okumuş, şehirli küçük burjuvalara hitap etmektedir. kendine güvenmeme, yıkılmışlık, şanssızlık, işlerin sürekli ters gideceği algısı, kendini zayıf görme ve kendinden nefret, hayatın sillesini yemiş olmak duygusu, herkesin kendine karşı olduğunu düşünme, kötümserlik, depresif eğilimler bu edebiyat tarzının temel özelliklerindedir. bu edebiyat akımına genelde bu ruh haline kendiliğinden meyli olanlar yöneldiği gibi, aslında bu ruh halinden kurtulup kendine güven geliştirebilecek, hayata daha olumlu bakabilecek, enerji, inisiyatif, cesaret dolu bir karakter geliştirebilecek kişiler de savrulup bu batağa düşmektedirler. son zamanlarda bu edebiyat tarzına olan ilginin gittikçe arttığını görüyorum. sanırım şehir yaşamının ve ülkenin içinde bulunduğu durumun da bunda bir etkisi var. kendini güçsüz hissetme, yenilmişlik, elden bir şey gelmezlik gibi ruh halleri, bazı sosyal-ekonomik-politik etkiler ile türkiye'de artıyor gibi. mesela ali lidar falan gibi yeni nesil tüm edebiyatçılar, kapak sayfaları çizim ile çizilen kişiyi sempatik (ve dolayısı ile tutunamayan) göstermeye uğraşan ot, bok, püsür gibi dergiler hep bu tutunamayan arabesk kökenden. bu batağa düşmüş insanlara tavsiyem buradan derhal kurtulmaları. nietzsche ve ilyada okuyarak kendilerini tedavi etmeye çalışabilirler, yoksa sürekli olarak bu akımın etkisi halinde kalmak bahsettiğim duygu durumunu güçlendiriyor; bu da zamanla insanın tüm yaşam enerjisini emebilecek bir noktaya doğru gidiyor.
devamını gör...
80.
seviyorum eserlerini ama toplum her şeyin suyunu çıkardığı gibi bunun da suyunu çıkardı. etraf oğuz atayın ismini ve kitaplarını bilen ama bir kez açıp okumamış olanlarla dolu. böyle zara gibi bir şey oldu bu, moda. abarttılar.
devamını gör...