yandaki koltukta bizim bızdıkla oyun oynadığı için bu başlığı pas geçiyorum.
şanslı mıyım ? master degree..
devamını gör...
başka bir evrende ve zamanda ise demek...
şaka maka nasiptir.*
vermeyince mabud neylesin mahmut...

not: ruh eşi diye bir şey var, bulan bilir.
o gemi’dir.
o ne sevinçtir.
devamını gör...
zeus'un laneti bizi bulmuş olabilir ruh eşimizden önce. yani dünyanın bir ucunda biz diğer ucunda ruh eşimiz. zor bir süreç. bulmak en çok da bulduğunu sanmak. anlayamamak ve kapanış.
devamını gör...
devamını gör...
ruhsuzlaştığımız için olabilir. hepimiz bedenimizin kölesi olmuş durumdayız.
devamını gör...
ruhların eşi yoktur, yapabileceklerinin ölçüsü sevgilidir.
devamını gör...
eski bir kaynağa göre yaratıcı önce insanları çift yaratmış sonra da güçlerinden korkup ikisini dünyanın iki ucuna düşecek şekilde ayırmış. buna da ruh eşi denmiş. en azından bilinen bu.. bana kalırsa ;günümüzde "yaşında geldi, yalnızlık allaha mahsus, hayatında biri var mı bıdı bıdı" sözlerinden yaradana sığındım mantığıyla 'ben ruh eşimi bekliyorum' tatavasıdır.
devamını gör...
tuz ruhu neyine yetmiyor
devamını gör...
ruh eşimde benim gibi üşengeçse asla karşılaşamayacağız .
devamını gör...
tam buldum diyorum; diyor ki "foto atsana, boydan gönder" diyorum ki hass... bu yüzden bıraktım aşkı meşki.
devamını gör...
ruh eşinizi bulamadıysanız ruhunuzu annenize teslim edin, o bulur.
devamını gör...
benim ki yüzde doksan saçma sapan şeylerin peşindedir o yüzden karşılaşamıyoruz.
edit: eee ben de saçma sapan şeylerin peşindeyim , aa buluşabiliriz.
devamını gör...
her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. ayrıca ruh eşi dedektörü tahmini ne zaman düşer piyasaya acaba.
devamını gör...
yusuf abinin aylak adamda anlattığı gibidir benim gözümde ruh eşi muhabbeti.

yarımsındır, yarım olduğunu bilirsin. yarın olduğunu da bilirsin, hissedersin. içten içe beklersin, hatta bazen harekete bile geçersin.
bulmak istersin. ama kimseye söylemezsin, belki kendine bile.
çünkü iyi bilirsin, anlamazlar.

“sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı.”
devamını gör...
belki de kendi ruhunu tanıyamamak.
devamını gör...
ruh eşim olduğunu düşünmüyorum. tanrı benim gibi bir manyak daha yaratıp başına bela etmek istememiştir.
devamını gör...
kaybolmuştur salak. ya da sakarlıktan ölmüştür.
devamını gör...
paralel evrende bulmuşumdur inş bu evrende umudum kalmadı.
devamını gör...
ruh eşimin olabilmesi için önce bir ruh edinmeliyim
devamını gör...
sosyalleşme şartlarının ve beğeni alışkanlıklarının değiştiği bir dönemde, geriye dönük özlemin özetidir. şimdi ne demek ve nereye varmak istediğimizi açıklayalım. başlıyoruz.

söz gelimi fonda güzel bir aşk şarkısı çalarken, sıcak bir fransız aşk filminden kesitler izleriz. (bkz: bilinmeyen saat uygulaması) ve hemen içimizde bir aşka olan özlem depreşir. beynimizde bir arzunun uyanması, akabinde bir sorgulamayı getirir: "ben nerede hata yaptım ki böyle bir aşkın hikayesini yazamadım" dersiniz. yahut "neden yaşamım böyle güzel bir aşkın renginden mahrum kaldı" diyerek. nedenli, nasıllı soruların bir cevabını buluruz. yanlış zamanda doğru insan, doğru zamanda yanlış insan gelmiştir. sonra da özneyi sorgulamayı başlarız. kendimize bakarız ve aşkı hak ettiğimizi düşünürüz. bayağı sevilecek adamızdır (bkz: bayağı da güzel adammış bu bizim damat yav) o halde karşı tarafın sorgulaması gerekmektedir. o da vardır, gözleri yeşildir ya da esmerdir ama bulunamamıştır. bir türlü o tesadüf gerçekleşmemiş, kısmet olmamıştır. soruların cevabını buluruz, öyle bir kadın vardır bir yerlerde ve onunla hayatlarımız kesişmemiştir. çaresizliğimizin tezahür ettiği o sonuç cümlesine ulaşırız: "ruh eşimi bulamadım."

"ruh eşi diye bir şey yok. kendinizi dev aynasında görmeyi bırakarak, kriterlerinizi daraltarak bulacaksınız onu" gibi bir tepki gereksizdir. sanki adam romeo gibi hissediyor ve juliette'i arıyormuş gibi "sen kimsin ki ruh eşini arıyorsun" şeklinde üstenci bir üslupla yaklaşmak da şerefsizliktir. insanlar "ruh eşi" kavramını, uyum sağlayacağı bir insan olarak tanımlıyorlar. sanıldığı kadar mükemmelliyetçilik yok ortada. zaten mükemmelliyetçi insan, kendini yükseklerde gören insan "ruh eşimi bulamıyorum, aramayı bıraktım" gibi aciz bir cümle kurmaz. biz bizeyiz. neticede oturup sevdiğimiz kadınla beraber kuru fasülye yerken "hastir ya, turşu almayı unuttuk iyi mi" diyeceğiz. bizim aradığımız ruh eşi, "bu şampanya bir zamanlar kraliçe victoria tarafından içiliyormuş, biliyor muydun ?" sorusuna "ya evet, bir keresinde de prens charles ile önemli bir yemekte içmişlerdi" cevabının verilmesi değil. "doğru ya onu unuttuk ama dur ben yoğurt koyayım o da bir şeydir" diyen bir ruh eşi. buradan çiğ bir romantiklik yaptığımız anlaşılmasın. burada şuna açıklık getirmek istiyoruz: ruh eşini arayan, bulamadığı için sitem eden insanların alt sınıfa ait insanlar da olabileceği, mükemmel bir uyumu onların da hak edeceği ve bulamadıkları için de sitem edebilecekleridir.

tabii sosyal medyanın ısrarla önümüze koyduğu "aşk yaşamak, güzel ve romantik anlar yaşamak için güzel veya yakışıklı olmalısın" zırvalığından dolayı bu algıya teslim oluyoruz. evet sayın seyirciler, üç gündür odasından çıkmamış, saçı başı dağınık, parasızlık çeken sıradan bir genç de aşkı ister, kendince de onu hak eder. bu ayrımı yapmış olduğumuza seviniyorum çünkü bu çirkinlikten sıkıldım ben. gayet sıradan iki insan, bütçeleri nispetinde bir organizasyonla, sevdiği kadınla berabet boğazda yemek yiyebilir. iki kadeh içki içebilirler. bu algı boktanlığı yüzünden, birilerinin birilerine neyi hak ettiklerini dayatmaya çalışmadı yüzünden, alt orta sınıftan insanlar aşklarını yaşayamıyor. önce bu daly.akların istediği seviyeye gelmek gerektiğini, sonra aşk yaşamak gerektiğini düşünüyor. bu yüzden en güzel günler, gençlik türlü pespayeliklerle geçip gidiyor. en fazla avm'de dolaşmak, sinemaya gitmek ve yemek yemekle ya da sahilde çay içip oturmakla sınırlandırıyorlar kendilerini. halbuki boğaz manzaralı bir mekanda yemek yiyip iki kadeh içmenin maliyeti iki yüz lira daha fazladır. bu farkı kapatacak şartları oluşturabilirken oluşturmaz. hak etmediğini düşünür çünkü. o kadar değildir. işte, nice çiftin hayatını vasatlığa, monotonluğa gömen bu algıyı yerin dibine sokmak vazifemiz olmalıdır. bu aydan üç yüz lira artırıp, gelecek ay sevdiğimiz kadınla güzel bir akşam geçirmeliyiz. evet, kapitalizmi sorgulamayı bırakmalı, devrimciliği bir kenara bırakmalı ve sevdiğimiz kadının gözlerine bakarak, denizin dibinde güzel bir gece geçirmeliyiz.

konu çok saptı, konumuza dönelim. bir defa bugünün dünyası, o çok seçenekli dönem, bizi yalnızlaştırdı. insanların artık tek bir alternatifleri yok. etkileşim çağı, bize her kriterimiz için bir seçenek sunmaya başladı. sözgelimi fiziksel olarak sarı saçlı mavi gözlü birinden hoşlanan birinin, ikinci fiziksel isteğini karşılayan uzun boylu biriyle etkileşime girmesi kafa karışıklığına sebep oluyor. üzerine, nazik olmak, beyefendi olmak gibi karaktetistik istekler de işin içine girince çeşitlilik daha da artıyor. tüm bunlar, bir insanda karar kılmayı zorlaştırıyor. çok seçenek hiç seçenek oluyor bir anda. insanların derinlerine inmek istemiyoruz. fiziksel özelliklerden karaktere sıra bir türlü gelmiyor çünkü kimsenin karakteri alnında yazmıyor. ilacımızın gayet sıradan görünen bir insanda olabileceğini düşünemiyoruz. bir insan, bedeniyle, ruhuyla bir bütündür ve bizi her şeyiyle kuşatır.

sonra bu çok çeşitlilikle, etkileşim aygıtlarının çoğalmasıyla iletişim ve odaklanma sorunları yaşamaya başladık. sözgelimi biriyle iletişim kurduğunuzda, bir süre sonra sizden kopup farklı bir yaklaşım getirdiğini görüyorsunuz. biriyle flörtleşirken, yarın buz gibi davranan insanlar türedi. bu, hem güvensizliğe hem de özgüvensizliğe sebep oldu. "kendi kendime mi gelin güvey oluyorum" düşünceleri oluşmaya başladı. belli başlı fiziksel standarttaki insanlar çok talep görmeye başladılar. onlarla iletişim kurmak isteyen karşı cins sayısı artınca, belli bir bölgede, belli insanlar çevresinde kümelenmeler oluştu. birçokları dışarda kaldılar. dışarıda kalanlar da bu hareketlenmenin bir yerinde konumlanamama sancısı çektiler ve yalnızlaştılar. zincirleme giden süreç bugünün gençliğini sosyal yaşamdan kopardı, yalnız ve depresif bir hale soktu.

işte "ruh eşimi aramayı bıraktım" diyen insan bu sosyal yaşamın dışında kalmış ya da bırakılmış insandır. birileri yaşam kavgası verirken, doğuştan torpilli olanlar sosyal yaşamı şekillendirdi; maddiyat ve popülerite odaklı bir yaklaşım geliştirdiler. insanlar bugünün dünyasının nimetlerine erişmek için çalışırken, birileri ailelerinin doğru yatırımları üzerine partilediler. çevrelerini genişlettiler. o dalga, yeni yeni filizlenen gençlik için bir cazibe merkezi oldu. onlar da bu dalgaya doğru koşmaya başladılar. neticede daha önce de söylediğimiz gibi belli bir yerde kümelenmeye başlandı.

yine de zaman, herkese yolu gösterecek. bir şekilde sular durulacak. lakin geçen zaman, geçen gençlik, geçen bir enerji var. en güzel sevilecek zamanlarda sevemiyor, en hakiki aşk acılarını yaşayabileceğimiz zamanlarda yaşayamıyoruz. hissizleşiyor, parçalanıyoruz. ruh eşimiz var, onu tanıyamıyoruz.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"ruh eşini bulamamak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim