21.
kişiyi , farklı özel hissettiren mutluluk sebebi.
piyangodan zengin olmak isteyen önce bir bilet almalı değil mi?
insan bazen şansını kendi yaratır da fark edemez.
piyangodan zengin olmak isteyen önce bir bilet almalı değil mi?
insan bazen şansını kendi yaratır da fark edemez.
devamını gör...
22.
şu aralar kapıma bekliyorum.
devamını gör...
23.
sanıldığının aksine çok paraya sahip olmak, mükemmel bir ailede doğmak, en doğru eşi bulmak, iyi bir işe sahip olmak değildir.
bunlara sahip olup, sürekli bunlardaki eksiği arayan, içinde mutluluk kırıntısı olmayan insanlar dayanılmaz bir azapta olurlar sürekli; olanı değil de olmayanı görürler.
ama bazı insanlar var ki, ufacık şeylerin içindeki mutluluğu söker alır.
işte şans budur. şans bir insanın mutlu olabilme eşiğinin minimumda olmasıdır.
bunlara sahip olup, sürekli bunlardaki eksiği arayan, içinde mutluluk kırıntısı olmayan insanlar dayanılmaz bir azapta olurlar sürekli; olanı değil de olmayanı görürler.
ama bazı insanlar var ki, ufacık şeylerin içindeki mutluluğu söker alır.
işte şans budur. şans bir insanın mutlu olabilme eşiğinin minimumda olmasıdır.
devamını gör...
24.
şans, başımıza gelen kötü veya iyi olayları hesaplayamadığımız değişkenlere, çevre faktörlerine bağlamaya verilen addır. hesaplayamadığımız çok fazla parametre, değişken olduğu için başımıza beklenmedik bir şey geldiğinde buna şans deriz. oysa şans diye bir şey yoktur. en azından makro dünyada - ki bence mikro dünyada da böyle. sadece biz daha bulamadık. - her şey deterministiktir.
hemen bir örnek verelim: 6 yüzlü bir zar attınız ve 6 geldi. böyle bir durumda 6 geldiği için şanslı olduğunuzu düşünürsünüz oysa alakası yok. tüm değişkenleri bilseydeniz o zarın 6 geleceğini hesaplayabilecektiniz. o zarın 6 geleceği zaten belliydi zaten sadece bunu siz hesaplayamıyordunuz.
hemen bir örnek verelim: 6 yüzlü bir zar attınız ve 6 geldi. böyle bir durumda 6 geldiği için şanslı olduğunuzu düşünürsünüz oysa alakası yok. tüm değişkenleri bilseydeniz o zarın 6 geleceğini hesaplayabilecektiniz. o zarın 6 geleceği zaten belliydi zaten sadece bunu siz hesaplayamıyordunuz.
devamını gör...
25.
kaç şansı kalır bütün şansını harcamış bir insanın?
hiç mi? umut öyle demiyor inanın.
hiç mi? umut öyle demiyor inanın.
devamını gör...
26.
sahip olamadıklarımız ve başkalarının sahip oldukları şey üzerinden yorum yaptığımız bir şey.
(bkz: la fille sur le pont)
(bkz: la fille sur le pont)
devamını gör...
27.
bütün şanslarını kötüye kullanmış birinin hayat bana şans vermiyor diye hayıflanması, insanın düşeceği en zavallı haldir. bu, artık akıl tutulmasını geçmiştir, bu ruhun da tutulmasıdır.
devamını gör...
28.
dogru konjekturde sevdigim insanlara sans getirenimdir;)
hayatin harika oldugunun anlasildigi anlar:
sevdigim adami alip evimize getirmisimdir.
ıhih.
hayatin harika oldugunun anlasildigi anlar:
sevdigim adami alip evimize getirmisimdir.
ıhih.
devamını gör...
29.
30.
insanları kandırıp kendi istedikleri kalıba sokmak isteyenlerin var olmadığına inandığı şey. ben diyorum ki her şey bir yana şans bir yana. şans diğer tüm parametrelerden ağır basıyor bazen.
devamını gör...
31.

"uğur / uğursuzluk" (görsel: r. özcan - 2009)
bazen “şans” dediğimiz şey, yalnızca o anın ışığında parladığı için bize doğruymuş gibi gelir. tıpkı uğur böceğinin kırmızısının ilk bakışta umut vermesi gibi ama altında bir yansıma vardır ve o yansıma, görünenle gerçeğin her zaman aynı şey olmadığını sessizce hatırlatır. kolay açılan kapıyı “kısmet” sanırız, hızlı ilerleyen süreci çoğunlukla “hayırlı” diye etiketleriz. oysa seneca’nın da söylediği gibi: “şans, hazırlıkla fırsatın buluştuğu yerdir.” yani şans çoğu zaman gökten düşen bir hediye değil; insanın emekle, sabırla ve doğru zamanlamayla ördüğü bir zemindir.
işin zor tarafı şu: bize iyi gelen her sonuç, iyi bir yola işaret etmediği gibi kısa vadede bizi rahatlatan bir karar, uzun vadede içimizi daraltan bir rotaya dönüşebilir. benzer şekilde, insan “kazanıyorum” diye sevindiği anda, aslında değerlerinden ufak ufak vazgeçtiğini fark etmeyebilir bile. bu yüzden bazen şans; tam da bizi cezbeden, hızlandıran ve dikkatimizi dağıtan bir rüzgara dönüşüverir. o rüzgar bizi hızlıca ileri taşır ama nereye gittiğimizi arada bir durup sorgulamazsak kendimizi bambaşka bir yerde bulabiliriz.
diğer yandan “şanssızlık” diye iç geçirdiğimiz gecikmeler de vardır ki bunlar da aslında görünmez birer korumadır. kaçırılan otobüs, iptal olan görüşme, bozulup duran plan… o an moral bozar, gurur kırar, hevesi söndürür ve insan içinden “neden bunlar hep beni buluyor?” diye isyan eder. ama sonra bir gün, o gecikmenin seni daha büyük bir yanlıştan geri çektiğini anlayıverirsin. yani bazı durumlar, anlamını olayın başında ya da ortasında değil, olayın sonrasında bulur.
özetle; şans ile şanssızlık arasındaki çizgi, çoğu zaman olayda değil bizim ona yüklediğimiz anlamdadır. bugün “kayıp” dediğin şey yarın yönünü netleştirir; bugün “engel” dediğin şey yarın sınırını korur. asıl mesele, dışarıdaki ihtimallerin çokluğu değil, içimizdeki duruşun sağlamlığıdır. nitekim charles r. swindoll’un da dediği gibi: “hayat, %10 başına gelenler, %90 onlara verdiğin tepkidir.”
yani bazen kaderi değiştiremeyiz ama anlamı değiştirebiliriz; o anlam değişince “şans” sandığımız şeyin rengi de değişiverir.
devamını gör...
