#ödüllü filmler
yayınlandığı dönemde gelmiş geçmiş en çok izlenen film olma başarısını gösteren kült film.
batışından yıllar sonra titanic'in enkazı içerisinde denizaltı araması yaparken aradığı okyanusun kalbi isimli kolyenin sahibinin hala yaşadığını öğrenir ve bilgi alabilmek için onu araştırma gemisine getirir. kolyenin yerini öğrenmek amacıyla başlayan sohbet, deniz altına gömülenin aslında büyük bir aşk hikayesi olduğunu gözler önüne serer. jack ve rose'un hikayesinin anlatılıdığı bu kült film izlenmeye değer.
james cameron'un yönettiği filmin başrolünde leonardo dicaprio ve kate winslet oynuyor.
batışından yıllar sonra titanic'in enkazı içerisinde denizaltı araması yaparken aradığı okyanusun kalbi isimli kolyenin sahibinin hala yaşadığını öğrenir ve bilgi alabilmek için onu araştırma gemisine getirir. kolyenin yerini öğrenmek amacıyla başlayan sohbet, deniz altına gömülenin aslında büyük bir aşk hikayesi olduğunu gözler önüne serer. jack ve rose'un hikayesinin anlatılıdığı bu kült film izlenmeye değer.
james cameron'un yönettiği filmin başrolünde leonardo dicaprio ve kate winslet oynuyor.
yönetmen
james cameron
oyuncular
leonardo dicaprio, kate winslet, kathy bates, victor garber, bill paxton
james cameron
oyuncular
leonardo dicaprio, kate winslet, kathy bates, victor garber, bill paxton
akademi ödülü -23 mart 1998
en iyi film
en iyi yönetmen
en iyi yapım tasarımı
en iyi sinematografi
en iyi kostüm tasarımı
en iyi film kurgusu
en iyi film müziği
en iyi özgün şarkı
en iyi ses miksajı
en iyi ses kurgusu
en iyi görsel efekt
en iyi film
en iyi yönetmen
en iyi yapım tasarımı
en iyi sinematografi
en iyi kostüm tasarımı
en iyi film kurgusu
en iyi film müziği
en iyi özgün şarkı
en iyi ses miksajı
en iyi ses kurgusu
en iyi görsel efekt
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "halfbloodprince" tarafından 08.11.2020 23:15 tarihinde açılmıştır.
21.
efektleri dışında kötü bir film. sinematografisi de övgüyü hak ediyor, hakkını yemeyelim.
onun dışında senaryo, hikaye, tema... bunlar korkunç. ucuz, kalitesiz bir amerikan romantizmi. klişe bir hikaye. hepsinden kötüsü bu kadar trajik bir hadiseyi, duygu pornosuna çevirmeleri. titanic gibi bir konuyu böyle berbad edebilmek özel çaba ister. zira sinemaya uyarlanmaya öyle uygundur ki her açıdan... ama gelgelelim yapılan şey zengin kız-fakir oğlan.
titanic'te yüzlerce hayal battı. öyle hazin öykülere sahip insanlar vardı ki... mamafih bu filmin anlattığı uydurma ve klişe bir hikaye. keşke bu saçma hikayeye zemin olarak bu trajediyi seçmeselerdi...
onun dışında senaryo, hikaye, tema... bunlar korkunç. ucuz, kalitesiz bir amerikan romantizmi. klişe bir hikaye. hepsinden kötüsü bu kadar trajik bir hadiseyi, duygu pornosuna çevirmeleri. titanic gibi bir konuyu böyle berbad edebilmek özel çaba ister. zira sinemaya uyarlanmaya öyle uygundur ki her açıdan... ama gelgelelim yapılan şey zengin kız-fakir oğlan.
titanic'te yüzlerce hayal battı. öyle hazin öykülere sahip insanlar vardı ki... mamafih bu filmin anlattığı uydurma ve klişe bir hikaye. keşke bu saçma hikayeye zemin olarak bu trajediyi seçmeselerdi...
devamını gör...
22.
belki 50 defa izleyip hiç baştan sona kadar izleyemediğim leonardo dicaprio ve kate winslet 'ın oynadığı romantik film. kimsenin hatırlamak istemeyeceği türden felaketi anlatan film taihinin en yüksek bütçeli filmlerinden olmayı başardı. film hakkında olumlu ve olumsuz bir çok yoruma karşılık hala tek sefer de izleyememiş olmak bi kayır mı bilemedim doğrusu.
devamını gör...
23.
leonardo dicaprio'nun başrol oynadığı, titanic adlı dev gemide yaşanan olayların anlatıldığı film. romantik ve dram türlerinde olan yapım, geminin yola çıkılmasından yaklaşık dört buçuk gün sonra dev bir buz dağına çarpması sonucu yaşanan olayları ele alıyor.
devamını gör...
24.
james cameron'ın hem senaryosunu yazdığı, hem yönettiği 1997 yapımlı 3 saat 14 dakikalık amerikan filmi.
kate winslet ve leonardo da dicaprio'nun başrolde olduğu aşk ve felaket filmi türünde yer alıyor.

jack ve rose adındaki iki aşık gencin aşkını ve titanic yolcu gemisinin batışını konu ediniyor. ayrıca sınıf farklılıklarına da dikkat çekiyor. rose'un ailesi var ve zengin, görüntüsü bile zengin, elit kesimden.
jack'in ise ailesi bile yok, bu fakir olduğunu kanıtlıyor.
bir araştırma ekibinin titanic araştırmaları sonucu buldukları resim ile film başlar. 1912 yılından geriye sadece rose ve anıları kalmıştır.
onun ağzından dinlediğimiz öykü ise titanic'in ta kendisidir.

rose intihara kalkışıyor ve jack ona engel oluyor. filmin sonunda ise tam tersi, rose jack'in ölümünü engelleyemiyor. engelleyebilseydi bu bir film olmazdı zaten, hayatta bazı şeylerin veya her şeyin gerçek olabilmesi, iz bırakabilmesi için yarım kalması gerekir.
bu hikaye de yarım kalıyor.
film hakkında konuşmak gerekirse prodüksiyon güzel, 200 milyon dolar bütçe ayırmışlar, kazandıkları ise 2 milyar dolar. james cameron'ın dalışçı olduğunu biliyoruz, filmden önce titanic için dalışlar yaptığı yazıyor. fotoğraflar çekmiş bu film için. dersine iyi çalışmış, usta bir yönetmen.
ancak film izlensin diye bir trajediye aşkı sokmak biraz kötü, sanki yüzlerce insanın ölmesi sıkıntı değil de sadece jack'in ölmesi ön plandaymış, tek onun ölmesi ağır gelmiş gibi gösteriliyor. bu güzel değil.

ya jack o gemiye hiç binmese ne olurdu?
kate winslet ve leonardo da dicaprio'nun başrolde olduğu aşk ve felaket filmi türünde yer alıyor.

jack ve rose adındaki iki aşık gencin aşkını ve titanic yolcu gemisinin batışını konu ediniyor. ayrıca sınıf farklılıklarına da dikkat çekiyor. rose'un ailesi var ve zengin, görüntüsü bile zengin, elit kesimden.
jack'in ise ailesi bile yok, bu fakir olduğunu kanıtlıyor.
bir araştırma ekibinin titanic araştırmaları sonucu buldukları resim ile film başlar. 1912 yılından geriye sadece rose ve anıları kalmıştır.
onun ağzından dinlediğimiz öykü ise titanic'in ta kendisidir.

rose intihara kalkışıyor ve jack ona engel oluyor. filmin sonunda ise tam tersi, rose jack'in ölümünü engelleyemiyor. engelleyebilseydi bu bir film olmazdı zaten, hayatta bazı şeylerin veya her şeyin gerçek olabilmesi, iz bırakabilmesi için yarım kalması gerekir.
bu hikaye de yarım kalıyor.
film hakkında konuşmak gerekirse prodüksiyon güzel, 200 milyon dolar bütçe ayırmışlar, kazandıkları ise 2 milyar dolar. james cameron'ın dalışçı olduğunu biliyoruz, filmden önce titanic için dalışlar yaptığı yazıyor. fotoğraflar çekmiş bu film için. dersine iyi çalışmış, usta bir yönetmen.
ancak film izlensin diye bir trajediye aşkı sokmak biraz kötü, sanki yüzlerce insanın ölmesi sıkıntı değil de sadece jack'in ölmesi ön plandaymış, tek onun ölmesi ağır gelmiş gibi gösteriliyor. bu güzel değil.

ya jack o gemiye hiç binmese ne olurdu?
devamını gör...
25.
bir james cameron filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen james cameron yazmıştır. bir sinema efsanesi haline gelen film en iyi film, en iyi yönetmen dahil toplam 11 oscar ödülü kazanmıştır. bafta ödüllerinde on adaylık kazanan film ödüle ulaşamasa da altın küre ödüllerinde yine en iyi film ve en iyi yönetmen dahil dört ödül elde etmiştir.
celine dion tarafından seslendirilen filmin soundtrack parçası my heart will go on ise hem oscar ödülü hem de iki tane grammy ödülü kazanmıştır.
filmde leonardo dicaprio, bu filmler oscar adayı olan kate winslet, yine bu filmdeki performansı ile oscar adayı olan gloria stuart, tüm zamanların en iyi kötü adamlarından biri olan billy zane, frances fisher, bernard hill ve victor garber rol almıştır.
büyük bir gişe başarısı yakalayan filmin yönetmeni james cameron'ın bir devam filmi ile sevenlerine merhaba demesi beklense de bu asla gerçek olmamıştır.
film bir zengin kız fakir oğlan masalıdır. tarihin en büyük deniz felaketlerinden biri olarak görülen titanic isimli geminin tanrının bile batıramayacağının düşünülmesine rağmen batmasını bir aşk hikayesi çerçevesinde anlatır yönetmen james cameron.
jack ve rose'un gemide başlayan çok büyük ve bir anlamda yasak aşkları gemiye çok yakın bir yerde nihayete erer. aşkın fiilen bittiği yer olan odun parçası ise james cameron açıkça anlatmış olmasına rağmen tartışılmaya devam etmektedir.
izlenilesi bir klasiktir.

filmin senaryosunu da yönetmen james cameron yazmıştır. bir sinema efsanesi haline gelen film en iyi film, en iyi yönetmen dahil toplam 11 oscar ödülü kazanmıştır. bafta ödüllerinde on adaylık kazanan film ödüle ulaşamasa da altın küre ödüllerinde yine en iyi film ve en iyi yönetmen dahil dört ödül elde etmiştir.
celine dion tarafından seslendirilen filmin soundtrack parçası my heart will go on ise hem oscar ödülü hem de iki tane grammy ödülü kazanmıştır.
filmde leonardo dicaprio, bu filmler oscar adayı olan kate winslet, yine bu filmdeki performansı ile oscar adayı olan gloria stuart, tüm zamanların en iyi kötü adamlarından biri olan billy zane, frances fisher, bernard hill ve victor garber rol almıştır.
büyük bir gişe başarısı yakalayan filmin yönetmeni james cameron'ın bir devam filmi ile sevenlerine merhaba demesi beklense de bu asla gerçek olmamıştır.
film bir zengin kız fakir oğlan masalıdır. tarihin en büyük deniz felaketlerinden biri olarak görülen titanic isimli geminin tanrının bile batıramayacağının düşünülmesine rağmen batmasını bir aşk hikayesi çerçevesinde anlatır yönetmen james cameron.
jack ve rose'un gemide başlayan çok büyük ve bir anlamda yasak aşkları gemiye çok yakın bir yerde nihayete erer. aşkın fiilen bittiği yer olan odun parçası ise james cameron açıkça anlatmış olmasına rağmen tartışılmaya devam etmektedir.
izlenilesi bir klasiktir.
devamını gör...
26.
1997 yılında james cameron'un kumandasında çekilen 3 saat 15 dakikalık film.
film geminin başına gelen felaketi romantik bir senaryoyla anlatır. güzel bir filmdir fakat filmdeki romantik hikaye geminin başına gelen olayları kısmen de olsa örter.
teknik anlamda geminin başına gelenleri anlamak isterseniz 1958 yapımı a night to remember filmini izleyebilirsiniz. türkçe dublajlı siyah beyaz versiyonu youtube'da yüklü. link.
bu film de 2 saat 3 dakika sürüyor. her ikisini de izleyerek hesabı siz yaparsınız!
film geminin başına gelen felaketi romantik bir senaryoyla anlatır. güzel bir filmdir fakat filmdeki romantik hikaye geminin başına gelen olayları kısmen de olsa örter.
teknik anlamda geminin başına gelenleri anlamak isterseniz 1958 yapımı a night to remember filmini izleyebilirsiniz. türkçe dublajlı siyah beyaz versiyonu youtube'da yüklü. link.
bu film de 2 saat 3 dakika sürüyor. her ikisini de izleyerek hesabı siz yaparsınız!
devamını gör...
27.
my heart will go on şarkısıyla ve birçok sahnesiyle akıllara kazınan film. bu şarkının gene kendisi gibi klasik olmuş farklı bir yorumunu (:d) şuradan matt-mulholland dinleyebilirsiniz.
devamını gör...
28.
olayın aslına bakıldığında bir facia, arka yüzü ise bankerlerin aralarında federal rezerv kurulması konusunda anlaşamayıp birbirlerini toplu şekilde kaza süsü vererek ortadan kaldırması. fakat hollywood bunu insanlara romantik bir hikayeye çevirerek izletip yedirmiş, afiyet olsun. hepimize fakir oğlan jack ile rose'un arabada bam güm sahnesini izlettiler ama perde arkasında federal rezervin kurulmasını istemeyenler temizlendi, bir sene sonra da federal rezerv bankası kuruldu ne garip.
devamını gör...
29.
bu film vizyona girdiğinde ankara'da üniversite okuyordum. geceleri evdeki tek eğlencem olan diyarbakırlı arkadaşın el radyosuna kulaklığı bağlayarak capitol radio veya radyo odtü'yü dinlerdim. bu filmin soundtrack'i olan celine dion şarkısı da bende fena halde travma olmuştur. her iki radyo da döndürüp döndürüp o şarkıyla george michael'in jesus to a child'ını çalardı. o vakitler benle akran olan bir erkek arkadaş filme gitmiş ve hüzünlü sahnelerde arkadan bir hıçkırık sesi geldiğini ve dönüp baktığında bunun tesettürlü bir kız olduğunu ve hayret ettiğini anlatmıştı. şunu ifade edeyim, o tarihlerde götü paris, kafası medine olan tipler değil, bildiğin tesettürlü, pardesülü kızlar olurdu. dindar birisinin de bu tarz bir filme gitmesi akıl alır bir iş değildi.
şimdi filmi hiç izlememiş ama bunun düpedüz bir boynuzlama hikayesi olduğunu bilen birisi olarak diyorum ki: bu memlekette karıların iyice şanzımanı dağıtmasında öncü filmlerden birisi de budur. bir ajda pekkan, bir sezen aksu, bu ülkede istediği erkekle fütursuzca bir şeyler yaşamayı marifetmiş gibi tavırlarla söyledikleri rezil şarkıları nesillere ezberlettiler. sonra da o şarkılar avamın da hayatına sirayet etti. ancak bu filmin de az buz katkısı yoktur.
hani sen hacı muhittin bozan kardeşim canından öte sevdiğin yarinin seni, kendisini el üstünde tutarken başka herife tercih etmesine hayret ediyor ve hatayı kendinde görüyorsun ya. hayır aslında o karı iman tahtasına kendisi binip, seni soğuk ve karanlık sulara bıraktığında sayıları birkaç düzineyi bulacak adamın penislerine binmek ve yalnızlıkla sona erecek hayatını bir alfa dul olarak tamamlamada rose'u örnek alıyordu. sen masumsun. titanic o..luğun anayasasını yazmıştır.
şimdi filmi hiç izlememiş ama bunun düpedüz bir boynuzlama hikayesi olduğunu bilen birisi olarak diyorum ki: bu memlekette karıların iyice şanzımanı dağıtmasında öncü filmlerden birisi de budur. bir ajda pekkan, bir sezen aksu, bu ülkede istediği erkekle fütursuzca bir şeyler yaşamayı marifetmiş gibi tavırlarla söyledikleri rezil şarkıları nesillere ezberlettiler. sonra da o şarkılar avamın da hayatına sirayet etti. ancak bu filmin de az buz katkısı yoktur.
hani sen hacı muhittin bozan kardeşim canından öte sevdiğin yarinin seni, kendisini el üstünde tutarken başka herife tercih etmesine hayret ediyor ve hatayı kendinde görüyorsun ya. hayır aslında o karı iman tahtasına kendisi binip, seni soğuk ve karanlık sulara bıraktığında sayıları birkaç düzineyi bulacak adamın penislerine binmek ve yalnızlıkla sona erecek hayatını bir alfa dul olarak tamamlamada rose'u örnek alıyordu. sen masumsun. titanic o..luğun anayasasını yazmıştır.
devamını gör...
30.
büyük kısmının gerçek olmasıyla ağlatan film. o gece orada binden fazla insanın gerçekten o can pazarını yaşadığını bilmek insanın tüylerini diken diken ediyor. her seferinde ağlama nedenim jack ya da rose gibi kurgu karakterler değil. ikinci sınıf yolcuların çoğunun insan muamelesi görmeden ölüme terk edilmesi, gemiye binenlerin hayvanlarının da suçsuz yere durup dururken atlantik'in sularına gömülmesi gibi gerçekler ağlatıyor beni.
çok tartışılan bir mevzu var filmde, biliyorsunuz. buradan itibaren izlememiş olup da izlemeyi düşünenler için spoiler olacak.
soru bu: jack neden rose'un yanına çıkmadı? neden ikisi birden kurtulmadı? en sıradan ve basit cevabı "senaryo gereği" olan bu sorunun aslında fizik kanunları nedeniyle gerçekçi bir yanı da var. bugün titanik konusunda yapay zekâyı biraz darladım. bunun da matematiksel hesabını yaptık yani. rose'un, üzerine çıktığı tahta parçası süslü bir kapı ya da ona benzer bir şey. göz kararı olarak yaklaşık değerlerle bir kütle hesabı yapınca hemen hemen 173 kg çıkıyor. deniz suyunun, yani tuzlu suyun kaldırma kuvvetini işe dahil edince tahtanın taşıyabileceği net yükün yaklaşık 63 kg olduğunu buluyoruz.
ortalama insan ağırlıklarını işin içine dahil edersek, mesela rose 55-60 kg desek, jack de yine 70-75 kg desek, bu ikisinin toplam ağırlığı tahtayı batırmaya yetiyor. bu durumda ikisinin de vücudu suda kalacak ve ikisi de ölecekti. zaten en başında ikisi birden tutunmaya çalışıyor ve tahta dengesini yitiriyor. taşımayacağını fark edince jack geri çekiliyor ve sadece rose'un çıkmasına izin veriyor. bence bu noktada esas soru "senarist niye bir tahta da jack için koymadı oraya" olabilir ki o zaman da film bambaşka bir yöne evriliyor ve muhtemelen istedikleri etkiyi de veremiyor olacaktı.
mythbusters aslında bunun sağlamasını yapmıştı ve ikisinin birlikte kurtulabileceği bir senaryoyu göstermişlerdi. rose'un üzerindeki can yeleğini tahtanın altına bağlamaları durumunda elde edecekleri ek kaldırma kuvvetiyle ikisi de tahta üzerinde hayatta kalabilirdi ama burada da devreye farklı konular giriyor. mademki filmin gerçekçiliği üzerine konuşuyoruz, o zaman gerçek koşulları göz önüne almamız gerekir. birincisi, bunlar panik hâlindeki insanlar. o çözümü o an düşünememe ihtimalleri çok yüksek. ikincisi, ikisi de çok genç. öyle bir panik anında bulabilecekleri çözümler, daha ileri yaştaki bir insan kadar akıllıca olmayabilir de olabilir de, burası belirsiz. son olarak da biz filmi izlerken olup bitenleri görebilmemiz adına her sahnede az da olsa ışık var ama gerçekte olay yeri zifiri karanlıktı. okyanusun ortasındasınız, tek ışık kaynağı olan gemi tamamen sulara gömülmüş ve yıldızlı gökten başka bir şey yok ortalıkta. dolayısıyla o karanlıkta suyun içinde tahtanın altına can yeleği bağlamak da pek pratik bir çözüm gibi görünmüyor. özetle: bence mantık açısından gayet normal bir sahneydi.
tabii ki neden rose değil de jack öldü diye sorabilirsiniz. burada jack'in kendisini feda etmesinin nedeni şu olabilir: jack özgür bir ruh. yaşı genç de olsa, o yaşa dek gönlünün istediği şekilde yaşamış, canının istediğini yapmış ve hayattan tat almayı bilmiş ama rose öyle değil. hayatı boyunca bir kafeste gibi yaşamış, istemediği bir adamla evlendirilmeye çalışılıyor falan. hayatında ilk kez gönlünün istediğini yapmış ve özgürlüğü tatmış, ondan sonraki hayatında da tercihini o özgürlükten, yani jack'ten yana kullanacağını dile getirmiş bir genç kadın. bence bu noktada jack "ben zaten iyi kötü bir şeyler yaşadım ama o hayata yeni başlıyor. o da biraz yaşayabilmeli." diye düşünerek yaşama hakkını ona verdi. eğer rose jack yerine bencil nişanlısıyla birlikte o duruma düşseydi aynı şey olur muydu, orası tartışılabilir çünkü o adam, yaşadığı zengin hayatı fazlasıyla seviyordu ve bunu rose için feda edip etmeyeceği muamma. ilerleyen yıllarda her şeyini kaybedince intihar etmesi, muammayı açıklamaya yardımcı olabilir.
şu da akla gelebilir: rose neden jack ile birlikte ölmeye kalkışmadı? sonuçta "you jump, i jump" restleşmesi yapmışlardı filmde iki kez. işte yine "senaryo gereği" cevabının devreye girdiği nokta bu. orada ikisinin birden ölmesinin filmin gidişatı adına hiçbir anlamı yok. senaryoyu tamamen değiştirip rose'un da öleceği bir şekle sokabilirlerdi tabii ki ama adam jack'i öldürmeyi tercih etmiş, yapacak bir şey yok. hiç tasvip etmemekle beraber, gerçek hayatta birbirini fazlasıyla seven insanların, kavuşamadıkları durumlarda hayatlarına birlikte son verdikleri ya da sadece erkeğin veya sadece kızın hayatına son verdiği çok fazla olaya şahit oluyoruz. gerçek kesit izleyenler hatırlayacaktır belki. dolayısıyla "kadınlar böyledir işte" diyerek işin içinden çıkılacak bir durum değil bu. gerçek psikoloji filmlerdekinden çok farklı. tabii ki gerçekçilik deyince yine şunu da düşünmemiz gerek: gerçekte tam tersi olabilirdi bu romantizmin. o panikle ikisi de sadece kendisini kurtarma derdine düşebilirdi. ihtimallerin sonu yok.
son olarak şunu da söyleyeyim: başka bir sahnede adamın biri suda çırpınırken rose'un kafasını suya sokup duruyordu. izleyen birçok insanın "niye" diye isyan ettiğini gördüm. panik dostlar, panik! şok içerisindeki insanlardan makul hareketler beklemek anlamsız.
çok tartışılan bir mevzu var filmde, biliyorsunuz. buradan itibaren izlememiş olup da izlemeyi düşünenler için spoiler olacak.
soru bu: jack neden rose'un yanına çıkmadı? neden ikisi birden kurtulmadı? en sıradan ve basit cevabı "senaryo gereği" olan bu sorunun aslında fizik kanunları nedeniyle gerçekçi bir yanı da var. bugün titanik konusunda yapay zekâyı biraz darladım. bunun da matematiksel hesabını yaptık yani. rose'un, üzerine çıktığı tahta parçası süslü bir kapı ya da ona benzer bir şey. göz kararı olarak yaklaşık değerlerle bir kütle hesabı yapınca hemen hemen 173 kg çıkıyor. deniz suyunun, yani tuzlu suyun kaldırma kuvvetini işe dahil edince tahtanın taşıyabileceği net yükün yaklaşık 63 kg olduğunu buluyoruz.
ortalama insan ağırlıklarını işin içine dahil edersek, mesela rose 55-60 kg desek, jack de yine 70-75 kg desek, bu ikisinin toplam ağırlığı tahtayı batırmaya yetiyor. bu durumda ikisinin de vücudu suda kalacak ve ikisi de ölecekti. zaten en başında ikisi birden tutunmaya çalışıyor ve tahta dengesini yitiriyor. taşımayacağını fark edince jack geri çekiliyor ve sadece rose'un çıkmasına izin veriyor. bence bu noktada esas soru "senarist niye bir tahta da jack için koymadı oraya" olabilir ki o zaman da film bambaşka bir yöne evriliyor ve muhtemelen istedikleri etkiyi de veremiyor olacaktı.
mythbusters aslında bunun sağlamasını yapmıştı ve ikisinin birlikte kurtulabileceği bir senaryoyu göstermişlerdi. rose'un üzerindeki can yeleğini tahtanın altına bağlamaları durumunda elde edecekleri ek kaldırma kuvvetiyle ikisi de tahta üzerinde hayatta kalabilirdi ama burada da devreye farklı konular giriyor. mademki filmin gerçekçiliği üzerine konuşuyoruz, o zaman gerçek koşulları göz önüne almamız gerekir. birincisi, bunlar panik hâlindeki insanlar. o çözümü o an düşünememe ihtimalleri çok yüksek. ikincisi, ikisi de çok genç. öyle bir panik anında bulabilecekleri çözümler, daha ileri yaştaki bir insan kadar akıllıca olmayabilir de olabilir de, burası belirsiz. son olarak da biz filmi izlerken olup bitenleri görebilmemiz adına her sahnede az da olsa ışık var ama gerçekte olay yeri zifiri karanlıktı. okyanusun ortasındasınız, tek ışık kaynağı olan gemi tamamen sulara gömülmüş ve yıldızlı gökten başka bir şey yok ortalıkta. dolayısıyla o karanlıkta suyun içinde tahtanın altına can yeleği bağlamak da pek pratik bir çözüm gibi görünmüyor. özetle: bence mantık açısından gayet normal bir sahneydi.
tabii ki neden rose değil de jack öldü diye sorabilirsiniz. burada jack'in kendisini feda etmesinin nedeni şu olabilir: jack özgür bir ruh. yaşı genç de olsa, o yaşa dek gönlünün istediği şekilde yaşamış, canının istediğini yapmış ve hayattan tat almayı bilmiş ama rose öyle değil. hayatı boyunca bir kafeste gibi yaşamış, istemediği bir adamla evlendirilmeye çalışılıyor falan. hayatında ilk kez gönlünün istediğini yapmış ve özgürlüğü tatmış, ondan sonraki hayatında da tercihini o özgürlükten, yani jack'ten yana kullanacağını dile getirmiş bir genç kadın. bence bu noktada jack "ben zaten iyi kötü bir şeyler yaşadım ama o hayata yeni başlıyor. o da biraz yaşayabilmeli." diye düşünerek yaşama hakkını ona verdi. eğer rose jack yerine bencil nişanlısıyla birlikte o duruma düşseydi aynı şey olur muydu, orası tartışılabilir çünkü o adam, yaşadığı zengin hayatı fazlasıyla seviyordu ve bunu rose için feda edip etmeyeceği muamma. ilerleyen yıllarda her şeyini kaybedince intihar etmesi, muammayı açıklamaya yardımcı olabilir.
şu da akla gelebilir: rose neden jack ile birlikte ölmeye kalkışmadı? sonuçta "you jump, i jump" restleşmesi yapmışlardı filmde iki kez. işte yine "senaryo gereği" cevabının devreye girdiği nokta bu. orada ikisinin birden ölmesinin filmin gidişatı adına hiçbir anlamı yok. senaryoyu tamamen değiştirip rose'un da öleceği bir şekle sokabilirlerdi tabii ki ama adam jack'i öldürmeyi tercih etmiş, yapacak bir şey yok. hiç tasvip etmemekle beraber, gerçek hayatta birbirini fazlasıyla seven insanların, kavuşamadıkları durumlarda hayatlarına birlikte son verdikleri ya da sadece erkeğin veya sadece kızın hayatına son verdiği çok fazla olaya şahit oluyoruz. gerçek kesit izleyenler hatırlayacaktır belki. dolayısıyla "kadınlar böyledir işte" diyerek işin içinden çıkılacak bir durum değil bu. gerçek psikoloji filmlerdekinden çok farklı. tabii ki gerçekçilik deyince yine şunu da düşünmemiz gerek: gerçekte tam tersi olabilirdi bu romantizmin. o panikle ikisi de sadece kendisini kurtarma derdine düşebilirdi. ihtimallerin sonu yok.
son olarak şunu da söyleyeyim: başka bir sahnede adamın biri suda çırpınırken rose'un kafasını suya sokup duruyordu. izleyen birçok insanın "niye" diye isyan ettiğini gördüm. panik dostlar, panik! şok içerisindeki insanlardan makul hareketler beklemek anlamsız.
devamını gör...
31.
titanic faciasından canlı kurtulan, ancak kurtarılana kadar uzun bir süre okyanus sularında dalgalarla cebelleşen richard williams ' a kurtarıldıktan sonra, iki bacağının da donduğu, derhal kesilmezlerse, kısa süre içinde öleceği söylenir. richard williams bacaklarının kesilmesini reddeder. ve ölmez.
aynı richard williams, 1920 yılında amerika adına wimbledon da tenis şampiyonu olur.
bu, tamamen gerçektir.
aynı richard williams, 1920 yılında amerika adına wimbledon da tenis şampiyonu olur.
bu, tamamen gerçektir.
devamını gör...
