21.
bir insana dair en önemli verilerden biridir. insanları sarhoşken, alkollüyken, sinirliyken veya seyahat halindeyken tanımakla ilgili kelamlar edilir durur. bence bunların hiçbiri, bir insanı tanıyabilmenin herhangi bir yolu değildir. çünkü hepsi bir anlamda normal dışı koşullardır ve koşullar normal olmayınca bizler de normal değilizdir. birini tanımak, gözlemlemek için en sıradan zamanlarında, en sıradan ifadelerine, önemsediği detaylara, duyarlılıklarına ya da umursamazlıklarına, sevdiği bir filme, bir müziğe, odaklandığı bir kitaba bakmak gerek. üsluplarımızı bunlar şekillendirir. mesela biriyle yaşadığı bir anlaşmazlıkla ilgili konuştuğundaki üslubu, suçlayıcı mı yoksa özenli ve adaletli mi olduğunu gösterebilir benim için. üslup, hem giysimiz hem çıplaklığımızdır.
devamını gör...
22.
her kişinin dikkat etmesi gereken söyleyiş ve anlatım biçimi.
üslup var saygı duydurur , üslup var adam vurdurur...
üslup var saygı duydurur , üslup var adam vurdurur...
devamını gör...
23.
herhangi bir durumu iyiye de kötüye de çekebilecek güçtedir.
tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır, keskin sirke küpüne zarar verir gibi bağlanabilecek, örneklendirecek bir biçimdir.
tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır, keskin sirke küpüne zarar verir gibi bağlanabilecek, örneklendirecek bir biçimdir.
devamını gör...
24.
benlik bütünleyicisi. insanı insandan ayıran görecelilik kalkanı.
devamını gör...
25.
sosyal ilişkilerde iletişimi sağlıklı hale getiren durumdur. yanlış anlaşılmaları ,kavga ve kırgınlıkları önlemek doğru üslubu kullanmakla mümkündür. bireyler arası ilişkide doğru kullanılması durumunda huzuru getiren şeydir.
devamını gör...
26.
her şeydir.
devamını gör...
27.
bir yazarın kalbidir.
anlatış biçimidir.
anlatış biçimidir.
devamını gör...
28.
bu gün şöyle bir tanımlama okudum.
"üslûp; yazarın parmak izi ve ruhunun sûret, sîret dalgalarını taşır."
daha güzel anlatılamazdı.
"üslûp; yazarın parmak izi ve ruhunun sûret, sîret dalgalarını taşır."
daha güzel anlatılamazdı.
devamını gör...
29.
çok önemli.
devamını gör...
30.
bir sanatçının sanatını dile getirdiği yol, dil, biçim olarak tanımlanan kavramdır.
isim üslûbu
sıfat üslûbu
fiil üslûbu olarak gruplandırılır.
isim üslûbu
sıfat üslûbu
fiil üslûbu olarak gruplandırılır.
devamını gör...
31.
bugün ne kadar önemli olduğuna tekrar şahit oldum. sabah fırından ekmek almaya gittim, her zaman gittiğim fırına. kadının bir tanesi ben yürürken arkamdan neredeyse koşarak geldi. tam kapıdan girmek üzereyken önüme geçti. dedim herhalde acelesi var, alsın, gitsin.
"bana iki ekmek ver" dedi fırıncıya. adam raftan iki tane ekmek aldı verdi. ben servis alırken, hizmet alırken rica etmeyi seviyorum. genelde öyle konuşuyorum. "abi bi tane ekmek de bana verir misin?" dedim. kadın da o sırada parasını ödüyordu. bana kasadan ekmek verdi. baktım hala soğumamış, yeni çıkanlardan vermiş.
akşam eve dönerken de, başka bir fırına uğradım. "sandviç ekmeğiniz kaldıysa bi tane rica ediyorum abi dedim." adamın yüzü güldü, aşağılardan, ekmeklerin içinden en tazesini seçti verdi.
yani, diyeceğim, ağzınız eskimez gençler, karizmanız da sarsılmaz. rica edin, teşekkür edin. sadece çıkarınıza kullanmak için olmasına bile razıyım. su katılmamış bir cahil gibi davranmanın alemi yok. iki dakika insan olun.*
"bana iki ekmek ver" dedi fırıncıya. adam raftan iki tane ekmek aldı verdi. ben servis alırken, hizmet alırken rica etmeyi seviyorum. genelde öyle konuşuyorum. "abi bi tane ekmek de bana verir misin?" dedim. kadın da o sırada parasını ödüyordu. bana kasadan ekmek verdi. baktım hala soğumamış, yeni çıkanlardan vermiş.
akşam eve dönerken de, başka bir fırına uğradım. "sandviç ekmeğiniz kaldıysa bi tane rica ediyorum abi dedim." adamın yüzü güldü, aşağılardan, ekmeklerin içinden en tazesini seçti verdi.
yani, diyeceğim, ağzınız eskimez gençler, karizmanız da sarsılmaz. rica edin, teşekkür edin. sadece çıkarınıza kullanmak için olmasına bile razıyım. su katılmamış bir cahil gibi davranmanın alemi yok. iki dakika insan olun.*
devamını gör...
32.
arkadaş üslubun düzgün ise küfür bile etsen karşı tarafa şiir gibi gelir
ben bunu bilir bunu söylerim üslup çok çok önemlidir
ben bunu bilir bunu söylerim üslup çok çok önemlidir
devamını gör...
33.
kimsede olmayip da herkesin baskasindan bekledigi.
devamını gör...
34.
onemli. ama benim icin degil. evet.
devamını gör...
35.
insanın kendini ifade etme biçimidir. bu biçim, insanın kendi ruhunu ve kişiliğini de inşa eder, yaşam üzerinde müthiş bir etkisi vardır. üslup yalnızca sizin insanlar tarafından nasıl anlaşıldığınızı, iletişim kalitenizi etkilemez; yaşama bakış açınızı, yaşadığınız olayları ya da işte, iyi kötü başınıza örülen çorapları yorumlayış şeklinizi de etkiler.
öncelikle, bu konuya nereden geldiğimi, beni üslupla alakalı konuşmaya iten ilhamın nereden geldiğini anlatayım:
bugün, bir erkeğin ağzından, "aldatıldığına dair" bir yazı okudum. yazıda, er kişisi, "ciddi düşünmeye karar verdiği yaşlara geldiği için biriyle görüştüğünü ve nihayetinde aldatıldığını" anlatıyordu. bu aldatma hikayesini şu cümlelerle ifade ediyordu:
"kendisi gibi ahlaksız bir arkadaşının doğum gününe gideceğini söyledi."
"duyduğumda sinirlendim saatlerce kapısında bekledim mekanın. kızkıza eğlenceleri bozulmasın diye asla mekana da çıkmadım."
"bir kafeye gittiğinde takip ettim ve uzak bir yere oturup izledim. 5 dakika boyunca biriyle yiyişti."
"beni bilenler bilir, karıncayı bile incitecek biri değilim, bu yüzden gidip sadece yüzüne tükürdüm ve oradan çıktım."
hani, bazen bir koku burnunuza ya da bir şarkı sesi uzaktan kulağınıza gelir de bir an ruhunuz oradan çok uzak bir yerlere taşınır ve orada bir sahneyi zihninizde canlandırır ya. işte takribi 7-8 cümle okuduktan sonra, yıllar önce gecekondu mahallesinde annemle oturup çekirdek çitleyen teyzelerin önünde 21 aylık oynadığım o sokağa gittim. dedikodu yapılıyordu burada ve bu eşşek kadar adam, aynı şekilde milletle, kendisini aldatan kişi hakkında dedikodu yapıyordu. yaygaracı üslubu, yaşadığı trajedinin önüne geçmişti. tam olarak bu yüzden de aldığı cevaplardan en çok destek göreni, "güzel bir kıza yürümeye çalışmışsın, yüz bulamayınca gelip burada ağlamışsın." olmuştu. haha, insanların sezgileriyle zayıflığı, çürüklüğü algılayıp anında cezalandırmasına hayranlık duyuyorum.
kötü üslup, anlattığınız şeyi bir anda "çarpıcı bir trajedi" olmaktan çıkarıp, "dedikoducu ve yaygaracı bir eşşoleşşeğin ağlamalarına" çevirir. üslubunuz, karşınızdaki insanın sizi algılama şeklini, kim olarak karşısında olduğunuzu belirleyecektir. sözgelimi, garibanlığı anlattığımızı varsayalım:
"garibansan, sana yaşamak haram. hiçbir şeye gücün yetmez. ay sonunu düşünür durursun. acaba diğer ayı çıkarır mıyız? dersin." gibi bir üslup ile anlatmakla "akşama kadar yakacak odun dilenen, ona verilen ıslak odunları sobada yakmaya çalışıp yakamadığı için daralan, cebinde kalan 6 lirasıyla, ısınamadıkları için, büyük oğlunun eline saç kurutma makinesini verip, "kardeşini bununla ısıt" deyip, yan odada kendini asan "emine abla" garibandır işte. garibanlığın ben ta ağzına sıçayım!" gibi bir üslupla anlatmak arasında dağlar kadar fark vardır.
ortaya bir üslup koymuş olursunuz: emine abla'dan ders almış, yoksulluğun ne menem bir şey olduğunu hissetmiş, buna karşı öfke besleyen; ezene, zorbaya, hırsıza, talancıya öfkelenen bir karakteri yaratan bir üsluptur bu. üslubunuz, kimliğinizi yansıtmış, size bir kimlik yaratmıştır. konuştuğunuz meselenin alelade cümlelerden oluşan sıradanlığı kaybolmuş, "cebinde 6 lirasıyla kendini asan emine abla" ile bağdaşmış ve güçlenmiştir. o adam için konuştuğunuz şeyin bir karşılığı, bir değeri oluşmuştur. yine sözgelimi "garibansa gitsin iktidardakilerden sorsun hesabını, ben ne yapabilirim" diye tanımlayan bir insan, görünüşte politik, özünde duyarsız bir insan kimliği çizer.
ilk gençlik yıllarımda, düşünmeye çok fazla zaman bulduğum yıllarda, üslubum, ve düşünme şeklimi eleştirmeye başladım. kendimle konuşuyordum, bir meseleyle alakalı, iyi kötü herkesin fikir sahibi olabildiği meselelerde, herkes gibi konuştuğumu, sıradanlıktan kurtulamadığımı fark ediyordum. bazen bir şeyler yazıyor, sonra okuyup kendi kendime "ezbere konuşuyorsun amına koyim, üstüne düşünmüyorsun" diyordum. sonra, "üslup nasıl kazanılır?" sorusu beni, louis ferdinand celine, john fante, bukowski gibi yazarlara götürdü. oradan öğrendiklerimle bir üslup kazandım, bu üslup ise yaşamımı şekillendiren, "üslup, kişiliği yaratır" dememin sebebi olacak bir noktaya götürdü beni.
bu nokta, "sert adam, sağlam adam" karakterini kendimde yaratmaya başladığım ve yıllarca da inşa edeceğim bir noktaydı. bu ifade, arturo bandini'nin, babasını, 3 çocuk babası, duvarcı ustası svevo bandini'yi tanımladığı bir sıfattı. yaşamın iyiliğe ve merhamete karşı soğuk, insanın iliğini sömürebilecek kadar tekinsiz bir şey olduğunu idrak ederek hareket eden bir insanın sıfatıydı "sağlam adam" sıfatı. iyi olmanın veya nezaketin, insanın insanlardan veya yaşamdan beklentisinden bağımsız, kendi içinde güzellikleri olan ve insanın ruhunu paklayan şeyler olduğunu idrak etmekti. insana güvenilmezdi ya da belli bir noktaya kadar güvenilirdi; yaşamda başımıza gelen her hüzün verici olay, başka bir öğretiydi. başı dik tutmak gerekliydi: colorado soğuğundaydık, gerçek erkeklerin diyarıydı burası.
bu yüzden duygularımı törpüledim, romantizmi sakız gibi çiğneyip tükürdüm, yaşamın gerçekliğini en soğuk ve en çarpıcı şekilde ifade edebilen her şeyin izini sürdüm, peşinde koşturdum. bu da bana bir üslup, bir yaşama bakış açısı kazandırdı. işimde de sosyal ilişkilerimde de başkalarının davranışlarıyla örselenemeyen, olaylara duygulardan ari yaklaşabilmeyi öğreten bir üslup verdi bana.
çok uzattık evet, çok kendimizden bahsettik. içimden bir yandan "allah affetsin" derken, diğer yandan andrea malraux'un clappique'u "tek laf istemem!" diyor. "kısaca üslup, çok şeydir." diyerek bitirelim.
öncelikle, bu konuya nereden geldiğimi, beni üslupla alakalı konuşmaya iten ilhamın nereden geldiğini anlatayım:
bugün, bir erkeğin ağzından, "aldatıldığına dair" bir yazı okudum. yazıda, er kişisi, "ciddi düşünmeye karar verdiği yaşlara geldiği için biriyle görüştüğünü ve nihayetinde aldatıldığını" anlatıyordu. bu aldatma hikayesini şu cümlelerle ifade ediyordu:
"kendisi gibi ahlaksız bir arkadaşının doğum gününe gideceğini söyledi."
"duyduğumda sinirlendim saatlerce kapısında bekledim mekanın. kızkıza eğlenceleri bozulmasın diye asla mekana da çıkmadım."
"bir kafeye gittiğinde takip ettim ve uzak bir yere oturup izledim. 5 dakika boyunca biriyle yiyişti."
"beni bilenler bilir, karıncayı bile incitecek biri değilim, bu yüzden gidip sadece yüzüne tükürdüm ve oradan çıktım."
hani, bazen bir koku burnunuza ya da bir şarkı sesi uzaktan kulağınıza gelir de bir an ruhunuz oradan çok uzak bir yerlere taşınır ve orada bir sahneyi zihninizde canlandırır ya. işte takribi 7-8 cümle okuduktan sonra, yıllar önce gecekondu mahallesinde annemle oturup çekirdek çitleyen teyzelerin önünde 21 aylık oynadığım o sokağa gittim. dedikodu yapılıyordu burada ve bu eşşek kadar adam, aynı şekilde milletle, kendisini aldatan kişi hakkında dedikodu yapıyordu. yaygaracı üslubu, yaşadığı trajedinin önüne geçmişti. tam olarak bu yüzden de aldığı cevaplardan en çok destek göreni, "güzel bir kıza yürümeye çalışmışsın, yüz bulamayınca gelip burada ağlamışsın." olmuştu. haha, insanların sezgileriyle zayıflığı, çürüklüğü algılayıp anında cezalandırmasına hayranlık duyuyorum.
kötü üslup, anlattığınız şeyi bir anda "çarpıcı bir trajedi" olmaktan çıkarıp, "dedikoducu ve yaygaracı bir eşşoleşşeğin ağlamalarına" çevirir. üslubunuz, karşınızdaki insanın sizi algılama şeklini, kim olarak karşısında olduğunuzu belirleyecektir. sözgelimi, garibanlığı anlattığımızı varsayalım:
"garibansan, sana yaşamak haram. hiçbir şeye gücün yetmez. ay sonunu düşünür durursun. acaba diğer ayı çıkarır mıyız? dersin." gibi bir üslup ile anlatmakla "akşama kadar yakacak odun dilenen, ona verilen ıslak odunları sobada yakmaya çalışıp yakamadığı için daralan, cebinde kalan 6 lirasıyla, ısınamadıkları için, büyük oğlunun eline saç kurutma makinesini verip, "kardeşini bununla ısıt" deyip, yan odada kendini asan "emine abla" garibandır işte. garibanlığın ben ta ağzına sıçayım!" gibi bir üslupla anlatmak arasında dağlar kadar fark vardır.
ortaya bir üslup koymuş olursunuz: emine abla'dan ders almış, yoksulluğun ne menem bir şey olduğunu hissetmiş, buna karşı öfke besleyen; ezene, zorbaya, hırsıza, talancıya öfkelenen bir karakteri yaratan bir üsluptur bu. üslubunuz, kimliğinizi yansıtmış, size bir kimlik yaratmıştır. konuştuğunuz meselenin alelade cümlelerden oluşan sıradanlığı kaybolmuş, "cebinde 6 lirasıyla kendini asan emine abla" ile bağdaşmış ve güçlenmiştir. o adam için konuştuğunuz şeyin bir karşılığı, bir değeri oluşmuştur. yine sözgelimi "garibansa gitsin iktidardakilerden sorsun hesabını, ben ne yapabilirim" diye tanımlayan bir insan, görünüşte politik, özünde duyarsız bir insan kimliği çizer.
ilk gençlik yıllarımda, düşünmeye çok fazla zaman bulduğum yıllarda, üslubum, ve düşünme şeklimi eleştirmeye başladım. kendimle konuşuyordum, bir meseleyle alakalı, iyi kötü herkesin fikir sahibi olabildiği meselelerde, herkes gibi konuştuğumu, sıradanlıktan kurtulamadığımı fark ediyordum. bazen bir şeyler yazıyor, sonra okuyup kendi kendime "ezbere konuşuyorsun amına koyim, üstüne düşünmüyorsun" diyordum. sonra, "üslup nasıl kazanılır?" sorusu beni, louis ferdinand celine, john fante, bukowski gibi yazarlara götürdü. oradan öğrendiklerimle bir üslup kazandım, bu üslup ise yaşamımı şekillendiren, "üslup, kişiliği yaratır" dememin sebebi olacak bir noktaya götürdü beni.
bu nokta, "sert adam, sağlam adam" karakterini kendimde yaratmaya başladığım ve yıllarca da inşa edeceğim bir noktaydı. bu ifade, arturo bandini'nin, babasını, 3 çocuk babası, duvarcı ustası svevo bandini'yi tanımladığı bir sıfattı. yaşamın iyiliğe ve merhamete karşı soğuk, insanın iliğini sömürebilecek kadar tekinsiz bir şey olduğunu idrak ederek hareket eden bir insanın sıfatıydı "sağlam adam" sıfatı. iyi olmanın veya nezaketin, insanın insanlardan veya yaşamdan beklentisinden bağımsız, kendi içinde güzellikleri olan ve insanın ruhunu paklayan şeyler olduğunu idrak etmekti. insana güvenilmezdi ya da belli bir noktaya kadar güvenilirdi; yaşamda başımıza gelen her hüzün verici olay, başka bir öğretiydi. başı dik tutmak gerekliydi: colorado soğuğundaydık, gerçek erkeklerin diyarıydı burası.
bu yüzden duygularımı törpüledim, romantizmi sakız gibi çiğneyip tükürdüm, yaşamın gerçekliğini en soğuk ve en çarpıcı şekilde ifade edebilen her şeyin izini sürdüm, peşinde koşturdum. bu da bana bir üslup, bir yaşama bakış açısı kazandırdı. işimde de sosyal ilişkilerimde de başkalarının davranışlarıyla örselenemeyen, olaylara duygulardan ari yaklaşabilmeyi öğreten bir üslup verdi bana.
çok uzattık evet, çok kendimizden bahsettik. içimden bir yandan "allah affetsin" derken, diğer yandan andrea malraux'un clappique'u "tek laf istemem!" diyor. "kısaca üslup, çok şeydir." diyerek bitirelim.
devamını gör...
36.
(bkz: üslub-ı beyan ayniyle insan)
devamını gör...