sinema günümüze yakın bir geçmişte ortaya çıkmış bir sanattı. lumiere kardeşler'in takdim ettikleri halka açık ilk filmin -arrival of a train at la ciotat- gösterimi 1985 yılında gerçekleşmişti. bu sektörde önemli bir iism olan georges méliès, tam adı ile marie-georges-jean méliès, 8 aralık 1861 tarihinde paris'te doğmuştu. yapımcı, aktör, illüzyonist ve yönetmen olan georges sinemanın gelişimine öncülük etmişti. çoğu kimse tarafından sinemanın ilk sihirbazı olarak anılmaktadır.

kısa ve hızlı bir şekilde biyografisini anlatmak istiyorum çünkü can alıcı kısma gelmeden önce hayatı hakkında biraz bilgi edinmek doğru olacaktır. bir ayakkabıcılık yapan varlıklı bir çiftin oğlu olarak dünyaya gelen méliès okul çağındayken defterlerini karalıyor, resimler çiziyor, karikatürler oluşturuyor ve kuklalar yapıyordu. okuldan sonra aile mesleğine de katkı sağlayan yönetmen, sahne sihirbazı john nevil maskelyne'nin gösterisini izledikten sonra ilizyonlara karşı bir tutku geliştirmişti. başka bir ilizyonist olan jean-eugène robert-houdin'ın kurduğu tiyatroda rol oynayan, başka kimselerden sihirbazlık eğitimi alan méliès; 1888 yılında houdin'in tiyatrosunu satın aldı.

o zamanlarda, 1985 yılında lumiere kardeşler'in filmini de izlemiş, çok etkilenmişti. hatta çekim yaptıkları aleti satın alma girişiminde bile bulunmuştu. çeşitli sebeplerle reddedilmiş olsa da (babasının da bu sektörü geçiçi görmesi sebebi ile satın aldırmasına mani olmaya çalıştığı söylenir.) bu konuda girişimlerine devam etti ve kendi filmlerini çekmeye başladı. bir süre sonra paris yakınlarında bir film atölyesi inşaa etti ve çekimlerine burada devam etti. ne yazık ki zaman geçtikçe yenilenen ve farklı ihtiyaçları doğan sinema sektörüne tutunamadı, ünü gittikçe söndü. 1923 yılında istifa etti ve tiyatrosu yıkıldı.

aslında sıradan, film yapmaya çalışan biri gibi duruyor fakat georges méliès'e sinemanın ilk sihirbazı demelerinin bir sebebi vardı. ''sinema hilelerini'' ilk kullanan kişinin kendisi olduğu söylenir.öyküsü de ilgi çekicidir. paris'te, opera meydanı'nda film çektiği esnada makinesi arızalanır. yerinden oynatılmadan çabucak tamir edilen makine filme devam eder. daha sonra izlenen filmde, kameranın önünden geçöen otobüsün bir anda bir cenaze arabasına döndüğü, yürüyen bir kadının yoluna bir erkek olarak devam ettiği görülür. sihirbazlığa olan ilgisi ve kamera ile tanışması ile méliès'in aklında böylece sinema hilelerinin oluştuğu söylenir. günümüzde görsel efekt olarak tabir ettiğimiz görüntüleri o dönemlerde kullanmıştır. teknik kullanması ve hikayeler anlatması ile filmleri büyük kitlelere oluşan yönetmen ne yazık ki sinemanın ilerlemesi ve farklı bir eğlence türüne dönmesi ile pek tutunamamıştır fakat bizler onu sinemaya yaptığı katkılar ile hatırlarız. kimilerince sinemanın babası olarak görülen; gözden yitirme, maket kullanma , üstüste bindirme, karartma, renklendirme, çoklu çevrim, ikaame, karartma gibi yöntemler kullanan; kadınları erkeklere çeviren, insanları kamera karşısında kaybeden, rüyaları perdeye döken georges méliès arkasında da birçok eser bırakmıştır. bunlardan sanıyorum ki en ünlüsü, 1902 tarihli le voyage dans la lune - ay'a yolculuk - filmidir. 2011 yapımı hugo isimli filmde de karakterine hayat verilmiştir. 1938 yılında hayatını kaybeden sinema sihirbazını doğum gününde de anmış olalım bunları yazarak.

kaynakça ve daha fazlası: biyografi.info, bilimgenc.tubitak.gov.tr, filmloverss.com - alakalı bir blog, wikipedia, wikipedia - ay'a yolculuk, blog.baruthotels.com - sinema tarihine dair bir blog, imdb.com, britannica.com
devamını gör...

#1264709

bodruma inerken korkma, orada sadece sen varsın. onlar da senin atıkların. ben girdim, ne var ne yok baktım kendiminkine. biraz korkutucu ama girince alışıyorsun. çok korkuyorsan yanına senden fazla korkan bir yetişkin al, ama boşver. en iyisi tek başına korkman. korkma demiştim değil mi? düzeltiyorum. kork. kaçma.



şarabımı hazırladım. iki mum yaktım. biri odayı hafifçe, biri de masamı çokça aydınlatsın diye. bodruma inmedim cenk'in arka bahçesi ama tesadüf bu ya tüm şehirde bakım için üç buçuk saatlik bir elektrik kesintisi vardı. tüm şehir kapkaranlıktı. küçük bir ışık parçasında bile uyuyamadığı için uyku gözlüğü takan bir insana göre ise karanlıktan çok korkuyorum. hani karanlığa alışmak diye bir deyim vardır. bir süre sonra hafifçe görmeye başlar ve rahatlarsın. ben de öyle olmuyor. çünkü göremediğim bir uzaklık ve karanlığa hapsolmuş şekiller hep var olmaya devam ediyor. bilmediklerimden korkarım. gücüm ancak bildiklerime yetiyor. bu yüzden de daha fazla öğrenmek için çaba sarf edip duruyorum.
ama konu bu değildi. uzun uzun cenk okuyunca bilinç akışına kaptırıyorsun kendini ve kendi üslubuna dönme meselesi de biraz zaman alıyor.

şarabımı içip, arkadaki şarkının neşeli seslerine adapte olmuşken birden ekrandaki mesaj yüzünden ruhumun/bilincimin karanlıklarına doğru itiliyorum. hayır gidesim yok. bir kuyunun dibine düşer gibi derine, çok derine düştüm. o duvarları tırmanmadım ben süründüm. şimdi aynı yolculuğu baştan yapamam. insan olmak zor. kolay incitiyor ve inciniyorsun. ben doğru yolu bulmana yardım ederim, bir meseleyi halletmekte iyiyim diyorsun. inanıyorum, daha önce bozulmuş bir kalbi onardığını da gördüm ama sanırım ben tamir olmak istemiyorum çünkü iyileşirsem gitmem gerek, gidecek bir yerim yok!

ve ben ruhumu iki kez aldattım. üçüncüde sahtelik çok belli olur, oturmaz yüreğime.
dün gece, tüm şehir kapkaranlıktı. ben bir mumun ışığında aklımda eski acılar ile kalakaldım tek başıma. ve herkes uyuyup yeni bir güne uyanmışken ben aynı kaldım. benim için bugün hala dün gibi bir gün.
devamını gör...

sadece cinsiyetçilik mi? ırkçılık da en az onun kadar gına getirdi. bu iki lanetten insanımızın beyni ne zaman arınacak bilinmez.
devamını gör...

ilk sırada kendimi göremem zira benden kıdemlilerim var, dediğim: çok gerekli veri tabanı.
devamını gör...

ülkenin %50 si farkında olmadan hayatta kalma uzmanı oldu . ağırlaşan şartlar , beklentisiz hayatlar , savrulan ruhlar görüyorum etrafımda . bu sizin suçunuz değil , mutsuz olmak bu ülkenin normali . kendinizi incitmeyin .
devamını gör...

günün ilk günaydını benden gelsin.
havalar ılıdı az daha kalın giymeye başladım ama ben eylülü sevdiğimi hatırladım. böyle iyi.
her ne kadar rafet el roman
yaz bittiği için üzülüyorsa da ben ona takılmıyacam. tam mevsimlik şarkı dinleyelimi gitsin.
mis gibi bir cumartesi diliyorum kendime ve herkese.
devamını gör...

burhan doğançay'ın tablosunun ismi. müzisyen kamran ince de aynı isimli beste ile birbirlerini destekleyerek güzel sanatlardaki farklı disiplinlerin işbirliğine güzel bir örnek oluşturmuştur.
devamını gör...

alın lan format katilleri*

solen svartner. jorden synker ned i havet. der klare stjernene slukner pá himmelen. ılden kjamper mot klammene.
devamını gör...

selda bağcan'ın efsane bir şekilde seslendirdiği efsane şarkıdır. anlayana çok şey anlatır.
devamını gör...

suç o çocukta değil, o çocuğa misafirliğe gidilen evde kafasına göre yaramazlık yapıp, ortaklığı dağıtmaması gerektiğini düzgün bir şekilde izah etmeyen anne, baba da.
devamını gör...

başka şarj etme yöntemi varsa bilmek isterim açıkçası.
devamını gör...

insanı çileden çıkarır.kısaca "umrumda değilsin" göstergesi olabileceği gibi benim gibi şapşalların yazıp gönderme tuşuna dokunmayı unutması da muhtemel durum tabi.çok şey etmemek gerek.önce sorun sorgulayın siz en iyisi sonra nereden çıkarsanız çıkarsınız.

(bkz: sebebi neydi ki)
devamını gör...

recep tayyip erdo.. tamam vurmayın.
devamını gör...

heksozaminidaz a enzim eksikliğine bağlı görülen, santral sinir sisteminde gm-2 gangliozid birikimi ile karakterize hastalıktır.
bu hastalarda ciddi mental retardasyon görülür.
makulada kiraz lekesi görülen glikospinglolipit hastalıklarından biridir.


bu hastalıkta ilk bulgular arasında seslere karşı aşırı tepki ile karakterize hiperakuzi görülür.
devamını gör...

romalı filozof.
felsefesi: teselli ikramiyesi
felsefe'yi yaşamı daha yaşanılır kılan, kişinin kendisini geliştirmesine yardımcı olan bir öğreti gibi düşünmüştür.

boethius'a göre;
hayatın düşüş ve yükseliş arasında.bir gün düşer bir gün kalkarsın. talih yüzüne gülebilir, kapılar yüzüne kapanabilir. filozofun kendi hayatıda iyi talih ve kötü talih arasında kalmıştır. yükselişe geçtiği bir dönemde hayatı alt üst olmuş otorite onu idam'a mahkum etmiştir. bu düşünceleri kaldığı hücrede kağıda dökmüştür.

talih gelişigüzeldir. hayatını değişken bir talihe bağlamak ona hapsolmak mantıksızdır. mutluluk diye bir şey var ise bu içinde olan bir şeydir. hayatı olduğu gibi kabul etmeli. müdahale edemediğine kahır etmen doğru değildir. çünkü elinde değildir. elinde olan ile değil aklında olanlarla yola çıkmalısın. kurtuluş kendini nasıl hissettiğinle ilgili. kontrolünü nasıl sağlayabileceksin? kötü bir olay karşısındaki tavrın onu nasıl algıladığınla ilgilenmelisin.
tanrı ise zamanın dışındadır. bizi zamansız görür. her şeyi bilir ama sana özgür irade vermiştir. seçimlerini bir anda algılar. seçimlerinle yargılanmanın sebebi de bu.

özgür irade ile mutlu olmak bizim elimizde...
bir idam mahkumunun ölüme yaklaşırken bile an'ını daha yaşanılır kılmak adına kafa patlattığı öğretiler bunlar.
devamını gör...

zeki kadın da onlara bayıldı zati.
devamını gör...

şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele yıllarında başlayan beş hececiler yine bu dönemde devamlılık ve ün sağlamışlardır. şiirlerinde anadoluyu ve anadolu insanının yaşamına yer vermişler ve bu etkiyle de eserlerini de daha çok günlük konuşma diliyle yazmışlardır.

ilk şiirlerinde aruz kullansalar da daha sonraları ağırlıkta olarak hece ölçüsü ve dörtlük tercih etmişlerdir. özellikle ziya gökalp'in etkisiyle milliyetçilik akımını benimseyen beş hececiler, eserlerinde kahramanlık, yiğitlik, memleket sevgisi gibi temaları sıkça işlemişlerdir. ayrıca cumhuriyet dönemi edebiyatına da etkileri büyük olmuştur.

beş hececiler sırasıyla;

halit fahri ozansoy (1891-1971):
-şiirlerinde aruzla başlayıp sonradan hece ölçüsüne geçmiştir. eserlerinde daha çok aşk, hüzün, ölüm gibi duygusal bir tema işlemiş ve ayrıca tiyatro, roman gibi eserlerini de edebiyatımıza katmıştır.

enis behiç koryürek (1895-1967):
-aruzla başlayıp ziya gökalp'in etkisiyle hece ölçüsüne yönelen şair, konularında işlediği kahramanlık, milli duygular gibi temaları efsanevi ve epik bir dille şiir ve eserlerine yansıtmıştır.

yusuf ziya ortaç(1895-1967):
-yine ziya gökalp' in etkisiyle hece ölçüsüne geçen yazar, eserlerinde türkçeyi iyi kullandığı için "üslup ustası" olarak anılmıştır. türk edebiyatı'nın önemli yazarlarından olmakla birlikte cumhuriyet dönemi edebiyatı' na da etkisi olmuştur. şiirin yanısıra fıkra, gezi yazısı, tiyatro gibi metinlere de öncülük etmiştir.

orhan seyfi orhon(1890-1972):
-diğer öncüler gibi hece ölçüsünü sonradan benimseyen yazar, bu ölçüyle gazel biçiminde şiirler de yazmıştır. şiirlerinde bireysel konuları ön planda tutup duru ve temiz bir üslup kullanmıştır. ayrıca mizah alanındaki eserleri bilinmektedir.

faruk nafiz çamlıbel(1898-1974):

-aruzu tamamiyle bırakmasa bile hece ölçüsünü de en az aruz kadar iyi kullanmıştır. şiir ve eserlerinde bireysel duygulara ek olarak memleket ve halk konularını da işlediğinden memleketçi edebiyat anlayışına da öncülük etmiştir. han duvarları şiiri en bilinen eserleri arasındadır.

ek olarak: yazarların isimleri aklımızda kalsın diye edebiyat öğretmenimiz of-hey! olarak kodlamıştı
devamını gör...

aa bizim buraların hovarda türküsü çalıyor radyomuzda. ne kadar güzel bir müzik kültürümüz var herkese, her şeye hitap ediyor. bu arada akçapınar tostçusunda mutlaka tost yemenizi öneririm. istek için ayrıca teşekkürler.
devamını gör...

moderasyon tarafından açıklama getirilmesi gereken müsamaha.
kurucusunun atatürkçü olduğunu iddia ettiği ve ilk başlığı atatürk'ün ismine açtığı ve sonradan ismi değişen normal sözlük'te uzun zamandır devam eden durum.
küfürsüz sözlük iddiasıyla oluşturulan bu platformda, türklere, istiklal marşı'na, atatürk'e ve türkiye cumhuriyeti'ne düşünce ve ifade özgürlüğü şemsiyesi altında düzenli olarak bir takım tiplerin hakaretleri ve her türlü yalan propagandası gırla süregiderken, bunlara gösterilen tolerans neden?
devamını gör...

avrupa yakası, bülent onaran tarafından hayatımıza girmiş kelime.
zeka geriliği, aptal, salak anlamı taşımaz.

fransızlar imbecile kelimesini, kişisel bir fikri zikri olmayan, sağdan soldan duyduklarını kendi fikri gibi yansıtan , herhangi bir fikir üretemeyen kimseler için söyler. doğrusu da budur.

embesile örnek olarak, "telefonunu göster, eskiden kuyruk vardı" diyen yaşam formu amcalar gösterilebilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim