sinirliyken kendini ifade edememek
ve o an söylemeniz gereken şeyler, sonra aklınıza gelir. bu da acıyı perçinler.
devamını gör...
another
12 bölüm ve 1 bölüm ova'dan oluşan korku animesidir.
bir kasabada bir söylenti dolaşmaktadır. ortaokul 3-3 sınıfında her sene bir ölü kendini canlı sanarak sınıfa yerleşmektedir..

mikami mei'yi kendini canlı sanan bir ölü diye düşünmüştüm, sonra düşüncelerim değişti: sizi ters köşe edebilecek animelerden.
bir kasabada bir söylenti dolaşmaktadır. ortaokul 3-3 sınıfında her sene bir ölü kendini canlı sanarak sınıfa yerleşmektedir..

mikami mei'yi kendini canlı sanan bir ölü diye düşünmüştüm, sonra düşüncelerim değişti: sizi ters köşe edebilecek animelerden.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
köyde hiç vakit geçirmediğim hâlde köy yaşantısını arzu ettiğimi fark ettim. içimde resmen bir köylü var*. evde kendi peynirimi, tereyağımı yapabiliyorum. biraz bahçem olsa arıcılık yapmak isterdim. birkaçta tavuk alırdım. günlük yumurtamı çıkartırdım. ama inek istemem. sağması ayrı mesele, ahırı temizlemek ayrı mesele. zor zanaat. onu yapamazdım.
bir de küçük bir bostan bahçesi. biber, salatalık, domates eksem. gözyaşım pıt.
bir de küçük bir bostan bahçesi. biber, salatalık, domates eksem. gözyaşım pıt.
devamını gör...
insan olun biraz (yazar)
kitaplarını kıskandığım bir başka arkadaşım… fazlasıyla sevecen ve kibar. diğer pozitif yanlarına hemen hemen tüm okurları olarak aşinayızdır zaten…
mutsuz anlarımda şiir seslendirip göndermesini isterim ve çalışmaya devam ederim. bir kaç saat sonra 50/50 ihtimalle o şiir gelmiştir veya gelmemiştir. şiir gönderemedim deyip, mazeretini açıklayacak kadar da ince birisi. diğer ihtimal gerçekleşip, şiir gelmişse apayrı bir mutluluk sebebi sesi.
bak buraya yazarken bile huzurlandım yine örtmenimmm.
söz uçar yazı kalır. işbu sebeple bana vaad etmiş 1 adet içini bolca karaladığın, çizgilerle donattığın kitabı unutma, hohoyt.
ayrıca kitapları elleme, bozmasana estetikliğini güzel insanım.
mutsuz anlarımda şiir seslendirip göndermesini isterim ve çalışmaya devam ederim. bir kaç saat sonra 50/50 ihtimalle o şiir gelmiştir veya gelmemiştir. şiir gönderemedim deyip, mazeretini açıklayacak kadar da ince birisi. diğer ihtimal gerçekleşip, şiir gelmişse apayrı bir mutluluk sebebi sesi.
bak buraya yazarken bile huzurlandım yine örtmenimmm.
söz uçar yazı kalır. işbu sebeple bana vaad etmiş 1 adet içini bolca karaladığın, çizgilerle donattığın kitabı unutma, hohoyt.
ayrıca kitapları elleme, bozmasana estetikliğini güzel insanım.
devamını gör...
özgürlük
özgürlük senin bağlı olduğun değerler çerçevesindeki hareket olanağındır. değer sistemini değiştirirsen özgürlüklerin de değişir.
her şeye anlam veren yön olduğu gibi her şeyi anlamsız yapan da yöndür.
her şeye anlam veren yön olduğu gibi her şeyi anlamsız yapan da yöndür.
devamını gör...
sizin hiç babanız öldü mü
yüzümden ummazdım bunu kör oldum.
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
diye biten cemal süreya şiiri. lisede duvara şinasi (kalp) yazan sıra arkadaşımı hatırlatmıştır. üniversite için edebiyat çalışmak ayrı, edebiyatı yaşamak ayrıydı. büyüdük, sadece çalışır olduk.
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
diye biten cemal süreya şiiri. lisede duvara şinasi (kalp) yazan sıra arkadaşımı hatırlatmıştır. üniversite için edebiyat çalışmak ayrı, edebiyatı yaşamak ayrıydı. büyüdük, sadece çalışır olduk.
devamını gör...
plc
programmable logic controller' ın kısatmasıdır. türkçeye programlanabilir mantıksal denetleyici veya programlanabilir lojik kontrolör diye çevirebiliriz. plc içine yüklediğiniz program neticesinde çıkışlarından kontrol sağlayan otomatik bir araçtır. monitör ve klavyesi olmayan bilgisayarda diyebilliriz bunlara. 1968 de ilk kez kullanılmaya başlanmış, şöyle bir şey:
plc’ lerden önce kontaktör röle ile devrelerde kontrol sağlanmaktaydı. bu ikisi de (çok detaya girmeden anlatırsak) üzerinden elektrik geçerek devreyi açıp kapayan kontrol elemanlarıdır. devrelerde bunlar çok fazla kullanıldığı için bir arıza durumunda arızayı takip edip bulmak ve yenisi ile değiştirmek hem zahmetli hem de masraflıydı. ayrıca sistemi değiştirmek istediğinizde epey uğraşmak gerekiyordu.
plc de ise yüklü olan program sayesinde, girişten gelen sinyal kendi içinde işlenerek sanki fiziki bir devre var da onun içindeki kontaktör röleler çalışıyormuş gibi işlem yapar. eskiden devrede çok fazla kontaktör, röle v.s kullanılırken plc devresiyle bu bir kaç taneye düşürülmüştür. kullanılan malzeme azaltılıp ekonomik yönden bir iyileştirme yapılmıştır. böylece herhangi bir değişiklikte devrenin tamamen değiştirilmesi önlenmiştir ve büyük bir zaman tasarrufu sağlanmıştır. plc lerin eski tip röleli sistemlere göre avantajları şöyle sıralanabilir:
- her şeyden önce kompakt bir yapıda olduklarından kötü çevre koşullarında, özellikle tozlu ortamlarda, röleli kumanda devrelerine göre daha güvenlidir.
- güvenilirliği yüksek, bakımı kolaydır. devrelerde arıza aramayı kolaylaştırır.
- bilgisayarla ve diğer kontrolörle haberleşme olanağı vardır. bu özelliği, bilgisayarlı otomasyon işlemine olanak sağlar.
- arıza yapma ihtimali azdır. bir plc için arızalar arası ortalama süre yaklaşık olarak 8.000 saattir.
- kontrol devresinin işlevi yazılımla sağlandığından, kontrol devresini tasarlamak, röleli bir devrenin tasarımından daha kolaydır.
- bütün kontrol işlevleri yazılımla gerçekleştiğinden, farklı uygulama ve çalışma programlarını sağlamak son derece kolaydır ve donanımın değiştirilmesine gerek kalmaksızın yazılımın değiştirilmesi yeterlidir.
- röleli kontrol devrelerine göre çok daha az yer kaplarlar.
plc’ lerden önce kontaktör röle ile devrelerde kontrol sağlanmaktaydı. bu ikisi de (çok detaya girmeden anlatırsak) üzerinden elektrik geçerek devreyi açıp kapayan kontrol elemanlarıdır. devrelerde bunlar çok fazla kullanıldığı için bir arıza durumunda arızayı takip edip bulmak ve yenisi ile değiştirmek hem zahmetli hem de masraflıydı. ayrıca sistemi değiştirmek istediğinizde epey uğraşmak gerekiyordu.
plc de ise yüklü olan program sayesinde, girişten gelen sinyal kendi içinde işlenerek sanki fiziki bir devre var da onun içindeki kontaktör röleler çalışıyormuş gibi işlem yapar. eskiden devrede çok fazla kontaktör, röle v.s kullanılırken plc devresiyle bu bir kaç taneye düşürülmüştür. kullanılan malzeme azaltılıp ekonomik yönden bir iyileştirme yapılmıştır. böylece herhangi bir değişiklikte devrenin tamamen değiştirilmesi önlenmiştir ve büyük bir zaman tasarrufu sağlanmıştır. plc lerin eski tip röleli sistemlere göre avantajları şöyle sıralanabilir:
- her şeyden önce kompakt bir yapıda olduklarından kötü çevre koşullarında, özellikle tozlu ortamlarda, röleli kumanda devrelerine göre daha güvenlidir.
- güvenilirliği yüksek, bakımı kolaydır. devrelerde arıza aramayı kolaylaştırır.
- bilgisayarla ve diğer kontrolörle haberleşme olanağı vardır. bu özelliği, bilgisayarlı otomasyon işlemine olanak sağlar.
- arıza yapma ihtimali azdır. bir plc için arızalar arası ortalama süre yaklaşık olarak 8.000 saattir.
- kontrol devresinin işlevi yazılımla sağlandığından, kontrol devresini tasarlamak, röleli bir devrenin tasarımından daha kolaydır.
- bütün kontrol işlevleri yazılımla gerçekleştiğinden, farklı uygulama ve çalışma programlarını sağlamak son derece kolaydır ve donanımın değiştirilmesine gerek kalmaksızın yazılımın değiştirilmesi yeterlidir.
- röleli kontrol devrelerine göre çok daha az yer kaplarlar.
devamını gör...
çocuk kabul etmeyen restoranlar
yenimle iyi olmuş diyorum.
benim zamanımda böyle değildi anneler babalar.
sanki dersin, dünyadaki tek çocuk onların çocuğuymuş moduna geçmişler.
bebeleri, bir kaşık yesin diye tüm restoranı dolaşmalarından tutta,
ağzı yamultup
yer misin annecim
yer misin babacım
laflarına maruz kalmak falan.
yerlere dökülen yemekler falan.
yiter diyesim geliyordu bazen.
iyi olmuş iyi, çocuksuz restoranlar.
3 çocuk büyüttüm, çocuk sesinin fazlasına gelemiyorum.*
benim zamanımda böyle değildi anneler babalar.
sanki dersin, dünyadaki tek çocuk onların çocuğuymuş moduna geçmişler.
bebeleri, bir kaşık yesin diye tüm restoranı dolaşmalarından tutta,
ağzı yamultup
yer misin annecim
yer misin babacım
laflarına maruz kalmak falan.
yerlere dökülen yemekler falan.
yiter diyesim geliyordu bazen.
iyi olmuş iyi, çocuksuz restoranlar.
3 çocuk büyüttüm, çocuk sesinin fazlasına gelemiyorum.*
devamını gör...
#türkiyedinsizleşiyor
bu ülkenin %99 u müslüman! diye anıran siyasetçilere inananlar hala varmış.
türkiye'de islam hariç her din mevcut, hatta kirpi billuruna tapan bile vardır.
ben demiyorum.. kuran diyor.
türkiye'de islam hariç her din mevcut, hatta kirpi billuruna tapan bile vardır.
ben demiyorum.. kuran diyor.
devamını gör...
hassas türk aile yapısı'nın 10 bin karma puanı geçmesi
ben olsam bunun üzerine oraya memati'yi döşerdim, ne yalan söyleyeyim *. yaşasın kötülük *
sonucunu merakla beklediğimiz olay. haydi bakalım...
sonucunu merakla beklediğimiz olay. haydi bakalım...
devamını gör...
saçını toplarken tokasını ağzında ısırarak tutan kadın
yuh. bunun da mı başlığını açtınız? ne yiyip ne içiyorsunuz siz?
devamını gör...
iptal edilen güzel diziler
beş kardeş
dizi o kadar çok rahatsız etti ki bir kesimi. dayanamadılar.
dizi o kadar çok rahatsız etti ki bir kesimi. dayanamadılar.
devamını gör...
saartjie baartman
saartjie baartman 1789’da büyük kalçalara sahip anatomik yapıları ile bilinen afrika’daki khoisan - hottentot kabilesi’nde dünyaya gelir.
“steatopygia” yani vücut yağının kalçalarda toplanması ve devasa vajinalara sahip olmaları bu kabilenin kadınlarının genetik özelliğidir.
saartjie, köle olarak bir çiftlikte çalışırken ona sarah diyen ingiliz bir doktor tarafından satın alınır. doktor onu londra’ya götürüp kafes içinde boynuna tasma takarak çocuk yaştaki kızı çıplak olarak sergileyip para kazanır.
1.60 mt boyu, oldukça çıkıntılı büyük kalçası ve epey büyük vajinası olan saartjie onu görmeye gelenlerin tacizine uğrar.

daha sonra parisli bir vahşi hayvan terbiyecisine satılır. hayvanlarla birlikte sirklerde gösterilerde kullanılmaya başlanan kızcağız, terbiyecisinin emirlerine uyan bir sirk hayvanı gibi görülür.
onun vücudu üzerinden değerlendirme yapılarak beyaz ırkın üstünlüğünü öven sözde bilimsel makaleler yazılır.
onu aşağılayan fransız sosyetesinin, bilim adamlarının ve avrupalı zengin erkeklerin saartjie ile cinsel ilişki yaşamak için sıraya girdiğini de eklemek lazım.
köle, hayvan, canavar olarak nitelendirdikleri bu afrikalı kadınla cinsel ilişki yaşamak için saartjie’nin sahibine avuç dolusu para dökülmesi ikiyüzlülüğün net bir göstergesi olarak tarihe yazılmıştır.
batı dünyası ona hottentot venüsü diyerek alay eder. insan olduğu bile unutturulmuş bu gencecik kadın çektiği zulüme dayanamaz ve ölür.
ne var ki napolyon’un cerrahı ve zoolog yazar george cuvier, üzerinde çalışmak için canavar diye tanımladığı sarah’ın bedenini parçalara ayırır.
bu parçalar daha sonra birleştirilerek mumyalanır ve paris’teki musee de l’homme’da halka açık bir şekilde sergilenir.
güney afrika'nın en eski halkı olan khoisanlılar 200 yıl boyunca kızlarının müzede sergilenen parçalarını geri ister.
ama fransızlar bu isteği “fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler fransa’ya aittir” diye geri çevirir.
diana ferrus bir şiir yazar
seni eve götürmeye geldim.
eve, hatırlar mısın bozkırı?
yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki hava serindir.
orada güneş yakmaz.
bir tepenin eteğine serdim yatağını
battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,
sarı beyaz çiçeklerle kaplı
akarsuyun şarkısı işitiliyor
çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.
fransız senatör nicolas about çok etkilendiği şiiri senatoda okurken “onu bir canavar, bir ucube olarak kayda geçmek istiyorlar ama bu işte gerçek canavarlık nerede" diye sorar.
ve nihayet saartjie'nin parçaları doğduğu topraklarda kadınlar günü’nde düzenlenen törenle toprağa verilir
kadın hakları kuruluşlarının önemli bir referansı haline gelen saartjie baartman’ın yaşamı, makalelere, kitaplara, filmlere konu olmuştur.
onun hayat hikâyesini anlatan “venus noire” adlı filmi
abdellatif kechiche tarafından yönetilmiş ve birçok ödüle layık görülmüştür.
saartjie'nin 23 yıllık hayatında bu kadar acı çekmesinin tek nedeni ise kadın olmasıdır.
saartjie’nin ait olduğu hottentot kabilesi erkeklerinin devasa boyutlarda penisleri olduğu tespit edilmiştir. hottentot erkeğini avrupa’ya götürüp çıplak olarak sergilemeyi hiçbir batılı erkek göze alamamıştır.
“steatopygia” yani vücut yağının kalçalarda toplanması ve devasa vajinalara sahip olmaları bu kabilenin kadınlarının genetik özelliğidir.
saartjie, köle olarak bir çiftlikte çalışırken ona sarah diyen ingiliz bir doktor tarafından satın alınır. doktor onu londra’ya götürüp kafes içinde boynuna tasma takarak çocuk yaştaki kızı çıplak olarak sergileyip para kazanır.
1.60 mt boyu, oldukça çıkıntılı büyük kalçası ve epey büyük vajinası olan saartjie onu görmeye gelenlerin tacizine uğrar.

daha sonra parisli bir vahşi hayvan terbiyecisine satılır. hayvanlarla birlikte sirklerde gösterilerde kullanılmaya başlanan kızcağız, terbiyecisinin emirlerine uyan bir sirk hayvanı gibi görülür.
onun vücudu üzerinden değerlendirme yapılarak beyaz ırkın üstünlüğünü öven sözde bilimsel makaleler yazılır.
onu aşağılayan fransız sosyetesinin, bilim adamlarının ve avrupalı zengin erkeklerin saartjie ile cinsel ilişki yaşamak için sıraya girdiğini de eklemek lazım.
köle, hayvan, canavar olarak nitelendirdikleri bu afrikalı kadınla cinsel ilişki yaşamak için saartjie’nin sahibine avuç dolusu para dökülmesi ikiyüzlülüğün net bir göstergesi olarak tarihe yazılmıştır.
batı dünyası ona hottentot venüsü diyerek alay eder. insan olduğu bile unutturulmuş bu gencecik kadın çektiği zulüme dayanamaz ve ölür.
ne var ki napolyon’un cerrahı ve zoolog yazar george cuvier, üzerinde çalışmak için canavar diye tanımladığı sarah’ın bedenini parçalara ayırır.
bu parçalar daha sonra birleştirilerek mumyalanır ve paris’teki musee de l’homme’da halka açık bir şekilde sergilenir.
güney afrika'nın en eski halkı olan khoisanlılar 200 yıl boyunca kızlarının müzede sergilenen parçalarını geri ister.
ama fransızlar bu isteği “fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler fransa’ya aittir” diye geri çevirir.
diana ferrus bir şiir yazar
seni eve götürmeye geldim.
eve, hatırlar mısın bozkırı?
yemyeşil çimeni büyük meşe ağaçlarının altındaki hava serindir.
orada güneş yakmaz.
bir tepenin eteğine serdim yatağını
battaniyen çalı çırpıyla ve nane yapraklarıyla çevrili,
sarı beyaz çiçeklerle kaplı
akarsuyun şarkısı işitiliyor
çakıl taşlarının üstünden sekerek akarken.
fransız senatör nicolas about çok etkilendiği şiiri senatoda okurken “onu bir canavar, bir ucube olarak kayda geçmek istiyorlar ama bu işte gerçek canavarlık nerede" diye sorar.
ve nihayet saartjie'nin parçaları doğduğu topraklarda kadınlar günü’nde düzenlenen törenle toprağa verilir
kadın hakları kuruluşlarının önemli bir referansı haline gelen saartjie baartman’ın yaşamı, makalelere, kitaplara, filmlere konu olmuştur.
onun hayat hikâyesini anlatan “venus noire” adlı filmi
abdellatif kechiche tarafından yönetilmiş ve birçok ödüle layık görülmüştür.
saartjie'nin 23 yıllık hayatında bu kadar acı çekmesinin tek nedeni ise kadın olmasıdır.
saartjie’nin ait olduğu hottentot kabilesi erkeklerinin devasa boyutlarda penisleri olduğu tespit edilmiştir. hottentot erkeğini avrupa’ya götürüp çıplak olarak sergilemeyi hiçbir batılı erkek göze alamamıştır.
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
sözlüğün kalitesini artıran bir durumdur. keyfini çıkartın gençler.
devamını gör...





