mültecilerin oy kullanması
muhalefet partilerin kesinlikle üzerinde durması gereken olaydır. bunlara tc vatandaşlığı verilirse ülkenin kaderini oynayıp akp ye oy verecekler. zaten çoğu şeriatçı ve arap olduğu için başka partiye oy vermez. türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı kesinlikle verilmemesi lazım.
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
bomboş ama zengin olanlar. para için de övüp durmazsın ya.
devamını gör...
burada yaşarsam çok huzurlu olurum denilen yerler
(bkz: antalya - alanya)
(bkz: antalya - kemer)
(bkz: antalya - kaş)
(bkz: antalya - göynük)
(bkz: antalya - belek)
(bkz: antalya - merkez)
(bkz: antalya - gazipaşa)
kısacası antalya, antalya, antalya.
(bkz: antalya - kemer)
(bkz: antalya - kaş)
(bkz: antalya - göynük)
(bkz: antalya - belek)
(bkz: antalya - merkez)
(bkz: antalya - gazipaşa)
kısacası antalya, antalya, antalya.
devamını gör...
fifa'dan fatih terim'e gelen teklif
devamını gör...
bazı insanların atatürk'ü sevmeme sebebi
yanlış bilgidir. türk halkı önder atatürk'ü sever, atatürk'ü sevmeyen kişiler arap artığı şeriatçı yobazlardır.
devamını gör...
250 yıllık güneş saatinin badanayla boyanması
galata kulesi'ne hilti ile giren adamlardan ne beklenir ki. şile kalesi'ni restore edeyim derken sünger bob'a benzetenler de bunlar değil miydi zaten.
devamını gör...
yalnızlığın tek cümlelik özeti
o kadar yalnızım ki sıradaki şarkı bir sonraki şarkıya gelsin.
devamını gör...
son feci mars
sözlükte tanıştığım en tatlı insanlardan birisi.samimiyeti,tatlılığı,sohbeti o kadar güzel kii.insanları mutlu etmeyi seviyo ve çok da güzel başarıyo bence.umarım hep aramızda olur.
devamını gör...
hafızadan çıkmayan reklam jingleları
akılda kalan, bilinçaltına işlenen repliklerdir.
ilk aklıma gelenler :
*arko : en değerli giysiniz, cildiniz .
* fırat boru : çek şunun ucunu döşeyelim abi.fıratla kombide buluşalım abi.
* beko : bir dünya markası
* arçelik : arçelik demek , yenilik demek.
* tahsildaroğlu: tahsildaroğlu benim
peynirim.güvenle alır, lezzetle yerim.
* haribo : hepinizi ananas gibi görüyorum.
ilk aklıma gelenler :
*arko : en değerli giysiniz, cildiniz .
* fırat boru : çek şunun ucunu döşeyelim abi.fıratla kombide buluşalım abi.
* beko : bir dünya markası
* arçelik : arçelik demek , yenilik demek.
* tahsildaroğlu: tahsildaroğlu benim
peynirim.güvenle alır, lezzetle yerim.
* haribo : hepinizi ananas gibi görüyorum.
devamını gör...
çürümenin kitabı
kafa sözlük edebiyat topluluğunda okumak için seçtiğimiz ilk kitaptı kendisi. oldukça çarpıcı bir okumaydı benim için. kitap birçok konuda denemelerden oluşuyor diyebiliriz. yer yer benzer hisler içine girdim cioran'la , yer yer söylediklerine anlam veremedim ya da vermek istemedim. çünkü bu denli karamsarlık ve boşluğa inanmak istemedim. onu bu düşüncelere iten ya da bazı şeyleri çoğumuzdan farklı görmeye iten şeyin sebebini merak ettim.
herkesin zihnindeki düşüncelerden ufak da olsa bir parça bulunacaktır bu kitapta.
kısacası okuması biraz zor olsa da bakış açısı katacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.
p.s kitabı okurken içerikten ötürü cioran'ın intihar edip yaşamına son verdiğini düşünebilirsiniz fakat kendisi 80 yaşına kadar yaşamış ve alzheimerden ölmüş. bu denli sorgulayan bir beynin en sonunda belki kendi adını bile hatırlayamayacak hale gelmesi de oldukça ilginçtir.
p.s 2 yazarın bilhassa pazar öğleden sonraları varoluş sancısı çektiğini düşünüyorum.
--- alıntı ---
ölüm duygusu olan insanla bu duyguya hiç sahip olmayan arasında, iletişimi mümkün olmayan iki dünyanın uçurumu açılır; bununla birlikte ikisi de ölür; fakat biri ölümünden habersizdir, ötekiyse bunu bilir; biri sadece bir anda ölür, ötekiyse sürekli ölmektedir..
biri sanki ebediymiş gibi yaşar;öteki devamlı olarak ebediyetini düşünür ve bunu her düşüncesiyle inkar eder.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
hangi günahı işledin de doğdun? hangi suçu işledin de varsın? acın da kaderin gibi sebepsiz. hakikatten acı çekmek , nedenselliği bahane göstermeden dertlerin istilasını kabul etmektir; çılgın tabiatın bir lütfu gibi,bir negatif mucize gibi...
--- alıntı ------ alıntı ---
bir ruh, sadece üzerine aldığı tahammül edilemez şeyler'in miktarıyla büyür ve telef olur.
--- alıntı ------ alıntı ---
kendimizinki hariç her acı , bize meşru ya da gülünçlük derecesinde anlaşılır görünür;böyle olmasa , duygularımızın değişkenliği içinde tek sabit şey matem olurdu.
--- alıntı ------ alıntı ---
aşkın tek işlevi, bizi bir haftalığına -ve sonsuza dek- yaralayan ölçüsüz ve acımasız pazar öğleden sonralarına dayanmamıza yardım etmesidir.
--- alıntı ---
herkesin zihnindeki düşüncelerden ufak da olsa bir parça bulunacaktır bu kitapta.
kısacası okuması biraz zor olsa da bakış açısı katacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.
p.s kitabı okurken içerikten ötürü cioran'ın intihar edip yaşamına son verdiğini düşünebilirsiniz fakat kendisi 80 yaşına kadar yaşamış ve alzheimerden ölmüş. bu denli sorgulayan bir beynin en sonunda belki kendi adını bile hatırlayamayacak hale gelmesi de oldukça ilginçtir.
p.s 2 yazarın bilhassa pazar öğleden sonraları varoluş sancısı çektiğini düşünüyorum.
--- alıntı ---
ölüm duygusu olan insanla bu duyguya hiç sahip olmayan arasında, iletişimi mümkün olmayan iki dünyanın uçurumu açılır; bununla birlikte ikisi de ölür; fakat biri ölümünden habersizdir, ötekiyse bunu bilir; biri sadece bir anda ölür, ötekiyse sürekli ölmektedir..
biri sanki ebediymiş gibi yaşar;öteki devamlı olarak ebediyetini düşünür ve bunu her düşüncesiyle inkar eder.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
hangi günahı işledin de doğdun? hangi suçu işledin de varsın? acın da kaderin gibi sebepsiz. hakikatten acı çekmek , nedenselliği bahane göstermeden dertlerin istilasını kabul etmektir; çılgın tabiatın bir lütfu gibi,bir negatif mucize gibi...
--- alıntı ------ alıntı ---
bir ruh, sadece üzerine aldığı tahammül edilemez şeyler'in miktarıyla büyür ve telef olur.
--- alıntı ------ alıntı ---
kendimizinki hariç her acı , bize meşru ya da gülünçlük derecesinde anlaşılır görünür;böyle olmasa , duygularımızın değişkenliği içinde tek sabit şey matem olurdu.
--- alıntı ------ alıntı ---
aşkın tek işlevi, bizi bir haftalığına -ve sonsuza dek- yaralayan ölçüsüz ve acımasız pazar öğleden sonralarına dayanmamıza yardım etmesidir.
--- alıntı ---
devamını gör...
friedrich hölderlin
tam adı johann christian friedrich hölderlin olan şairdir.
hayatı boyunca hayal edemeyeceğimiz acılar çekmiştir. zaten kendisine acının ve melankolinin şairi derler.
onunla tanışmam şule gürbüz sayesinde olmuştu. "hölderlin hangi taş ezdi seni tadın böyle güzelleşmiş sorusunu soruyordu şule gürbüz" hölderlin küçük bir çocukken babasını, büyük babasını ve kardeşlerini kaybediyor.
sonra sevdiği kadında ölünce hölderlin acıdan deliriyor kendisi ailesinden kalma bir evde yaşamaya devam ediyor. işte böyle sebepler yüzünden kendisine mutsuzluğun ve melankolinin şairi diyorlar.
yaşadıklarından dolayı neden böyle şiirler yazdığını anlamak çok zor gelmiyor insana.
hölderlin doğayı anladığını insanları anlamadığını söyleyen bir şairmiş. kendisi bir kulede 36 yıl boyunca acı çekerek yaşamıştır.
insanın yaşadıklarının sanatına olan katkısı çok fazla oluyor. üslubunu belirliyor. hölderlin öyle bir şairmiş. yaşadıkları üslubunda belirleyici olmuş.
kendi canı çok fazla yandığı için kelimeleri yan yana koyarak okuyucularının canını yakmış.
kendisinin yaşadığı dönemde pek değeri bilinmemiş. öldükten sonra anlamışlar ve değerini bilmişler. bu işler maalesef her yerde böyle oluyor.
ben daha çok kendisinin şair tarafına odaklansam da kendisi aynı zamanda felsefecidir. kendisi çocukluğundan beri iyi bir din eğitimi almıştır. o yüzden şiirlerinde bol bol tanrıya sorular sorar veya onunla konuşur.
bütün bunları bilince şule gürbüz o soruyu sormakta çok haklıymış diyoruz.
hölderlin hangi taş ezdi seni tadın böyle güzelleşmiş?
hayatı boyunca hayal edemeyeceğimiz acılar çekmiştir. zaten kendisine acının ve melankolinin şairi derler.
onunla tanışmam şule gürbüz sayesinde olmuştu. "hölderlin hangi taş ezdi seni tadın böyle güzelleşmiş sorusunu soruyordu şule gürbüz" hölderlin küçük bir çocukken babasını, büyük babasını ve kardeşlerini kaybediyor.
sonra sevdiği kadında ölünce hölderlin acıdan deliriyor kendisi ailesinden kalma bir evde yaşamaya devam ediyor. işte böyle sebepler yüzünden kendisine mutsuzluğun ve melankolinin şairi diyorlar.
yaşadıklarından dolayı neden böyle şiirler yazdığını anlamak çok zor gelmiyor insana.
hölderlin doğayı anladığını insanları anlamadığını söyleyen bir şairmiş. kendisi bir kulede 36 yıl boyunca acı çekerek yaşamıştır.
insanın yaşadıklarının sanatına olan katkısı çok fazla oluyor. üslubunu belirliyor. hölderlin öyle bir şairmiş. yaşadıkları üslubunda belirleyici olmuş.
kendi canı çok fazla yandığı için kelimeleri yan yana koyarak okuyucularının canını yakmış.
kendisinin yaşadığı dönemde pek değeri bilinmemiş. öldükten sonra anlamışlar ve değerini bilmişler. bu işler maalesef her yerde böyle oluyor.
ben daha çok kendisinin şair tarafına odaklansam da kendisi aynı zamanda felsefecidir. kendisi çocukluğundan beri iyi bir din eğitimi almıştır. o yüzden şiirlerinde bol bol tanrıya sorular sorar veya onunla konuşur.
bütün bunları bilince şule gürbüz o soruyu sormakta çok haklıymış diyoruz.
hölderlin hangi taş ezdi seni tadın böyle güzelleşmiş?
devamını gör...
insanlar ne ister sorunsalı
insanlar herşeyden ama herşeyden önce "değer görmek" ister...
burada kişiyi besleyecek olan şey, değer görmesi beklenen şey, sadece kişinin kendisidir, sahip olduğu fiziksel güzellik, somut varlıklar, para, mülk den bağımsız olarak, değerli olanın kişinin kendisi olduğunu hissetmenin peşinden koşar insan,
bunun için yaşar, bunun için çalışır, bunun için para kazanır, bunun için komiklik yapar, bunun için sever, bunun için fedakarlık yapar, bunun için evlenir, bunun için sözlükte yazar vs....
ve bunu göremediği için küser, bunu göremezse sevgilisinden/eşinden ayrılır, bunu göremezse bırakır, bunu göremezse sevmez, bunu göremezse fedakarlığı bırakır, bırakması da gerekir, sevmemesi gerekir, konuşmaması gerekir, gitmesi gerekir... bir insan değer görmeyen hiçbir emeğini, gram sevgisini, ilgisini, vaktini, sesini bile kimseye karşılıksız bedavaya vermemeli, bedavaya derken aldığının ne kadar kıymetli olduğunun farkında olmayan birine vermemeli, farkında olup görüp, imkanı varken (*....... den) karşılığını vermeyen kadına/erkeğe hiç vermemeli, ama maalesef bizim toplumumuzda herkes ezbere yaşıyor, ezberlediklerini çocuklarına öğretiyor, ve dolayısıyla değer görmenin de, vermenin de, nasıl birşey olduğunu bilmiyoruz, öğrenmiyoruzda, hep bir şeyler olmuyor ilişkilerde, güya yürümüyor, var birşey, var bir sıkıntı hissediyoruz ama bulamıyoruz, çünkü ezberletilen rolleri oynuyor herkes, diyaloglar bile aynı...
bazen bu sokaklardaki şarapçılara bakıyorum, yada youtube da filan izliyorum, o kadar bilge konuşuyorlarki, genelde bu insanlar, hayatlarında öngörmedikleri şanssızlıklar yaşamışlar, ve o halde olmalarından da anlayacağınız üzere, kimsede hiçbirşeyini paylaşmamış onlarla, paylaşmak istememiş, bknz. değer verdiği için kimse yardım etmemiş, ihtiyacı olduğunda iyilik (karşılıksız ve gizli olan) yapmamış (maddi karşılığını alamayacağı için karşılıklı da yardım etmemiş) bu insanlara, velhasıl +-0 belkide - ye düşmüşler, mücadeleyi bırakmışlar, o günki şarabın ekmeğin hesabına indirgemişler hayatlarını, pes etmişler türkçesi, işte o pes etmekten sonra gelişiyor bence insan, o aşama öyle bir noktada ki, yenilgini kendin ilan ediyorsun, bakıyorsunki ölmüyorsun, ölünmüyormuş yani, işte bu insanların bakışlarında ortak bir derinlik görüyorum, hüzünlü değil ama, etraflarında koşturan insanların, ne için tırmaladığını çözmüş olmanın rahatlığını görüyorum, ve o bilince ulaşmak için de gerçekten insanın hayatında bir defa da olsa köşeye sıkışması gerekiyor, net.
ve değer görüp görmediğini anlaması için de, neyin "ne için" olduğunu anlayabilecek farkedebilecek bilince ulaşması gerekiyor... zaten oraları aşıp buralara geldiğinde de, geçmişte olan herşeyle ilgili bütün jetonlar, bozuk para döken atm gibi şakır şakır düşecektir
edit 1 : (*..... den) burayı siz doldurun,
edit 2 : jeton; eskiden telefon kulübelerinde görüşme yapmak için kullanılan madeni para benzeri birşey, 90 ları görmüş kişilerin klişe esprisidir, geç anlamak anlamında kullanılır, söylemek istediğim şeyi daha iyi anlatabilecek birşey gelmedi aklıma :)
burada kişiyi besleyecek olan şey, değer görmesi beklenen şey, sadece kişinin kendisidir, sahip olduğu fiziksel güzellik, somut varlıklar, para, mülk den bağımsız olarak, değerli olanın kişinin kendisi olduğunu hissetmenin peşinden koşar insan,
bunun için yaşar, bunun için çalışır, bunun için para kazanır, bunun için komiklik yapar, bunun için sever, bunun için fedakarlık yapar, bunun için evlenir, bunun için sözlükte yazar vs....
ve bunu göremediği için küser, bunu göremezse sevgilisinden/eşinden ayrılır, bunu göremezse bırakır, bunu göremezse sevmez, bunu göremezse fedakarlığı bırakır, bırakması da gerekir, sevmemesi gerekir, konuşmaması gerekir, gitmesi gerekir... bir insan değer görmeyen hiçbir emeğini, gram sevgisini, ilgisini, vaktini, sesini bile kimseye karşılıksız bedavaya vermemeli, bedavaya derken aldığının ne kadar kıymetli olduğunun farkında olmayan birine vermemeli, farkında olup görüp, imkanı varken (*....... den) karşılığını vermeyen kadına/erkeğe hiç vermemeli, ama maalesef bizim toplumumuzda herkes ezbere yaşıyor, ezberlediklerini çocuklarına öğretiyor, ve dolayısıyla değer görmenin de, vermenin de, nasıl birşey olduğunu bilmiyoruz, öğrenmiyoruzda, hep bir şeyler olmuyor ilişkilerde, güya yürümüyor, var birşey, var bir sıkıntı hissediyoruz ama bulamıyoruz, çünkü ezberletilen rolleri oynuyor herkes, diyaloglar bile aynı...
bazen bu sokaklardaki şarapçılara bakıyorum, yada youtube da filan izliyorum, o kadar bilge konuşuyorlarki, genelde bu insanlar, hayatlarında öngörmedikleri şanssızlıklar yaşamışlar, ve o halde olmalarından da anlayacağınız üzere, kimsede hiçbirşeyini paylaşmamış onlarla, paylaşmak istememiş, bknz. değer verdiği için kimse yardım etmemiş, ihtiyacı olduğunda iyilik (karşılıksız ve gizli olan) yapmamış (maddi karşılığını alamayacağı için karşılıklı da yardım etmemiş) bu insanlara, velhasıl +-0 belkide - ye düşmüşler, mücadeleyi bırakmışlar, o günki şarabın ekmeğin hesabına indirgemişler hayatlarını, pes etmişler türkçesi, işte o pes etmekten sonra gelişiyor bence insan, o aşama öyle bir noktada ki, yenilgini kendin ilan ediyorsun, bakıyorsunki ölmüyorsun, ölünmüyormuş yani, işte bu insanların bakışlarında ortak bir derinlik görüyorum, hüzünlü değil ama, etraflarında koşturan insanların, ne için tırmaladığını çözmüş olmanın rahatlığını görüyorum, ve o bilince ulaşmak için de gerçekten insanın hayatında bir defa da olsa köşeye sıkışması gerekiyor, net.
ve değer görüp görmediğini anlaması için de, neyin "ne için" olduğunu anlayabilecek farkedebilecek bilince ulaşması gerekiyor... zaten oraları aşıp buralara geldiğinde de, geçmişte olan herşeyle ilgili bütün jetonlar, bozuk para döken atm gibi şakır şakır düşecektir
edit 1 : (*..... den) burayı siz doldurun,
edit 2 : jeton; eskiden telefon kulübelerinde görüşme yapmak için kullanılan madeni para benzeri birşey, 90 ları görmüş kişilerin klişe esprisidir, geç anlamak anlamında kullanılır, söylemek istediğim şeyi daha iyi anlatabilecek birşey gelmedi aklıma :)
devamını gör...
yeni milli eğitim bakanı özer'in yüz yüze eğitim açıklaması
değişen tek şey isim ve soy isimler. kafa hep aynı, yapılan icraatlar hep aynı. muhakkak yeni gelen bir öncekine göndermede bulunur. gösteriş niteliğinde mübalağa vaatler verilir ama sonuç hep aynıdır çünkü halkın verdiği tepki belli. ezberlemiş adamlar. üstesinden gelemedik mi bir sorunun halk üzerimize mi çullanacak hemen bir bakana istifa ettirelim yerine yenisini koyalım halkın nabzını artıracak süslü cümleler kursun halk 'devlet çalışıyor ha sen bakanlığını doğru düzgün yapmazsan devletimiz yerine yenisini getirir' gibi düşünsün ve buna inansın.
ahlaksız olan devletse de ahmak olan da halktır o halde.
ahlaksız olan devletse de ahmak olan da halktır o halde.
devamını gör...
29 ve 30 ağustos 2021'de tam kapanma ihtimali
ramazan ve kurban bayramlarında artmayıp cumhuriyetin birer kazanımı olan milli bayramlarda tavan yapan vaka sayıları* sebebiyle oldukça yüksek olan ihtimaldir.
devamını gör...
erkeklerin kız tavlamak için yaptığı saçmalıklar
kızı kıskandırıp kendine çekmeye çalışmak.
sürekli fotoğraf istemek. (önemsendiğimizi düşünmüyoruz).
ortamda sosyal çocuğu oynamak. ( gevşek gibi görünüyorsunuz.)
sürekli fotoğraf istemek. (önemsendiğimizi düşünmüyoruz).
ortamda sosyal çocuğu oynamak. ( gevşek gibi görünüyorsunuz.)
devamını gör...
sivas katliamı
hiçbir şey eyleme geçmiş cehaletten daha korkunç olamaz.
-johann wolfgang von goethe
-johann wolfgang von goethe
devamını gör...
kürt faşizmini solculuk adı altında pazarlamak
neoliberallerin 1980 darbesi sonrası bilinçli olarak güttüğü stratejidir. bugün ülkede solcu olduğunu iddia edenlerin tamamı kürt milliyetçiliği yapmaktadır. bunu yaparken tam bağımsız türkiye için mustafa kemal yürüyüşünün lideri deniz gezmiş'i amaçlarına alet etmekten çekinmezler. devrin önemli tanığı fevzi kurtuluş bunu deniz'e şikayet adı altında notalara ve söze dökmüştür.
devamını gör...
kudüs'e asker gönderelim
sen git o halde. buyur tutan mi var seni?
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
iyi insanların radyosu. yolu açık olsun.
devamını gör...
atatürk'e hakaret tabusunun aşılması gerekliliği
madem düşünce özgürlüğü var bu ülkede, 84 yıl önce ölmüş ve ülkenin kurtarıcısı bir adamın arkasından küfretmenin kolaycılığına kaçmayın da erdoğan'a iki laf yazın şurda görelim düşüncenizi de özgürlüğünüzü de yüreğinizi de.
devamını gör...