yazarların ilk girişimcilik denemeleri
yaklaşık 2 yaz bileklik, kitap, oyun kartı evde artık ne bulduysam mahallede arkadaşlarımla satıyorduk. onları da ben teşvik ediyordum. herkes evden getirdiklerini ya da yaptıklarımızı satıyordu.yoldan geçen insanlar da sevimliliğimize aldanıp birkaç lira bırakıyordu. hatta öyle ki zorla sattığımız da olmuştur.aldığımız paraları bakkala gidip harcıyorduk. güzel günlerdi.
devamını gör...
urduca
gazneli devleti ve babür imparatorluğu zamanında müslüman olan hintlilerin dilidir. bu yüzden türk, arab, iran dillerinden birçok kelime almıştır. buna rağmen hindistan'lılar ile pakistan'lıların günlük konuşmalarda çok rahat anlaştıklarını görmüştüm.
devamını gör...
bakan selçuk'un boş sınıf paylaşımı
başlık sahibi yazarın "inşallah o sıralar dolup taşar" sözüne karşılık olarak umarım o sıralar, o sınıflar taşmak zorunda kalmaz demek istediğim başlıktır. umarım 50m²'lik sınıflarda 45 öğrenci olmaz. bırakın hareket etmeyi umarım sınıflarda nefes alabilecek alan kalır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
benim savaşım kendimle başka kimseyle değil. kendimden kaçışım yok sürekli tosluyorum duvara. keşke demekten iflahım söküldü. kendi kendime yaptığım düşmanlığı başka kimse yapmamıştır bana. sahi en son ne zaman yaşadığımı hissettim. bilmiyorum. bilemiyorum. sürekli kafamda dönen şüphe içimi kemiriyor. beni çürütüyor. yok oluyorum, eriyorum ve kimse görmüyor. nefret ediyorum tüm benliğimle her şeyden kendim de dahil olmak üzere. tüm başarısızlıklarımla yanarak yok olmak, yüksekçe bir yerden kucağımda başarısızlıklarımla atlamak istiyorum. ben kesinlikle bunları haketmemiştim. bu içimdeki çatışmayı da hak etmedim bu kadar göz yaşı dökmeyi de. gerçi en son ne zaman ağladım onu bile hatırlamıyorum.
devamını gör...
clara (yazar)
edebiyatsever olduğu açıkça belli olan, çiçeği burnunda bir yazarımız.
hoş geldiniz, tanımlarınız daim olsun efenim.
hoş geldiniz, tanımlarınız daim olsun efenim.
devamını gör...
intiharların yüzde 90'ının nedeni ekonomik değil eşle yaşanan sorun
sosyoloji bilmeyen kişinin kullandığı saçma açıklamadır.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
eski mısırlılar kedileri öldüğünde kaşlarını kökünden kazıyarak yas tutuyorlarmış.
devamını gör...
lezzet olarak birbirine benzeyen yemekler
patlıcan musakka - karnıyarık
devamını gör...
ibn haldun
cemil meriç'in deyimiyle ''bulutları dağıtmak için göklere yükselen bir kartal'' dır. ''mukaddime''si ise ''bulutları dağıtan bir rüzgâr''dır. tarihçi hammer'e göre ''arap montesquie'' sudur. işte mukaddime'sinden bir parça tespit:
''nefis, her zaman kendisine gâlip gelmiş ve boyun eğdiği kimsede bir mükemmellik olduğuna inanır. bu, ya onu büyük görmesinden dolayı ya da boyun eğmesinin sıradan bir gâlip gelme olayı olmayıp, gâlipteki mükemmellikten olduğuna kendisini yanlış bir şekilde şartlandırdığı içindir... bütün bu sebeplerle mağlûpların, her zaman giyimlerinde, binitlerinde, silahlarında, âdetlerinde ve diğer hususlarda gâliplere benzemeye çalıştıkları görülür... endülüslülerin giyim kuşamlarında, hayat tarzlarında, âdet ve geleneklerde, hatta evlerin ve iş yerlerinin duvarlarına resimler çizecek kadar pek çok hususta avrupalı milletlere benzemeye çalıştıkları görülür. hikmet gözüyle bakıldığında bütün bunların, istilânın alâmetleri olduğu hissedilir...''
''nefis, her zaman kendisine gâlip gelmiş ve boyun eğdiği kimsede bir mükemmellik olduğuna inanır. bu, ya onu büyük görmesinden dolayı ya da boyun eğmesinin sıradan bir gâlip gelme olayı olmayıp, gâlipteki mükemmellikten olduğuna kendisini yanlış bir şekilde şartlandırdığı içindir... bütün bu sebeplerle mağlûpların, her zaman giyimlerinde, binitlerinde, silahlarında, âdetlerinde ve diğer hususlarda gâliplere benzemeye çalıştıkları görülür... endülüslülerin giyim kuşamlarında, hayat tarzlarında, âdet ve geleneklerde, hatta evlerin ve iş yerlerinin duvarlarına resimler çizecek kadar pek çok hususta avrupalı milletlere benzemeye çalıştıkları görülür. hikmet gözüyle bakıldığında bütün bunların, istilânın alâmetleri olduğu hissedilir...''
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
alarm kurmadan uyuduğu an.
devamını gör...
patates kızartması
eminim herkes efsane patates kızartma tarifleri biliyordur. yok önce suyunu al, sonra buzlu suda beklet, sonra bir kızart, sonra bi daha kızart filan. hepimiz masterchef izledik evet. ama bütün bunlar nafile.
benim için en güzeli bayram sabahı, köy yerinde, alüminyum tencerede böyle bol yağda ama daha da bol patates kullanılarak yapılan, nihayetinde patateslerin iyice hamurlaşıp sonra da çıtırdadığı ve böyle değişik bir form aldığı kızartmadır. sarımsaklı yoğurt, taze ince yeşil soğan ve güzel bir köy peyniri ile tüketilirse daha da büyük keyif verir.
evet biraz garip oldu ama eminim dediklerimi kıyısından köşesinden yakalayan çıkacak.
benim için en güzeli bayram sabahı, köy yerinde, alüminyum tencerede böyle bol yağda ama daha da bol patates kullanılarak yapılan, nihayetinde patateslerin iyice hamurlaşıp sonra da çıtırdadığı ve böyle değişik bir form aldığı kızartmadır. sarımsaklı yoğurt, taze ince yeşil soğan ve güzel bir köy peyniri ile tüketilirse daha da büyük keyif verir.
evet biraz garip oldu ama eminim dediklerimi kıyısından köşesinden yakalayan çıkacak.
devamını gör...
agnotoloji
cehaleti yayma bilimi olarak tasvir edilmesi hatalı bir tanımdır. agnotolojinin çalışma, inceleme sahası çıkara dayanan bilgisizliğin ve cehaletin kasıtlı olarak üretilmesiyle ilgilidir. politika ve gıda endüstrisinde sıklıkla gözlemlenen cahilliğin bilinçli bir biçimde üretilerek insanların yanıltılması söz konusudur. cahillik dediğimiz zaman her ne kadar "bir şeyi bilmiyor olmak" anlaşılabilir olsa da işin iç yüzü oldukça başka. agnotolojinin inceleme alanı olan cahillik "bilinmezlik" ile değil "bilinçli bir yanlış bilgi yayılımı ve yerleşimi ile halkı yanıltma" odaklıdır. cehalete sürüklenen kitle, bildiğini zannettiği bir bilinçli cahillik karmaşası ile yönlendirilir.
bilim tarihçisi robert n. proctor tarafından kavramlaştırılan agnotolojinin keşfi, tütün mamullerinin zararlı etkileri konusunda tütün şirketlerinin yürüttüğü bilinçli yanıltıcı projeler, kampanyalar ve bu iş için harcadıkları milyarlarca doların ortaya çıkmasına dayanıyor. bu cehaletin yayılmasında en önemli aktör ise elbette medya. doğruluğu su götürmez konularda dahi bilinçli olarak yaratılan yanlış-karşıt görüş kişileri cahilliğe sürükleyerek var olmayana inandırıp menfaat sağlanıyor.
bu cahillik bilginin yoksunluğundan değil var olduğunun zannedilmesinden dolayı var olduğundan da cahil cesareti gibi davranışların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. yanlış da olsa bir bilgiye sahip olan kişi artık o boş bilgisizliğin yerini dolu cahillik ile değiştiriyor. davranışları da bu eksende şekilleniyor.
hakkında pozitif yönde bilimsel bir araştırma olmamasına rağmen inek sütünün bebekler için kullanılması tavsiye ediliyordu bir dönem. bu öneriler sanki bir uzman doktor ağzından çıkmış gibiydi. hayvansal gıda endüstrisinde parlatılan bu gibi pek çok bilinçli bilgisizlik yayılımı da agnotolojinin inceleme alanıdır.
bilim tarihçisi robert n. proctor tarafından kavramlaştırılan agnotolojinin keşfi, tütün mamullerinin zararlı etkileri konusunda tütün şirketlerinin yürüttüğü bilinçli yanıltıcı projeler, kampanyalar ve bu iş için harcadıkları milyarlarca doların ortaya çıkmasına dayanıyor. bu cehaletin yayılmasında en önemli aktör ise elbette medya. doğruluğu su götürmez konularda dahi bilinçli olarak yaratılan yanlış-karşıt görüş kişileri cahilliğe sürükleyerek var olmayana inandırıp menfaat sağlanıyor.
bu cahillik bilginin yoksunluğundan değil var olduğunun zannedilmesinden dolayı var olduğundan da cahil cesareti gibi davranışların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. yanlış da olsa bir bilgiye sahip olan kişi artık o boş bilgisizliğin yerini dolu cahillik ile değiştiriyor. davranışları da bu eksende şekilleniyor.
hakkında pozitif yönde bilimsel bir araştırma olmamasına rağmen inek sütünün bebekler için kullanılması tavsiye ediliyordu bir dönem. bu öneriler sanki bir uzman doktor ağzından çıkmış gibiydi. hayvansal gıda endüstrisinde parlatılan bu gibi pek çok bilinçli bilgisizlik yayılımı da agnotolojinin inceleme alanıdır.
devamını gör...
fatih terim
türk futbol tarihinin en başarılı teknik direktörüdür.
bu yüzden çekemeyeni fazladır, zira başarılı olan her insana çamur sıçratmak gibi milli bir hastalığımız mevcut.
her sene şampiyonluk parolası ile başlayanlar, sırf etkileşim kasabilmek için fatih hoca'ya demediklerini bırakmazlar.
ama sezon sonu konuşan hep o olur. elini şöyle bir sallar ve der ki: "hepsine geçmiş olsun".
bu yüzden çekemeyeni fazladır, zira başarılı olan her insana çamur sıçratmak gibi milli bir hastalığımız mevcut.
her sene şampiyonluk parolası ile başlayanlar, sırf etkileşim kasabilmek için fatih hoca'ya demediklerini bırakmazlar.
ama sezon sonu konuşan hep o olur. elini şöyle bir sallar ve der ki: "hepsine geçmiş olsun".
devamını gör...
normal insan
normal insan, dengesiz insandır.
kızınca, duygulanınca, üzülünce, acılanınca, insan içinden bişey boşalacak ki, patlamasın da dengesi yerine gelsin. ee nasıl içini fışkırtacak?
dengeli insan bir tahtası eksik insan demektir. o normal denilen, tahtası eksik olmayanlar, günün birinde birden patlayıp bombok olur, bidaha da onarılmazlar.
aziz nesin | yaşar ne yaşar ne yaşamaz
kızınca, duygulanınca, üzülünce, acılanınca, insan içinden bişey boşalacak ki, patlamasın da dengesi yerine gelsin. ee nasıl içini fışkırtacak?
dengeli insan bir tahtası eksik insan demektir. o normal denilen, tahtası eksik olmayanlar, günün birinde birden patlayıp bombok olur, bidaha da onarılmazlar.
aziz nesin | yaşar ne yaşar ne yaşamaz
devamını gör...
hollywood filmlerinde genç ve tecrübesiz polis teması
hollywood filmlerinde görebileceğiniz binlerce gereksiz temadan sadece biridir.
benim en nefret ettiğim şu, her yerde ve her koşulda iyilik meleği modunda takılan, yaptığı her şeyi yüce bir amaç doğrultusunda yapan ve her konuda en yetenekli olan gereksiz kahraman tiplemesi.*
bu gerizekalılar kazanacak diye parçalarından göç, zekâ, kalite vs allah ne verdiyse akan karizma abidesi antagonist karakterleri bir güzel harcarlar hep. bazısı son dakika golüyle yenilir* bazısı bir hiç uğruna bok yoluna gider.*
neyse akşam akşam saçmaladım yine. çok doluyum be sözlük. maşallah dediğim üç gün yaşanıyor babasını satayım. karayip korsanları'nım altıncı filmi yaklaşırken gözlerim kadroda jack davenport'u umutsuzca aramakta...
benim en nefret ettiğim şu, her yerde ve her koşulda iyilik meleği modunda takılan, yaptığı her şeyi yüce bir amaç doğrultusunda yapan ve her konuda en yetenekli olan gereksiz kahraman tiplemesi.*
bu gerizekalılar kazanacak diye parçalarından göç, zekâ, kalite vs allah ne verdiyse akan karizma abidesi antagonist karakterleri bir güzel harcarlar hep. bazısı son dakika golüyle yenilir* bazısı bir hiç uğruna bok yoluna gider.*
neyse akşam akşam saçmaladım yine. çok doluyum be sözlük. maşallah dediğim üç gün yaşanıyor babasını satayım. karayip korsanları'nım altıncı filmi yaklaşırken gözlerim kadroda jack davenport'u umutsuzca aramakta...
devamını gör...
metrobüste yanlışlıkla tacizci olmak
benim de korktuğum hadisedir.
bu konuda başıma gelen bir olayı yazmak istiyorum.
birkaç sene evvel akşam üzeri okuldan çıktım, yaklaşık yarım saat sürecek eve yolculuğum için otobüs bekliyorum. bir müddet sonra gelen otobüste sadece bir tane boş yer var ve o da yaklaşık benim yaşlarımda bir kadın, bu kadının yüzü hariç her yeri siyah örtülerle kapalı. ben de oldukça yorgunum ve yolculuğu ayakta sürdürecek halim yok.
indirdim çantamı, geçtim boş yere, kulaklığımı ayarladım ve telefonumdan bir şarkı açmaya hazırlanıyorum. sol tarafımda duran kadın da yüzünü bana dönmüş, dik dik bakıyor, onu da fark ediyorum. hiç istifimi bozmadım, yönümü ona çevirmeden şarkılardan seçmece yapıyorum. şarkı listesi yukarı doğru kayarken sol tarafımdan bir bağırma geldi. "sen kim oluyorsun da beni taciz ediyorsun" diye. birden soğuk terler tepemde peydahlandı, aşağı doğru akıyor. toplulumumuzun bu gibi konularda ne kadar hassas olduğunu bildiğimden muhtemel bir linç girişiminin geleceği içimden korku hormonlarını sıcak sıcak dışarı saldı. etraftaki bütün gözler bana dönmüş, herkes birinin fitili ateşlemesini bekliyor ki hep birlikte benim gibi bşr garibana öfkelerini kussunlar. hafifçe yutkundan, sol tarafımdan içimi delen bakışlara karşılık verdim, olası yanlış anlaşılmanın önüne gerçek içim "hanım efendi, ne dediğinizin farkında mısınız?" gibi bir şeyler geveledim. göz kapaklarını bile kırpmayan kıpkırmızı yüz başladı bağırmaya, "siz ne hakla benim yanıma oturursunuz, kendinizde bu hakkı nasıl bulursunuz, izin istemeyi - boş koltuk için- aklınıza getiremiyor musunuz, bir kadının yanına izin almadan oturarak onu 'taciz' etmeye utanmıyor musunuz?" anlamlarına grlebilecek oldukça anlatım bozukluğu ve nefret içeren söylemleri bir karış ilerimden yüzüme dolu dolu çarptı. hiç tepki vermedim, daha da dayak yeme korkusu üzerimde... sağ tarafımdan bir teyzenin parmağı hafifçe omzumu dürttü," evladım, gel yer değiştirelim istersen" dedi, sol tarafımdaki kadın söylenmeye devam ederken buz gibi terlerimle beraber yer değiştirdim, böylece bir dayak yeme teklikesini atlatmış oldum.
şimdi bazıları gelip diyecek ki kadından izin alman gerekiyordu, toplumumuzda bu hoş değil, hele ki giyimi kapalıysa yanına oturamazsın falan fistan... hepsine birden şunu söylerim ben de "si.... gidin".
bu konuda başıma gelen bir olayı yazmak istiyorum.
birkaç sene evvel akşam üzeri okuldan çıktım, yaklaşık yarım saat sürecek eve yolculuğum için otobüs bekliyorum. bir müddet sonra gelen otobüste sadece bir tane boş yer var ve o da yaklaşık benim yaşlarımda bir kadın, bu kadının yüzü hariç her yeri siyah örtülerle kapalı. ben de oldukça yorgunum ve yolculuğu ayakta sürdürecek halim yok.
indirdim çantamı, geçtim boş yere, kulaklığımı ayarladım ve telefonumdan bir şarkı açmaya hazırlanıyorum. sol tarafımda duran kadın da yüzünü bana dönmüş, dik dik bakıyor, onu da fark ediyorum. hiç istifimi bozmadım, yönümü ona çevirmeden şarkılardan seçmece yapıyorum. şarkı listesi yukarı doğru kayarken sol tarafımdan bir bağırma geldi. "sen kim oluyorsun da beni taciz ediyorsun" diye. birden soğuk terler tepemde peydahlandı, aşağı doğru akıyor. toplulumumuzun bu gibi konularda ne kadar hassas olduğunu bildiğimden muhtemel bir linç girişiminin geleceği içimden korku hormonlarını sıcak sıcak dışarı saldı. etraftaki bütün gözler bana dönmüş, herkes birinin fitili ateşlemesini bekliyor ki hep birlikte benim gibi bşr garibana öfkelerini kussunlar. hafifçe yutkundan, sol tarafımdan içimi delen bakışlara karşılık verdim, olası yanlış anlaşılmanın önüne gerçek içim "hanım efendi, ne dediğinizin farkında mısınız?" gibi bir şeyler geveledim. göz kapaklarını bile kırpmayan kıpkırmızı yüz başladı bağırmaya, "siz ne hakla benim yanıma oturursunuz, kendinizde bu hakkı nasıl bulursunuz, izin istemeyi - boş koltuk için- aklınıza getiremiyor musunuz, bir kadının yanına izin almadan oturarak onu 'taciz' etmeye utanmıyor musunuz?" anlamlarına grlebilecek oldukça anlatım bozukluğu ve nefret içeren söylemleri bir karış ilerimden yüzüme dolu dolu çarptı. hiç tepki vermedim, daha da dayak yeme korkusu üzerimde... sağ tarafımdan bir teyzenin parmağı hafifçe omzumu dürttü," evladım, gel yer değiştirelim istersen" dedi, sol tarafımdaki kadın söylenmeye devam ederken buz gibi terlerimle beraber yer değiştirdim, böylece bir dayak yeme teklikesini atlatmış oldum.
şimdi bazıları gelip diyecek ki kadından izin alman gerekiyordu, toplumumuzda bu hoş değil, hele ki giyimi kapalıysa yanına oturamazsın falan fistan... hepsine birden şunu söylerim ben de "si.... gidin".
devamını gör...
hindenburg faciası
havacılık tarihinin titanic faciası da diyebileceğimiz, tarihteki en büyük zeplin kazası.
kaza new jersey'de, 1937'de gerçekleşti.
zeplinin resmi adı lz 129 hindenburg ve bir alman zeplini. bugüne dek inşa edilmiş olan en büyük uçan araçtır hindenburg. "boeing ne o zaman?" diyecekleriniz olacaktır. hindenburg, bir boeing 747'nin 3 katı uzunluğundaydı.

zeplinin içinde personelin ve yolcunun kalması için ayrı bölmeler, kargo bölümleri, dinlenme salonu gibi birçok bölüm vardı. hatta salonda, 400-500 kg ağırlığındaki normal piyanolardan farklı olarak, 200 kg bile gelmeyen alüminyumdan yapılma özel bir piyano bile vardı.
***
normalde, zeplinin sahip olduğu 16 gaz bölmesinin helyumla doldurulması gerekiyordu. fakat dönemin helyum sağlayıcısı amerika'ydı ve almanya'ya helyum satmıyordu. bu nedenle bölmeler hidrojenle doldurulmuştu. hidrojen çok hafif ama yanıcı bir gaz.
***
hindenburg, kazanın olduğu gün frankfurt'tan gelerek lakerhurst donanma hava üssü'ne inmek için hazırlandı. ancak iniş sırasında alevler içinde kalıverdi ve sadece 30 saniye içerisinde 35 kişi hayatını kaybetti. 62 kişi faciadan sağ olarak kurtulmuştu. bunlar da pencere bölgelerine yakın olup atlayarak kaçabilenlerdi.

***
hidrojenin neden yandığına dair birçok iddia sürüldü öne. statik elektrikten kaynaklandığı iddiasından, zeplini boyamada kullanılan karışımın sebep olduğu iddiasına kadar... yangından önce etrafın benzin koktuğunu söyleyenler de vardı. alevlerin, zeplinin üzerindeki kumaş kaplamalar nedeniyle hızla yayıldığı söyleniyordu. fakat bu iddiaların hiçbiri, olayı tek başına açıklayacak kadar yeterli değildi.
***
ne olmuşsa olmuş ve hindenburg'dan geriye sadece bu görüntü kalmıştı:

bir de herbert morrison'ın kazanın görüntüleri eşliğindeki ses kaydı kaldı:
kaza new jersey'de, 1937'de gerçekleşti.
zeplinin resmi adı lz 129 hindenburg ve bir alman zeplini. bugüne dek inşa edilmiş olan en büyük uçan araçtır hindenburg. "boeing ne o zaman?" diyecekleriniz olacaktır. hindenburg, bir boeing 747'nin 3 katı uzunluğundaydı.

zeplinin içinde personelin ve yolcunun kalması için ayrı bölmeler, kargo bölümleri, dinlenme salonu gibi birçok bölüm vardı. hatta salonda, 400-500 kg ağırlığındaki normal piyanolardan farklı olarak, 200 kg bile gelmeyen alüminyumdan yapılma özel bir piyano bile vardı.
***
normalde, zeplinin sahip olduğu 16 gaz bölmesinin helyumla doldurulması gerekiyordu. fakat dönemin helyum sağlayıcısı amerika'ydı ve almanya'ya helyum satmıyordu. bu nedenle bölmeler hidrojenle doldurulmuştu. hidrojen çok hafif ama yanıcı bir gaz.
***
hindenburg, kazanın olduğu gün frankfurt'tan gelerek lakerhurst donanma hava üssü'ne inmek için hazırlandı. ancak iniş sırasında alevler içinde kalıverdi ve sadece 30 saniye içerisinde 35 kişi hayatını kaybetti. 62 kişi faciadan sağ olarak kurtulmuştu. bunlar da pencere bölgelerine yakın olup atlayarak kaçabilenlerdi.

***
hidrojenin neden yandığına dair birçok iddia sürüldü öne. statik elektrikten kaynaklandığı iddiasından, zeplini boyamada kullanılan karışımın sebep olduğu iddiasına kadar... yangından önce etrafın benzin koktuğunu söyleyenler de vardı. alevlerin, zeplinin üzerindeki kumaş kaplamalar nedeniyle hızla yayıldığı söyleniyordu. fakat bu iddiaların hiçbiri, olayı tek başına açıklayacak kadar yeterli değildi.
***
ne olmuşsa olmuş ve hindenburg'dan geriye sadece bu görüntü kalmıştı:

bir de herbert morrison'ın kazanın görüntüleri eşliğindeki ses kaydı kaldı:
devamını gör...
tanımları gezerken yanlışlıkla artı oy vermek
aranızdan bazıları yanlışlıkla beğeni verip geri çekiyorlar. ama o bildirime düşüyor.
hepinizi yazdım oğlum.
hepinizi yazdım oğlum.
devamını gör...
lilium (yazar)
bu tanımı #1095695 okurken sesli güldüm. * muhteşemsin kadın, o kadar ters köşesin ki, benim o kadar zıttımsın ki sana bayılıyorum.
bendeki durum âdeta; siyahın beyaza hayranlığı gibi...
bendeki durum âdeta; siyahın beyaza hayranlığı gibi...
devamını gör...
