geceye bir şiir bırak
halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
herşey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut dövüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
'geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında..
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
'geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerleri gibi ay ışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayak ucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
'halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum'
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
geyikli gece
herşey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut dövüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
'geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında..
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
'geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerleri gibi ay ışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayak ucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
'halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum'
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
geyikli gece
devamını gör...
normal sözlük'te pozitif şeylerden rahatsız olan yazarlar
bir ezik beyanıdır. sözlüğün amacı bilgin olduğu başlıklara format dahilinde entry girmektir. sen gelip burada özelde organize olup kendine başlık açtırırsan tabiki de küfürü yersin. ayrıca bu kanka mevzularına hiç girmiyorum. bu enayiler silik olunca farklı hesaplarla sözlüğe gelip sizinle konuştukları her şeyi başkalarına anlatıyor. kankacı ve nickaltı tayfası boştur. o zaman bende 5 tane arkadaşımı sözlüğe üye yapıp içinden geçeyim ortamın nasıl olur?
devamını gör...
01:53
allah akıl fikir versin cümlemize...
devamını gör...
yara izi
“ iyi bir yara izi, en iyi nasihatten daha değerlidir.”
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
yeni türkü-dönmek.
devamını gör...
en iyi arkadaşlıkların dayandığı temel
1) güven.
2) dürüstlük.
3) çıkar beklememek.
4) kıskanmamak.
olarak sıralanabilen temellerdir.
2) dürüstlük.
3) çıkar beklememek.
4) kıskanmamak.
olarak sıralanabilen temellerdir.
devamını gör...
belden kavrayarak sarılmak
sultan süleymanı gören hürrem sultan gibi bayılma hissiyatı yaratan bir durum. dünyanın en güzel hareketi falan olabilir kendini çok iyi hissettiriyor. mutluluk hormonları tavann.
devamını gör...
evrenin yatak bazasının içinde olma ihtimali
öyle yatakta yatarken aklıma geldi. gerçek olma ihtimali üzerinde yoğun şüphelerim var.
boyum o zaman 1 metre 10 santim filan (yani küçükken) annemler yeni yatak odası takımı almışlardı. ilk o zaman baza diye birşeyle karşılaşmıştım. üstü kapalı bazanın içi nasıl görünüyor diye çok merak etmiştim. hatta bazen herkesten habersiz bazanın yanına gider kaldırıp içine girmeye çalışırdım. ama benim gibi zayıf ve çelimsiz bir çocuksanız bu gerçekten zor olabiliyor.
bi gün anneme dedim "ben bazanın içine girmek istiyorum. ben içine gireyim sen üstüme kapat. ama aç diyince aç tamammı" eee kapağı açacak kişinin güvenilir biri olması lazım. yoksa naparım içini hiç bilmediğim kutunun içinde.
neyse girdim içine kapattı annem bazayı. ilk başta her yer karanlıktı heyecan ve korku kapladı her yanımı. ama bir kaç saniye sonra ışık hüzmelerini görmeye başladım. aynı yıldızlar gibi. küçük, minik yıldızlar. belki gezegenler kim bilir.
işte öyle yatarken uzayla ilgili bir fotoğraf gördüm şimdi. kocaman karanlık bir fotoğraf. içimi sebebsiz bir heyecan ve korku kapladı. bilinmez kocaman bir karanlık. içinde küçük, minik yıldızlar vardı. belki gezegenler kim bilir.
boyum o zaman 1 metre 10 santim filan (yani küçükken) annemler yeni yatak odası takımı almışlardı. ilk o zaman baza diye birşeyle karşılaşmıştım. üstü kapalı bazanın içi nasıl görünüyor diye çok merak etmiştim. hatta bazen herkesten habersiz bazanın yanına gider kaldırıp içine girmeye çalışırdım. ama benim gibi zayıf ve çelimsiz bir çocuksanız bu gerçekten zor olabiliyor.
bi gün anneme dedim "ben bazanın içine girmek istiyorum. ben içine gireyim sen üstüme kapat. ama aç diyince aç tamammı" eee kapağı açacak kişinin güvenilir biri olması lazım. yoksa naparım içini hiç bilmediğim kutunun içinde.
neyse girdim içine kapattı annem bazayı. ilk başta her yer karanlıktı heyecan ve korku kapladı her yanımı. ama bir kaç saniye sonra ışık hüzmelerini görmeye başladım. aynı yıldızlar gibi. küçük, minik yıldızlar. belki gezegenler kim bilir.
işte öyle yatarken uzayla ilgili bir fotoğraf gördüm şimdi. kocaman karanlık bir fotoğraf. içimi sebebsiz bir heyecan ve korku kapladı. bilinmez kocaman bir karanlık. içinde küçük, minik yıldızlar vardı. belki gezegenler kim bilir.
devamını gör...
çocuk sevmeyen insan
nedeni, kişinin kötü bir çocukluk dönemi yaşaması olabilir.
devamını gör...
single strand conformation polymophism
kısaca sscp olarak isimlendirilen moleküler biyolojik analiz tekniği. "tek zincir konformasyon polimorfizmi" olarak çevirirsek tam türkçe olmaz ama bir fikir verir sanırım. kısaca dna örneklerinde polimorfizm olup olmadığını test etmeye yarar.
polimorfizm kabaca bir dna zincirinde belirli bir proteini kodlayacak gen bölgesinin farklı bireylerde küçük farklılıklar göstermesidir. bu bölgelerden kodlanan proteinler işlevseldir ancak performanslarında ufak bir artış yada azalma olabilir. bu da kimi hastalıklara karşı bireyler arasın yatkınlık yada direnç gibi bir etki olarak gözlemlenebilir. bu sebeple kalıtsal ve genetik hastalıklarda bireylerin hangi polimorfik gene sahip olduklarının bilinmesi önem taşır.
sscp'ye dönecek olursak, klasik elektroforez uygulamasından önemli farkı dna zincirlerinin ısıl yöntemlerle denatüre edilmesidir. bilindiği üzere dna çift zincirli bir moleküldür ve elektroforez işlemi dna molekülünün baz çifti sayısına göre ayrılmasını sağlar. örneğin standart elektroforez uygulamasında aynı gen bölgesine ait iki örnek karşılaştırmak istiyoruz. bu örneklerden birisi polimorfik olsun. örneklerin elektroforezde yürütülmesinin ardından elde edeceğimiz sonuç her ikisi içinde aynıdır. çünkü polimorfik genlerde her ne kadar baz dizisinde farklılık olsa da gene ait baz çifti sayısı değişmemiştir.
örnek denatüre edildiğinde ise her bir dna zinciri kendisine ait belirli bir konformasyona sahip olur. yani katlanma özellikleri farklıdır çünkü zincirler arasında baz farklılığı vardır. elektroforez yönteminde işte bu katlanma farklılığına bağlı olarak her bir zincirin yürüme hızı değişiklik gösterir ve farklı merdiven desenleri oluşturur. böylece elimizdeki genin polimorfik olup olmadığını anlarız. bundan sonraki aşama ise dizilemedir. tabi paranız bolsa direkt tüm örnekleri diziletirsiniz yoksa eski yaygınlığı kalmadı bu metodun#591
polimorfizm kabaca bir dna zincirinde belirli bir proteini kodlayacak gen bölgesinin farklı bireylerde küçük farklılıklar göstermesidir. bu bölgelerden kodlanan proteinler işlevseldir ancak performanslarında ufak bir artış yada azalma olabilir. bu da kimi hastalıklara karşı bireyler arasın yatkınlık yada direnç gibi bir etki olarak gözlemlenebilir. bu sebeple kalıtsal ve genetik hastalıklarda bireylerin hangi polimorfik gene sahip olduklarının bilinmesi önem taşır.
sscp'ye dönecek olursak, klasik elektroforez uygulamasından önemli farkı dna zincirlerinin ısıl yöntemlerle denatüre edilmesidir. bilindiği üzere dna çift zincirli bir moleküldür ve elektroforez işlemi dna molekülünün baz çifti sayısına göre ayrılmasını sağlar. örneğin standart elektroforez uygulamasında aynı gen bölgesine ait iki örnek karşılaştırmak istiyoruz. bu örneklerden birisi polimorfik olsun. örneklerin elektroforezde yürütülmesinin ardından elde edeceğimiz sonuç her ikisi içinde aynıdır. çünkü polimorfik genlerde her ne kadar baz dizisinde farklılık olsa da gene ait baz çifti sayısı değişmemiştir.
örnek denatüre edildiğinde ise her bir dna zinciri kendisine ait belirli bir konformasyona sahip olur. yani katlanma özellikleri farklıdır çünkü zincirler arasında baz farklılığı vardır. elektroforez yönteminde işte bu katlanma farklılığına bağlı olarak her bir zincirin yürüme hızı değişiklik gösterir ve farklı merdiven desenleri oluşturur. böylece elimizdeki genin polimorfik olup olmadığını anlarız. bundan sonraki aşama ise dizilemedir. tabi paranız bolsa direkt tüm örnekleri diziletirsiniz yoksa eski yaygınlığı kalmadı bu metodun#591
devamını gör...
kızıl saç
açık tonlarda ahlaksızım... bakıra çalan bi ahlaksızlık bu, anlat deseniz anlatamam sözlük... öyle diyolla...
devamını gör...
sözlükteki tüm inançsızları engellemek
benden başlayabilirsiniz. asla hakaret etmem.*yine de olsun görmek istemeyen engellesin.
devamını gör...
ne bakıyorsun lan sorusuna verilebilecek cevaplar
asıl sen baktığım yerde ne arıyorsun lan! çekilir misin lütfen?
devamını gör...
islam'ın evrimle çelişmemesi
bir müslüman olarak kesin bir şekilde evrim olmuştur diyemem ama olabilir derim. insan suresi'nin ilk ayeti "insanın üzerinden, henüz anılmaya değer bir şey olmadan önce uzun bir dönem geçmemişmiydi ?"
işin garibi genelde müslümanların tepki verdiği evrimle islamın uyuşabilmesi görüşüne, kafa sözlükte, islamdan nefret edenler daha çok tepki gösteriyor. normalde biri benim savunduğum bir şeyi savunsa ne güzel derim ama bazı yazarlar islamdan öyle nefret ediyorki hayır, olamaz, islam ve bizim savunduğumuz bir şey benzeyemez kafasındalar.
işin garibi genelde müslümanların tepki verdiği evrimle islamın uyuşabilmesi görüşüne, kafa sözlükte, islamdan nefret edenler daha çok tepki gösteriyor. normalde biri benim savunduğum bir şeyi savunsa ne güzel derim ama bazı yazarlar islamdan öyle nefret ediyorki hayır, olamaz, islam ve bizim savunduğumuz bir şey benzeyemez kafasındalar.
devamını gör...
mine söğüt
ünlü bir romancımiz. nami diğer mini. baruter'in eşi rasta insanı. bazı kitapları fena değildir.
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
kuaförümü aradım hemen randevu aldım. yalnız platin sarısı mı küllü sarı mı yoksa soğuk sarı mı henüz karar veremedim.
devamını gör...
sesi güzel olmayan ama şarkı söyleyen yaratık
türk pop camiasında yaygın olarak görülen ilginç bir yaşam formu.
ancak günlük hayatta kimseyi rahatsız etmediği ve eylem suç içermediği sürece isteyen istediği şeyi yapar. hayatı insanların beğenilerine göre şekillendirmeye kalkarsak ortalıkta insan kalmaz. bırakın insanlar mutlu olsun.
ancak günlük hayatta kimseyi rahatsız etmediği ve eylem suç içermediği sürece isteyen istediği şeyi yapar. hayatı insanların beğenilerine göre şekillendirmeye kalkarsak ortalıkta insan kalmaz. bırakın insanlar mutlu olsun.
devamını gör...
mutluluk
merhaba arkadaşlar zamanınız varsa aşağıdaki yazıyı okuyabilirmisiniz?
okursanız beni mutlu etmiş olursunuz en azından birilerinin benim yazımı okuduğunun mutluluğunu yaşıyayım.
mutluluk herkesin hayatında bir parça da olsa olmasını istediği bir duygu şölenidir.
dünyadaki herkes mutlu değil ama hepsinin peşinde koştuğu ya da hayatta daha fazla tutunabilmeleri için aramak zorunda oldukları bir kavram.zor şartlar altında yaşıyan insanlar için mutluluk kolay bir şekilde kazanılamıyacak zannediliyor.
peki mutluluk denen şey neydi ve neredeydi?
bir obje miydi,bir kitap,bir bardak su, arkadaş,biraz yemek...mutluluk veren şey tam olarak budur denemez kişiden kişiye göre değişebilen bir kavramdır.
nerede sorusuna ise şöyle cevap vereyim;
yanı başınızda olan bir şeydir. belki şuana kadar farkedilemeyen ama can atarak kendisinin bulunmasını bekleyen kozasından daha çıkmamış bir kelebek...
mutluluk bulundukça kozasından çıkar ve kanatlanır başka kelebekler-mutluluk-bularak sevgiyi salgın gibi yayar...
haftalar süren düşüncem sonucunda-bu arada düşüncem''neden çok mutlu olamıyorum''du-cevabını buldum.
istediğim herşeye sahip değildim ve mutlu olamıyordum.çok güzel bir odam yok okumak, istediğim tüm kitapları alamıyorum,arkadaşlarımla doyasıya gezip konuşamıyorum...
ancak;sıcacık bir yuvam, çok iyi arkadaşlarım ve dostlarım,çatısı olan bir evim,bir yatağım,üzerimde giyebileceğim elbiseler, yiyebileceğim bir lokma yiyecek veya bir yudum su...
evet bunlara sahibim bunların hepsi birer mutluluktu.hiç olmazsa;hala hayatta ve yanımda olan annem ve babam,gören bir çift gözüm,duyan bir çift kulağım var.kollarım,elim,parmaklarım vardı ve bunlar çok işe yarıyordu yürebiliyorum hatta koşabiliyorum.
tüm güzellikleri görebiliyor tatlı ezgileri duyabiliyor ve rahatlıyordum, ellerimle bir şeyler tasarlıyor yeşillikler arasında sonsuzluğa koşabilirdim.
bunların hepsi başkaları için kozadaki kelebekti.
birgün uçmayı bekleyen kelebek...
ben başkalarının hayallerini ,umutlarını ve mutluluğunu yaşıyordum bunlara sahip olmasaydım eğer,bunlar benim hayatta herşeyimi verebileceğim mutluluğum olurdu.
buraya ben hala mutluluk içerisinde yaşamıyorum diyen kimseler için bir mesaj bırakıyım;
''ellerimizdeki mutlulukları ambalajlarından çıkarıp kullanalım lütfen çünkü son kullanma tarihleri bittikten sonra kullanırsanız etkisini göstermeyebilir.''
ellerinizdeki kaybettiğiniz anda işte o zaman onu bulamıyacaksınız ve çok geç olacak...
mutluluğunu fark et!!!
okursanız beni mutlu etmiş olursunuz en azından birilerinin benim yazımı okuduğunun mutluluğunu yaşıyayım.
mutluluk herkesin hayatında bir parça da olsa olmasını istediği bir duygu şölenidir.
dünyadaki herkes mutlu değil ama hepsinin peşinde koştuğu ya da hayatta daha fazla tutunabilmeleri için aramak zorunda oldukları bir kavram.zor şartlar altında yaşıyan insanlar için mutluluk kolay bir şekilde kazanılamıyacak zannediliyor.
peki mutluluk denen şey neydi ve neredeydi?
bir obje miydi,bir kitap,bir bardak su, arkadaş,biraz yemek...mutluluk veren şey tam olarak budur denemez kişiden kişiye göre değişebilen bir kavramdır.
nerede sorusuna ise şöyle cevap vereyim;
yanı başınızda olan bir şeydir. belki şuana kadar farkedilemeyen ama can atarak kendisinin bulunmasını bekleyen kozasından daha çıkmamış bir kelebek...
mutluluk bulundukça kozasından çıkar ve kanatlanır başka kelebekler-mutluluk-bularak sevgiyi salgın gibi yayar...
haftalar süren düşüncem sonucunda-bu arada düşüncem''neden çok mutlu olamıyorum''du-cevabını buldum.
istediğim herşeye sahip değildim ve mutlu olamıyordum.çok güzel bir odam yok okumak, istediğim tüm kitapları alamıyorum,arkadaşlarımla doyasıya gezip konuşamıyorum...
ancak;sıcacık bir yuvam, çok iyi arkadaşlarım ve dostlarım,çatısı olan bir evim,bir yatağım,üzerimde giyebileceğim elbiseler, yiyebileceğim bir lokma yiyecek veya bir yudum su...
evet bunlara sahibim bunların hepsi birer mutluluktu.hiç olmazsa;hala hayatta ve yanımda olan annem ve babam,gören bir çift gözüm,duyan bir çift kulağım var.kollarım,elim,parmaklarım vardı ve bunlar çok işe yarıyordu yürebiliyorum hatta koşabiliyorum.
tüm güzellikleri görebiliyor tatlı ezgileri duyabiliyor ve rahatlıyordum, ellerimle bir şeyler tasarlıyor yeşillikler arasında sonsuzluğa koşabilirdim.
bunların hepsi başkaları için kozadaki kelebekti.
birgün uçmayı bekleyen kelebek...
ben başkalarının hayallerini ,umutlarını ve mutluluğunu yaşıyordum bunlara sahip olmasaydım eğer,bunlar benim hayatta herşeyimi verebileceğim mutluluğum olurdu.
buraya ben hala mutluluk içerisinde yaşamıyorum diyen kimseler için bir mesaj bırakıyım;
''ellerimizdeki mutlulukları ambalajlarından çıkarıp kullanalım lütfen çünkü son kullanma tarihleri bittikten sonra kullanırsanız etkisini göstermeyebilir.''
ellerinizdeki kaybettiğiniz anda işte o zaman onu bulamıyacaksınız ve çok geç olacak...
mutluluğunu fark et!!!
devamını gör...
roma ordusu
tarihin en güçlü imparatorluklarından birini yaratan ordudur.
roma ordusu olağanüstü bi' disiplin ve ahenge sahipti. en ufak birliklere kadar her mensup disiplinden asla taviz vermezdi, ahenkli olmalarıysa savaşta manevra kabiliyetlerini ve başarılarını arttıran yegane şeydi.
kaos içerisinde değil, disiplin, ahenk ve taktik üzerine savaşırlardı. ordu topluca savunmaya çekilir ya da koordineli şekilde hücuma kalkardı. ve hiçbir zaman kimse hattı bozmazdı.
roma ordusu fetih edeceği yere mühendis gibi ve mühendislik eserleri oluştura oluştura varırdı. ordunun mühendisleri seferlerde yer alır, gidilecek yere yol, köprü, tünel, kemer kısacası ne gerekiyorsa onu inşaa edip savaş alanına gelirlerdi.
ordu temel olarak iyi eğitimli askerler olan lejyonlardan oluşur. en az 4.000 civarı olurlar. yani ağırlık piyade gücüdür. günlük 10-30 kilometre arası yol giderler.
m.ö 1. yy roma askeri baştan aşağı ortalama olarak şöyleydi:
ayaklarında caligae. -tabanı çivili deri sandalet-
kılıç olarak gladius -kısa kılıç-
diğer silahları pugio -hançer-
başlarında miğfer olarak gallic.
sırtlarında pillum -demir uçlu mızrak-
ve deri kaplı ahşap yuvarlak kalkan.
üsttekiler sadece silahları ve zırhları.
bir de sırtlarında marius'un katırı dedikleri eşya, kap kacak vb. şeyler taşırlardı.
gaius marius.
üç günlük kumanya.
bakır yemek kapları.
kazma kürek.
matara.
battaniye.
döşek.
kazık. -evet kazık-
marius'un katırı, 30-38 kilo civarıdır. bu yüke askerlerin taşıdıkları silah ekipmanları, zırhlar, zincir örme üst vücut korumaları vs. dahil değildir.
roma ordusu olağanüstü bi' disiplin ve ahenge sahipti. en ufak birliklere kadar her mensup disiplinden asla taviz vermezdi, ahenkli olmalarıysa savaşta manevra kabiliyetlerini ve başarılarını arttıran yegane şeydi.
kaos içerisinde değil, disiplin, ahenk ve taktik üzerine savaşırlardı. ordu topluca savunmaya çekilir ya da koordineli şekilde hücuma kalkardı. ve hiçbir zaman kimse hattı bozmazdı.
roma ordusu fetih edeceği yere mühendis gibi ve mühendislik eserleri oluştura oluştura varırdı. ordunun mühendisleri seferlerde yer alır, gidilecek yere yol, köprü, tünel, kemer kısacası ne gerekiyorsa onu inşaa edip savaş alanına gelirlerdi.
ordu temel olarak iyi eğitimli askerler olan lejyonlardan oluşur. en az 4.000 civarı olurlar. yani ağırlık piyade gücüdür. günlük 10-30 kilometre arası yol giderler.
m.ö 1. yy roma askeri baştan aşağı ortalama olarak şöyleydi:
ayaklarında caligae. -tabanı çivili deri sandalet-
kılıç olarak gladius -kısa kılıç-
diğer silahları pugio -hançer-
başlarında miğfer olarak gallic.
sırtlarında pillum -demir uçlu mızrak-
ve deri kaplı ahşap yuvarlak kalkan.
üsttekiler sadece silahları ve zırhları.
bir de sırtlarında marius'un katırı dedikleri eşya, kap kacak vb. şeyler taşırlardı.
gaius marius.
üç günlük kumanya.
bakır yemek kapları.
kazma kürek.
matara.
battaniye.
döşek.
kazık. -evet kazık-
marius'un katırı, 30-38 kilo civarıdır. bu yüke askerlerin taşıdıkları silah ekipmanları, zırhlar, zincir örme üst vücut korumaları vs. dahil değildir.
devamını gör...
