steve harris harikası güzide şarkı.

bruce dickinson'ın özellikle şarkının sonlarına doğru, haydi atlarımıza binip gidiyoruz havasına bürünmenize vesile olan vokaline ise şapka çıkartmak lazım.

tabi her şeyden önemlisi şarkının anlattıkları ve sözleri. o göndermenin önünde ise saygı duruşunda bulunmak lazım.

ha unutmadan metal müziğin, kendisini bir halt zanneden şımarık çocuğu metallica'nın - ki tek yaptıkları güzel şey "and justice for all'' albümünü çıkartmalarıdır- bir iron maiden efsanesi olan bu şarkıyı tiye alma çabaları da, gülünçtür. gidin kenarda oynayın topunuzu zibidiler denilesi bir durumdur. steve harris'in bass'ta apollon edası ile gezdirdiği parmaklarına kurban olun siz.


white man came across the sea
he brought us pain and misery
killed our tribes killed our creed
took our game for his own need

we fought him hard we fought him well
out on the plains we gave him hell
but many came too much for cree
oh will we ever be set free?

riding through dustclouds and barren wastes
galloping hard on the plains
chasing the redskins back to their holes
fighting them at their own game
murder for freedom the stab in the back
women and children and cowards attack

run to the hills run for your lives
run to the hills run for your lives

soldier blue in the barren wastes
hunting and killing their game
raping the women and wasting the men
the only good indians are tame
selling them whiskey and taking their gold
enslaving the young and destroying the old

run to the hills run for your lives




dibine not: aynı isimli bir ''iron maiden'' biyografisi de mevcuttur. mick wall tarafından yazılmıştır.
devamını gör...

--- alıntı ---

ünlü ve aksi filozof sokrates bilginliği, farklı çalışan zihni ve otoriteyi sorgulayacak cesareti ile saygıdeğer bir ün yapmıştı. bir gün sokrates yol üzerinde bir tanıdığına rastladı ve adam ona; ey sokrates, senin o sevdiğin arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? dedi. bir dakika bekle” diye cevapladı sokrates. sonra şöyle devam etti; bana söyleyeceğin şeyi söylemeden önce izninle sana küçük bir test uygulamak isterim. bu teste “üçlü filtre testi” deniyor.
üçlü filtre mi? diye cevapladı adam şaşırdı ve kabul etti sokrates’in teklifini.
“şimdi’’ diye devam etti sokrates. benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtreleyeceksin. buna neden üçlü filtre testi dediğimi de birazdan anlayacaksın. ilk olarak birinci filtre, “gerçek filtresini” uygulayalım. bana birazdan arkadaşım hakkında söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?

hayır, dedi adam biraz şaşırarak ve devam etti;

aslında ben bunu sadece duydum ve… ‘’

tamam, dedi sokrates. öyleyse, sen bu söyleyeceğin şeyin gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. şimdi ikinci filtreyi deneyelim, bunun adı da “iyilik filtresi.” arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?

şey, hayır. aslında tam tersi…

öyleyse, diye devam etti sokrates, “arkadaşım hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin bile değilsin.” adamın şaşkınlığı giderek artıyor, biraz da utanıyordu.

“fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.” dedi sokrates. “işe yararlılık filtresi.”

peki, bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim bir işime yarar mı?
adam duraksadı bu kez gerçekten kızarmıştı. “hayır, aslında pek değil” diye cevap verdi.

“iyi” diye tamamladı sokrates.

“eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar değilse, bana neden söyleyesin ki? yani demem o ki, sen neden bahsediyorsun be adam?!”

--- alıntı ---
devamını gör...

geçen üsküdar'da bileklik satan çocuk
-alır mısınız? dedi.
-kullanmıyorum ki ben dedim.
bir tekrar daha ettik.
-ne kadar cimrisiniz abla.* dedi.

yersiz ama yazmak istedim.*
devamını gör...

noel babanın benzin parasına kıyamadığı için işe aldığı uçan geyiklerdir.
devamını gör...

selda bağcan öpmüştü beni.
devamını gör...

imza isteyen hayranları yüzünden sakladık biz onu. *
endişeye mahal yok. kendisi her an her yerde olma kabiliyetine sahiptir.

(bkz: eyluling bizi gizliden izliyor)
devamını gör...

arı mayalı kokulu silgi.
devamını gör...

tarihte geniş topraklara hükmeden bir çok imparatorluk var olsa da ingilterenin durumu daha farklı. birbirinden bu kadar kopuk büyük toprak parçalarını anlık haberleşme sağlayan iletişim araçlarının olmadığı zamanlarda uzunca süre idare edebilmek kaba kuvvetin yanında kültürel olarak da nüfuz etmek müthiş bir kurumsallık, devlet örgütlenmesi ve bağlılık gerektirir.

daha eskilerde ceneviz veya venedik gibi kopuk topraklarda kolonileşen ülkeler ya da ispanya ve fransa da benzer yapıya sahip. yine de ingiltere kadar başarılı değiller.

düşünsenize kanada, avustralya, mısır, güney afrika, guyana gibi her biri ayrı ayrı uçlarda olan ülkeler. birinden birine gitmek aylar sürüyor.
devamını gör...

diderot'un bir başka eseridir. çeviri adnan cemgil'e ait. iş bankası hasan âli yücel klasikler dizisi. diderot diyalog tarzını bu eserinde de kullanmıştır. iki ana karakter etrafında dönen karşılıklı konuşmalar metni oluşturmaktadır. diderot eseri için "roman değil" demiş ama kesinlikle romana yakın duran bir anlatı. belki en doğru tâbir anlatı olacaktır. her ne kadar modern bir tâbir olsa da... kaderci jacques ve efendisi arasında gerçekleşen felsefî sorgulamalar anlatıya yön veriyor. ama sadece felsefî sorgulamalardan ibâret değil. yer yer kahkahalar atıyorsunuz okurken, kimi zaman hüzünleniyorsunuz, bazen de oturup düşünüyorsunuz... kaderci jacques adı üstünde zaten. her şeyi kadere bağlayan ve her olaya kaderde varsa olur diyen birisi. ama kesinlikle aptal değil. hattâ bu kaderciliğin hâricinde oldukça zeki ve sıra dışı bir karakter. efendisi âdeta gönülden bağlı jacques'a. bazen bozuşuyorlar ama fazla sürmeden ikisi de birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını anlıyorlar. aslında kim kimin efendisi tam olarak belli değil. kaderci jacques efendisini parmağında oynatıyor çünkü. baştan sona kadar efendisi jacques'a anlat bakalım şu aşk hikâyelerini diyor. jacques her başladığında bir şekilde bölünüyor bu maceralar. genel olarak da anlatıcı müdahale ediyor anlatılan şeye. yazarın direkt müdahaleleri oluyor. okurlarla konuşuyor anlatıcı yazar. "biliyorum biliyorum merak ediyorsunuz ama durun bir şunu anlatayım önce" diyor. ve bir başka hikâyeye veya maceraya sürükleniyoruz. oradan bir başkasına... kaderci jacques gün görmüş birisi. macerası ve tecrübesi çok. zaman zaman don kişot'u andırıyor kitap. diderot'un büyük edebiyatçı kimliği burda da dikkat çekiyor. bir anlatı ustası olarak pek çok romancıya taş çıkartacak birisi diderot...
devamını gör...

dilimize ataol behramoğlu tarafından kazandırılmış olan aleksandr sergeyeviç puşkin şiiri. puşkin'in sevgiyi ve sevileni her şiirinde olabildiğince kırılgan bir biçimde tasvir etmesinin yanı sıra sonucunda uğradığı hüsranı aktarması da bir o kadar kırılgan ve inceliklidir. karşılıksız aşkın en nahif aktarıldığı şiir kanımca. üçüncü şahsın şiiri* gibi üzüntü ile aynı havanda dövülmüş bir öfke gözlenmez ve belki de bundan ötürü oldukça kırılgan bir görüntü çizer şiir. eski bir soylunun nezaketi bu içe gömülmeye zorlanmış aşkı anlatan şiirin her yanında gözlenebilir. kısa ama vurucu olması da belki bu çaresiz kabullenişi olabildiğince kibar biçimde aktarmasından gelir. hiç şüphesiz hayal kırıklığı ve hüsranın en parçalayan dile getirilişi iyi dilekler ve kibarlık ile olanıdır.

dünya şiir antolojisi - 2. cilt / s.581


seviyordum sizi: ve ihtimal ki bu aşk
içimde sönmedi bütünüyle;
fakat üzmesin sizi artık bu sevgi;
istemem üzülmenizi hiçbir şeyle.

sessizce, umutsuzca seviyordum sizi,
kah ürkeklik, kah kıskançlıkla üzgün;
bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki,
dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.
devamını gör...

erkeklere huri, kadınlara nuri !
devamını gör...

hatun kişisinin aşırı üzerine düşmek,darlamak kısıtlamaya çalışmak.daha ilişki aşamasında 30 senelik karısına davranır gibi davranmak(ki buda doğru değil onuda darlamamak lazım)neticede bunları yapınca soğuyor insanlar.kadınların yaptkları yanlışlar ise aşağı yukarı benzerlik taşıyor diyebiliriz.aşırı kıskançlık,sürekli güvensizlik hissiyatının karşı tarafa verilmesi falan uzar gider bu liste.
devamını gör...

kuşaklar bilimsel tanımlar değillerdir. sosyolojik anlamda varlığı kabullenilmemiş, 1950'lerde ortaya atılmış bir teoridir.

o yüzden üzerine uzun uzun konuşup "yahu acaba biz hangi kuşağız? bizim özelliklerimiz nelerdir? en zeki kuşak bizmişiz." demenize ve kendinizi pohpohlamanıza gerek yok.

haydi bakalım, bugün de bunu öğrendiniz. bu konu hakkında daha fazla kafa açmayın.
devamını gör...

yani garip bir duygu. zaman zaman ne yapıyorum lan ben burada dese de insan. sevmese durur mu?
devamını gör...

ah bir de beni duysanız.*

büdüt: yakında duyacaksınız. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

amerika'nın kaliforniya eyaletinde bulunan bu tek parçalık kafa formasyonu tek parça granitten oluşur. bu kayayı, ünlü yapan ise dünyanın en zor tırmanış rotası olmasıdır. kaya tırmanışçıları için bu kaya, hayallerin de ötesindedir. 914 metre yükseklikteki bu kaya kaptan, lider anlamına gelen "el capitan" ismiyle bilinmektedir. alex honnold, el capitan'a free solo yöntemiyle tırmanan ilk kişi olmuştur. free solo aynı zamanda bir belgesel filmidir ve kesinlikle tavsiye ederim. böyle bir kayaya hiçbir ekipman olmadan free solo olarak tırmanmak ben ölmek istiyorum demekle aynı şeydir. ama bir kişi daha yapılmaz denileni yapmıştır.
şu videoyu da şuraya bırakmak isterim:


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

temizlik viledasıyla ocağı kapattım az önce. saniyelik bir salaklık ya da korkuyla aklına başka bir şey gelmemesi arasında gidip gelmekteyim, olayı anlatayım siz karar verin ama bence salaklık.
düdüklü tencere ile ne zaman yemek yapsam aklım mutfakta kalıyor. zaten yemek yapmayı seven biri değilim işkence iki katına çıkıyor.
mesela az önce (neden diye sormayın) karnabaharı çabuk haşlansın diye düdüklü tencereye koydum. düdüklü tencerenin çığlıklarını duyup mutfağa koştum bir de ne göreyim, tencere bağımsızlığını ilan etmiş isyan çıkarmış! altı üstü karnabahar, sen neden ocağın üzerinde isyan çıkarır ortalığı ayağa kaldırırsın be tencere! korkumdan ocağa da yaklaşamıyorum, viledanın sapıyla kapattım ocağı. şeytan diyor at pencereden aşağı tencereyi. hayır canım ne alakası var benim iş bilmezliğimle, beceriksizliğimle. düdüklü tencere sorunlu!
devamını gör...

ilk takipçisi olduğum yazardır. az ve öz yazar, güzel tanımları ile gerçekleri yazar. durum ne olursa olsun bize doğruları anlatmaya devam et eğri oturup doğru yazan nickli yazar. #122827 hayatınızın mottosu sözlerin için de çok teşekkür ediyor, devamını bekliyoruz saygıdeğer yazar.
devamını gör...

ben inanamıyorum bu tür paylaşımlara.bizim insana şov olsun. sorgulamadan bir şeye inanmak ,katılmak olsun yeter ki esas fikri kendisi ortaya atmasın
devamını gör...

ikisi hariç hepsi canımın içidir,kıymalı böreğimdir, bebeğimdir, bir tanemdir, şapşiğimdir. hele eyluling vardır ki sormayın gitsin. kendisi etipuf'um olmakla beraber, beni karşılayan moddur. bu nedenle gönlümdeki yeri bambaşkadır.

yırttık abicim yırttık'da vardı ama o mod değil artık sayılmaz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim