karşı cinste çekici gelen özellikler
kibarlik, alçak gönüllük ve şairanelik.
devamını gör...
cumhuriyeti 1921 anayasası ruhuyla taçlandıracağız
bunlar ilk seçildikleri zaman da, msp gömleğini çıkarmışlardı, her insan değişir bizde üstümüzde ki gömleği çıkardık değiştik demişti.
çıkardığı gömlek milli görüş gömleği idi.
çıkardığı gömlek milli görüş gömleği idi.
devamını gör...
uzun entry şovenizmi
madalya saçmalığıyla iyice artacak olandır. iki kelimeyle anlatacağı derdi şov olsun diye uzun uzun yazıp kopyala yapıştır ile süsleyip göz yoruyorlar. uzun entryleri okumam vakit kaybı. evet.
devamını gör...
evrendeki düzen tesadüfen oluşabilir mi sorunsalı
evren'de düzen yoktur diyerek soruyu kilitliyorum.
devamını gör...
bir telefonun kullanım ömrü
iphone da diğer akıllı telefonlar da 2 yıldan sonra birçok sorunu beraberinde getiriyor. dolayısıyla azami kullanım süresi 2 yıldır.
devamını gör...
yazarları iğrendiren hareketler
durup dururken başkalarını yargılamak ve dedikodusunu yapmak.
insanların ellerinde olmayan sebepler dolayısı ile ayrıştırmak.
insanların ellerinde olmayan sebepler dolayısı ile ayrıştırmak.
devamını gör...
avatar'ı yakalamadan bana rahat yok amca
(bkz: avatar the last airbender) dizisinde zuko'nun her bölümde ısrarla bunu söylemesine rağmen amcasının sadece farklı çaylar yaparak onu vazgeçirmeye çalışması* .
devamını gör...
türkiye'deki asgari ücretin bulgaristan hariç tüm ab ülkelerinin gerisinde olması
ab ülkeleri ile türkiye'yi kıyaslamak mı?
ab ülkelerini diktatörler yönetmiyor değerli arkadaşlar.
parlamenter sistem var onlarda, bizde ki gibi dingonun ahırı değil yani.
bizim ülkemizde önce diktatör ve avanesinin bir doyması lazım, onlardan arta kalırsa da biz işte fakirler kullar faydalanıyoruz.
hiç oy vermesek de bunlara oy veren kanser kitle sayesinde.
ab ülkelerini diktatörler yönetmiyor değerli arkadaşlar.
parlamenter sistem var onlarda, bizde ki gibi dingonun ahırı değil yani.
bizim ülkemizde önce diktatör ve avanesinin bir doyması lazım, onlardan arta kalırsa da biz işte fakirler kullar faydalanıyoruz.
hiç oy vermesek de bunlara oy veren kanser kitle sayesinde.
devamını gör...
sözlükteki üç kişi problemi
artı oylardan 3 kişi bile olmadığını iddia ettiğim başlıktır.
3 kişi nedir yahu 3 kişi çok baya çok.
hayaletler okuyor tanımları.
3 kişi nedir yahu 3 kişi çok baya çok.
hayaletler okuyor tanımları.
devamını gör...
yazarların en sevdiği söz
şu hayatta ne öğrendim derseniz; içime atmayı öğrendim, kabullenmeyi öğrendim, yalnızlığı öğrendim, en çok da yalnızlığımı öğrendim..
devamını gör...
eazy-e
eric lynn wright bilinen adıyla eazy-e amerikalı rap sanatçısı.
bir parçasında (bkz: dr. dre) ile (bkz: snoop dogg) ikilisine baya ağır ithamlarda bulunmuştur.
incelemek için
ayrıca (bkz: gta san andreas) oyunundaki (bkz: ryder) karakterinin ilham kaynağı olduğu bariz bir şekilde görülmektedir.
30 yaşında vefat etmiştir.
bir parçasında (bkz: dr. dre) ile (bkz: snoop dogg) ikilisine baya ağır ithamlarda bulunmuştur.
incelemek için
ayrıca (bkz: gta san andreas) oyunundaki (bkz: ryder) karakterinin ilham kaynağı olduğu bariz bir şekilde görülmektedir.
30 yaşında vefat etmiştir.
devamını gör...
hafızadan çıkmayan reklam jingleları
akılda kalan, bilinçaltına işlenen repliklerdir.
ilk aklıma gelenler :
*arko : en değerli giysiniz, cildiniz .
* fırat boru : çek şunun ucunu döşeyelim abi.fıratla kombide buluşalım abi.
* beko : bir dünya markası
* arçelik : arçelik demek , yenilik demek.
* tahsildaroğlu: tahsildaroğlu benim
peynirim.güvenle alır, lezzetle yerim.
* haribo : hepinizi ananas gibi görüyorum.
ilk aklıma gelenler :
*arko : en değerli giysiniz, cildiniz .
* fırat boru : çek şunun ucunu döşeyelim abi.fıratla kombide buluşalım abi.
* beko : bir dünya markası
* arçelik : arçelik demek , yenilik demek.
* tahsildaroğlu: tahsildaroğlu benim
peynirim.güvenle alır, lezzetle yerim.
* haribo : hepinizi ananas gibi görüyorum.
devamını gör...
çay ile en iyi giden bisküvi
alalala bir bu başlık vardı ben daha önce yazmıştım deja vu olayı daha. neyse bir daha yazalım elimizemi yapışır efenim. petibördür, petibör ikiye kırılır, yarısı çaya batırılır ve yımışayan püskevit kopup düşmeden ivedelikle ağza götürülür. bu fiyata bu lezzet bu heyecan başka abur cuburda yoktur. afiyet olsun.
devamını gör...
niyet mektubu
yüksek lisans/doktora/iş başvurularında sıklıkla istenen mektup türü.
yüksek lisans/doktora için bu mektupları okuyup rapor veren bir üniversite çalışanı olarak tavsiye vermek istedim, umarım yardımı dokunur. iğrenç, berbat, komik mektuplar yazıyor çoğu insan hem de kafasında dert ediniyor bunu. benim görevim içinde küfür/argo ifade olanları elemek üzerineydi(boş bir işti yani ama küfür yazan orijinal arkadaşlar vardı gerçekten). nitekim bu boş işi değerlendirip iyileri kendim için ayırdım. binlerce mektuptan 20 iyi belki ayırabildim 4 başvuru döneminde. şu sözlüğe yazabilen insan çok önde sıradan bir insana göre öncelikle bu konuda içiniz rahat olsun. kıyaslandığınız mektuplar çok komikler çünkü.
şimdi bu mektup sizin için fırsat, kendinizi anlatmanız için, kısa sürede güzel bir özet geçebilmeniz için bulunmaz nimet, kıymetini bilerek yazın.
yapmanız gerekenleri kısa öz anlatacağım(altta kısımda daha ayrıntılı anlatacağım yazılması gerekenleri) çünkü sıklıkla bu hatalara denk geliyorum:
+kısa cümleler kurulması mecburi.
+gerçekten dersini aldığınız ya da türkiyede saygın prof'ların sözleri veya düşüncelerine yer vermek.(steve jobs yazıyor bazı insanlar, komik duruyor.)
+hayat mottosu belirlemek, örneğin "carpe diem". bunun hocanızın bir lafı olması daha makbul. "bilmem kim hocamdan öğrendiğim ve hayatımın sonuna kadar uygulayacağım gerçek ise; 'carpe diem'" (şüpheniz olmasın okuyan çok etkilenecektir, üstteki maddeyle beraber yapılırsa daha güzel olur.)
+2 hocadan fazlasının adını geçirmeyin.
+giriş gelişme ve sonuç vs kendinize en makul geleni yapın. 4 paragraf daha iyi gözüküyor ama. birbirini tekrar eden mektuplar sağlam sırıtıyor. sizce kendinizi anlatmanız, neden oraya başvurduğunuzdan daha önemliyse onu 2. paragrafa alın vs. neticede özgün bir tarz belirleyin.
+neden oraya başvurduğunuzu yazın. oranın hakkında bilgi sahibi olduğunuzu gösterin, bilginiz yoksa bilgi edinin. (üniversitenizin bilmem ne konusunda çok iyi olduğunu biliyorum ve sürekli olarak takip ediyorum şeklide)
+2 üniversiteye aynı mektubu göndermeyin, bundan haberdar olunuyor bazı bölümlerde, özellikle aynı üniversite 2 tercih yaparken. mülakatta alay konusu olursunuz ruhunuz bile duymaz neden alay konusu olduğunuzu.
+1 paragrafta çalışmalarınızdan bahsedin, kendinizden bahsedin, eğitim hayatınızın nasıl geçtiğini anlatın, kişisel özelliklerinizden bahsedin ve şu cümleyi kurun "beni diğerlerinden ayıran özelliğimin dirseğimi yalayabilmek olduğunu düşünüyorum". çünkü bilmek istiyoruz ne konuda iyisin, ukalalık değil bu. kiminin disiplin hayatında ön plandadır, kiminin sosyal beceresi. buna göre seçilecek zaten ilgili kişi.
+sonuç kısmına; eğer kabul alırsam, üniversitenizin kültürünü benimseyeceğime şeklinde temiz cümleler yazın ve kendinizi gelecekte nerede gördüğünüzden bahsedin.
+1 paragraf bunu neden yapmak istediğinizi anlatsın.
+kimseyi ya da hiçbir şeyi kötülemeyin.
+başlığa saçma şeyler yazmayın. başlık niyet mektubu zaten. 'bilmem ne enstitüsüne' gibi başlıklar atanlar çok var, dilekçe değil güzel kardeşim bu. torpil kağıdı gibi düşün bunu.
+imzaya garip şeyler yazmayın, adres falan gibi. isim, tarih, imza olsun sadece.
+gereksiz kelime kullanmayın. "mihenk taşıdır" gibi kalıplarla yazarsanız, kimse o mektuba vakit ayırmaz. 'elzem' gibi kelimeler mesela, akademiye yakışmıyor.
+imla hatalarını bir bilen arkadaşınıza düzelttirin, imla hatası çok kötü gözüküyor(abartı bir imla istenmiyor tabi ama noktalı virgül, 2 nokta kullanmayı bilmeyen adamın mektubunu niye okuyalım diye düşünülüyor.)
---------------------------------------
şimdi asıl üst seviye dediğimiz mektuplarda gördüğümse; adamların/kadınların gerçekten özgün tarzlarının olması ve edebiyatı parçalamadan 1-2 kelime ile edebiyat yapmalarıydı. bu kişilerin yazdıklarını okurken; zaten kabul edilmeseler bile hayatlarında başarılı olacaklar diye içimden geçiriyordum.
kimseden çekinmeden, içinizdekileri doya doya yazın işte, kararlı olun, ne yaptığınızdan emin olun, neden yaptığınızdan şüpheniz olmasın. samimi bir dil kullanın, laubali de olmayın; işinize odaklanın sadece. yazmak için yazmayın. eğer bu şekilde düşünmekte zorlanıyorsanız, zaten mektubunuz kabul edilmeyecek gibi düşünün ve şansınızı öylesine deniyormuş gibi davranın bana kalırsa çünkü bu mektup iyi yazılırsa şansınız artıyor ancak kötü yazılırsa şansınızı azaltmıyor. siz sadece kötü yazarsanız bir fırsatı kaçırmış oluyorsunuz. bu her üniversitede böyle.
ayrıca güzel niyet mektubu yazan insanların ortak noktası da mezun oldukları üniversiteye başvurmamalarıydı. genelde idealist insanlar yerinde duramaz daha iyisini hedefler aynısıyla yetinmez imajı veriyorlar mektuplarında da, krizi gole çevirmek bu resmen. yani başka üniversiteye başvuranlar bu mektupla 10 adım öne geçebilirler.
---------------------------------------
cevap verilmesini istediğimiz sorular ise:
1.giriş:
-neden bu üniversiteye başvurdun? (kısa özet)
-çalışmak istediğin hoca var mı? (tek cümle)
-neden yüksek lisans/doktora yapmak istiyorsun? (tek cümle, kısa özet)
-şu anki güncel durumun nedir?(örneğin 2 senedir bilmem ne şirketinde çalışıyorum veya geçtiğimiz dönemde bilmem ne yüksek lisansından mezun oldum) (tek cümle)
-farklı üniversiteyse veya farklı bölümse neden bu şekilde bir başvuru yaptın.(tek cümle="at gözlüklerimi çıkarmak için farklı bir üniversiteye başvurdum" veya "üniversiteniz kafakopter konusunda mükemmel olduğu için üniversitenize başvurdum.")
not:4-6 cümle arası ideal; yukardakilerin sıralamasını paragraflarınızın sıralamasına göre yapın.
2.paragraf:
-yüksek lisans/doktora yapma sebeplerinizi daha uzun ifadelerle yazın. 2. paragrafın girişi kesinlikle bu olsun.
-senin için bilim nedir?
-senin hayata bakış açın nelerdir?
-okurken etkilendiğin hocam kimdir ve neyinden etkilendin, hangi sözü senin hep aklında kaldı ve bunu uyguladın ve uygulayacaksın?
-bu programa başvurmamda altta yatan düşüncen nedir? (etkili bir cümle örneği: "fizik bilimi benim için çok özeldir çünkü fizik öğrendikçe, aslında olan bilgisizliğimin çok olduğunu fark etmemdir.") ===> entropi bilgisi var, öğrenme isteği var, alçakgönüllük var, okuduğu alana hakimiyet var, var oğlu var bu cümlede.
-öğrenmeyi neden seversin? öğrenmek nedir?
-paragrafın sonunda ilgili alanda yüksek lisans/doktora yapmanın sizi çok mutlu edeceğini yazın.(aynen bu şekilde yazsanız bile kafidir.)
3.paragraf:
-lisans/yüksek lisans eğitiminde nasıl bir öğrenciydin? (hiç devamsızlık yapmayan bir öğrenciydim gibi)
-ne tür çalışmalarda bulundun, neyin üzerine tez/bitirme ödevi yaptın? ne tür etkinliklere katıldın?(sadece kendi alanınızda olanları yazın 3 etkinlikten fazlası -çok iyi etkinlikler değilse- okuyanı sinirlendirir.) örnek="yüksek lisans eğitimimde en hızlı kafakopter yapma yarışması üzerine girişimlerde bulundum." örnek="yüksek lisans tezimi at nallarının işlevselliği üzerine yazdım."
-kendi alanın dışında nelerde iyisin, neler öğrenmek için fedakarlık yaptın?(derslerde benden istenenlerin yanı sıra şunları öğrenmek için şu girişimlerde bulundum. bu girişimlerde bulunma sebeplerim rahatın batması sebebiyledir.)
-sizin için en iyi öğrenme nedir?(tek başıma çalışmak ya da usta çırak ilişkisiyle öğrenmek gibi.)
-sizi diğerlerinden ayıran özelliğiniz nedir?
-öğrendiklerim kalıcı oldu çünkü sebep sonuç ilişkisi kurdum gibi cümleler de kullanabilirsiniz. (ezbere dayalı eğitimi kötülemeyin sakın)
not:sizin olmayan bir şeyi yazmayın, disiplinli değilseniz disiplinli olduğunuzu kesinlikle yazmayın. samimiyet her zaman kazandırır ondan haberiniz olsun.(bilgisizliğin samimiyeti olmaz bunu da belirteyim. bilgisizliğin sebepleri var olabilir ama bu alanınız dışında yerlere başvuruyorsanız tolere edilir.)
4.sonuç:
-üniversitenizin saygınlığının bilince misin?
-kendini gelecekte nerede görüyorsun?
-kabul alırsanız yine bu durumun sizi mutlu edip etmeyeceğini yazın.(tekrara düşmek bazen vurguyu güçlendirir, tekrarda sakınca yok bu yüzden.)
son not: eski üniversitenizi, aldığınız dersleri, öğrendiklerini kötülemeyin. hiçbir şey hakkında "saçma" gibi ifadeler kullanmayın.
yüksek lisans/doktora için bu mektupları okuyup rapor veren bir üniversite çalışanı olarak tavsiye vermek istedim, umarım yardımı dokunur. iğrenç, berbat, komik mektuplar yazıyor çoğu insan hem de kafasında dert ediniyor bunu. benim görevim içinde küfür/argo ifade olanları elemek üzerineydi(boş bir işti yani ama küfür yazan orijinal arkadaşlar vardı gerçekten). nitekim bu boş işi değerlendirip iyileri kendim için ayırdım. binlerce mektuptan 20 iyi belki ayırabildim 4 başvuru döneminde. şu sözlüğe yazabilen insan çok önde sıradan bir insana göre öncelikle bu konuda içiniz rahat olsun. kıyaslandığınız mektuplar çok komikler çünkü.
şimdi bu mektup sizin için fırsat, kendinizi anlatmanız için, kısa sürede güzel bir özet geçebilmeniz için bulunmaz nimet, kıymetini bilerek yazın.
yapmanız gerekenleri kısa öz anlatacağım(altta kısımda daha ayrıntılı anlatacağım yazılması gerekenleri) çünkü sıklıkla bu hatalara denk geliyorum:
+kısa cümleler kurulması mecburi.
+gerçekten dersini aldığınız ya da türkiyede saygın prof'ların sözleri veya düşüncelerine yer vermek.(steve jobs yazıyor bazı insanlar, komik duruyor.)
+hayat mottosu belirlemek, örneğin "carpe diem". bunun hocanızın bir lafı olması daha makbul. "bilmem kim hocamdan öğrendiğim ve hayatımın sonuna kadar uygulayacağım gerçek ise; 'carpe diem'" (şüpheniz olmasın okuyan çok etkilenecektir, üstteki maddeyle beraber yapılırsa daha güzel olur.)
+2 hocadan fazlasının adını geçirmeyin.
+giriş gelişme ve sonuç vs kendinize en makul geleni yapın. 4 paragraf daha iyi gözüküyor ama. birbirini tekrar eden mektuplar sağlam sırıtıyor. sizce kendinizi anlatmanız, neden oraya başvurduğunuzdan daha önemliyse onu 2. paragrafa alın vs. neticede özgün bir tarz belirleyin.
+neden oraya başvurduğunuzu yazın. oranın hakkında bilgi sahibi olduğunuzu gösterin, bilginiz yoksa bilgi edinin. (üniversitenizin bilmem ne konusunda çok iyi olduğunu biliyorum ve sürekli olarak takip ediyorum şeklide)
+2 üniversiteye aynı mektubu göndermeyin, bundan haberdar olunuyor bazı bölümlerde, özellikle aynı üniversite 2 tercih yaparken. mülakatta alay konusu olursunuz ruhunuz bile duymaz neden alay konusu olduğunuzu.
+1 paragrafta çalışmalarınızdan bahsedin, kendinizden bahsedin, eğitim hayatınızın nasıl geçtiğini anlatın, kişisel özelliklerinizden bahsedin ve şu cümleyi kurun "beni diğerlerinden ayıran özelliğimin dirseğimi yalayabilmek olduğunu düşünüyorum". çünkü bilmek istiyoruz ne konuda iyisin, ukalalık değil bu. kiminin disiplin hayatında ön plandadır, kiminin sosyal beceresi. buna göre seçilecek zaten ilgili kişi.
+sonuç kısmına; eğer kabul alırsam, üniversitenizin kültürünü benimseyeceğime şeklinde temiz cümleler yazın ve kendinizi gelecekte nerede gördüğünüzden bahsedin.
+1 paragraf bunu neden yapmak istediğinizi anlatsın.
+kimseyi ya da hiçbir şeyi kötülemeyin.
+başlığa saçma şeyler yazmayın. başlık niyet mektubu zaten. 'bilmem ne enstitüsüne' gibi başlıklar atanlar çok var, dilekçe değil güzel kardeşim bu. torpil kağıdı gibi düşün bunu.
+imzaya garip şeyler yazmayın, adres falan gibi. isim, tarih, imza olsun sadece.
+gereksiz kelime kullanmayın. "mihenk taşıdır" gibi kalıplarla yazarsanız, kimse o mektuba vakit ayırmaz. 'elzem' gibi kelimeler mesela, akademiye yakışmıyor.
+imla hatalarını bir bilen arkadaşınıza düzelttirin, imla hatası çok kötü gözüküyor(abartı bir imla istenmiyor tabi ama noktalı virgül, 2 nokta kullanmayı bilmeyen adamın mektubunu niye okuyalım diye düşünülüyor.)
---------------------------------------
şimdi asıl üst seviye dediğimiz mektuplarda gördüğümse; adamların/kadınların gerçekten özgün tarzlarının olması ve edebiyatı parçalamadan 1-2 kelime ile edebiyat yapmalarıydı. bu kişilerin yazdıklarını okurken; zaten kabul edilmeseler bile hayatlarında başarılı olacaklar diye içimden geçiriyordum.
kimseden çekinmeden, içinizdekileri doya doya yazın işte, kararlı olun, ne yaptığınızdan emin olun, neden yaptığınızdan şüpheniz olmasın. samimi bir dil kullanın, laubali de olmayın; işinize odaklanın sadece. yazmak için yazmayın. eğer bu şekilde düşünmekte zorlanıyorsanız, zaten mektubunuz kabul edilmeyecek gibi düşünün ve şansınızı öylesine deniyormuş gibi davranın bana kalırsa çünkü bu mektup iyi yazılırsa şansınız artıyor ancak kötü yazılırsa şansınızı azaltmıyor. siz sadece kötü yazarsanız bir fırsatı kaçırmış oluyorsunuz. bu her üniversitede böyle.
ayrıca güzel niyet mektubu yazan insanların ortak noktası da mezun oldukları üniversiteye başvurmamalarıydı. genelde idealist insanlar yerinde duramaz daha iyisini hedefler aynısıyla yetinmez imajı veriyorlar mektuplarında da, krizi gole çevirmek bu resmen. yani başka üniversiteye başvuranlar bu mektupla 10 adım öne geçebilirler.
---------------------------------------
cevap verilmesini istediğimiz sorular ise:
1.giriş:
-neden bu üniversiteye başvurdun? (kısa özet)
-çalışmak istediğin hoca var mı? (tek cümle)
-neden yüksek lisans/doktora yapmak istiyorsun? (tek cümle, kısa özet)
-şu anki güncel durumun nedir?(örneğin 2 senedir bilmem ne şirketinde çalışıyorum veya geçtiğimiz dönemde bilmem ne yüksek lisansından mezun oldum) (tek cümle)
-farklı üniversiteyse veya farklı bölümse neden bu şekilde bir başvuru yaptın.(tek cümle="at gözlüklerimi çıkarmak için farklı bir üniversiteye başvurdum" veya "üniversiteniz kafakopter konusunda mükemmel olduğu için üniversitenize başvurdum.")
not:4-6 cümle arası ideal; yukardakilerin sıralamasını paragraflarınızın sıralamasına göre yapın.
2.paragraf:
-yüksek lisans/doktora yapma sebeplerinizi daha uzun ifadelerle yazın. 2. paragrafın girişi kesinlikle bu olsun.
-senin için bilim nedir?
-senin hayata bakış açın nelerdir?
-okurken etkilendiğin hocam kimdir ve neyinden etkilendin, hangi sözü senin hep aklında kaldı ve bunu uyguladın ve uygulayacaksın?
-bu programa başvurmamda altta yatan düşüncen nedir? (etkili bir cümle örneği: "fizik bilimi benim için çok özeldir çünkü fizik öğrendikçe, aslında olan bilgisizliğimin çok olduğunu fark etmemdir.") ===> entropi bilgisi var, öğrenme isteği var, alçakgönüllük var, okuduğu alana hakimiyet var, var oğlu var bu cümlede.
-öğrenmeyi neden seversin? öğrenmek nedir?
-paragrafın sonunda ilgili alanda yüksek lisans/doktora yapmanın sizi çok mutlu edeceğini yazın.(aynen bu şekilde yazsanız bile kafidir.)
3.paragraf:
-lisans/yüksek lisans eğitiminde nasıl bir öğrenciydin? (hiç devamsızlık yapmayan bir öğrenciydim gibi)
-ne tür çalışmalarda bulundun, neyin üzerine tez/bitirme ödevi yaptın? ne tür etkinliklere katıldın?(sadece kendi alanınızda olanları yazın 3 etkinlikten fazlası -çok iyi etkinlikler değilse- okuyanı sinirlendirir.) örnek="yüksek lisans eğitimimde en hızlı kafakopter yapma yarışması üzerine girişimlerde bulundum." örnek="yüksek lisans tezimi at nallarının işlevselliği üzerine yazdım."
-kendi alanın dışında nelerde iyisin, neler öğrenmek için fedakarlık yaptın?(derslerde benden istenenlerin yanı sıra şunları öğrenmek için şu girişimlerde bulundum. bu girişimlerde bulunma sebeplerim rahatın batması sebebiyledir.)
-sizin için en iyi öğrenme nedir?(tek başıma çalışmak ya da usta çırak ilişkisiyle öğrenmek gibi.)
-sizi diğerlerinden ayıran özelliğiniz nedir?
-öğrendiklerim kalıcı oldu çünkü sebep sonuç ilişkisi kurdum gibi cümleler de kullanabilirsiniz. (ezbere dayalı eğitimi kötülemeyin sakın)
not:sizin olmayan bir şeyi yazmayın, disiplinli değilseniz disiplinli olduğunuzu kesinlikle yazmayın. samimiyet her zaman kazandırır ondan haberiniz olsun.(bilgisizliğin samimiyeti olmaz bunu da belirteyim. bilgisizliğin sebepleri var olabilir ama bu alanınız dışında yerlere başvuruyorsanız tolere edilir.)
4.sonuç:
-üniversitenizin saygınlığının bilince misin?
-kendini gelecekte nerede görüyorsun?
-kabul alırsanız yine bu durumun sizi mutlu edip etmeyeceğini yazın.(tekrara düşmek bazen vurguyu güçlendirir, tekrarda sakınca yok bu yüzden.)
son not: eski üniversitenizi, aldığınız dersleri, öğrendiklerini kötülemeyin. hiçbir şey hakkında "saçma" gibi ifadeler kullanmayın.
devamını gör...
sillage (yazar)
uzun zaman önce takip listeme aldığım, tanımlarını ilgiyle okuduğum değerli sözlük yazarı. nickaltına yazmak bugüne kısmet oldu. güzel ve dokunaklı yazılarına devam etmesi dileği ile var olsun.
devamını gör...
sağırlar
sağırlık sadece işitme kaybı ile alakalı olmayabilir. her insan biraz sağırdır aslında; duymak istemediklerine, farklı bir şekilde duymak istediklerine karşı. dünya üzerinde hüküm süren ve tam da iletişim çağı dediğimiz saçma sapan çağın kalbinde bir ritim bozukluğu gibi dengesizlik yaratan bu iletişimsizliğin kulakları sağır eden ölüm çığlıklarını işitmeye çalışıyoruz. ve maalesef sağır kulaklarımız sözcükler diye bildiğimiz işitme cihazlarından yoksun.
kitapla hiç alakası yok ama yazmak istedim. size kitabı anlatmasa da sağırlığı anlatacaktır. hem de sadece bireysel değil toplumsal bir sağırlık örneğidir bu. anlatacağım hikaye dilek özçelik’in hikayesi. her zaman söylediğim gibi “ meslektaşım kardeşimdir”. dilek de benim meslektaşımdı, henüz yeni mezundu ama yine de meslektaşımdı. artık aramızda değil ama yine de hala meslektaşım.
dilek, bir cuma namazı sonrası allah’ın evinden çıkan ama ev sahibiyle aslında hiçbir iletişimi olmadığı az sonra belli olacak bir bakanın yanına yaklaşıp derdini anlatmak ister. dilenci değildir dilek. derdim bir aliterasyon yaratmak değil bu cümleyle, sadece dilek’in onurlu bir cümle kurmadan önceki haklı talebine vurgu yapmak. dilek adını anmak bile istemediğim bir hastalıktan mustariptir ve ilaçlarını yaşadığı trakya kentinde bulamaz ve bunun için de bakandan yardım talep eder. bakan, bugüne kadar bakanlık yapmış çoğu bakan gibi aslında bakması gereken yere bir türlü bakmayan, onun baktığı yerde olmaya çalışanlardan gözlerini kaçıran bir adamdır. bakanımız elini cebine atar ve sadaka gibi bir para tutuşturmaya çalışır güzeller güzeli dilek kardeşimizin eline. daha ne yapayım demeyi de ihmal etmez. devletinden yardım isteyen bir gence bakanın cevabı budur işte tam o anda. ve dilek tokat gibi bir cevap verir: “ görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız.” yazarken bile tüylerim diken diken oldu. ben de bakana şunu söylüyorum ece’den alıntılayarak: “ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?” biz ne zaman bu kadar zalim olduk? dilek’i nasıl duymadık hiçbirimiz. dilek neden öldü? biz ne kadar sağırız ki el vermedik gencecik bir öğretmen adayına. yazıklar olmasın mı bize?
kitabı okuyun. çok iyi bir kitap ama benim anlattıklarımla alakası yok. ben gelişine vurdum. bu da mı gol değil?
kitapla hiç alakası yok ama yazmak istedim. size kitabı anlatmasa da sağırlığı anlatacaktır. hem de sadece bireysel değil toplumsal bir sağırlık örneğidir bu. anlatacağım hikaye dilek özçelik’in hikayesi. her zaman söylediğim gibi “ meslektaşım kardeşimdir”. dilek de benim meslektaşımdı, henüz yeni mezundu ama yine de meslektaşımdı. artık aramızda değil ama yine de hala meslektaşım.
dilek, bir cuma namazı sonrası allah’ın evinden çıkan ama ev sahibiyle aslında hiçbir iletişimi olmadığı az sonra belli olacak bir bakanın yanına yaklaşıp derdini anlatmak ister. dilenci değildir dilek. derdim bir aliterasyon yaratmak değil bu cümleyle, sadece dilek’in onurlu bir cümle kurmadan önceki haklı talebine vurgu yapmak. dilek adını anmak bile istemediğim bir hastalıktan mustariptir ve ilaçlarını yaşadığı trakya kentinde bulamaz ve bunun için de bakandan yardım talep eder. bakan, bugüne kadar bakanlık yapmış çoğu bakan gibi aslında bakması gereken yere bir türlü bakmayan, onun baktığı yerde olmaya çalışanlardan gözlerini kaçıran bir adamdır. bakanımız elini cebine atar ve sadaka gibi bir para tutuşturmaya çalışır güzeller güzeli dilek kardeşimizin eline. daha ne yapayım demeyi de ihmal etmez. devletinden yardım isteyen bir gence bakanın cevabı budur işte tam o anda. ve dilek tokat gibi bir cevap verir: “ görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız.” yazarken bile tüylerim diken diken oldu. ben de bakana şunu söylüyorum ece’den alıntılayarak: “ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?” biz ne zaman bu kadar zalim olduk? dilek’i nasıl duymadık hiçbirimiz. dilek neden öldü? biz ne kadar sağırız ki el vermedik gencecik bir öğretmen adayına. yazıklar olmasın mı bize?
kitabı okuyun. çok iyi bir kitap ama benim anlattıklarımla alakası yok. ben gelişine vurdum. bu da mı gol değil?
devamını gör...
başka birini aldatmış insanla birlikte olmak
akrep ve kurbağanın hikayesini aklıma getiren durumdur.
yüzemeyen bir hayvan olduğunun farkında olan akrep, bir gün nehrin öte yanına geçmek zorunda kalır. ne yapacağını düşünürken kıyıda pinekleyen kurbağayı görür.
akrebin kendisine yanaştığını fark eden kurbağa korkudan suya atlayıp uzaklaşmaya başlar. akrep yalvaran bir ses tonuyla sorar:
“kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. beni sırtında taşır mısın?”
kurbağa büyüyen gözleriyle cevap verir.
“daha neler? beni sokup öldürürsün!”
“olur mu?” der akrep. “o zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm”.
kurbağa biraz düşünür ve akrebe hak verir. kıyıya çıkar, onu sırtına alır ve karşı yakaya doğru yüzmeye başlar. yolun yarısında ensesinde bir sızı hisseder. vücudu hızla soğumaktadır. kolları, ayakları hissizleşir. beraber dibini boylayacakları suya batarken son nefesinde sorar:
“hani sokmayacaktın akrep kardeş?”
akrep mahsun, mahçup, çaresiz cevap verir:
“ne yaparsın kurbağa kardeş; ben akrebim, huyum bu.”
yüzemeyen bir hayvan olduğunun farkında olan akrep, bir gün nehrin öte yanına geçmek zorunda kalır. ne yapacağını düşünürken kıyıda pinekleyen kurbağayı görür.
akrebin kendisine yanaştığını fark eden kurbağa korkudan suya atlayıp uzaklaşmaya başlar. akrep yalvaran bir ses tonuyla sorar:
“kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. beni sırtında taşır mısın?”
kurbağa büyüyen gözleriyle cevap verir.
“daha neler? beni sokup öldürürsün!”
“olur mu?” der akrep. “o zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm”.
kurbağa biraz düşünür ve akrebe hak verir. kıyıya çıkar, onu sırtına alır ve karşı yakaya doğru yüzmeye başlar. yolun yarısında ensesinde bir sızı hisseder. vücudu hızla soğumaktadır. kolları, ayakları hissizleşir. beraber dibini boylayacakları suya batarken son nefesinde sorar:
“hani sokmayacaktın akrep kardeş?”
akrep mahsun, mahçup, çaresiz cevap verir:
“ne yaparsın kurbağa kardeş; ben akrebim, huyum bu.”
devamını gör...
insanı mutlu eden ucuz şeyler
deniz kenarında mis gibi bir havada çıtır çıtır bir simit yanında yeni demlenmiş bir çay'dan daha fazla mutlu edebilecek ne olabilir ki bu hayatta.
devamını gör...