uygun ilik bulmaktan daha küçük bir ihtimal. evi baştan sona beş altı kez arasanız bile o saklanan eşya yer yarılıp içine girdiğinden başarı şansınız yoktur. hiç kalkışmayın olmayacak işlere.
devamını gör...

normal sözlük.
şaka şaka. valla şaka ya.
telefon konuşması. kiminle olduğunun bir önemi olmaksızın...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kedilerin tatlı mı tatlı pozlar verdikleri fotoğraflarını çekip, telefon ekranını onlara gösterip beğenip beğenmediklerini sorduktan sonra ortamdan ayrılmak için yaptığım eylem.
devamını gör...

bir kaç saat sonra kızımın gireceği sınav.
onun için de benim için de sadece bir sınav.
ben anne kadar hayatı ne kadar ciddiye alıyorsam o da öğrenci olarak hayatı o kadar ciddiye alıyor. *
pandeminin kötü idare edilmesinden dolayı heba olan bir buçuk senenin sınavı.
dünyanın sonu değil.
sınava girecek tüm yavruların, rabbim yar ve yardımcıları olsun.
mutlu girsinler mutlu çıksınlar sınavdan inşalah.
nihan kaya'nın dediği gibi her çocuk içinde bir potansiyelle doğar bazı anne babalar ona müdahale etmez çocuk o potansiyelini ortaya çıkarabilir
bazı anne babalar çocuğu yer tüketir çocuk o potansiyelini hiç ortaya çıkaramaz.
çocuklarımız kendi potansiyellerini doğru zamanda ortaya çıkarsınlar inşallah.
devamını gör...

malum zatın yol arkadaşı, eski istanbul belediye başkanı. kendisi şu anda covid yüzünden yoğun bakımda.
bu zat aynı zamanda saray muhallebicisi ve sütiş’in sahiplerindendir. başkanlığı döneminde çengelköy’deki devlet malı abdullah ağa yalısını türlü katakulli ile, zimmetine geçirerek ,tapuyu cebe indirmiş ve sütiş şubesi yapmıştır , bununla da yetinmeyerek , yalının ön tarafına beton dökerek denizi doldurtmuştur. şahsım ile aralarının açılmasına neden olan bu eylemi sonrasında da “emekli “edilmiştir. sırf bu aç gözlülüğü ve güzel istanbul’a , boğaza yaptıkları nedeniyle asla affetmeyeceğim, hakkımı da helal etmeyeceğim kişidir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendimi yerden yere vurduktan sonra 'canımsın benim hadi kalk ayağa' deme özelliğim var.
insanlara bence net ve samimi davranıyorum, bak o kısmı da seviyorum. çok net olduğum için çok da sıkıntı yaşıyorum. pat diye kestirip atıyor pat diye atılıyorum.
sadece ben değil bir başkası da haksızlığa uğradığında hemen sesimi çıkartıyorum sonra benim başım yanıyor ama olsun diyorum.
sevmediğim hiç bir insanı yakınıma yaklaştırmıyorum keskin çizgilerim var ucu sivri arada bana da dokunuyor ama bunu da olumlu aldım. baktım bir kaç tanım da kendimi çok gömüyorum hemen toparlanmaya geçiyorum.*

ohoo bir sürü özellik yazdım, ucunu kaçırıyorum işte bunu da sevmediğim özelliklere yazarım artık.*
devamını gör...

hiç bitmeyecek bir düşüş gibi insanı sarsan, hırpalayan, hiçbir yere tutunamayacak kadar çaresiz bırakan lanet his..
devamını gör...

yasam koçları olabilir...
devamını gör...

son yaptığı yemeğin lezzetini bilemem ama tabağın görünümü sunumu serhati şampiyonluğa götürmüştür. zaten ilk geldiği anlardan belliydi finale kalacağı.
devamını gör...

nihai kararın verilemediği, askıda olan bir konuyu bir üst merciyee taşımak anlamına gelir.

örnek olarak, 'müdürünü çağır bana' cümlesinden sonra, müdürün gelip konuya el atması eskale etmek olarak görülebilir.
devamını gör...

karaciğerim için takip edildiğimi zannetmiyorum.
devamını gör...

takip ettiğim kişilerin ve farklı bir sürü insanın fikirlerini okumayı seviyorum ve kaç aydır burası istediğim şeyi yazabildigim, kendimi ifade edebildiğim, bazen tanım yazmak için oturup araştırma yaptığım bir mecra oldu. sebeplerim bunlar. durup dururken sevgi doldum nedense. websitesine sevgi duymak. evet.
devamını gör...

varacağamız hedefi çoğu zaman kafamızda hesaplamışızdır. a noktasından b noktasına ulaşınca hedefimize ulaşmış oluruz. bazen bazı yolculuklar hedefe kesin varacağımız konusunda emin olduğumuz ancak sonucunu kestiremediğimiz şekilde sonlanır.

"kötü mü ettim, otobüslerde sürün istemedim.."
içimden kötü ettin demek geliyordu. belki biraz gezintiye çıkmayı ve sahilde midye yemeyi planlamıştım. şimdi ise bu yolculuğa yalnız çıkmayacağım, kalabalık bir otobüse binmeyeceğim söyleniyordu. yine de karşımda gözleri parlak parlak bakan güzelliği kırmak istemedim pek. zaten başıma ne gelirse kırmamaya çabalamaktan geliyordu. oysa her hareketin altında yatan art niyeti biliyordum. bu teklifte de art niyet seziyordum ancak bozmadım.

"sorun değil. param vardı. sahilde gezmeyi düşünüyordum." daha endişeli bir hale büründü. içimden artık rol yapma demek geliyordu. ifadesizliğimi korumak oldukça zordu. "hemen şimdi istersen söyleyeyim, götürmesin seni? turlarsın biraz?" ikimizde bunun böyle olmayacağını gayet biliyorduk. içimdeki saldırganı daha fazla tutamadım, maskem düştü. sakinliğin arkasına daha fazla saklanamıyordum.

"yalnız kalmaya hakkım yok mu benim? sanki her zaman benimle geliyormuş da çok umursuyormuş gibi.."

"aklımca iyilik yaptım sana.."

"sizden iyilik gelebileceğini artık hiç sanmıyorum.."

araya farklı bir ses girince takındığım saldırgan tavır yerini yalnızca bıkkınlığa bıraktı. "geç kalıyoruz artık!"

birşey söylemeden son kez kirpiklerime baktım. oldukça uzun ve güzel görünüyordu. kendimi daha da süzdüm. uzun siyah elbisem benim için sembolik bir elbiseydi, aslında özellikle seçmemiştim bu elbiseyi, farkında olmadan elim askıya gitmiş ve almıştı elbiseyi. öylece üzerime geçirmiş aynada bir önüme bir arkama bakarken cehenneme ilk adım atışımda da bu elbiseyi giymiş olduğum geldi aklıma. belki bir kurtuluştur, bu bir işarettir diye düşündüm elbiseyi süzerken. hiç bunları düşünmeden sırf rahat olduğu için geçirmiştim üzerime çünkü. bu düşünceleri bir kenara bırakarak, aklımda söylemem gereken tüm cümleleri tekrarlayarak son kez aynada gözlerimin içine baktım. tıpkı kurumuş bir göl gibiydi gözlerim. biraz dikkatli süzerseniz çatlamış zemini görebilirdiniz. yaşam enerjisi yoktu, oldukça silik bir kahverengi oralarda bir yerlerde yalnızca görme işlevini yerine getiriyordu.

güzel görünüyordum.

sessizce merdivenlerden aşağı indim. merdivenler bana her zaman labirent gibi geliyordu. dönüp duruyordum. bana hem uzun geliyordu, hem de zaman kavramımı yitiriyordum. zaman, diye düşündüm. son zamanlarda oldukça unuttuğum, karıştırdığım bir kavramdı. gittikçe zekamın eksilere düştüğünü hissediyordum. ne günleri, ne ayları ve hatta dijital değilse saatleri ayırt edebiliyordum. kendimdeki değişimi farkettikçe kendime acıyordum, zamanı bile yitirmiştim artık. belki içine girmiş olduğum döngü benim iyiliğim için bana zamanı unutturuyordu.

arabanın kapısını kapattım ve şoför koltuğuna bakmamak için kendime söz verdim. böylece sohbet olmayacak ve bende yalan söylemek zorunda kalmayacaktım. konuşmak istemiyordum ancak ona cevap vermezsem de olmuyordu. kafamı cama çevirdim, kürklü yeleğim boynuma sürtündükçe hafif kaşındırıyordu. hisler, diye düşündüm. yol boyunca tutunmam gereken şey buydu. hislere tutunmalıydım. diyaloglara dalarsam içinden çıkamazdım. hem kaçmak istediğim herşeyden kolay yoldan kaçabilmek için bu yola koyuluyordum. hislere tutunmalıydım ki kaçabileyim.

kafamı abartılı şekilde cama dönmüş, kendimi kastığımı belli etmemek adına ifadesiz yüzümü korumaya çalışıyordum. düşünceler o kadar fazlaydı ki sanki kafamın içinde birbirine çarpıyordu. buraya ilk geldiğim zamanı düşündüm denizi seyrederken. her zaman denizin beni hipnoz ettiğini düşünüyordum. bu da yıllar önceki anılara dalmama, bu şehre ilk adım atışıma kadar gitmeme sebep oluyordu. kafamda bir yandan söylemem gereken cümleler kelime değişiklikleri yaparak süzülse de ana metin hep aynıydı. anılarım ve cümleler birbirine karışıyordu ve beynimi zorlamak bana hiç iyi gelmiyordu. niçin bu seçimi yaptığımı sorguladım bir yandan. hayatımın hiç bu kadar kötüye gideceğini düşünmemiştim. belki fazla aptal ve fedakardım ancak neticede vicdanım rahattı, ben mutsuzdum. bazen mutlu olmaya hakkım yokmuş gibi hissederdim. geçmişte işlediğim günahlar aklıma gelir ve şuan bunları ödediğimi düşünerek herşeyi hakettiğimi kabul ederdim. son günlerde hakettiğimden fazla üzgün ve kırgın oluşum artık dolup taşmama ve bu yolculuğa çıkmama sebep olmuştu.

"bir sorunun mu var?" düşüncelerimi bölen sesi duymak istemesemde aynı arabadaydık. iç geçirdim hafiften. hayır ona dönmeyecek yüzüne bile bakmayacaktım. "uyuyamıyorum." diye cevapladım onu. uzun konuşmayı hiçbir zaman sevmemiştim. buna rağmen ironik bir şekilde en uzun konuştuğum kişi de şuan konuşmak istemediğim kişiydi. keşke biraz cesur olsaydım ve kırgın olduğumda doğrudan gözlerine bakarak "ben çok kırgınım. beni sen kırdın.." diyebilseydim. içimdeki aptal hala karşısındaki insanı üzmek istemiyordu. bundan nefret ediyordum. sahi, son günlerde nefretten ve öfkeden başka bir duygu hissetmiş miydim? işte bu yüzden bu yolculuğu yapmaktaydım. duygular da bir çok şeyle beraber hayatımdan gitmişti. kendimi insan gibi hissetmiyordum. vahşi bir hayvandım ve doğadan koparılıp bir kente salınmıştım. yolumu kaybetmiştim. sadece öfke ve nefret hisleriyle hareket ediyor, bunu yansıttıkça da pişman oluyordum. tehlikeliydim ama zaaflarım da vardı. merhamet miydi, vicdan mıydı yoksa bu kadar insanın sandığı gibi, acaba gerçekten iyi bir insan mıydım? öfke saçtıktan sonra pişman olmamın başka bir açıklaması yoktu. yeleğimin kürkü boynumu yine kaşındırdı.

"sabaha kadar sigara içiyorsun uyuyamazsım tabii.." işte bu beni gerçekten delirtiyordu. bu bir sebep değil, sonuçtu. uyuyamadığım için sabaha kadar sigara içiyordum. uyuyamamanın insanın elinde olan birşey olmadığını anlatamıyor olmak, uyku terörünün başa çıkılması ve alışması zor birşey olduğunu anlatmak neredeyse imkansızdı. konuş diyordu içimdeki ses. anlat onlara! ancak o sesi bastırıyor ve kendime söz verdiğim gibi, bir daha kimseye derdimi anlatmayacaktım. "haklısın." dedim sadece, içimden geçen cümleler uzun suskunluğumdan belli oluyor muydu acaba?

"sen iyisin. birşeyin yok, ancak bana söylemen lazım. nedir seni bu kadar üzen? rahatsız eden, üzen birileri mi var? eğer böyleyse gece gündüz yanında kalabilirim. bana anlat. sorunun varsa, seni üzen varsa anlat halledeyim."

tut kendini.. tut kendini... bu adam yıllardır tanıdığımı sandığım adam değildi. birbirimizi çok iyi anladığımızı, tanıdığımızı sanıyordum. beni üzen kişinin kendisi olduğunu farkedemeyecek kadar ya umursamazdı, ya da farketmişti ancak salağa yatıyordu. "sensin. beni üzen sensin. sana kırgınım ve bu yükü artık taşıyamıyorum! yüzüne bakamıyorum, yüzüne baktıkça üzülüyorum. seni artık tanıyamıyor ve anlayamıyorum! seni kaybettim ve bunun yasını tutuyorum.." diyemedim.

"bir sorunum yok. sadece uyuyamıyorum."

sessizlik olunca acaba anlamış mıdır diye yüz ifadesine bakmak istedim. kafamı deniz manzarasından çevirmedim yine de. o yüze bakmak beni üzüyordu.

bu yolculuğun bir sonu yoktu. a noktasından yola çıkmış ve hiçbir zaman b noktasına varamamıştık. oysa bu yolculukta yalnız olmayı planlamışken, yol arkadaşım bu hayatta beni en çok üzen insan olmuştu. bu yüzden bu yolculuk bitmiyor, yollar gittikçe virajlanıyor, kısa cümlelerin arasına daha uzun zaman giriyor ve nefretim gittikçe artıyordu. kurtulmak istediğim duygular gittikçe katlanıyor ve sessizlik yolculuğa hakimken ikimizinde beyninde dönen çarkların sesi yankılanıyordu. bu yolculuk hiç son bulmadı. başımı deniz manzarasından çevirmedim, o da beni anlamadı.
devamını gör...

anadolu'da yaygın gelenektir. kız istemeye gidildiğinde gelin adayı kahve pişirerek, kendisini istemeye gelenlere kendi eliyle ikram eder.
yine bir gelin adayı aynı şekilde pişirdiği kahveyi ikram etmiş ve uzaktan damat adayını izlemiş. delikanlı önce kahveyi içmiş, sonra da suyunu. gelin adayı annesine anne, beni buna verme demiş. annesi sebebini sorunca da baksana, götürdüğüm kahvenin üzerine su içti, mahvetti kahveyi, beni de böyle mahveder demiş.
bizim kültürümüzde kahve pişirmek, daha çok sütsüz yaptığımız ve içtiğimiz alışkanlık. bir bardak kahve için batılı toplumlar kadar zahmet çekmeyiz.
devamını gör...

the godfather serisinde şiddeti ve ölümü simgeler. seride 22 kez kullanılmıştır. ne zaman bir portakal görürseniz, birilerinin öleceğini ya da vurulacağını anlarsınız.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kimisi figüran gibi yaşıyor mesela. kendi hayatının baş rolü başkası. en kötüsü bu fikrimce, yani başkasının hayatının figüranı olmak; kim olursa olsun.

bu hayat sana bahşedilmiş, kendi hayatının sorumluluğunu alamayacak kadar korkak olmamalı hiç kimse.
devamını gör...

az önce sigaramı zippo bir çakmakla yaktım. zihin bir örüntü bulma ya da yüz tanıma makinesi mi bilmiyorum ama acayipliği tartışmaya açık değil gerçekten.

kaç dakika sürecek bu metni yazmam acaba? editleyecek takatim var mı, yok ya böyle olmadı, şöyle yazarsam anlatımım daha güçlü, daha anlaşılır oluru gözetecek bir enerjisi kaldı mı beynimin fikrim yok. oradan oraya uçuşuyor düşünceler kafamın içinde. yine dönüp dolaşıp bir şeyleri somutlaştırmanın lazım geldiği yerlere geldik. anlaşılmak. o kadar önceliğim ki anlaşılmak benim hayatta, bu mu alındı acaba elimden, bu aralar cevabını aradığım soru bu galiba.

mavi bir kav canlanıyor gözümün önünde. kav zaten kıvılcımın alev olma yolculuğundaki mavi sürecinin adı mı acaba? meh. önemli değil. senelerce kullandı babam zippo. ben diyeyim 10 sene, sen üzerine bir o kadar daha koy. ya da salla. yapacak daha önemli işlerin vardır. zippo'nun içine gerçek benzin konur diye bir bilgi de var mesela aklımda. doğruluğundan emin olmadığım bir diğer şey. benzin satışı yasak değil mi artık hem? öyle gidip akaryakıt istasyonlarından bidonla benzin alınamıyor artık. nasıl dolduruluyor o halde zippo bu bilgi doğruysa? satılıyordur herhalde bir yerlerde. e ben bir yeri yakacak olsam o satılan atıyorum 100cc'lik zippo benzini şişlerinden alırım 28 tane? boşa konmuş yasaklar. içinde kalmaya zorlandığımız manasız duvarlar... rüzgarda sönmeyen alevine yeterli kimyasal bileşiği kalmadığında babamın, büyükçe bir bez yayardı masanın üstüne. gri, düz renk zippo'sunu ayrılabilecek en küçük parçalarına kadar ayırır, temizler, doldururdu bir güzel. şimdi düşündüğümde gayet hızlıca, basit şekilde yapabilirdi bunu gibi geliyor. herhangi bir sıradan iş. ama bunu da diğer her şey gibi bir ritüel gerçekleştiriyormuş gibi özene bezene yapardı o. sanırım ben bu adam yüzünden bu kadar can evimden vuruluyorum tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insanlarını izlerken. eğer tüm bu süre boyunca yanında değilsem, ki bu çok çok küçük bir ihtimal, seslenirdi bana; "senem, gel bitti!" giderdim, verirdi elime çakmağı, gözlerime bakardı gülerek. galiba o da bende en çok aynı şeyi 1568. kez yapıyor da olsam, sevdiğim şeylere her zaman büyük tepkiler verme heyecanımı yitirmeyişimi severdi. yakardım çakmağı; gövdesi mavi kavla kaplanırdı çok kısa bir an için. işte o an o kadar heyecanlı gelirdi ki bana beni yakından tanıyanların bildiği o sesi çıkartırdım hep. içim gıcıklandığında, hoşuma giden bir şey için nabzım hızlandığında çıkardığım o gülmeyle inleme karışımı bence gayet aptalca olan o ses. çok kısa bir an. çok eşsiz bir an. aynısı bir jelatini yeni alınmış bir teknolojik aletin ekranından çıkartırken ya da pürüzsüz yüzeyli herhangi bir objenin, iyi kalite yapıştırıcı ile etiketlendiği ürünleri soyarken de hissediyorum. her defasında bu defa elim yanacak derdim. hiçbir defasında yanmadı. zippo benim için her bakımdan görevini mükemmel şekilde yerine getiren bir eşya olarak kaldı.

bunu birine anlatmıştım çok seneler evvel. anlattığımdan çok seneler sonra bana bir zippo almıştı beni çok incittiği bir olayın akabinde kendini affettirmek için. yaptığının ne kadar düşüncesizce bir hareket olduğunu düşünemeyecek kadar bencil biriydi. ben henüz bunu kabullenmemiştim ama. tane tane anlattım. ne oldu dersiniz? evet sabaha karşı bir saatte, çıkan ayazın soğuğunu bile hissettirmeyecek bir hararette kavga etti benimle. ortakent'te olur da deniz gözlüğü ile falan yüzerken kuma saplanmış bir mavi zippo görürseniz selamımı iletin...

elinden zippo hikayesi alınmış bir miko belki de onu o yapan özelliklerinden biriyle de yollarını ayırdı artık. muhakkak bir cevap bulurum. illa ki bir versiyon doğururum mesele o değil de ya anlaşılmanın önemini artık umursamadığım gibi anlamayı da önemsemezsem?

her gün daha kötü, daha çirkin bir insana dönüşüyorum. deneyim güzelleştirmiyor. yüzümüzdeki çizgiler de yaşanmışlık değil yaşlılık zaten.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim