lucifer (yazar)
yazik lan kimin cocuguysa.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
acun bir yarışma yapsa, 1 ay boyunca odadan hiç çıkmadan ve kimseyle temas kurmadan yaşar mısınız diye meydan okusa 2 ay çıkmam odadan.
devamını gör...
bir evin huzurlu olduğunu gösteren detay
zili çaldığınızda ne kadar hızlı kapı açılırsa o kadar huzurludur.
devamını gör...
türkiye'nin afrika'da tarım için arazi kiralaması
zaten yıllardır kişisel olarak afrika'da tarım yapan türk çok. belli bir sermayesi olup zengin olmak isteyenlere afrika büyük nimet. çok ucuza tarla kiralanabiliyor, çalışanlar çok ucuza çalışıyor. yada ticaret yapıp herşeyi satabilirsiniz, çünkü ne yazık ki pek birşey yok orada.
devamını gör...
tarihte bugün
devamını gör...
antidepresan etkisi gösteren şeyler
kitap okumak, yürümek, spor yapmak, yeni bişey öğrenmek, açık hava da vakit geçirmek, gırıl gırıl kedi sevmek, sevdiklerine sarılmak, ertelediğin bişey yapmak için harekete geçmek, fazla uykudan kaçınmak sağlıklı beslenmeye çalışmak ve ağlamak.
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
herkes farklı kafalar'da hayat yaşıyor tabiki de yapacak bir şey yok bize yorum yapmak düşer.

twitter.com/uzulmebe/status...

twitter.com/uzulmebe/status...
devamını gör...
sürücüsü ölen tırı yağmalamak
ben bunu nijerya, somali, diğer afrika ülkeleri veya güney amerika'da olmuş'dur diye baktım meğer antalya'da olmuş.
üzüldüm,insanlik ta şoför ile beraber ölmüş.
üzüldüm,insanlik ta şoför ile beraber ölmüş.
devamını gör...
mortaks: yazının dört mevsimi
aşkın üç rengi
bölüm 2
kısım 2
prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.
yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.
prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.
prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?
prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.
bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...
melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?
ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.
prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.
melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.
dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.
melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.
prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.
melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.
bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.
prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...
edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
bölüm 2
kısım 2
prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.
yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.
prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.
prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?
prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.
bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...
melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?
ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.
prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.
melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.
dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.
melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.
prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.
melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.
bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.
prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...
edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
devamını gör...
nika ayaklanması
532 yılında doğu roma imparatoru iustinianus'un politikalarına karşı başkent konstantinopolis'in ortasında çıkan ayaklanma. hipodrom'da yarışan quadriga takımlarından yeşiller ve maviler'in liderlerinin tutuklanması ve bazılarının idam edilmesi neticesinde, normalde kanlı bıçaklı antik holiganlar olan maviler ve yeşiller'in birleşerek şehir meydanını (theodosius'un inşa ettirdiği ikinci ayasofya da dahil olmak üzere) yakıp yıkmasıyla başlamıştır. isyancılar daha sonra hipodrom'a girerek yarışçılardan birini imparator ilan etmiş, isyan belisarius isimli cengaver generalin hipodrom kapılarını kapatıp içerideki otuz bin isyancıyı kılıçtan geçirmesiyle son bulmuştur. adını isyancıların attığı "nika" sloganlarından almıştır.
devamını gör...
sosyal fobi
antisosyal kişilik bozukluğuyla alakası olmayan ve esasında başkalarının hakkında olumsuz düşündüğünü sanmaktan çok, kendisi hakkındaki olumsuz düşünceleri yüzünden kaygı bozukluğu yaşayan ve bu kaygı bozukluğu yüzünden insanların da kendisi hakkında olumsuz düşüneceğini bilen insanların yaşadığı fobidir. bu insanlar topluma pek karışamaz, karışsa bile kendi gibi davranamaz ve kendi gibi davranamadıkları için insanların ona değer vermediğini düşünür. bir yandan haklıdır, çünkü kendine yabancılaştığı ve dışarıya yansıttığı kişiliği sahte olduğu için, insanlar tarafından olumlu ya da olumsuz değerlendirilen kişi de aslında o değildir. tek başına kaldığında ben neden bunu dedim, neden böyle davrandım diye kendini yiyip bitirir.
devamını gör...
hayattan zevk alıyorum aktiviteleri
yemeği yemeden önce youtubeden izlenecek bir şeyler aramak/bulmak.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaşları
12 yaşındayım. hepinizden çok gencim. ağlayın. evet.
devamını gör...
normal sözlük'ü terk ettikten sonra geri dönen yazarlar
aç kaldım susuz kaldım, terk etmedi sözlük beni.
devamını gör...
daddy (yazar)
sözlüğün demirbaş yazarlarındandır. kendisi seri oy vererek yazarları motive etme görevini üstlenmiş. kibar ve hoş sohbet biri olmakla beraber, gördüğü yanlışları da hemen atıyor ki düzeltelim. gözünden de hiçbir şey kaçmıyor. kalabalık kedi ailesiyle kendisine mutluluklar diliyorum. sözlüğümüzden eksik olmasın.
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
murat kekilli ye sarılmıştım.
aslında niyetim sadece el sıkışmaktı fakat o kadar cana yakın ki hemen kucak açtı.
aslında niyetim sadece el sıkışmaktı fakat o kadar cana yakın ki hemen kucak açtı.
devamını gör...
kudu
doğu ve güney afrika'da yaşayan bir antilop türüdür. her şeyin yaratıcısı olan rabbimizin kudretinin bir kısmının ete kemiğe bürünmüş halidir. bir canlı tabiatta kendi kendine nasıl bu kadar güzel olmuş dedirten cinsten ibretlik bir canlı.

aynı zamanda animasyoncu hayao miyazaki'nin eserlerine ilham kaynağı olmuştur.

aynı zamanda animasyoncu hayao miyazaki'nin eserlerine ilham kaynağı olmuştur.
devamını gör...
geceye latince bir söz bırak
google> latince sözler> enter
quae nocent docent. (yaralayan şeyler öğreticidir.)
quae nocent docent. (yaralayan şeyler öğreticidir.)
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
ooo zorlu işe girişilmiş. ama zorun başarıldığını düşünüyorum birazdan okumaya başlayacağım. bu vesile ile karambol’un “eski” mod statüsüne geçmiş olduğunu da öğrendim. emek verenlere teşekkürler. bir şeyler üretmek için çaba sarfetmek çok güzel bir şey bence. *
devamını gör...

