çok zora düşmediğim sürece içmeyi seçmem, ağrıdan duramayacak durumda olursam içerim.
devamını gör...

incunabulum veya incunable, 1500 yılına kadar avrupa'da basılmış kitap veya broşürlere verilen isimdir. latincesi ''beşik'' anlamına gelen incunabulum kelimesinin ifade ettiği eserleri, el yazması - manuscript- eserler ile karıştırmamak gerekir. gutenberg'in matbaayı 1450 (kaynaklarda farklılık gösteren bir sayı) yılında icaat ettiğini düşünürsek, bu terim matbaanın icadı sonrası ilk 50 yılda basılmış eserleri tanımlamaktadır. farklı kaynaklarca farklı baskı türleri de terime dahil edilse de genel geçer kabul bu yöndedir.

o zamanlardan günümüze yaklaşık 50.000 baskı incunabulumun kaldığı düşünülmektedir. bu baskıların 500.000'e yakın kopyası bulunmuştur. kundak, beşik gibi anlamlara gelen kelime ''herhangi bir şeyin gelişimindeki ilk aşamalar, basamaklar'' anlamlarını simgeler.

hadrianus junius, 1511–1575 yılları arasında yaşamış hollandalı bir yazar, şair, tarihçi, doktor ve bilgindi. 1588 yılında basılan batavia adlı eserinde incunabulum teriminin ilk kez kullanıldığı görülmüştür. ''inter prima artis [typographicae] incunabula'' alıntısında ''baskı sanatının bebeklik çağında'' gibi bir anlatım kullanmıştır. 19. yüzyılın ortalarına kadar ingilizce'de bulunmayan bu kelimenin başlangıcı için bir diğer kaynakta da 1591-1664 yılları arasında yaşamış bernard von mallinckrodt işaret edilir. 1639 tarihli de ortu ac progressu artis typographicae, dissertatio historica eserinde yine benzer anlamlı ''prima typographicae incunabula'' ifadesini kullanmıştır. yine bu ikinci görüşe paralel olarak baskı teknolojisinin ikinci yüzyılının kutlandığı 1640'lı tarihlerde 'incunabulum' teriminin kullanılmaya başlandığı söylenir.

başlangıcı gibi sınırının da nasıl çizildiği konusunda değişik okumalar yapmak mümkündür. hakim olan görüş ise keyfi olduğudur. neden 1500 sorusunun bir cevabı yoktur. çünkü baskı sanatında özel bir gelişme ile bağdaştırılmamaktadır. veya post-incunable, incunable sonrası, olarak isimlendirilecek kitaplar ile aralarında teknik olarak bir fark olmadığı gibi, görsel bir farklılık -ayırt edilebilirlik- da yüzlerce yıl boyunca olmayacaktır. bu farklılığın daha sonraları oluştuğu söylenir. 1500 yılı, keyfi olmakla beraber, kim tarafından konduğu konusunda da değişik fikirler mevcuttur. bu bitiş tarihini hadrianus junius'un koyduğunu düşünenler vardır. fakat 1643 yılında johann saubert'ın historia bibliothecae noribergensis kitabı ile birlikte bu sınırın koyulduğunu düşünenler de bulunur.

incunable sonrası dönem ise kitapların standart bir formata sahip olması ile belirlenir. 1540'lı yıllardan sonra eserlere yazar, başlık sayfası, tarih, satıcı ve basım yeri gibi detayların eklenmesi ile tanımlamalar kolaylaşmıştır. bundan önceki incunabulum döneminde, el yazmasından matbaacılığa geçişin ilk dönemlerinde, eserlerin el yazmaları ile aynı tarzda basıldıkları görülmektedir. el yazmasındaki özellikler; türe ve bölgeye göre değişen yazı karakterleri, kısaltma kullanımları, kenar notları basılı eserlerde de korunmuştur. 1480'lere kadar günümüzdeki başlık sayfası formatı yerine, başlıktan hemen sonra yazının başladığı görülür.matbaa ismi, yeri, yılı gibi ayrıntıları ise dönem kitaplarında bulmak zordur.

kaynakça ve daha fazlası: ndl.go.jp, wga.hu, wikipedia - incunable, vikipedi - inculabulum, britannica.com, wikipedia - batavia
devamını gör...

aynı anne-babadan doğan iki kardeş bile farklı karakterdeyken, eşiniz olacak kişinin sizin karakterinize uygun şekilde değişeceğini, sizin istediğiniz kalıba gireceğini düşünmeyin.

hayatı paylaştıkça belki ortak zevkleriniz oluşacaktır ama "evlenince düzelir, değişir" beklentisi kesinlikle büyük beklenti.
devamını gör...

bir kafeye gittiğinde nescafe üçü bir arada kalitesinde, üçüncü sınıf bile olmayan kahveler içmek, o bulaşık suyundan hallice kahvelere 10 tl civarında para vermek istemiyor olabilir. dondurma satan birçok dükkana da sattığı ürünler paketli halde, toptancıdan geliyor zaten, o kadar büyük bir özelliği yok elde yapılmıyorsa. hem dondurmacıda hem de küçük bir kafede çalıştım geçmişte, içilecek kahvenin bir özelliği yoksa hamburgerci kahvesini tercih ederim. gerçek kahve içmek isteyen, dondurma yemek isteyen zaten hangi kahveciyi tercih edeceğini, gideceği dondurmacıyı biliyordur. fiyatıyla gayet kabul edilebilir ürünler sunuyor hamburgerciler.
devamını gör...

osmanlı'nın son sultanı. fakat son halife değildir. henüz küçükken annesini ve babasını kaybetti. ki babası sultan abdülmecid'dir. vı. mehmed'in abileri de olduğu için, onlar padişah olacaklardı yani vı. mehmed, onlardan küçük olduğu için tabi padişah yapılmazdı daha. bu yüzden de, "izole" bir şekilde yaşamıştır. medrese eğitimi almıştır, hatta o kadar ki dinî konularda baya ilerlemiştir. müzikle, edebiyatla falan da uğraşmıştır. vı. mehmed, 57 yaşında padişah olmuştur. daha yeni padişah olduğu dönemde şöyle demiştir;

ben bu mevkî için hazırlanmadım. daha çocukluğumdan beri, vücut rahatsızlıklarım olduğundan, lâyıkı ile tahsil de edemedim. şimdi yaşım kemâle erdi, arzda bir emelim kalmadı. biraderimle hangimizin daha evvel gideceği malum olmadığından, şu mevkî'yi beklememekteydim. fakat, takdir-i ilâhî böyle teveccüh etmiş, ben de bu çetin vazîfeyi deruhde eyledim. şimdi de, şaşmış bir vaziyetteyim. bana dua ediniz.

yıl 1922. vı. mehmed, atatürk ve dostları hakkında ölüm fermanı imzaladığından ve milli mücadele'ye muhalefetmişcesine tavırları nedeniyle, bu padişahın bir vatan haini olduğu halk arasında yayıldı. bu yılda, saltanat kaldırılınca, vı. mehmed, ingiltere'ye gitmek istedi. ingilizler bunu kabul etmediler ve o da malta'da kaldı. ordan kralın daveti üzerine mekke'ye gitti. ordan da, italya'ya gidip burda kaldı. bir süre italya'da yaşadı. daha sonra 1923 yılında, yine italya'da kiralanan bir villaya taşındı. bu dönemde anılarını yazmaya başlamıştır. vı. mehmed, italya'da 65 yaşındayken vefat etti. cenazesi türkiye yönetimi tarafından kabul edilmeyince de şam'da defnedildi.

vı. mehmed, kaleme aldığı anılarında, vatana hiçbir şekilde ihanet etmediğini söylüyor. yine anılarında, kurtuluş savaşı zaferinden memnunluk duyduğunu söylüyor. vı. mehmed, anılarında, atatürk'e "mustafa kemal paşa" diye hitap ederken, saltanat makamını kabul edişinin bir hata olduğunu söylüyor. hilafetin kaldırılacağına asla inanmak istememiş olduğunu ve bunun da büyük hatalarından biri olduğunu söylüyor. bütün bu olanlar, vı. mehmed'i, türk tarihinin en tartışmalı kişilerinden biri yapıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eylem-aman
devamını gör...

hayran olunası bir tarafları pek yok ya bence
devamını gör...

gördüklerim arasında tuz gölü,şeytan sofrası ve kordon.
devamını gör...

fikirsel yalnızlığın devamı fiziksel yalnızlıktır. fikirsel yalnızlık öldürmez süründürür. fiziksel yalnızlık giderilebilir.
devamını gör...

vietnam’da bulunan , eski ismi saygon( saigon) olan, şu anki ismi ho chi minh olan şehirdir.

şehire ismini veren ho chi minh, o kadar sevilen bir hükümdarmış ki ismi bu şehre verilmiş. ho chi minh ‘ışığa kavuşturan’anlamına geliyor.

not: kendi ukdemdi doldu. hiçbir yazar, kendi ukdesini dolduracak kadar yalnız olmamalı*.
devamını gör...

hayatımda ilk defa ortaokul yıllarımda faruk yalçın isimli hayvanat bahçesine giderek tanıdığım hapishanedir. o günden beri gitmek istesem de gitmedim.
devamını gör...

alakasız ama bunu köfteci yusuf'da tahinli ve kaymaklı şeklinde harika yapıyorlar , çoğu tatlıcıdan daha güzel oluyor tadı.
devamını gör...

"kırılmasın diye üzerine titrerdim.
o hep üşüyorum sanırdı..."

can yücel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu sene 9 mayıs pazar gününe denk geliyor. biraz hediye bakayım dedim, ilk karşıma çıkan şeyler: mikser, kahve makinesi, tost makinesi, elektrik süpürgesi, tava. arada bir elbise, ayakkabı falan çıkıyor.

annneeccciiiim sana süpürge ve çay makinesi aldımmm* hadi biraz evi süpür de sonra yeni mikserinle en sevdiğim kekten yapıver*. geçen sene aldığım kahve makinesiyle de kahve yapıverirsin olur mu canım annem.*
devamını gör...

-mecnun: en sevdiğim şarkıcı serdar ortaçgil, en sevdiğim at kara murat, en sevdiğim kürt madonna..
buradan
devamını gör...

filmle ilgili genel bilgiler yukarıdaki tanımlarda verilmiş. o yüzden o kısımlara girmeyeceğim.

peki bu film bize ne vaat ediyor?
bir film seyrederken zaten en önemli motivasyonumuz budur.

bana kalırsa bu film kariyerlerinin zirvesine çıkmış iki din adamının hikayesini en ilgi çekici haliyle anlatabilmeyi vaat ediyor. çünkü afişe baktığınızda yahut da fragmanı izlediğinizde karşılaşacağınız şey iki din adamı ve onların diyalogları.
haliyle geriye bu diyalogların içeriği kalıyor. ne var bu diyaloglarda peki?

başrollerimizi bulundukları noktaya getiren bir çok şey:
-hıristiyan inancının işaretlere verdiği değer: teolojik kısmını bilmiyorum tabii ama bu işaret meselesi yani tanrı'dan gelen işaretler, tanrı'yı hissetme meselesi filmde önemli bir yer teşkil ediyor. öyle ki bazı sahnelerde yok artık diyorsunuz.

-karakterlerimizin inanç, adalet ve vicdan muhasebeleri: filmin kırılma noktalarını bu hususlar çok iyi belirliyor.
ve bu noktalarda karakterlerle empati kurabiliyorsunuz.

-ve en önemlisi hayata karşı gösterdikleri bakış açısı. zaten bu kısım filmi izlenebilir ve çekici kılıyor.
bir tarafta katı ve prensiplerinden ödün vermeyen antony hopkins'in canlandırdığı benedict diğer tarafta da game of thrones'ta high sparrow olarak tanıdığımız jonathan pryce'ın canlandırdığı francis.
burada ister istemez francis'in tarafını tutuyorsunuz. hatta şaşırıyorsunuz. katolik kilisenin içinde 'normal' bir insan.
sorgulayan, mütevazı, komik, olgun ve gerçekçi bakış açısına sahip bir karakter. çok doğal.

benedict maalesef öyle değil.
düşünce kalıpları, makamın verdiği ağırlık ve şahsi egoları arasında savaş veriyor ve siz bu savaşa şahit oldukça benedict ile de yakınlaşıyorsunuz.

filmde çok renkli sahneler var durağanlığı kıran.
beni en çok etkileyen sahne her iki karakteri özetliyor adeta:
spoiler
sahnede benedict kilise bünyesinde çıkardığı albümden bahsediyor francis'e ve albümünü alıp almadığını soruyor. olumlu yanıt alınca da istersen imzalayabilirim diyor. o imza benedict için çok önemli. belki de francis'in dinleyip dinlememesinden de önemli. francis'in verdiği yanıt ise harika, teklifi kabul etmekle birlikte belki şimdi bir şeyler çalarsınız diyor. çünkü notalar imzadan daha değerli.
francis yaşamaktan zevk alan bir yapıya sahip.

film iki din adamının hikayesini tatminkar şekilde anlatıyor. şahsen beğendim.

son olarak şunu söylemem lazım. filmin başrolü antony hopkins değil. elbette saygı duyuyoruz, kıdem muhabbeti var muhtemelen. ama cast kısmı çıktığında jonathan pryce'ı ilk sırada görmek isterdim.
devamını gör...

yine mi hortladı dediğim başlık.

daha önce yazmıştım ama 2 dakikalığına o yazdıklarımı yazmadım varsayarak devam edeceğim.

de ki ilgi istiyoruz. size ne yahu! verecek ilgisi olan verir, olmayan yoluna gider. bunun şort giydi diye insan tekmelemekten ya da başı örtülü diye kadınlarla uğraşmaktan farkı mı var? ikisinin kökeninde de "neden benim gibi değilsin? niye benim gibi düşünmüyor, benim davrandığım gibi davranmıyorsun?" düşüncesi yatıyor.

madem ilgilenmiyorsunuz insanların tipiyle o zaman yazdıklarını okuyun diyeceğim ama orada da yoksunuz. ne istiyorsunuz anlamıyoruz ki...

ne demiş ünlü düşünür cem yılmaz: "e what are you!"
devamını gör...

insanın yüzleşmek istemediği bir gerçektir. yüzleştiği an güçlenir.
devamını gör...

metroya binenlerin metrodan inenlere öncelik vermediğini gördüğüm an
yürüyen merdiven sırasına girmeden soldan gelip öne geçildiği an
kitabın ıslanması, baskısında hata olması, sayfasının kıvrılması
teşekkürler, kolay gelsin, iyi akşamlar, günaydın dediğimde cevap alamadığım an
yürüyen merdivenlerde solda bekleme yapılması
şu an aklıma gelmeyen bir çok şeyle beraber genel olarak yazılı olmayan toplumsal kurallara uyulmadığı herhangi bir an
devamını gör...

kitle psikolojisi en iyi şekilde propaganda aracılığıyla kontrol altına alınır. bu propagandayı bazen din adamları, bazen devlet adamları, bazen büyük şirketler, çoğunlukla da hepsi birlikte yapar.

hemen bir örnekle açıklayayım. sene 2004'te ingiltere; abd-ırak savaşına asker gönderme kararı alıyor. ingiliz halkı bu karara, yapılan anketlerde %70'in üzerinde olumsuz görüş belirtiyor, asker gönderilmesini istemiyor. daha sonra ırak'ta bulunan resmi bir belgede ırak'ın yani saddam hüseyin'in ingiltere'ye nükleer başlıklı füzeyle saldırı planladığı ortaya çıkıyor. bu belge bir anda ingiltere'deki bütün televizyon ve radyo kanallarında hızla yayılıyor. ingiliz halkı çok kısa bir süre içerisinde asker gönderme kararına %70'in üzerinde olumlu bakıyor bu sefer. ingiltere hükümeti asker gönderiyor, savaşta etkin rol alıyor ve sonra bu belgenin sahte olduğu ortaya çıkıyor.

tarih boyunca kitleyi etkilemek, teker teker bireyleri etkilemekten her zaman daha kolay olmuştur. bunun için örnekte gördüğümüz gibi küçücük bir kağıt parçası yeterli olmuştur. sahte de olsa.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim