kızların ilgisini çektiği için bazı erkekleri de üzer. ne yazık ki.
devamını gör...

sabah kalktığımda çişe giderken aklımı kurcalayan bir soru meydana geldi.
kafa sözlük domain adresini nereden aldı?
hemen işedikten sonra bilgisayarımı açtım ve araştırmaya başladım.
buradan domain adresiminiz hangi şirketten alındığını öğrendim.
godaddy şirketinden alındığını öğrendim.
buraya kadar bir problem yok.
ardından bir ziyarette bulunmaya karar verdim.
ahh bulunmaz olaydım.
ilk attığım linkte görmüş olacağınız bu adrese gittim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
14455 n. hayden road
scottsdale
arizona
şirketin çevresini dolaşmaya başladım google haritalar vasıtasıyla.
buradan
ilgimi çeken bir kaktüsle karşılaştım.
bu kaktüs bir şeye benziyordu ama neye benziyordu?
bir türlü aklıma gelmiyordu.
sonra kaktüsün başlarını saymaya başladım
1,2,3,4,5, 6 ve 7.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
aman allahım beynimden vurulmuşa döndüm.
bilin bakalım başka neyin 7 kafası var?
evet evet.
yahudiliğin sembolü olan menora'nın
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu da mı tesadüf?

bugünlük büyük resimden bu kadar arkadaşlar.
gelecek program sizlere yoldaşın sözlüğün açılığı ilk gün vefat ettiğini yerine yossi kohen adında bir yahudi ajanın getirildiğini anlatacağım.
devamını gör...

çok yorgunum, hem de çok. ama bu yorgunluk bedenen değil sevgili okur, ruhen bir yorgunluk. ruhum o kadar yorgun ki bunu asla anlayamazsınız, evet asla.
zihnim çok karışık, hep bir düşüncelerin en derinlik noktalarında. sürekli düşünüyor, düşünüyor ama bir sonuca varamıyor bu zihin. bir sonuca varamadığının da farkında ama kendini bir yalana inandırmış işte, bir zamanlar sadece yalandan ibaret olduğunu düşünmüş olduğu bu “hastalıklı düşünce” artık hayatının merkezine kon(ul)muş bir gerçekliğe dönüşmüştü.
bir nevi kendini kandırmaktı belki de bu, kendimi kandırdığımın farkındayım. bazılarınız “kendini kandırdığının farkında olduğunu söylüyorsun, o zaman kendini kandırmamış oluyorsun” şeklinde bana söylevler çekebilir ama hayır hayır işte, bu gözüktüğü gibi değil. içinde bulunduğum durum bir çıkmaz sokaktan ibaret ve buradan çıkmam çok zor, belki bir ihtimal çıkabilirim ama çıkabileceğim noktaya gelene kadar epey daha acı çekeceğim-bunu da gayet aklı başında bir şekilde biliyorum- neyse, bu yazdıklarımın hiçbir manası yok aslında, çünkü beni anlayamayacaksınız. siz sevgili asilzade beyefendiler, hanımefendiler beni anlamanız çok düşük bir ihtimal, ben artık anlaşılma inancımı çoktan yitirdim sadece bunu kendime itiraf etmek kaldı. bir gün, bir gün bunu sizler ne dersiniz ne söylersiniz diye düşünmeden kendime itiraf edeceğim.

ek olarak; koca bir ağız dolusu yetersiz kelimelerden, düşük cümlelerden oluşan koca bir metin, yazı, tanım var karşınızda adını ne derseniz deyin, bu sefer dediklerinizi umursamayacağım -aslında umursuyorum da- neyse…
devamını gör...

her şeyin tadında yapıldığında muhteşem ötesi zevk verdiğini apaçık kanıtlayan eylemlerden birisidir.

hava kararır rüzgar hafiften esmeye başlar şöyle doldurursunuz bi kadehinizi işte geçersiniz masanızın başına arkada kısık sesle bir müzik.. ve evet kendi kendinize fazlasıyla verimli bir ders çalışma oturumu düzenlemiş oldunuz.
devamını gör...

çok heves edip gelmiştim buraya, çünkü okumayı seven birisiyim bu yüzden bir şeyler yazmak beni çok cezbediyordu. ayrıca günlük hayatımda bazen bir şeyler anlatmak istiyorum ya da anlatıyorum ancak beni kimsenin dinlemediğini görüyorum ve açıkçası bu benim hevesimi kırmıyor da değil. buraya geldikten sonra yazdıklarıma değerli zamanlarını ayırarak tanımlarımı okuyan insanların olması beni çok mutlu etmişti ve etmekte. tabi bazı zamanlar hiçbir şey yazmadığım zamanlar oldu da kişisel sebeplerden ötürüydü.

şimdi düşünüyorum burada yazmamın asıl nedenini, internet ortamı da olsa bir şekilde yazmaya, çizmeye ve kendimi ifade etmeye çalışıyorum. zaten günlük hayatımda konuşarak kendimi pek ifade edebildiğimi düşünmüyorum. sanırım bazı insanlar konuşarak bazı insanlar da yazarak daha iyi anlaşılırmış. benim içinde bulunduğum durum da sanırım bundan mütevellit. derslerimde öğrendiğim ya da ekstra öğrendiğim bilgileri buraya aktarmaktan keyif alıyorum. ya da herhangi bir konuda yazmaktan... farklı bir deneyim kazanmak istemiştim ve bundan memnunum.
devamını gör...

benim için zehir olan hayat. sağlık sorunları,istemediğim bölümde okumak falan gibi faktörler buna sebep oldu. çok verimli geçebilecek zamanlarımın böyle harcanıp gitmesi çok üzücü gerçekten.
devamını gör...

fakirliğin nedeni ekonomik, varoşluğun nedeni sosyolojiktir.
devamını gör...

serinin ilk yayın konuğu, sevimli şeytan lucifer yani benim.

çok edepsiz saatler geçireceğiz.
devamını gör...

abiminkiler kadar güzel kirpik hiç görmedim. uzun, rimel sürmüş gibi kıvrımlı ve simsiyah. gözler de büyük olunca ortaya maşallahlık bir tablo çıkıyor. bazen şakasına kirpiklerimizi değiştirelim diyorum, tamam diyor. öyle işte.
t:kısmen katıldığım genelleme. istisnalar görülebilir.
devamını gör...

1997 yılında şırnak'ta 3. komando tugayında vatani görevimi yaparken karşılaştığım akıbeti pek de talihli bitmeyen tertiptir.

albay: merhaba asker!
bölük: soğoll!
albay: nasılsın asker!
bölük: soğoll!
albay: sizler de sağ olun

fısıltıyla:

yahya: dostum bu albay mı gerçekten?
ben: evet görmüyor musun apoletlerini?
yahya: teşekkür ederim dostum bilgilendirdiğin için.

"te allam ne insanlar var" dedim kendi kendime. sonra bu bir adım öne çıktı ama tekmil vermedi.

yahya: kelimeler albayım...
albay: ne diyorsun evladım?
yahya: ne anlama geliyorlar?
albay: evladım sen kafayı mı yedin, geç yerine derhal!
yahya: kelimeler albayım... ne anlamda kullanıyoruz onları?

ondan sonra yahya diskoda yediği dayaktan olsa gerek, bir süre gökyüzünde yıldızlar görmeye başlamıştı. her rozetliyi albay sanıyordu.
devamını gör...

bana göre birbirilerine duydukları mecburiyet hissidir. artık evlilikte dahi kimsenin kimseye eyvallah etmediği bir hayat tarzına geçiş yapıldığı için x kuşağı evlilikleri başarılı sanılmaktadır.
devamını gör...

beni benden almışlar da aralarında bölüşmüşler gibi, hızla eksilmeye başlıyordum. insanı insan eksiltir diye düşünüyordum, nasıl çoğaltırsa... **
devamını gör...

uzun zamandır yaşayamadığım hazdır. müthiştir. insana yaşadığını hissettirir.

yakın zamanda karalamalarıma devam etmeyi düşünüyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

az önce gördüğüm farkettiğim bir olay (bkz: uluslararası gaylar ve travestiler günü) adlı başlık moderatörler tarafından sansürlenmiştir. nedenini oldukça merak etmekteyim. bu nasıl bir saçmalıktır anlamadım gitti. bitmeyecek hiçbir yerde, hiçbir platformda lgbt-i+ nefreti. nedendir anlayamadım gitti bu (bkz: heteroseksizm). tek doğruculuğunuzdan bıktık.
edit: ''lgbt-i + ''başlığımı bile ''lgbt-i ''olarak düzenlediler fldkfjldgşf delirdim.
edit2: #729856 moderasyon tarafından sansürle ilgili yapılan açıklama.
devamını gör...

der ki yetmez. yetmez, yetmez... daha fazlasını yapmalısın. bir sus arkadaşım bir sus artık.
devamını gör...

avustralyalı şarkıcı ve söz yazarı olan sia'nın lion (film)inde dinlediğim ve sonra da dinlemeyi bırakamadığım
çok sevdiğim bir şarkısı.

türkçe çeviri haliyle şarkıda en sevdiğim kısımlar şunlar:

denize seslendim ama o beni terketti...
ama asla vazgeçmeyeceğim, hayır, asla vazgeçmeyeceğim, hayır, hayır


gökyüzüne seslendim ama o bulutluydu...
ama asla vazgeçmeyeceğim, hayır, asla vazgeçmeyeceğim, hayır, hayır


peki bu kısımları neden çok sevdim? bir düşünün, hüzünlüsünüz ve güneşli bir havada bir deniz kenarında olsam ne kadar güzel olurdu bu bana çok iyi gelirdi diye düşünüyorsunuz. evet bu çok güzel olur ama şöyle bir durumda var; ya hava fırtınalı olsaydı, gökyüzü karanlık, deniz ise sisle kaplı olsaydı.*
beklentilerimiz ve isteklerimiz olduğu gibi gerçekleşecek diye bir kaide yok. evet doğanın insan psikolojisinde bir etkisi olduğu gerçek ama kendimizi herhangi bir şey ile kısıtlamazsak yani mutlu olmamızı, yeniden ayağa kalkmamız için bize gereken gücün dışa bağlı olduğunu düşünmez, herhangi bir madde ya da insana atfetmezsek, gereken şeyin sadece zihnimizde olduğunu düşünürsek, bunu zihnimizde halledersek ne kadar güçlü olabileceğimizi bir düşünün.
devamını gör...

ekşi sözlükte tanışmıştık 1 hafta kadar sürekli konuşmuştuk ve onunla konuşmak gerçekten çok keyifli ve huzur vericiydi hakkını yiyemem beni silkelemişti onun sayesinde kendimi bulunduğum konumdan toparlayabilmiştim. sonra bir kahve bir kahve daha derken gün aşırı görüşmeye başladık velhasıl bazı insanlar gerçekten iyi gelirler sizi anlayabilirler gerçekten böyle güzel insanlar tanırsam evet görüşürüm.
devamını gör...

-masa da masaymış ha-
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu, kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı, gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu, uyanıklığını koydu
tokluğunu, açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı, durdu
adam ha babam koyuyordu...
(bkz: edip cansever)

t:93 yıl önce bugün, dünya'ya ölümsüzlüğü kanıtlamak için teşrif etmiş şairdir. şiirleri sonsuzluğa atılan en güzel imzadır.

tanım girmeden önce başlığa yazılanları bir tarayım dedim. "acaba hayatımın şiirini kendine düstur edinen var mı?" diye. yokmuş. şiir çok girift bir yapı. ikinci yeni şairleri de bu durumu destekliyor bana göre. bir halkiyatçı olarak görüş farklılıklarımız olsa da hepsine ayrı ayrı hayranım. en çok da edip cansever'e. 3 yıl önce bir doğum günümde yakın arkadaşlarım olan iki güzel kadın bana yerçekimli karanfil ve ben ruhi bey nasılım kitabını hediye etmişlerdi. o gün ve gece doğum günüm şiir şölenine dönmüştü. hayatımın en güzel günlerinden biriydi muhakkak. ayda bir şiir ve türkü gecemiz olurdu. kimi türkü söyler, kimi bağlamasını konuşturur, kimi de şiir okurdu. güzel günlerdi. dolu dolu geçti. geleyim asıl meseleye biraz uzattım affedin. ben o gecelerde hep -masa da masaymış ha- şiirini okurdum. bazıları anlardı beni, acı'yı birlikte sevmiştik onlarla. bazıları da "neden bu şiir" diye sorarlardı. "hayatımın gerçeğine dokunduğundan" derdim, uzatmazdım. 14 yaşındaydım bu şiirle tanıştığımda. biraz zor zamanlardı. 10 gün boyunca -uyanık kalabildiğim zamanlar tabii- sürekli okudum, dinledim. hayat ayaklarımın altından kayıp giderken bir şiire tutundum. vertigo atakları da edip cansever'e hayran oldu yani. o'nun imgesi, benim anlamım oldu. kimdi o adam ya da kadın? belki de cismani bir varlık değil. bir yaratıcı! verdikleriyle, aldıklarıyla anlatmaya çalıştığı neydi? amacı neydi ya da ne? şeklimi ceviz ağacından vermiş belli. bir "masa" bu kadar dayanaklı olabilir miydi? her neyse "ben bir ceviz ağacıydım*, yaşanmışlıklarla dolu bir evin sessizliğinde" o da bilmiyordu bu kadar dayanıklı bir masa olacağımı.* halbuki ezel ve ebed ellerinde...

iyi ki doğdun canım edip cansever.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim