kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hobi olarak, kırbaç koleksiyonuyla yeniyetme yeteneksiz troll döven yazar. kaliteliler başı üstüne.
devamını gör...

vay babasını sayın seyirciler balığa bakın ya. ne kadar düşünceli trollerimiz olduğunu gözler önüne sermiş adeta.

milletin özgüvenine nasıl çamur sıçratacaklarını iyice şaşırdı bunlarda.
devamını gör...

'ben anlattım kimse anlamadı' diyor teoman duralı.. ancak bu ropörtajın tamamı izlenirse bambaşka bir noktaya dikkat çekiyo ki aslında bu ropörtaj teoman duralı hakkında bize bir çok bilgi veriyo.

duralı hocayı 'kitaplarımı gömseydim daha iyiydi' sözünü söylemeye iten dil devrimidir. aslında örtük olarak bunu söylüyo. sahip olduğumuz dil geleneği ve bunun bağlamındaki kültürümüzün üzerine bugünü inşa edebilme potansiyelimiz ortadan kalkmış durumda dil devrimiyle. aynı şekilde dil ile geride kalan medeniyet ya da kültür tasavvurunu sıfırdan yeniden inşa etmek zorundayız. batılı standartlara uygun bir kültür inşa etmeye çalışıyoruz ancak dil değişse de insan tam olarak değişememekte. bu arada sıkışmışlık hali, anlam kaybının sebebidir. teoman hocanın yazmış olduğu klasik türk-islam kültürü üzerine döşenmeye çalışılan modern bilim, felsefe ve medeniyet tasavvurlarının hiçbiri, bu sebepten dolayı, yani 'dile olan yabancılık' sebebiyle karşılık bulamamakta. zannediyorum bu geçen senenin ropörtajıydı ve duralı hoca bunun yeni yeni farkına varıyo..
devamını gör...

gece ucte türlü servisi yapan, tost basan, tuvalet ücreti tahsil eden insanların gerçek olamayacagi varsayimindan hareketle ulasilab gerçek. çok yaklaşmayın. konuşmamalarından da belli.
devamını gör...

abarttın sanki biraz.
devamını gör...

uçağa sadece çok uzak yerlere gitmek için bindiğimden dolayı uzaklara gitmek diye cevaplıyorum. bir de manzara.
devamını gör...

ah nerede vah neredee
nerde unuttum kalbimi acabaa?

film müziğinin cıvıl cıvıl olması insanın içini ısıtıyor. duyunca hemen eşlik ediliveriyor.
devamını gör...

profili baştan aşağı sanat olan yazardır. bilgi dolu mükemmel tanımlarıyla aydınlatmanın yanı sıra, desteklediği görsellerle de tam bir görsel şölen yaşatmaktadır. yazar bildiğiniz slayt sunumu hazırlıyor yahu daha ne yapsın? geç keşfettiğime çok üzülmekle beraber hemencik takibe aldığım yazardır. burada olmaya ve o güzel tanımlarınla bizi aydınlatmaya devam etmen dileğiyle.
devamını gör...

kalıcı bir eser bırakmadığımız sürece öldüğümüzde hiç varolmamış olmak. bizi tanıyanların zihinlerinden uçup gittiğimizde de bu evrendeki varlığımızın son bulması.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nedenini anlayamadığımız yalnızlık.
benim bir yeğenim var. ona herhangi bir soru sorduğunuzda 'çünkü' diye cevap veriyor.
*furkan neden ağlıyorsun teyzecim?
+çünkü
*furkan neden zeynep'in kitaplarını dağıttın yavrum?
+çünkü
çünkü işte. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hüseyin nihal atsız'ı bilmeyen insanları gösteren başlıktır. adam döneminin en iyi okuluna gitmiş *, yetmezmiş gibi bir de fuat köprülü'nün öğrencisi olmuştur. ancak maalesef ki ırkçıdır. çünkü yaşadığı dönem bunu gerektiriyordur. bilgisine kimse laf söyleyemez ancak ırkçılığına sonuna kadar karşı olan biri olarak çevreden aşırı etkilenmesini normal karşılıyorum. ki atsız karakterinden asla ödün vermemiş ve ırkçılığını da sonuna kadar savunmuştur.

ırkçılık kötüdür, hastalıktır. milliyetçiliği abartmayın.
devamını gör...

leyla ile mecnun 'daki dede
dert yok tasa yok. bir de ölümsüz
devamını gör...

bir ara uzun süre evden çıkmadım. sonra çıktığımda mahalleden beni gören bazı kişiler ya bizde seni ceza evine girdi sandıydık diye bombayı patlattılar.skjskjdkjskdjks.
devamını gör...

gayet doğal olaydır. mevcut teknolojiyle roketlerin başarılı olma olasılığı düşüktür. peki yükseltmenin yolu ne? başarısız denemeler yapmak. oyna devam.
devamını gör...

deyil
proğram
sebeb
devamını gör...

geçenlerde oldboy'u tekrar izlemek istiyorum ama cesaretim yok demiştim. #823198
2002 yapımı oldboy'u izlemeye hala cesaretim yok. @gannicus'la yaptığım bir sohbette amerikalısı da çıktı psilo demesi üzerine amerikan versiyonunu izleyem bari dedim.
aslında bir japon mangası olan filmi ilk olarak koreliler çekti. hayır daha doğrusu park chan-wook çekti, kendisi korelidir. intikam filmleri konusunda uzakdoğu bir efsanedir ve amerikalıların bunu kendilerine nasıl uyarladığını merak ettim.
iki aynı odayı düşünün, oda suit olsun... tepeden tırnağa aynı olan suit'lerden birine kırmızı gece lambası konulursa ne olur. pavyon olur.
hah amerikan yapımı aynen böyleydi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.

2002'de ki versiyonunda tutan, tutunamayan, bırakılan elleri görürürüz. woo-jin kızkardeşi ve aynı zamanda sevgilisi olan soo-ah'ın elini köprüdeyken bırakır mesela. oysaki yukarı çekse kurtarabilecektir. kendisi bunu ''kız kardeşinin isteğine saygı duyma'' olarak nitelese de aslında kız kardeşinin hamile olma ihtimaline karşı ''büyük bir yük''ten kurtulma gerçeğini göz ardı edecektir. yaşadığı suçluluk duygusuyla, oh de su'yu sorumlu tutması onu hayata bağlayacaktır. alacağı intikam ise bizleri dehşete düşürecektir.
yine aynı şekilde ohh de su çatıda kravatından elleriyle tuttuğu adamı dinleseydi belki de adam ölmeyecekti?.
aslında her şey bizim elimizde değil midir?
amerikan versiyonunda bunlardan hiç biri verilmemiş yau... çıldırdım yemin ederim.

kore verisyonun daki en önemli sahnelerden biri oh de su'nun kendi dilini kesme sahnesiydi.
bu bir tesadüf değildi ki. laios ve iokaste'nın oğlu olan thebes'in mitolojik kralı oedipus babasını öldürüp, annesiyle evlenmiştir. üstelik bilmeden...oedipus kendi gözünü kendi oyar.
filmin sahnelerdeki müzükleri sanki o sahneler için yazılmıştır. büyüleyicidir.

özellikle hapsedildiği yere gittiğindeki koridordaki karanlık kavga sahnesi, filmin kendisidir hocam. o sahne aydınlık olamaz!! olmamalıdır!! gözünüzü seveyim aksiyon filmi istesek john wick izleriz.
film sonu her izleyicinin kafasında soru işareti bırakmalıdır. 15 senelik çile sonunda bu çektiklerimden sonra mutlu olmalıyım diye mektup yazdığı hipnozcu aşüfte,
onu gerçekten hipnoz edip yaşadıklarını unutmasını sağlamış mıdır?
yoksa hipnoz olmuş deli numarası mı yapmaktadır?
peki olanları unuttuysa bundan sonra kızıyla sevgili olarak mı kalmıştır?
yoksa babası olarak mı yaşamıştır?
velhasıl kelam amerikan versiyonunu yazmaya niyetlendiğimiz bu yazı gene döndü dolaştı 2002 yapımına geldi..
benim halaa ikinci bir defa seyretmeye cesaretim yok... şu yazıları yazarken bile şiştim...



2002 yapımının müzükleri harika bu arada.
devamını gör...

öncelikle şunu belirteyim, akademi ödülleri denen şeyin tarihte gelmiş geçmiş en büyük mıçmasıdır. sadece üç dalda oscara aday gösterilmiş, hiçbirini alamamış, kıymeti o zamanlar bilinmemiş ama seneler geçtikçe güzel yaşlanan bir film olmuştur. tıpkı yıllandıkça tadı ve değeri artan bir şarap gibidir. bu nedenle ilk kez seyreden yeni nesillerin bile gönlünde taht kurmuştur. reginald rose' un aynı isimli oyunundan gene kendisi tarafından senaryolaştırılmış 1957 yapımı film olup yönetmeni sinemanın ustalarından sidney lumet tir. (bkz: kült film)

film çok düşük bir bütçe ve bunun getirdiği zorluklarla çekilmiş olmasına rağmen güzel değil çok güzel bir film nasıl yapılırın en güzel örneklerinden biridir belki en iyi örneğidir. bu konuda to kill a mockingbird ile yarışır ama bariz biçimde 12 engri men daha üstündür.*

filmin herşeyini geçin şu sübliminal mesajlar bile nasıl bir şey olduğunu anlamanıza yarar:
- herkes siyah elbiseliyken yalnızca bir jüri üyesinin beyaz takım elbise giymesi ( ki bu jüri no 8 i oynayan henry fonda, yani en başta ayak direyen tek kişi),
- jüri odasındayken baştan beri vantilatörün çalışmadığına karar verip, aslında lambaya bağlı olduğu için çalışmadığını tesadüfen öğrenmeleri ve “önyargıları” sebebiyle uzun süre boyunca sıcakta bunalmaları,
- jüriyi boğan sıcak havanın olaylar biraz çözülmeye başlayınca serinleyerek yağmura dönmesi, bu ve bunun gibi hatırlayamadığım bir sürü konu.

film üç dalda 1957 akademi ödüllerine aday olmuş ve üçünde de o sene en iyi film akademi ödülünü alacak olan the bridge on the river kwai filmine kaybetmiş. bu üç adaylık en iyi film akademi ödülü, en iyi yönetmen akademi ödülü ve en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü. tamam kwai köprüsü iyi filmdir ama bununla kıyaslanacak bir film değildir.

filmde en başta hayır oyu veren tek kişi olan jüri no 8 i oynayan henry fonda' nın en son ikna ettiği adam olan jüri no 3 ü oynayan lee j. cobb da müthiş bir oyunculuk çıkartıyor.

filmin siyah beyaz olan görüntüleri ve çekim teknikleri de anlatılasıdır:
- filmin başlangıcında, kameraların tümü göz seviyesinin üzerine yerleştirilmiş ve nesneler arasında daha büyük bir mesafe görünümü vermek için kamera geniş açılı lenslerle çekim yapmaktadır.

- film ilerledikçe kameralar göz hizasından çekim yapar.

- filmin sonuna doğru neredeyse tamamı göz seviyesinin altında, yakın çekimde ve klostrofobi hissini artırmak için telefoto lenslerle çekim yapılmıştır.

- filmin sonunda mahkeme binasından çıkarken gene tepeden geniş açı ile çekim yapılarak özgürlük hissi vurgulanmıştır.

yönetmen sidney lumet, oyuncuların hepsini aynı odaya birkaç saatliğine kapatmış ve burada prova yapmalarını sağlayarak bir odaya kapatılmanın nasıl bir şey olacağını anlamalarını istemiş, bu da doğal olarak filmdeki performanslarının doğal gözükmesini sağlamış.

film gişede beklenen ilgiyi görememiş (yuh ki yuh). bu yüzden henry fonda filmin karından alacağı parayı alamamıştır. buna rağmen fonda kariyerinde bu filmi en iyi üç filmi arasına koyar. diğer ikisi the grapes of wrath (1940) ve the ox-bow incident (1942).

bu film genellikle işletme okullarında ve atölyelerinde (workshop) ve hukuk fakültelerinde ; ekip dinamiklerini ve fikir ayrılıklarını çözme tekniklerini göstermek için kullanılır.

henry fonda kendisini filmlerinde izlemekten hoşlanmadığı için film yayınlanmadan önce tamamını izlememiş. ancak, izlediği kadar olanı için gitmeden önce yönetmen sidney lumet'e "sidney, bu muhteşem" demiştir.

filmde zanlı olan gencin etnik kökeni belirtilmemektedir. tek gerçek olan kuzey amerika kökenli olmadığıdır. filmde bu şekilde ırkçı bir yaklaşım sergilenmesi sağlanılmış. (bana italyan asıllı veya hispanik gibi gelir her seferinde). gerçek adı john savoca dır ve filmde çok az gözükür. gerçek hayattada kim olduğu hakkında internette pek bir bilgi yok. zaten tek filmde oynamış, sonra medyanın önüne hiç çıkmamıştır.

filmde oynayan 12 jüriden en son hayatta kalanı olan jüri no 5 jack klugman 24.12.2012 de ölmüş. hepsi öbür dünyada jürinin karşısına çıkacak duruma gelmiş anlayacağınız.

filmin üç dakikası dışında tamamı yaklaşık 5 metreye 7 metre gibi olan jüri odası içinde çekilmiştir. tek mekanda geçen filmler arasında müstesna bir yerdedir.

dağıtıcı firma united artists henry fonda'dan bu filme yapımcı olmasını istemiş, böylece fonda filmin hem oyuncusu hem de yapımcısı olmuştur. ancak bir daha asla bir filme yapımcılık yapmamaya karar vermiş.

film boyunca oniki jüri üyesinden sadece ikisinin adı bellidir. jüri no 8 mr. davis, jüri no 9 mr. mccardle. bunun dışındakilerin isimleri bilinmez.

filmin sosyal psikolojik incelemesini ise buradan okuyabilirsiniz.
devamını gör...

bir yere otururken ya da bir yerden kalkarken ayayayayy ofoffoff diyerek hareket ediyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim