mayın ülkesi
ikinci dünya savaşı sonunda danimarka'da geçen, çocuk yaşta alman esirlere kumsala döşenmiş mayınların temizletildiği film. savaşın acımasız yüzü, kara mayını gibi sinsi bir tuzağın gölgesinde aktarılmış. hikâye boyunca karakterlerle bağ kurmaktan çekiniyoruz zira her an yaşanması olası bir patlama alıp götürebilir onları. işin belki de en acıklı yanı, filmde anlatılanların gerçek olaylardan kurgulanmış olması. alman genelkurmayı -cennet parçası- sahillere mayın döşetiyor, ceremesini ise emir kulu garibanlar çekiyor.
james bacque'nin ikinci dünya savaşı sonunda müttefiklere tutsak düşen alman askerlerinin akıbetini anlattığı diğer kayıplar* kitabı vardır. bacque söz konusu kitapta alman ordusu için kısa ve net bir tanım yapar: "1940-41'lerin küstah ve kalpsiz wehrmacht'ı rus steplerinde yok olmuştu. geriye kalanlar ya çocuk yaştakiler ya da ihtiyarlardı." işte bu film, tanıma uygun düşecek şekilde 1930'ların ortasından 1945'e kadar dünyayı sarsan wehrmacht'ın hesap verdiği günlere odaklanıyor.
bazı ruh hastaları filmi izleyip "oh olsun nazilere, içimin yağları eridi" tarzında ifrazat saçıyor. gerekçe olarak da "ee nazilere %90 oy vermeselermiş (onu da yanlış biliyorlar da neyse) başlarına geleni hak ettiler," diyorlar. oysa savaşta ön saflarda görev alan 1920-30 doğumlu almanlar nsdap'ye istese de oy veremezdi, yaşları yetmiyordu. dönemin almanyasında yapılan son (demokratik/gerçek/özgür) seçim 1933'te gerçekleşti. o seçimde de nsdap maksimum %44 aldı. daha sonra iktidarı nasıl ele geçirdiklerini, nasıl diktatörlük kurduklarını tarih kitapları anlatıyor. nitekim milyonlarca kişilik orduda herkes fanatik nazi değildi. canları pahasına hitler'e defalarca suikast düzenleyen yüksek ve alt rütbeli subaylar vardı. ayrıca er-erbaş düzeyinde hans scholl, wolfgang borchert ve nice isimsiz muhalif mevcuttu. "hayat siyah ve beyazdan ibaret değil" diyerek bitireyim yazımı.
izleyince bana teşekkür edersiniz. iyi seyirler şimdiden.
james bacque'nin ikinci dünya savaşı sonunda müttefiklere tutsak düşen alman askerlerinin akıbetini anlattığı diğer kayıplar* kitabı vardır. bacque söz konusu kitapta alman ordusu için kısa ve net bir tanım yapar: "1940-41'lerin küstah ve kalpsiz wehrmacht'ı rus steplerinde yok olmuştu. geriye kalanlar ya çocuk yaştakiler ya da ihtiyarlardı." işte bu film, tanıma uygun düşecek şekilde 1930'ların ortasından 1945'e kadar dünyayı sarsan wehrmacht'ın hesap verdiği günlere odaklanıyor.
bazı ruh hastaları filmi izleyip "oh olsun nazilere, içimin yağları eridi" tarzında ifrazat saçıyor. gerekçe olarak da "ee nazilere %90 oy vermeselermiş (onu da yanlış biliyorlar da neyse) başlarına geleni hak ettiler," diyorlar. oysa savaşta ön saflarda görev alan 1920-30 doğumlu almanlar nsdap'ye istese de oy veremezdi, yaşları yetmiyordu. dönemin almanyasında yapılan son (demokratik/gerçek/özgür) seçim 1933'te gerçekleşti. o seçimde de nsdap maksimum %44 aldı. daha sonra iktidarı nasıl ele geçirdiklerini, nasıl diktatörlük kurduklarını tarih kitapları anlatıyor. nitekim milyonlarca kişilik orduda herkes fanatik nazi değildi. canları pahasına hitler'e defalarca suikast düzenleyen yüksek ve alt rütbeli subaylar vardı. ayrıca er-erbaş düzeyinde hans scholl, wolfgang borchert ve nice isimsiz muhalif mevcuttu. "hayat siyah ve beyazdan ibaret değil" diyerek bitireyim yazımı.
izleyince bana teşekkür edersiniz. iyi seyirler şimdiden.
devamını gör...
bırakın gelsin gel hele gel gel
takvim yaprakları 6 ocak 2012’yi gösteriyordu. bdp istanbul milletvekili sırrı süreyya önder, tbmm genel kurulunda kürsüde konuşmasını yaptığı sırada akp adıyaman milletvekili mehmet metiner ile bireysel bir tartışmaya girer. tartışmanın bir bölümünde sırrı süreyya önder’in ağzından türkiye siyaset tarihine geçen o sözler dökülür: "öne oturmayı yasak etmişlerdi orada da rahat durmadın. kombine biletini iptal mi ettiler? haddini bil, haddini bil, terbiyesiz diyemezsin sen, terbiyeyi senden mi öğr... bırakın gelsin, bırakın gelsin, gel hele gel, gel hele"
devamını gör...
saça şekil vermeden evden çıkmak
saçım kıvırcık olduğu için sürekli yaptığım bir eylem.çünkü tararsam daha da kötü oluyor.
devamını gör...
anneler günü
bu sene 9 mayıs pazar gününe denk geliyor. biraz hediye bakayım dedim, ilk karşıma çıkan şeyler: mikser, kahve makinesi, tost makinesi, elektrik süpürgesi, tava. arada bir elbise, ayakkabı falan çıkıyor.
annneeccciiiim sana süpürge ve çay makinesi aldımmm* hadi biraz evi süpür de sonra yeni mikserinle en sevdiğim kekten yapıver*. geçen sene aldığım kahve makinesiyle de kahve yapıverirsin olur mu canım annem.*
annneeccciiiim sana süpürge ve çay makinesi aldımmm* hadi biraz evi süpür de sonra yeni mikserinle en sevdiğim kekten yapıver*. geçen sene aldığım kahve makinesiyle de kahve yapıverirsin olur mu canım annem.*
devamını gör...
gürcistan
çok ilginç bir şekilde herkesle bir şekilde kavga etmemize rağmen bu ülkeyle en ufak münakaşa bile olmuyor. bunu sadece petrol hatlarına bağlamak da yanlış olur dediğim kafkas ülkesi.
devamını gör...
benden bir halt olmaz farkındalığı
güzel bir farkındalıktır. kendinizden bir beklenti içinde olmazsınız. ama benden çok başka insanlar beklenti içinde olunca stres oluyorum. böyle işte.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
sözlükte güzel kız olmaması
böyle bir platformda kadınlar neden sizin saçma güzellik açlığınızı doyurmaya çalışsın düşündünüz mü hiç.
devamını gör...
tsundoku
kişinin okuyabileceğinden fazla kitap alarak evde biriktirmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz bir istifleme bozukluğudur.
hastaların kitap sahibi olmak için çok ciddi bir istekleri vardır. bazen bu istek kitap çalmaya dek ilerleyebilir. finansal bir sıkıntı içinde olsalar da satın alma davranışlarından asla taviz vermezler.
bibliomania ve tsundoku birbirine oldukça karıştırılır. bibliomania okuma niyeti olmadan kitap satın almayı anlatır, tsundoku hastaları ise okuma niyeti ile kitap biriktirir. ama bir türlü eyleme geçemez. bibliomania hastaları okumadığı kitaplarla ilgili herhangi bir şey hissetmezken, tsundoku hastaları suçluluk duygusu hisseder.
peki kişileri bu duruma sürükleyen sebepler nelerdir? en başta tsundoku hastaları ilgili kitabı bir daha asla bulamayacağını düşünür ve hemen satın almak ister. tükenmesinden, bir daha basılmamasından korkar. ayrıca bu satın alma işlemi hastaları oldukça mutlu eder. bu da onları sürekli kitap almaya yönlendirir.
hastaların kitap sahibi olmak için çok ciddi bir istekleri vardır. bazen bu istek kitap çalmaya dek ilerleyebilir. finansal bir sıkıntı içinde olsalar da satın alma davranışlarından asla taviz vermezler.
bibliomania ve tsundoku birbirine oldukça karıştırılır. bibliomania okuma niyeti olmadan kitap satın almayı anlatır, tsundoku hastaları ise okuma niyeti ile kitap biriktirir. ama bir türlü eyleme geçemez. bibliomania hastaları okumadığı kitaplarla ilgili herhangi bir şey hissetmezken, tsundoku hastaları suçluluk duygusu hisseder.
peki kişileri bu duruma sürükleyen sebepler nelerdir? en başta tsundoku hastaları ilgili kitabı bir daha asla bulamayacağını düşünür ve hemen satın almak ister. tükenmesinden, bir daha basılmamasından korkar. ayrıca bu satın alma işlemi hastaları oldukça mutlu eder. bu da onları sürekli kitap almaya yönlendirir.
devamını gör...
türkiye'nin kaybedip ukrayna'nın kazandığı diş hekiminin ahvali
ulan şurada imkanı olsa avrupaya göç edecek bir sürü adam var. o kızla alay edenler de aynı şekilde. kızın aldığı eğitim doğrultusunda daha insanı yaşamak için yaptığı tercih ortada. kimse yurt dışına gitti diye vatan haini olmuyor ya da memleketini sevmemezlik etmiyor. adı üstünde 'anavatan'. ayrıca devlet bu günler için vardır. kendi vatandaşını korumak zorundadır. hele ki böylesi savaş durumlarında.
devamını gör...
elit olduğunu sanan insan
parası olduğu için kendisini elit sanan ve fakirlerden üstün gören kişilerin içine düştüğü sanrı.
devamını gör...
normal sözlük diş hekimleri topluluğu
sonuna kadar desteklediğim topluluktur. herkes bilir diş hastalığı, diş rahatsızlığı nasıl süründürür insanı. dişçilerimiz kesinlikle gölgede kalmış kahramanlarımızdır.
her türlü uplanması gereken başlık.
+1
her türlü uplanması gereken başlık.
+1
devamını gör...
bir erkeğin en tatlı olduğu an
ağlayan erkekler gözüme hep bir tatlı gelir sebepsiz..psikopat falan değilim arkaaşlar,ağlayan erkek görünce (bir de yakısıklıysa) sarılıp öpmek isterim sürekli..ağladığı için gözüme masum gelmesinden midir nedir bilemedim şimdi yauv..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın canlarım. bugün içimdeki çocuk zıp zıp zıplayarak uyandırdı beni:

dedi ki bugün günlerden bayrammış, bize mustafa kemal atatürk’ten yadigarmış:

biz bilemeyip değerini, onun adını anmaktan korkan aşağılık, şerefsiz, omurgasız, haysiyetsiz iki yüzlülere teslim etmişiz oysa ülkemizi, ama yine de çocuklarımıza, gençlerimize anlatmaya devam etmişiz aslında ne olduğumuzu/olmadığımızı.
nihayetinde avaz avaz bağırmışız:

dedi ki bugün günlerden bayrammış, bize mustafa kemal atatürk’ten yadigarmış:

biz bilemeyip değerini, onun adını anmaktan korkan aşağılık, şerefsiz, omurgasız, haysiyetsiz iki yüzlülere teslim etmişiz oysa ülkemizi, ama yine de çocuklarımıza, gençlerimize anlatmaya devam etmişiz aslında ne olduğumuzu/olmadığımızı.
nihayetinde avaz avaz bağırmışız:
devamını gör...
kitab-ı mukaddes
günümüz türkçesiyle kutsal kitap. tevrat'ın, incil'in ve bazı diğer kutsal atfedilen metinlerin birleştirilmesi sonucudur. tüm zamanların en çok satılan kitabı olduğu zannedilir.
devamını gör...
şövalye ölüm ve şeytan
albrecht dürer’e ait bir gravürdür.

sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanları bile büyüleyebilecek güzellikte bir eserdir. sanatçı gravürü kırk iki yaşındayken 1513 yılında bitirmiştir ve bu eser sanat ve teoloji dünyasını derinden etkilemiştir.
simgelerle dolup taşan bir gravürdür ve esin kaynağı konusunda muhtelif bilgiler vardır. bir tanesine göre bu 23. mezmurda geçen:
“ karanlık ölüm vadisinden geçsem bile kötülükten korkmam. çünkü sen benimlesin.”
gravürü bakınca gerçekten de ölüm ve şeytanın arasında yolculuk yapan şövalyenin kendinden emin ve korkusuz bir şekilde yolculuk yaptığı net bir şekilde görülmektedir. inancına olan güveni ile ne ölümden ne de şeytandan korkmaktadır.
diğer bir iddia ise erasmus’un bir pasajından esinlenilmiş olabileceğine dairdir:
“zor ve kasvetli göründüğü için erdem yolundan caydırılmayasınız diye... ve sürekli olarak üç haksız düşmanla -et, şeytan ve dünyayla- savaşmanız gerektiğinden, bu üçüncü kural size önerilecektir: hades'in boğazlarındaymışsınız gibi üzerinize gelen tüm o hayaletler ve hayaletler, virgil'in aeneas örneğinden sonra boşuna sayılmalıdır… arkanıza bakmayın.
aslında bu parça da mezmurda anlatılana benzer bir hikayeyi anlatmaktadır. et, şeytan ve dünya gravürde neredeyse aynen yer almaktadır.
üçüncü bir iddia ise andrea del verrochio’ya ait atlı bartolomeo colleoni heykelinden ilham alınmış olabileceğine dairdir.

gravürde ölüm elinde bir kum saati tutarak insan hayatının kısa ve sonlu olduğunu anlatır. şeytan şövalyenin ardında kalmıştır. korkusuz şövalye inancını simgeleyen bir zırh ile korunmakta ve zırh ışıl ışıl parlamaktadır.
görkemi tartışılmaz bir gravürdür ve insanda stendhal sendromuna neden olabilir.

sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanları bile büyüleyebilecek güzellikte bir eserdir. sanatçı gravürü kırk iki yaşındayken 1513 yılında bitirmiştir ve bu eser sanat ve teoloji dünyasını derinden etkilemiştir.
simgelerle dolup taşan bir gravürdür ve esin kaynağı konusunda muhtelif bilgiler vardır. bir tanesine göre bu 23. mezmurda geçen:
“ karanlık ölüm vadisinden geçsem bile kötülükten korkmam. çünkü sen benimlesin.”
gravürü bakınca gerçekten de ölüm ve şeytanın arasında yolculuk yapan şövalyenin kendinden emin ve korkusuz bir şekilde yolculuk yaptığı net bir şekilde görülmektedir. inancına olan güveni ile ne ölümden ne de şeytandan korkmaktadır.
diğer bir iddia ise erasmus’un bir pasajından esinlenilmiş olabileceğine dairdir:
“zor ve kasvetli göründüğü için erdem yolundan caydırılmayasınız diye... ve sürekli olarak üç haksız düşmanla -et, şeytan ve dünyayla- savaşmanız gerektiğinden, bu üçüncü kural size önerilecektir: hades'in boğazlarındaymışsınız gibi üzerinize gelen tüm o hayaletler ve hayaletler, virgil'in aeneas örneğinden sonra boşuna sayılmalıdır… arkanıza bakmayın.
aslında bu parça da mezmurda anlatılana benzer bir hikayeyi anlatmaktadır. et, şeytan ve dünya gravürde neredeyse aynen yer almaktadır.
üçüncü bir iddia ise andrea del verrochio’ya ait atlı bartolomeo colleoni heykelinden ilham alınmış olabileceğine dairdir.

gravürde ölüm elinde bir kum saati tutarak insan hayatının kısa ve sonlu olduğunu anlatır. şeytan şövalyenin ardında kalmıştır. korkusuz şövalye inancını simgeleyen bir zırh ile korunmakta ve zırh ışıl ışıl parlamaktadır.
görkemi tartışılmaz bir gravürdür ve insanda stendhal sendromuna neden olabilir.
devamını gör...
kedi
türünün bazı mensuplarının son derece ilginç hobilere sahip olabildiği bıyıklı bir varlık.
devamını gör...


