bipolar bozukluktan daha hafif düzeyde belirti gösteren bir duygudurum bozukluğudur. bu kişiler depresif dönemlerinde içlerine kapanık, içe dönük, karamsar, ağlamaklı biri olurlar ve üretkenlikleri düşer. hipomani dönemlerinde ise enerji dolu, daha fazla insan içine giren, daha övüngen ve şakacı biri olurlar. depresif ve hipomani dönemleri arasında haftalar yada aylar süren olağan duygudurum dönemleri olabilir. genelde psikolojik bir yardım almazlar. çünkü işlevsellik bozucu düzeyde değildir ve belirtileri kişilik özelliği olarak algılarlar.
devamını gör...

bir taraftan katıldığım başlık.

öncelikle zweig ile ve sabahattin ali ile tanıştığımı belirteyim. kafka’nın şato kitabına başladım ama bitiremedim. o yüzden tanımda kafka’yı ayrı tutacağım.

zweig’in her ne kadar okunur kitapları olsa da, beni çok etkileyen bir yazar olmadı. tekrar okur muyum? evet okurum, ama okurken o malum heyecanı hissetmedim.

sabahattin ali’nin iki kitabını okudum. anlatım dili, olayları işleyişi gerçekten çok iyi.

ama inanın, bu ikisinden çok daha iyi yazan veya onlar kadar iyi yazan bir çok yazar var. daha önce de yazdım bu konuda; popüler olandan uzaklaşıp risk alınca ancak tanıyabiliyoruz onları. okuduğum sempatizan kitabı gibi veya tanrı’nın ağzından evrenin hikayesi veya kargalar büyücüsü kitapları gibi. hem bu sayede farklı kültürleri de öğrenmiş oluyoruz , hem de güvenli alanımızdan biraz çıkmış oluyoruz. çoğumuz kitap konusunda risk almak istemiyor; okunmuş ve beğenilmiş yazarlara yöneliyor. sadece risk almak gerekiyor bazen.

ayrıntı yayınları’nın kitaplarını daha önce de tavsiye ettim. farklı yazarları da bu sayede keşfediyorum ve bu gerçek bir keşif gibi heyecan veriyor insana. zevk renk meselesi tabi. isteyen istediğini okur.
devamını gör...

çok da yalnız kalacağımı düşünmüyorum ama '' doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar'' diye bi şey var ya galiba doğruları söylediğim sürece öyle olcak .fakat ben değişmem değişmemi isteyen de kendisi ayak uydursun...*

asıl sorun ise yalnız olmamama rağmen kendimi hep yalnız hissetmem*
devamını gör...

kara şimşek olarak da bilinen bakliyat yemeği.

protein oranı yüksek olduğu için et yerine de geçtiği*, bu nedenle de asker menüsünde sıkça bulunduğu bilinmektedir. ondan dolayıdır ki askerlik yapmış erkeklerin çok da tercih ettiği bir yemek değildir.
devamını gör...

anıt mezarla türbeleri bir tutan kişilerin tezat olarak bulacağı durum. ben hiç anıtkabir'e gidip, bir şeyler isteyen görmedim ama türbelere, yatırlara, kiliselere gidip, eğitimsiz ve cahil bir şekilde, allah'a şirk koşarak bir şeyler isteyen insanlar gördüm.

insanların dini duygularının sömürülmesini önlemeye ve dinlerini doğru öğretmeye çalışmak, bunu sağlamak için de diyanet işleri başkanlığı gibi bir kurumu açmak tabii ki de halkı kendi istekleri doğrultusunda yöneten ve sömüren cemaatlerin, örgütlerin ve vakıfların işine gelmez.

ortamlarda anıtkabir'le türbeler aynı şey dersin, kim ne diyecek, en fazla "deli herhal, elleşmeyelim" derler.

edit: isimlendirme üzerinden gidersek, mısır piramitlerine de türbe diyebiliriz. sonuçta devlet yöneticisi için yapılmış anıt mezar. eğreti mi geldi? belki de müslümanlıktan 3000 yıl önce, müslümanlığa yönelik olmayan bir amaçla yapıldığı içindir.

atatürk'ün öldüğü günde gelip de "atatürk'ün yattığı yer de türbe aslında aga" demek, ben ilgi istiyorum bunun için de her şeyi yaparım demektir. iyi niyetle yazdığına nasıl inanayım?
devamını gör...

anasayfada denk geldim. cevapları okudum. içimdeki o iğrenç acı yine gün yüzüne çıktı. ilk tacize uğradığımda hatta tecavüzün köşesinden döndüğümde daha 14-15 yaşlarındaydım. hemde teyzemin kkocası tarafından. üstelik ramazan ayında. o zamanlar taciz ne tecavüz ne erkeğin organı nedir hiç bilmiyorum ki. o zamanlar şimdiki zamanlar gibi her şey açık seçik değildi. ama bir şeylerin yanlış olduğunu zararlı olduğunu her şey başladığında içime düşen korkuyla anlamıştım. ramazan ayında ve yaz mevsimindeydik. ortaokuldayım. evimiz iki katlı ikinci katı teraslı. orda teyzemle kocası kalıyordu. annem babam ben yaz oldugu için terasta uyuyorduk. teyzemde anneanneme gitmişti bir iki haftalığına. gece annemler sahura kalktılar. ben o gün oruç tutmayacaktım nedendir bilmiyorum. uyuyorum tek. eniştemde de içeride salonda uyuyordu. en azından ben öyle sanıyordum. sonra adım seslerini duyup uyandım ama gözlerimi açmadım. yavaşça bana yaklaşan o nefes sesi. kıyafet hışırtısı. üzerimdeki pijamanın yavaşça indirilişi. organının tenime hafifçe sürtünmesi. her tarafımın titrediğini hatırlıyorum. uyanıp kalkmaya ne yappıyorsun demeye cesaretim yok. sadece kıpırdanmakla yetindim. kıpırdanınca içeri kaçtı gitti. bende bir hışımla aşağı annemgilin yanına indim. ama nasıl ağlıyorum. ne olduğunu ne yapmaya çalıştıgını bilmiyorum ama hissediyorum kötü bir şey yapacaktı bana. babam soruyor kızım noldu diye karnım ağrıyor demekle yetiniyorum. ve o gün susuşumla bu yaşıma kadar susuyorum. yıllar geçti hatırlayınca midem bulanır. işin kötü tarafı ben hala kimseye söyleyemedim ve sürekli görüşüyoruz teyzemlerle. o şerefsizle sürekli yan yanayım. içimi deldi geçti de kimselere diyemedim. şimdi düşünüyorum o gün kıpırdanmasam yaşayacağım şey bütün hayatımı mahvedecekti. susmayın olur mu. ben bir kere sustum ömür boyu diyet ödüyorum siz susmayın.
devamını gör...

1987 yılında çekilmiş olan, başrol oyuncusu olarak türkan şoray ve hakan balamir'in rol aldığı film. film, o dönem de bekar kadın ve erkeklerin, evlenmek amacıyla gazetelere ilan vererek tanışmaları konusunu işlemiş olan yarı romantik, yarı gülmece tarzı bir yapım.

film, gazeteye ilan verip kendilerine eş arayan anne ile kızın maceraları çerçevesinde gelişiyor. filmde türkan şoray 'ın hayat verdiği annesiyle birlikte yaşayan, evde kalmış kadın olan gülsün , gazeteye ilan verirken film sahnesinde geçen goncagül isimli kayıktan ilham alarak, bu ismi rumuz olarak kullanmıştır. hakan balamir de, anne ile kızın yaşadıkları pansiyona kiracı olarak gelmiş, elinde makinesi ile bol bol fotoğraf çeken bir acar muhabir sıtkı rolünü oynuyor. tabi gazeteci olduğunu gizleyerek, yazı dizisi yapmak için eve sızıyor ve daha sonra da gülsün ile aralarında bir gönül ilişkisi başlıyor.

filmin yönetmenliğini irfan tözüm yapmış, müziklerinde de onno tunç 'un imzası var. film, özellikle de aynı zamanda senaristi olan macit koper, altan karındaş, müşfik kenter, pekcan koşar gibi usta tiyatro oyuncularının harika performanslarını görebilmek için de izlemeye değer.
devamını gör...

ezber bozan açıklamalarından ötürü eski köye yeni adet getirmekle suçlanan soyadıyla müsemma yazar.

oysa çoğu yüzyıllardır 10. köye taşınanların söyledikleridir aktardıkları. *


edit: başlığın turnusol görevi görmesi de güzel. *
devamını gör...

iki adet muhabbet kuşu sahiplendim. fahiş fiyata kafes aldım. bir dediklerini iki etmiyorum. en kaliteli yemlerle besliyorum. ne elime ne de omuzuma konuyorlar. kafesin kapağı açık ama çıkmıyorlar. beni gördüklerinde dönüp hakkımda birbirlerine birşeyler söylüyorlar. ne diyorlarsa artık. yaklaşınca çığlık çığlığa kaçışıyorlar.

ulan diyorum ki millette ne kuşlar var. siz de havada iki tur atıp gelip avucumdan yem yiyin. arada kulağımı boynumu gagalayın. canımmm cicimmm filan diyip beni mesud edin. yok işte. canları sağolsun.
devamını gör...

ikinci el kitap satılabilen her yerde.
devamını gör...

düşünce ve önermeleri duygulara ve denemelere değil yalnız akla ve bilişe dayandırma ilkesidir. mantık her zaman duygulardan daha az zarar verdiğini düşünüyorum. duygularla hareket etmek ve önemli ancak her zaman doğrusu olmayabilir.
devamını gör...

şimdi insanlar soracak yav efendim sözlüğün siyasi görüşü mü olur her kafadan insan yazıyor ama durum öyle değildir. çoğu sözlükte belirgin bir ideolojik yaklaşım vardır.
ekşi sözlük: ideolojisini en belirgin şekilde gösteren sözlüktür. aşırı muhalif bir çizgidedir bin tane chpli yazı yazılır ardına bir akpli yazar hemen aktroll engelleyin başlıklarını engelle sesi yükselir. din karşıtı yazar sayısı da fazladır.
uludağ sözlük: genellikle milliyetçi iyi parti ve mhpliler tarafından kullanılır. bazen aşırı etnik ve başka ırkları aşağılayıcı tanımlar girilir.
kafa sözlük başlığı altına da ekşi sözlük gibi kürtçü sözlük diye tanım yazmışlar. ne alakaysa.
inci sözlük: buranın bir siyasi görüşü yoktur. her türlü anaya saygı duyan insanlar bulunur burda.
dünya sözlük: muhafazakar bir sözlüktür. ekşi sözlüğün tam tersi bir kitle vardır yazarların yüzde 70 i ak parti yüzde 20 si mhp kaln yüzde 10 u da diğer tüm partilerdendir.
kafa sözlük: şu an inci gibi küfürbaz dolu olmayan tek tarafsız görülen sözlüktür. her tipten insan bulunur. bakalım devamı nasıl olacak. sözlük aleminin haber türkü gibi oldu burası.
devamını gör...

yok öyle bir şey. adamlar verimli diye yanardağın eteğine köy yapmışlar. sonra patlamış bu kadar basit.
devamını gör...

pilava ketçap sıkıyorum. *
devamını gör...

lima sendromu, adını 1996 yılında peru’nun lima kentinde, japon büyükelçiliği’ndeki bir kaçırma olayından almıştır. bir grup militan, yüzlerce insanı elçilikteki bir kutlama sırasında rehin almıştır. birkaç saat içinde ise kaçıranlar, rehinelerin çoğunu onlara duydukları sempati sebebiyle serbest bırakmışlardır.

lima sendromunda tutsak alan kişi/kişiler, rehineye karşı olumlu duygular besler.

(bkz: hırsızlarında merhameti vardır)*
devamını gör...

fesleğendir, gelip geçtikçe aile bireyleri seni kereta misali başını okşayıp koklayarak ''ohh, misss'' lere gark olur.
devamını gör...

eskilerin hep bir ağızdan mağaraaaa diye seslendiği, yenilerin ürkek bir şekilde mesaj kutularına koşup/ serice tüm konuşmalarını sildiği başlık.

okumuyorlar. mesajları görmüyorlar. görseler de görmezden geliyorlar.
adamlar başlıklara yetişemiyorlar sizin mesajlarınızı ne yapsınlar?

ha bu arada sahibinden satılık normal sözlük hesabı. mesaj kutumu silmeden devredeceğim, ilgilenenlere duyurulur.
devamını gör...

çevrendeki insanların davranışlarını ve önceliklerinin, hayata bakış açısının gözlemlerine dayanarak değiştiğini farketmen bunun sonucunda kendi davranışlarını, önceliklerini ve hayata bakış açını karşılaştırma sonucunda aslında çok farklı dünyaların insanları olduğunuzu farketmeniz ile birlikte belirli bir düzeyde duygusal olgunluğa erişmeniz ve büyümenizin sonucu.
devamını gör...

*

vakit tamam galiba

susturun şu narin söğüt dallarını içimde
böylesi bir yenilgiyi beklemiyordum bilin
kuyuya düşen yusuf
ihbar edilmiş isa: beni siz tanırsınız ancak
bana gölge yok söğüt dallarından soluklanacak

oysa fazlaca suskunum
bilinmiyor ülkesi bana çarpan acının
bir çingen bulsa beni, bakmadan ardına kaçacak
batakhaneler konferanslar düzenleyecek belki de
zenciler, beyazlar ve pahalı kadınlar bir araya gelecek
şimdi nasıl gelsin derdi başka günlerden kalmış yüzüm aranıza
nasıl bahsedeyim size bu cilveli suçlarımdan
sararıyor yanaklarım işte
kantodan tenhadan ve sevimsiz çıbanlardan

soyunup manşet olsam zarar eden bir gazeteye
örtülse kırbaçla aylak kalmış vücudum
aklım çelinse, zarif bir şekilde ölsem ilk iş gününde utangaç bir dilencinin
sovyetlerden medet umanlar gülümsetecekse sizleri
analarının kanserlerine alışacaksa evlatlar
simsarlar kandırmayacaksa evine dönen askeri
kalkın halay çekelim, ben orada öleceğim

sanmayın bir merasim talebim olacak sizlerden
çoktandır yerimi yadırgamıştım zaten
pahalı istekleri olmuştu dersiniz ardımdan
mesela sevmek istemişti diye söylersiniz nezle olmuş bir kızı
belki bilmez, farkına da varmadınız kimbilir
hiç mektubu gelmeyen onbaşıların uykusu var cebimde
bakın rahip oldunuz birden nasıl da suskesildiniz
düğün sesi geliyor, vakit tamam galiba

bülent parlak*
devamını gör...

‘eğer sana seçme şansı verselerdi,kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin?,
jostein gaarder/ portakal kız
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim